| 32 Canın Sorumlusu Sel Değil; Ülkemizi, Emeğimizi ve Yaşamlarımızı Emperyalizme Peşkeş Çeken Ağalar ve Patronlar Sultasıdır! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Ne var ki 32 kişinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin kayıp olduğu ve yüzlerce kişinin yaralandığı, son yaşadığımız sel olayları bu sözü bir çırpıda yalanlıyor. Öyle ya ölen 32 kişinin içinde kaç tane Kadir Topbaş, kaç tane Muammer Güler, kaç tane Tayyip Erdoğan, İlker Başbuğ, Koç, Sabancı, Ciner, Karamehmet var?! Ya da üzerine titrenerek, bin bir zorluk içinde büyütülen ve devletin hiçbir altyapı düzenlemesi yapmaması nedeniyle, selde yumuşayan toprağa diri diri gömülen ana kuzularından kaçı ülkemizdeki şahların çocukları? Yıllarca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Tayyip Erdoğan, bu sellerden de görüldüğü gibi milyonlarca İstanbullunun hayatını güven altına almak, 32 insanın ölümüne engel olmak için İstanbul’a hiçbir yatırım yapmış değil. Her yıl, İstanbulludan toplanan trilyonlarca lirayı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne koyan Tayyip Erdoğan, kaldırımları kaldırıp indirmek dışında, bu paradan İstanbul’un altyapı sorunlarını çözmek için tek kuruş harcamadı. Sel ve deprem gibi türlü afetlerin İstanbulluyu düşüreceği dar günleri düşünmeyen ve 32 insanımızın ölmemesi için gerekli olan yatırımları yapmayı bir an bile aklına getirmeyen Erdoğan, oğlu Bilal’in dar günlere düşmemesi için bizlerin ceplerinden aşırdığı 500 bin dolarla, 250 tır taşıyabilen bir gemiyi bir çırpıda almayı biliyor! Kendi belediye başkanlığı döneminde de (1996) benzer afetin yaşandığını belirten Erdoğan, o günden bu yana kendisinin ve kendisinden sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan AKP’li Kadir Topbaş’ın neden tek bir önlem almadığı konusunda ise tek söz etmedi! Dahası, “Derenin intikamı ağır olur” diyerek ölümlerin sorumluluğunu, utanmazca, hayatını kaybeden 32 kişiye yükledi! Ancak duruma bakın ki bu devletin başbakanı olan Tayyip Erdoğan, can kayıplarının çok küçük bölümünün bu bölgelerde gerçekleştiğini bile bilmiyor! Halbuki yaşanan ölümlerin büyük çoğunluğu dere yataklarında değil, selin vurduğu işyerlerinde, otobanlarda, yollardaydı. Bu bilgisizliğiyle, ilgisizliği ve ölümlerdeki sorumluluğuyla bir de kalkıp, “Belediye, valilik, askeriye ve tüm kurumlarımız büyük bir özveri ile çalıştı. Bütün kurumlara bu çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum” diyor. 32 can, diri diri toprağa gömülmüş, milyonlarca liralık zarar var, yüzlerce yaralı, onlarca kayıp insan var. Tayyip Erdoğan buna rağmen karşımıza geçip utanmazca, bunların olmaması için tek bir önlem bile almamış olan ve önlem almakla sorumlu olan bu kurumlara teşekkür ediyor. Neden? Bir yağmurun tam 32 insanı öldürmesine neden oldukları için mi? Topbaş: “Ölen 32 kişi doğayı katletti, doğa da onları" İlk olarak Trakya’yı vuran ve bölge belediyelerinin-devletin kanalizasyon başta olmak üzere altyapısını gerçekleştirmemesi sonucu 5 canı aramızdan alan yağışlar ve sele ilişkin meteoroloji günlerdir uyarılarda bulunuyordu. Buna rağmen hiçbir önlem almayarak ölümlere davetiye çıkartan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, insanların doğayı hoyratça kullandıklarını ve doğanın intikam aldığını söyledi. Peki ya İstanbul Valisi Muammer Güler’in açıklamasına ne demeli? “Daha önce de vatandaşlarımıza gerekli ikazlarda bulunduk” diyen Güler, ölümlerden, doğrudan hayatını kaybeden kişileri; hasardan ise halkı sorumlu tuttu! Ekmek ve emek şehitleri Selin geleceği düşüncesine ve yoğun yağışa karşı Topbaşlar, Gülerler, Erdoğanlar, Güller, Başbuğlar ve öteki "şahlar" güvenli yerlerde kalarak önlemlerini almışlardı. Ne var ki yoksul halkın sığınacağı öyle güvenli limanları yoktu. Ekmek peşinde koşan işçilerin ise ölümden uzak durmak için işlerini kaybetmeyi göze alma “lüks”leri yoktu! Çünkü sel de olsa deprem de olsa işe gitmemenin bahanesi olamazdı. Çünkü “Türk milleti çalışkan”dı! Çünkü ölüm tehlikesi var diye işe gitmemek kovulmaktı, aç kalmaktı, çocuklara bakamamaktı! Ve aç kalmamak, aç bırakmamak için milyonlarca işçi işbaşı yapmak için yola çıktı. İşbaşında olanlar ise, yaşanan sel olaylarına rağmen patronlar tarafından tahliye edilmedi. Durum böyle olunca 7 işçi kadının servis aracı olarak kullanılan kamyonette boğularak ölmeleri kaçınılmaz oldu! Ve tabi "patronlarının arabasını selden kurtarmaya çalışırken" yaşamlarından olan iki işçi ve diğerleri... Vali’nin, Başbakan’ın ve Belediye Başkanı’nın önlem paketi hazır: “Bir yerlere sıkı tutunun ve Allah’a dua edin!” Bunca yıkımın, ölümün, kaybın ardından yoğun yağışların ve sel riskinin devam edeceğini söyleyen yetkililer, olası sel olaylarına karşı önlem paketlerini de açıkladılar: “Tedbirinizi alın, gerekirse anons yapacağız”. Yani tedbiri siz alın, biz anons yapacağız dediler ve yeni ölümlere davetiye çıkardıklarını, insan yaşamının kendileri için hemen hiçbir öneminin olmadığını bir kez daha açıkça beyan etmiş oldular! Birbirimize tutunacağız ve sağlıklı, doğal bir çevrede insanca bir yaşamı hep birlikte kuracağız! Ülkemizin yer altı ve yer üstü zenginliklerinin, tüm bu zenginlikleri sabahın alacakaranlığından akşamın kör vakitlerine dek işleyen emeğimizin, alın terimizin ABD ve AB emperyalistlerine, hayatlarımız pahasına peşkeş çekildiği bir ülkede yaşıyoruz. Emperyalistler ve ülkemizdeki uşakları, devlet erkiyle, belediyeleriyle, her türlü imkan ve aracıyla, bu uşaklık politikalarının yıkımlarını bizlere yaşatırken; daha fazla kar ve dönemsel politikaları uğruna hayata geçirdikleri çevre düzenlemelerinin yarattığı tahribatların da yıkımlarını yine bizlere fatura edebilme cüretini gösteriyorlar! Şu an için, yaşadığımız 32 can kaybının doğrudan sorumlusu, bu sömürü ve zorbalık sultası ve onun insan yaşamını umursamayan iskân ve alt yapı politikalarıdır. Bu yıkım tablosundan kurtuluşumuz ancak ve ancak insan yaşamını ve toplumsal varlıklarımızı merkeze alan ve tüm teknik olanaklar ile sosyal politikaları bu kapsamda ören, geliştiren bir merkezi ve yerel yönetim anlayışında; halk iktidarındadır! Yıkımlara karşı öfkemizi birleştirelim! İnsanca bir yaşam ve sağlıklı, doğal çevrede yaşam hakkımız için mücadele edelim! Ölümlerin hesabını soralım! |



“Ölüm âdildir; aynı haşmetle vurur şahı, fakiri” diyor bir Acem şairi.