dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
12 Mart Gazi ve 15 Mart Ümraniye - 1 Mayıs Mahallesi Katliamlarını “Demokratik Açılım” Yalanlarıyla Halkın Belleğinden Silmeye Çalışanlar, Halkın Öfkesinden Kurtulamayacaktır!

Demokratik Haklar Federasyonu
12 Mart 2011

dhflogo212 Mart 1995’de, Alevi halkımızın yoğun olarak yaşadığı İstanbul Gazi Mahallesi’nde devletin kontra güçlerinin tezgâhladığı kanlı bir senaryo hayata geçmişti.

Kontra güçlerin Gazi’de bir taksi şoförünü öldürmesi ve ardından kahvehane ile bir işyerini uzun namlulu silahlarla tarayarak giriştiği katliamda bir kişi hayatını kaybetmiş 5’i ağır 25 kişi yaralanmıştı.

Kahvehane ve işyerinin taranmasının ardından devrimci, demokratik kurumların önderliğinde Gazi halkı sokağa dökülmüş ve kontra güçlerin mahallede estirdikleri teröre ve katliama sessiz kalan polislere tepkisini göstermek için Gazi Mahallesi’ndeki karakola yürümek istemişti.

Gazi halkının sokağa dökülen haklı öfkesine, silahlarla yanıt veren polis, kitle üzerine hedef gözeterek ateş etmiş ve onlarca kişinin ölümüne yahut yaralanmasına sebep olmuştu.

Polisin bu saldırısına karşın Gazi halkı büyük bir cesaretle karakola yürüyüşe devam etmişti.

Her sokakta barikatlar kurarak büyük bir direniş sergileyen Gazi halkı ve devrimci evlatlarının büyüyen öfkesi, büyük bir direnişe dönüşmüş ve mahalle günlerce sokağa çıkma yasaklarına rağmen bir çatışma alanı olmuştu.

Askerlerin de polise takviye güç olarak devreye girdiği ve halka karşı silah kuşandığı bu çatışmalarda, toplam 17 kişi yaşamını yitirmişti. Şehitler vererek devam eden Gazi Mahallesi’ndeki halk direnişine ülkenin birçok yerinden destek de gelmişti.

Örneğin Ankara’da sokağa çıkan ve Gazi katliamını protesto eden halka saldırılar yaşanmış ve 36 kişi yaralanmıştı.

Yanı sıra 15 Mart’ta Gazi ayaklanmasına destek için eylem yapan İstanbul’un 1 Mayıs-Ümraniye mahallesinde de devlet “demokratik” yüzünü unutarak halka ateş açmış ve 5 kişiyi öldürerek 20 kişiyi de yaralamıştı.

Katliam, ilk saldırıların ardından başlayan çatışmalar içerisinde yaratılan halk komitesi tarafından öne sürülen; cenazelerin halka verilmesi, sokağa çıkma yasağının kaldırılması, gözaltına alınanların serbest bırakılması ve asker ve polisin bölgeden çekilmesi taleplerinin kabul edilmesinin ardından sona erdirilmişti.

Halkın Kanını Döken Katilleri Besleyenler, Halka “Demokrasi” Getiremezler!

Devletin AKP hükümeti eliyle “demokratik açılım” safsatalarıyla halkı kandırmaya çalıştığı bir dönemden geçiyoruz.

“Kürt açılımı”, “Alevi açılımı”, “Roman açılımı” ile ezilenlerin tarihini çarpıtan hâkim sınıflar, demokrasi bekçiliğine soyunarak gerçek karakterini gizlemeye çalışmaktadır.
“Ergenekon” tutuklamalarıyla devletin içerisindeki bir kısım kontra güçleri temizlediklerini, devleti şeffaflaştırdıklarını ifade edenler; halka dönük katliamları gerçekleştirenlere ise dokunmamaktadırlar.

12 Mart Gazi Katliamı ve 15 Mart Ümraniye - 1 Mayıs Mahallesi katliamının gerçekleştiği dönemde İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, Emniyet Genel Müdür Mehmet Ağar hakkında idari bir soruşturma dahi başlatılmadı.

Gazi katliamının gerçekleştiği sırada Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar sonraki yıllarda Milletvekilliği, Bakanlık görevleriyle onurlandırıldı.

Mehmet Ağar bugün de halka karşı işlediği suçların hesabını vermiş değildir.

1000 katliama imza atan Çarkın gibi, dönemin başbakanı Tansu Çiller, Oğuz Yorulmaz, Hanefi Avcı, Vali Hayri Koçakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İç İşleri Bakanı Nahit Menteşe de en küçük bir soruşturmayla karşı karşıya kalmadılar, en küçük bir hesap vermediler. Zaten böylesi bir hesap da kendilerinden istenmedi devlet tarafından.

Bozuk Düzende Sağlam Çark Arayanlar, AKP Hükümetinin İcraatlarına Bakmalıdırlar!

Demokrasi ve özgürlüklerden bahseden devlet, halkın örgütlü kesimlerine karşı yürüttüğü saldırılarını sürekli ve sistemli bir şekilde sürdürmektedir.

Emperyalistlerin ve ülkemizdeki yerli işbirlikçilerinin ekonomik, sosyal, kültürel saldırılarına karşın halkın demokratik haklar mücadelesini veren devrimci demokrat güçlere yapılan devlet terörü hız kesmeden sürüyor.

Son altı ay içerisinde Federasyonumuz ve diğer devrimci, demokrat güçlere yapılan devlet terörü, demokratik açılımların içinin boş olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Devlet “yasal” dernekleri “yasadışı” gibi göstererek düzmece “terör örgütü” operasyonları tezgâhlamakta ve halkın demokratik haklar mücadelesinin gelişmesini engellemek istemekte, halk güçlerine terör uygulamaktadır.

Demokratik haklarını kullanarak eylemler gerçekleştiren üniversite öğrencilerine azgınca saldırmakta gözaltına almaktadır. Düzmece operasyonlarla üniversite öğrencilerini “terör örgütü üyesi” ilan etmekte ve hapishanelere atmaktadır.

Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de yüzlerce Alevi’yi katlederek kontrol altına almaya, sindirmeye çalışan iktidar, bugün bu saldırısını, “Alevi açılım”larıyla sürdürmektedir.

İktidarın, AKP eliyle hazırladığı ve Diyanet İşleri gibi, Alevileri temsil edecek bir devlet kurumunun oluşturulması, devlet eliyle Cemevleri’nin açılması, Alevi dedelerinin devlet tarafından eğitilmesi gibi hususları kapsayan “Alevi Açılımı”, sözünü ettiğimiz yeni tipteki saldırının en somut ve yoğunlaşmış biçimi olarak karşımızda durmaktadır.

Onlarca yıldır Alevi halkının demokratik mücadelesini bitiremeyen, yine onların ezilen inanç kesimlerinden olmaları ve devletin saldırısına en yoğun şekilde uğramaları nedeniyle devrimci güçlere olan yakınlığının önünü alamayan iktidar, Alevi “açılımı” ile Alevilerin devletin güdümüne sokmayı ve böylece Alevilerin demokratik, devrimci dinamiklerini bertaraf etmeyi hedeflemektedir.

Ancak halkın belleği tazedir, hiçbir katliam, işkence, zulüm unutulmuş değildir.

Gün gelecek, devran dönecektir. Bugünün iktidarı, yarının sanığı olarak tüm kanlı ve kirli icraatlarının hesabını halka verecektir. Er ya da geç, ama mutlaka verecektir!