Demokratik Haklar Federasyonu
21 Mayıs 2010
Günlerdir devletin gerçekleştirdiği iki ayrı katliam olayını ve bu olayların yankılarını konuşuyoruz. Bu olaylardan birisi Zonguldak’ta göçük altında kalan 30 madencinin durumu iken, diğeri Muğla’da sokak ortasında kurşunlanan Şerzan Kurt’un durumuydu.
Dün, Şerzan Kurt’un, bugün de göçük altında kalan 28 madencinin yaşamını yitirdiğini, göçük altındaki iki madenciye ise henüz ulaşılamadığını öğrendik.
Yaşanan olaylar birbirinden bağımsız değildir. Her iki olayın sorumlusu da devlettir!
Sömürü düzeninin sahipleri, sahtekârca ve ikiyüzlüce, demokrasinin gelişmekte olduğunu, “yeni anayasa” tasarısıyla birlikte özgürlüklerin daha da gelişeceğini, işçilerin ve diğer kesimlerin haklarının artacağını söyleyip, anayasalarına destek isterken; sadece son 10 gün içerisinde yaşadıklarımız dahi, mevcut düzenin işçiler, gençler ve diğer ezilen kesimler için ölüm, zulüm ve baskı demek olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Devletin yasaları, ağaların ve patronların sömürü ve zulüm düzenlerini korumak için vardır. Onun için bu yasalarda bulunan “yaşama hakkı”, “çalışma hakkı”, “iş güvenliği” vb. şekilde ifadesini bulan haklar göstermeliktir.
Örneğin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın görevleri arasında bulunan işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki görev ve sorumluluğun gereklerini ne oranda yerine getirdiği sadece 1955 yılından bu yana madenlerde meydana gelen kazalara bakılarak görülebilir.
1955 yılından bu yana ülkemizin değişik yerlerinde faaliyet gösteren madenlerde meydana gelen kazalarda 3 bine yakın madenci yaşamını yitirmiş, yüz binlercesi ise yaralanmıştır. İşte devletin iş güvenliğine ve işçi sağlığına verdiği önem (!)
Ülkemizdeki madenler, özellikle 1980’den sonra uygulanan neo-liberal politikalar nedeniyle küçültülmüş ve işlevsiz bırakılmıştır. Madencilikte “iş ve işçi güvenliği” devletin en tabi sorumlulukları arasındayken, bizatihi devletin kendisi, madenleri özelleştirmeler yoluyla, uluslararası şirketlere ve para babalarına peşkeş çekmekte ve böylelikle de taşeron işçi çalıştırma, ihmal, ilgisizlik, denetimsizlik, nitelikli mühendislik hizmeti almama, çalışma koşullarındaki çeşitli yetersizliklerle işçilerin ölümüne sebep olmaktadır.
Bu nedenle maden kazaları sonrasında devlet yetkilileri tarafından iletilen “taziyeler”, büyük bir sahtekârlığın dışavurumudur.
Ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ve diğer devlet yetkilerinin ifade ettiği gibi, bu kazalar “kader” ya da "olagelen kazalar" da değildir.
Devlet on yıllardır meydana gelen bütün maden kazalarında bilinen açıklamalarına ek olarak kazalarda “ihmal bulunmadığını” söyleyip durmaktadır. Fakat sadece son 5 ayda Bursa, Balıkesir ve Zonguldak’ta meydana gelen kazalar dahi incelendiğinde, işçilerin göz göre göre öldürüldükleri açıkça görülmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) bağlı olan Zonguldak işletmesinde yaşanan kazada, “bir ihmal bulunmadığını ve kömür çıkarma işleminin taşeron bir şirkete verilmediğini” söylüyor ve ekliyor: “Bu işi yıllardan beri TTK yaptırıyor. Kuyu açma galeri açma işini yılardan beri TTK alt işverene yaptırıyor. Her alanda bir işletmenin uzmanlaşması mantıklı değil. Bu firma 4 yıldan beri çalışıyor ve benzer işleri yapıyordu.”
İşte devlet gerçeği, işte işçilerin güvenliğini ve sağlığını korumakla yükümlü ilgili devlet kurumunun birinci ağızdan yaptığı gayrı ciddi açıklama!
TTK Zonguldak İşletmesi’nde, asıl işveren olan devlet, kendi yasalarını çiğnemiş ve “anayasal” bir suç işlemiştir. Devlet, asıl iş kapsamında olan galeri açma işini taşeron Yapıtek firmasına vermiş ve işçilerin her türlü haklarını ellerinden alarak ölüme terk etmiştir.
Özelleştirmelerle emeğimizi ve geleceğimizi karartanlar, yaşamlarımızı almaya devam ederken, devlet kendisini ve suç ortaklarını aklamaya devam ediyor. Devlet işlediği suçların üstünü örtmekte ve her yıl değişik madenlerde işçilerin yaşamlarına doğrudan kast etmektedir.
Sömürü ve zulüm düzeni var olduğu müddetçe, devletin maden cinayetleri de devam edecektir.
Devletin bu pervasız saldırılarına karşı yapılması gereken; denetimsiz ve kuralsız çalışmakta olan, teknolojik yenilenmelerini yapmayan, sendikasız işçi çalıştıran ve kaza riskine açık işletmelerin etkin denetiminin yapılması için, işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatının günün gerekleri ışığında yeniden düzenlenmesi için demokratik haklar mücadelesini yükseltmektir.
Madencilerin Yaşam Hakkını Ellerinden Alan Zihniyet, Şerzan Kurt’un da Katilidir!
Muğla'da 11 Mayıs'ta devrimci, demokrat, yurtsever öğrencilere karşı gerçekleştirilen faşist saldırıda, polisin hedef gözeterek açtığı ateş sonucu ağır yaralanan Şerzan Kurt, dün hayatını kaybetti.
Devletin demokrasi söylemlerinin havada uçuştuğu böylesi bir dönemde, gençlerimizin sokak ortasında katledilmesi, polisin ve faşistlerin şiddetine maruz kalması, devlet gerçeğinin bizatihi kendisidir.
7 Aralık 2009’da Amed’de bir başka genç kardeşimizi, Aydın Erdem’i, sokak ortasında kurşunlayarak öldüren polisler aramızda dolaşırken, devletin işlediği cinayetlere bir yenisi daha eklenmiştir.
Devlet, para babaları madenlerde daha fazla kar elde etsin diye işçilerimizi ölüme göndermektedir. Gençlerimizi ve çocuklarımızı düzenlerine uymadığı için katletmektedir. Devlet, işçilere, köylülere, emekçilere ve diğer ezilen kesimlere dönük saldırıları yasallaştırmakta ve böylelikle kendisini ve suç ortaklarını aklamaktadır.
Devlet, “Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu”yla halka karşı giriştiği saldırıları daha da tırmandırmaktadır. Bu yolla devlet tarafından yasallaştırılan “şiddet”, polislerin daha da pervasızlaşmasına yol açarken; halkın maruz kaldığı saldırılarsa giderek boyutlarını arttırmaktadır.
Sadece son iki yıl içerisinde, 100’e yakın insanımızın polis tarafından öldürülmesi gerçeği, tehlikenin boyutlarını da göstermektedir! Gelinen aşamada, “polis terörüne karşı” somut ve kapsamlı adımlar atarak geniş bir kamuoyu oluşturmak ve demokratik haklarımız için mücadele etmek, bir zorunluluk haline gelmiştir.
Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) olarak, Zonguldak’ta ve Muğla’da yaşamlarını yitiren kardeşlerimizin ailelerine ve sevenlerine baş sağlığı dilerken; katliamların sorumlusu olan sömürü ve zulüm düzenini lanetliyoruz.
Bütün duyarlı kesimleri, ilerici, demokratik, devrimci kamuoyunu yaşamlarımıza kast eden bu alçakça saldırılara karşı alanlara çıkmaya ve ülkenin her yerini eylem alanına çevirmeye çağırıyoruz.




