| AKP “Alevi Çalıştayı Ön Raporunu” Açıkladı: “Durmak Yok, İnkâr ve Asimilasyona Devam” |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Geçtiğimiz günlerde sonuncusu gerçekleştirilen “Alevi Çalıştaylarının” ardından kamuoyuna dönük yayınlanan “Alevi çalıştayı ön raporu” ülkemiz hâkim sınıflarının katliamcı ve asimilasyoncu yüzünü bir kez daha açığa çıkarmıştır. “Ön raporun” açıklanmasının ardından geçtiğimiz hafta boyunca, Devlet Bakanı Faruk Çelik’in “Sivas mağdurlarının aileleriyle yapacağı görüşme” ve çalıştay raporunu olumlayan görüşler öne çıkarılarak “Alevi çalıştayı” hakkında “olumlu bir hava” estirilmeye çalışıldı. Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) olarak “Alevi Çalıştayı” gündeme geldiğinden bu yana çalıştayın büyük bir aldatmaca olduğunu ve hâkim sınıfların bu çalıştaylar vasıtasıyla Alevileri sömürü ve zulüm düzenin yedeği haline getirerek ehlileştirmeye çalıştığını ifade ettik. Yüzyıllardır büyük bir pervasızlıkla, utanmazca ve aymazca sürdürülen inkâr, asimilasyon ve imha politikaları “Alevi çalıştaylarıyla” yeni bir saldırı sürecine girmiştir. Hâkim sınıflar imha politikalarıyla “Sünnileştiremediği” Alevileri, “birlik ve kardeşlik söylemleri” eşliğinde aldatarak adım adım uzun vadede “Sünnileştirmeyi” ve sistemin yedeği haline getirmeyi hedeflemektedir. Hâkim sınıflar Alevilerin yüz yıllardır yaşadığı baskı ve katliamları görmezden geliyor Alevi çalıştaylarında Alevilerin yüz yıllardır yaşadığı sorunlar ve bu sorunların gerçek nedenleri karartılmıştır. AKP bu süreçleri karartarak Alevilerin ve diğer “açılımlar” vesilesiyle de Kürtlerin, Romanların ve tüm ezilenlerin tarihlerini ve varlıklarını yok saymaya devam ediyor. Dün başları kesilerek kuyulara atılan, kılıçlardan geçirilen, tecavüz edilen, horlanan, inançlarından dolayı sonu gelmez eziyetlere uğratılan Alevilere, bu zulüm ve katliam tarihi unutturulmaya çalışılıyor. Hâkim sınıflar: “Geçmişte tatsız şeyler yaşandı. Ama artık bunları unutalım. Bakın bugün sizi muhatap olarak karşımıza alıyoruz bu bile büyük bir gelişmedir” türünden açıklamalarla inkârcı politikayı devam ettiriyor. Liberaller, satılık kalemşorlar ve aynı safta birleşen benzer çıkar grupları ise “Alevi çalıştayını” parlatmakta ve yüzyıllardır yaşananları hasıraltı ederek “yeni bir dönemin” müjdesini vermektedirler. Bu kesimlere göre “devlet, artık sorunların adını koymakta ve açılımlarla huzur ve barış ortamını sağlamaktaymış”(!) Efendiler! Ne Alevilerin ne Kürtlerin ne Romanların ne de diğer ezilenlerin sizlerin ihsanına ihtiyacı yoktur! Sizlerin yeni “keşfettiği” Aleviler, Kürtler, Romanlar yüzyıllardır sizin zulüm ve katliam düzeninize rağmen vardır! Ve bu toprakların gerçek sahipleridir! Hâkim sınıflar böylesi saldırılarla Alevileri belleksizleştirmeye çalışmaktadır. Çünkü tarihini bilmeyenleri ve düşmanını tanımayanları yönlendirmek ve kullanmak daha kolay olur. Ülkemizin tarihi gerçekleri unutuldukça devlet kendisini ve devraldığı katliamcı, asimilasyoncu geleneğini aklamakta ve “hakem” pozisyonuna çekilerek bir yanılsama yaratmaya çalışmakta, sorunları ise ezilenleri karşı karşıya getirmek suretiyle açıklamaya devam etmektedir. Nitekim bu durum “ön hazırlık raporuna” Alevi-Sünni karşıtlığı olarak yansımış ve devletin gerçek niyetini açıkça ortaya koymuştur. Raporda geçen “Aleviler her alanda ayrımcılığa uğradıklarını ifade etmişlerdir. Sorunun gerek Sünni gerekse Alevi kesimlerinin karşılıklı hoşgörü, diyalog ve empati eksenli girişimlerle aşılabileceğinin paylaşıldığı oturumda…” ifadesi veya “Katılımcılar burada (madımak oteli) gerçekleştirilecek düzenlemenin kısa ve uzun vadede yeni husumet alanlarına dönüşmemesi için başta Sivas olmak üzere ülkenin her bölgesinde mevcut tansiyonu düşürecek girişimlerde bulunulmasına gerek duyulduğunu ifade etmişlerdir.” cümlesi bu niyetini açıklamaya yeterlidir. Alevilerin Sünnilerle ya da başka bir inanç ve kimlikle sorunları yoktur. Dahası ezilen çeşitli inanç, ulus ve milliyetten insanlarımızın bir biriyle sorunları yoktur. Ezilenler arasında sorun yaratan ve sonra da dışarı çıkarak “barış, kardeşlik” mesajı veren mevcut zulüm ve sömürü düzenidir. Zulüm ve sömürü düzeni ortadan kalktığında topraklarımızda gerçek anlamda barış ve kardeşlik yaşanacaktır. O zaman ne Alevi-Sünni ayrımı ne Kürt-Türk çatışması ne de başkaca benzer sorunlar yaşanacaktır. Onun için tarihimizi öğrenelim ve dostumuzu-düşmanımızı iyi tanıyalım. Anadolu topraklarını kanlarıyla, canlarıyla sulayan Alevilerin gerçek tarihi karşısında, hâkim sınıfların yalan, imha, inkâr ve asimilasyon üzerine kurulu tarihlerinin ürünü olan “Alevi çalıştayı” koca bir aldatmaca olmaktan başka bir şey değildir. Alevilerin yaşadığı sorunların kaynağı zulüm ve sömürü düzenidir Emperyalistlerin ve hâkim sınıfların uşaklığını yapan AKP sözcüleri, raporun sonuç kısmında şöyle diyor: “Tartışılan tüm konularda ülkemizin birlik ve beraberliğine ortaklaşa yapılan atıflar heyecan verici olmuştur. İlkesel düzeyde barışın ve bir arada yaşamanın hiçbir pazarlığa meydan vermeksizin kabul edilmiş olması sorunun çözümü noktasında taraflara emsalsiz fırsat alanları sunmuştur.” AKP hükümeti kulağa hoş gelen cümleler kurarak geniş kesimlerin bilinçlerini bulandırmakta ve bu kesimleri kendi çıkarlarının kaldıracı haline getirmeye çalışmaktadır. AKP, Alevilerin yaşadığı sorunların zeminini karartmakta ve sınıf çelişkilerini yok sayarak “barış içerisinde yaşama” teranelerini uydurmaktadır. Aleviler, Osmanlı zamanında feodal devlet gerçekliğine “zarar” verdikleri gerekçesiyle geniş saldırıların hedefi haline getirilmişlerdir. Osmanlı’da hâkim sınıfların dışında kalan geniş kesimler azgın sömürü çarkı altında ezilmekteydi. Ezilen kesimler içerisinde Aleviliğin etkili olması ve Osmanlı devlet erkânının Sünni kimliği benimsemesi, günümüze uzanan “devlet politikasının” taşlarını döşeyen gerçeklerdir. Ülkemizin yarı-sömürge yarı-feodal sosyo-ekonomik yapısı Alevilerin ve diğer ezilen kesimlerin yaşadığı sorunların yegâne kaynağıdır. Hiçbir sorun üretim ilişkilerinden bağımsız ele alınamayacağı gibi yaşadığımız adaletsizliğin, eşitsizliğin ve zulmün kaynağı da sınıf çelişkilerinin ta kendisidir. Dolayısıyla AKP’nin ifade ettiği “barış içinde yaşama” söylemi koca bir aldatmacadır. Barış içinde, huzurlu yaşam bir için temel koşul sömürü ve zulüm düzenin ortadan kalkmasıdır. Alevi Çalıştayından çıkan sonuç: Devlet kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor Çalıştay raporunda “Bu bağlamda müzakere sürecini sadece Alevilerle değil, bilim insanlarını, ilahiyatçıları, sivil toplum kuruluşlarını, medya mensuplarını ve siyaset dünyasından eski ve yeni milletvekillerini de katarak, problemin çözüm noktalarını ülkenin ortak gündemiyle buluşturmak gerekmiştir” denilmektedir. Alevilerin sorunlarının tartışıldığı bir “çalıştayda” Türk Ocakları’nın, MÜSİAD’ın, ilahiyatçıların, Mazlum-Der’in ve benzerlerinin ne işi var? AKP bu kesimler üzerinden “devletin resmi görüşlerinin” dillendirilmesini sağlamış ve “toplumun hassasiyetleri” bahanesinin ardına gizlenerek “çalıştayları” büyük bir saldırı aracına dönüştürmüştür. Öyle ki “çalıştaya” Maraş Katliamı’nın faillerinden olan faşist Ökkeş Şendiller’i dahi çağıracak kadar pervasızlaşmışlardır. AKP tüm bu süreçler boyunca Alevileri “Sünnileştirme” politikası gütmüş ne nihayetinde bu niyetini “ön rapora” yansıtmıştır. İşte “çalıştaydan” çıkan ibretlik sonuçlar: 1- “Aleviliğin İslam üst başlığı altında “Hak- Muhammed-Ali” kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkân yolu olduğu konusunda tam bir uzlaşma sağlanmıştır.” Hâkim sınıflar Alevilerin “Sünnileştirilmesi” ve devletin yedeği haline getirilmesi çabasında önemli bir mesafe kat etmiştir. Devlet, Aleviliğin sınırlarını çizmiş ve “Aleviliğin ne olduğunu” yüzyıllardır sürdürülen imha-inkâr ve asimilasyon politikaları neticesinde kendi çıkarlarına göre tanımlamıştır. 2- “Bu bağlamda kimlik ve beyan konusunda ortaya çıkan sorunların eğitim müfredatı, tarihsel önyargılar, iç ve dış kışkırtmalar, cehalet ve iyi niyet eksikliğiyle pekiştirildiğine vurgu yapılmıştır.” Hâkim sınıflar başta Aleviler olmak üzere ezilen inanç ve kimliklerin yaşadığı sorunlarda kendisini aklamış ve sorunu yukarıda tarif edilen çerçeve içerisine sıkıştırmıştır. Sorunların çözümü için parlak bir yol belirlenmiştir. “Aleviler önyargılarını bırakacak, ülkemizdeki cahil tabaka aydınlatılacaktır.” Aleviler önyargılı değiller. Aleviler yüzyıllardır yaşadıkları zulüm ve eziyetleri kimlerin nasıl yaptığını biliyor. Alevilerin aldığı tavır “önyargının” ifadesi değil hâkim sınıfların devraldığı ve sürdürdüğü “devlet geleneğinin” tarihi gerçekleridir. 3- “Neticede çalıştayda Cumhuriyetle yaşıt Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önemini kimse göz ardı edememiştir. Lağvedilmesini isteyenler bile, gelinen noktada, bugünden yarına bunun çok da mümkün olamayacağını, ancak daha sivil bir yapıya kavuşturulması gerektiğini önemle vurgulamışlardır.” Buna paralel olarak “zorunlu din derslerinin devam edeceği” ve önümüzdeki süreçte “hassasiyetler” göz önüne alınarak düzenlemeler yapılacağı söylenmiştir. Hâkim sınıflar ülkemizdeki farklı inanç gruplarını görmezden gelmeye ve onları “Sünnileştirmeye” devam edeceğini ilan etmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığını koruması ve önümüzdeki süreçte “İslamın tüm yorumlarını kapsayarak özerk bir yapıya kavuşturulması” devletin tarihi gerçeklerine işaret etmesi bakımından önemlidir. 4- Madımak Oteli'nin müze olması önerisi “Bu bağlamda müze fikrinin tehlike ürettiği düşünülmüş, bunun yerine binanın yıkılarak bir parka dönüştürülmesini katılımcıların büyük çoğunluğu desteklemiştir. Etraftaki birkaç binanın da kamulaştırılarak bu alana dâhil edilmesini önerenler olmuştur.” fikriyle karşılanmıştır. AKP bu konuda da temsil ettiği anlayışı çok açık bir şekilde sergilemiştir. Son günlerde basında sıkça yer alan “Sivas mağdurlarının aileleriyle görüşeceğiz, fikirlerini alacağız” söylemleri bu gerçek göz önüne alındığında göz boyamanın ötesinde bir değer taşımamaktadır. Öyle ki “Sivas Katliamı’nın gerçekleştirildiği binanın müze yapılması dahi “tehlikeli” bulunmuş, bu konudaki güçlü kamuoyuna rağmen talep reddedilmiştir. AKP, ezilenlerin tarihini unutturmak için elinden geleni yapacağını ifade etmektedir. Ancak hiçbir çarpıtma ve hile, “tehlike” olanın ve ezilenler arasına “kin ve nefret tohumları ekenin” hakim sınıflar ve onların temsilcileri olduğu gerçeğini gizleyemez, unutturamaz. 5- “Ayrıca, Alevi bilgi ve külliyatının derlenmesi ve korunması amacıyla da geniş ölçekli bir araştırma merkezinin kurulması istenmiştir. Bu bağlamda ısrarla üzerinde durulan bir konu da Alevi-Sünni ortak tarih bilincine yönelik çalışmaların gerekliliği olmuştur.” Alevileri Sünnileştirme yönelimi “ortak tarih” yazımıyla ve “dedeliğin ilgili yasalarda bir formasyon kullanımı olarak yasaklanmış olması” ibareleriyle sağlamlaştırılmıştır. Cemevlerinin “ibadethane” olarak kabul edilmesi önerisi için ise “İslam içinde bir bölünmeye yol açabileceği, çünkü her dinin ancak bir mabedi olabileceği vurgulanmış, bu durumda Alevilerin ibadethane vurgusu yapmaktan kaçınarak kendi bildiklerini uygulama konusunda devlet tarafından bilinen statüsü teyid edilen cemevleri ifadesiyle yetinmeleri gerektiği ifade edilmiştir.” fikriyle karşılanmıştır. Mevcut yaklaşımlar hakim sınıflar cephesinde değişen bir şeyin olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Uzun bir mücadelenin ve ödenen bedellerin karşılığında fiilen bir meşruluk kazanan cemevlerine “mevcut” durumla yetinin deniyor. Cemevlerine dair en ufak bir düzenlemenin dahi yasalarda ifade edilmesinden kaçınılıyor. Bu da Alevilere ve inançlarına, ibadet yerlerine dönük yaklaşımı çıplak olarak ortaya seriyor, cemevlerinin mevcut statüsünün dahi saldırıya açık kalacağı anlamına geliyor. Alevi örgütleri Alevi hareketine karşı olan sorumluluklarını yerine getirmelidir Alevilere dönük böylesine kapsamlı bir saldırı süreci işletilirken Alevi örgütlerinin üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmediklerini de önemli bir not olarak düşmekte fayda görüyoruz. Hâkim sınıflar, Alevi örgütleri arasındaki parçalı durumdan faydalanmakta ve İzzettin Önder gibilerin başını çektiği kimi “devletçi” kesimleri yanlarına alarak saldırılarını yoğunlaştırmaktadır. Bu saldırılar Arif Sağ gibi kimi kişilerin “destekleriyle” de genişlemektedir. Devlet bu kesimler vasıtasıyla Alevilerin tarih, inanç vb. temel tartışmalarında kendi lehine önemli kazanımlar elde etmiştir. Süreç bu kadar hızlı ve tehlikeli bir şekilde ilerlerken ilerici-demokratik yönleriyle öne çıkan ve Alevi hareketi içerisinde önemli bir yeri olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve bileşenleri ne yapmaktadır? Üzülerek ifade etmek isteriz ki ABF ve bileşenleri içerisinde “öne çıkan bir avuç yönetici” bu tartışmalarda Alevilerin beklentilerine cevap olacak örgütü yaratmaya yoğunlaşmak yerine; kah “yeni sol parti” tartışmalarında Alevi kurumlarını kullanarak yer edinmeye çalışmakta, kah CHP ve benzeri partilerden “milletvekilliğini” garanti altına almaya çalışmakta, kah yaklaşan genel merkez seçimlerinde kendilerine “oy” verecek delege sayısını çoğaltmak için bileşen derneklerde bin bir türlü oyuna başvurmaktadırlar. Bugün ilerici-demokratik Alevi hareketinin en büyük sorunu, Alevilerin sorunlarıyla gerçek manada ilgilenecek ve (yurtiçindeki ve yurtdışındaki) Alevilerin beklentilerine cevap olabilecek bir örgütlü duruşun olmamasıdır. İlerici, demokratik, dost kurumlar olarak gördüğümüz ve Alevi hareketinde önemli yeri olan ABF ve bileşenleri kişisel çıkar ve husumetleri bir kenara bırakarak tarihin omuzlarına yüklediği ağır sorumlukları görmeli, kavramalı ve ona göre hareket etmelidirler. Aleviler ise kurumlarına sahip çıkmalı, etkin bir şekilde politika oluşturma ve yönetme süreçlerine dahil olmalı, emekleriyle yarattıkları değerlerin heba edilmesine izin vermemelidirler. Sorunları çözecek yegâne güç çeşitli inanç, ulus ve milliyetlere mensup emekçi halkımızın bağımsızlık ve yeni demokrasi mücadelesidir! Hâkim sınıflar Alevilerin yaşadığı sorunları çözemez! “Çalıştaylar” vesilesiyle “Alevilerin yaşadığı sorunları öğrenmeyi; birlik ve kardeşliğin önündeki engelleri belirlemeyi; genel kamuoyunun reflekslerini öğrenmeyi” hedeflediğini söyleyen AKP, yaratılmak istenen yanılsamayla “devletin ve kendilerinin gerçek niteliğini” gizlemeye çalışıyor! Bu cümleler büyük bir ikiyüzlülüğün ve aymazlığın ifadesidir. Alevilerin yaşadığı sorunları devam ettiren bizzat AKP’nin kendisidir, uşaklık ettiği ağalar ve patronlar sultasıdır! Sorunları yaratanlar karşımıza geçerek, “sorunlarınızı merak ediyoruz” demektedir. Sorunların kaynağı olan burjuva-feodal gericilik ülkemiz topraklarından silinmediği müddetçe, ne Alevilerin ne de diğer ezilen kesimlerin sorunları çözülemez! DHF, bütün ilerici-demokratik-devrimci güçleri ve duyarlı kamuoyunu, büyük bir aldatmacadan ibaret olan ve Alevilere dönük yeni kapsamlı saldırılar içeren “Alevi çalıştayının” gerçek yüzünü teşhir etmeye çağırır. DHF, hâkim sınıfların sinsi saldırılarına, tüm ezilen kesimlerin demokratik haklar ve özgürlükler mücadelesini yükselterek karşılık vermeye ve yükselen emek hareketleriyle birleşerek örgütlü bir halk gerçeğine ulaşmaya davet eder! |



Hâkim sınıfların, TEKEL direnişine yönelik saldırılarının artarak devam ettiği; Kürt ulusuna dönük baskı ve sindirme “operasyonlarının” boyutlandığı; ezilen milyonların işsizliğe, yoksulluğa ve geleceksizliğe sürüklendiği böylesi bir dönemde, “demokratik açılım” aldatmacası da hız kesmeden devam ediyor.