| 19 Aralık 2000 Hapishaneler Katliamı'na Karşı, Zaferi Kuşanan Devrimci Cüretin İzinden, Özgürlüğü Fethetme Bilinciyle Yürüyoruz! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Bu müdahale ile emperyalistlerin ve onların ülkemizdeki uşak iktidarının çıkarları uyarınca, stratejik olarak içerde ve dışarıda var olan tüm toplumsal muhalefet hedeflenmiş, fiziki olarak imhasına çalışılmış; bu muhalefetin tarihsel ve sınıfsal değerlerinin yozlaştırılarak, kendi esas özünden koparılmasının, sistem içine çekilerek zararsız hale getirilmesinin adı olan tasfiye dalgasına yeni bir boyut kazandırılmıştır. Hapishanelerdeki devrimci tutsaklar, devletin teslim alma saldırısının somutlaşmış ifadesi olan F tipi hücrelere karşı, bedenlerini ölüme yatırarak kendi devrimci ideallerini koruma konusundaki kararlı duruşlarını sergilemişlerdi. Devrimci tutsakların bu mücadelesi gün gün kitlelerde karşılık bulmaya başlamış ve tecrit içindeki tecrit olan F tipi hücrelere karşı biriken bir öfkeye dönüşmüştü. Çünkü tutsakların talepleri tüm halkın ortak talepleri idi. Tutsaklara hücreleri dayatanlar; halka işsizliği, yoksulluğu, açlığı ve sefaleti dayatanlardı. Bu olumsuz koşullarda yaşamak istemeyip, mücadele edenleri, devlet, F tipi hücreler ile korkutmak ve teslim almak istemekteydi. Devletin bu yönelimi, dönemsel değil stratejik bir hamle idi. O yüzden bundan geri adım atma niyeti yoktu. 19 Aralık öncesi tutsaklarla yapılan hiçbir görüşme karşılık bulmamış, devlet burada görüntüde bir uzlaşma sinyali vererek halk nezdinde teşhir olmamaya gayret göstermiş. Fakat 19 Aralık sonrası bazı devlet görevlilerinin “aylar öncesinden hapishane maketleri üzerinde çalışmalar yapıldığına” dair bilgiler vermesi, operasyon sırasında kullanılan askeri mühimmatlar ile katliamda yer alan özel birlikler ve o dönemde devrimci tutsaklar ile devlet arasında arabuluculuk yapan aydın ve yazarların “devlet bizi kandırdı” demesi devletin gerçek niyetinin ne olduğuna dair sağlam kanıtlar sunmaktadır. Devlet, sınıfsal özünden gelen ve geleneksel bir alışkanlık haline getirdiği katletme pratiğini, asla ve asla terk etmeyeceğini bir kez daha yinelemişti. 19 Aralık 2000'de asıl olarak bilinçlere kazınan ise, bu zulüm karşısında devrimci tutsakların devrimci iradeyi bayraklaştırması ve tarihlerinden aldıkları direnme çizgisini daha da güçlendirerek geleceğe miras bırakmalarıdır. Devrimci tutsaklar mermilerin, lav silahlarının, zulmün kustuğu ölümün, devrimci irade ile buluşmuş insan olan özneyi kendi değerlerinden koparamayacağını, ölümü küçülterek yeneceğini tarihsel bir haykırışla özetlemişlerdir. Halkın demokratik haklar mücadelesini göğüslerken, büyütmeye çabalarken her daim referans olarak tarafımızca kabul görecek olan cevher, tam da budur. 19 Aralık katliamı bir sürecin dönüm noktasıdır. Etkileri tüm toplumsal muhalefet tarafından hissedilmiştir. Emperyalizmin (özelde ABD'nin) gerek dünyaya, gerek bölgeye ve gerekse de ülkemize dair bütünlüklü yaklaşımı dahilinde işletilen, “kendinden olmayı yok etme” tutumu ile devrimci ulusal ve sınıfsal hareketleri tasfiye etme girişiminin ülkemizde büründüğü biçimi olan devletin yeniden yapılandırma sürecinin ilk adımı 19 Aralık katliamıdır. ABD'nin bölgede ileri karakolu olan devletin, bölge dengelerinde ABD ve AB emperyalizminin lehine etki eder derecesine taşınması açısından muhalefet merkezleri yok edilmeliydi. Kürt Ulusal Hareketi önderi Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türk hakim sınıflarına teslim edilmesi, 19 Aralık ile sınıfsal kurtuluş mücadelesi yürüten komünist ve devrimci hareketlere dönük gerek fiziki gerekse de ideolojik tasfiye saldırısı ile bu hedeflere varılmaya çalışılmıştır. 19 Aralık katliamı özelde hapishanelere genelde ise tüm topluma müdahale eden bir saldırı idi. Emperyalizmin ve onların uşakları, komünist ve devrimci hareket başta olmak üzere; işçi, köylü, öğrenci hareketlerini kıskaca alıp boğma ve tasfiye etme sürecini başlatmıştır. Sistem, devrimci değerlerin içeriğini boşaltarak, yozlaştırarak kendi devrimcisini yaratmaya çabalamaktadır. Bu konseptin miladı 19 Aralık'tır. Devrimci güçler tasfiye edilirse, işçi sınıfından ve köylü hareketlerinden korkmaya gerek yoktur. Sınıf, öncüsünden uzaklaşırsa, toplumsal refleksleri sistem içi sınırları aşamaz. Sendikalar çürür, mücadele kültüründen sıyrılır ve sistemin kendisini tekrardan üretmesine hizmet eden kurumlara dönüşür. Kısacası komünist ve devrimci özneler yok ise, tüm sınıfların, tüm ezilen kesimlerin hak talepleri sistem içi bir çizgi izlemeye muhtaçtır. Sistem, bunu bildiği için tasfiye dalgasını her türlü aracı kullanarak büyütmeye çabalamaktadır. Son dönemde moda olan “demokratikleşiyoruz” lafları, siyasal piyasada epey prim yapan söylem haline gelmeye başlamıştır. Açılımlar adı altında yaratılmaya çalışılan sahte görüntü ile devlet, halkın bilincini bulandırmaya ve geçmişte işlediği tüm suçlarından aklanarak, kendisini tekrardan üretmeye çabalamayı bütünlüklü bir politika haline getirmiştir. Üst düzey komutanların tutuklanması ya da görevden alınması, bazı polis amirlerinin işkence davalarında sanık sandalyesine oturtulması demokrasi sosuna bulandırılarak şova dönüştürülmektedir. Bir yandan, hakim sınıfların kendi içlerindeki iktidar kavgasından kaynaklı olarak yaşanan bu olaylar abartılarak, nehirlerinden su yerine demokrasinin aktığı ülke haline geldiğimiz sunulmakta; diğer yanda ise Kemal Türkler davası zaman aşımına uğruyor, üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen 19 Aralık katliamının sorumluları hakkında tek bir şey yapılmıyor, demokratik haklarını kullanan üniversite öğrencilerine devlet terörü uygulanıyor. Demokrasi havarileri bu yaşananlardan ise hiç bahsetmiyor. Her sınıf kendi tarihi ile anılır. 19 Aralık'ta hakim sınıflar zulümleriyle, iki yüzlü politikalarıyla anılacaktır. Ezilenlerin bağrında yetişmiş ve halkın kurtuluş mücadelesine yaşamlarını armağan etmiş yiğit halk evlatları ise, direnişleriyle anılacaktır. Halkın kurtuluş mücadelesinde, emekçi halk iktidarının kurulması uğraşında saf tutmuş tüm yürekler, bu katliamda ölümsüz bir eser olan devrimci direniş çizgisini kendilerine kutup yıldızı olarak kabul edeceklerdir. Yeni demokrasi güçleri, halkın mücadele tarihinde saygın bir yeri olan bu direnişin yaratıcılarını anmayı, demokratik haklar mücadelesi idealinin zaferle taçlandırılması olarak kavrar. |





19 Aralık 2000 tarihinde, ülkemiz egemen sınıflarının hapishanelere dönük gerçekleştirdikleri katliam operasyonu, tek başına devrimci tutsaklara yapılan bir müdahale değildi.