| AKP Hükümetinin “1 Mayıs Açılımı”, Ülkemiz İşçilerinin, Köylülerinin ve Ezilen Tüm Kesimlerin Onlarca Yıllık Can Bedeli Fedakârlıklarıyla Ördükleri Kazanımlara Gölge Düşüremez! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu 10 Nisan 2009
Ülke tarihimizin en derin ekonomik krizini yaşadığımız şu süreç içerisinde, AKP Hükümetinin, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde ülke genelinde yaşadığı oy yitimini, bilhassa emekçi kitlelerde bugün daha yüksek sesle dile getirilen itirazları da hesaba katarak; bu yılki 1 Mayıs’ta alanlara çok daha kuvvetli bir biçimde yansıması öngörülen emekçi muhalefetini de tıpkı Kürt sorununda veyahut Alevi sorununda olduğu gibi “yeni açılımlarla” telafi etme çabası içerisinde olduğu görülmektedir. AKP hükümeti, ABD marifetiyle işbaşına getirildiği günden bu yana, bir yandan emperyalizmin yapısal krizlerine yönelik olarak Ortadoğu üzerine gerçekleştirdiği ekonomik sosyal ve askeri projelere taşeronluk görevini üstlenerek ülkemiz emekçilerine ve ezilen uluslarına ekonomik, sosyal yıkımları, hak gasplarını ve azgın zorbalıklarını taşırken bir yandan da bu saldırganlığın “neo-liberal sol” ideoloji ve söylemle cilalanmış, özünde karşı-devrimci saldırılara zemin hazırlayan çeşitli “açılımlar” ortaya koymaktadır. Kürt ulusunun, ulusal ve demokratik hak talepleri karşısında, ABD emperyalizminin yeniden yapılandırdığı “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamında, “diyalog” söylemleriyle geliştirdiği büyük tasfiye planı, bu minvalde, yine “açılımlarla” perdelenmekte ve dahi sürdürülmektedir. TRT kanallarına eklenen “TRT Şeş”, bir yanıyla bu girişimlerin yakın zamandaki son örneği iken bir yanıyla da ülkemiz sınırları içerisindeki Kürt ulusunun önemli bir bölümünün, ulusal sorunun devlet nezdinde çözüm adresini de militan ve direngen bir şekilde ortaya koymasıyla yaşadığı (şaş)kınlığın bir göstergesidir. “Abant Platformlarını” Erbil’lere taşıyan ABD, ülkemizde de AKP eliyle mevcut saldırganlığını türlü yöntemlerle tırmandırmaktadır. Alevi kitlelerin, 1990’lı yıllarla birlikte kamusal alanda kendi öz-örgütlülükleriyle görünür olmasının ardından, gelinen aşamada, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ziyade yine “Abant Platformu” ve AKP gibi emperyalizmin sömürü ve zulüm aygıtları eliyle, tasfiye edilmek istenmektedir. Bu düzlemde de AKP hükümeti başı çekmekte ve Fethullah Gülen tarikatı başta olmak üzere, feodal gericilikle kol kola “açılımlar” peşinde koşmaktadır. AKP Hükümeti’nin, ABD’nin dönemsel ve konjonktürel taktik politikaları kapsamında, tüm bu “açılımlar” içerisinde, efendilerinden öğrenerek diline pelesenk ettiği temel iki kavram “demokrasi” ve “özgürlük” olmaktadır. Bugün, 1 Mayıs’ın “resmi tatil” günü ilan edilmesi konusunda AKP hükümetinin gösterdiği girişimler de aynı kapsamdadır. İkiyüzlü ve sahtekârcadır! Ülkemizde 1 Mayıs, bir asrı aşkın bir zamandır tüm baskılara, engellemelere, yasaklara ve katliamlara karşın halkın ve halkın örgütlü güçlerinin can bedeli fedakârlıklarıyla kutlanan; emperyalizme ve yerli uşaklarına karşı yürütülen bağımsızlık ve yeni demokrasi mücadelesinin meydanlarda sembolleştiği birlik ve mücadele günüdür. Özellikle son iki yıldır, Taksim – 1 Mayıs Meydanı’nda gösterilen devrimci irade, coşku ve kararlılık, özelde AKP hükümetini ve devlet makamlarını geniş halk kitlelerinin haklı, meşru mücadelesi karşısında zor durumda bırakmaktadır. Bilhassa son 6 aylık süreçte derinleşen ekonomik krizin, bugün etkilerinin çok daha geniş halk kitleleri nezdinde yaşanan büyük oranlardaki işsizleşme, pahalılık, yoksullaşma ve bunlara mukabil gelişen kitle hareketlerine dönük zorbalık politikaları şeklinde ortaya çıkması; emekçi halkın tepkisini ve öfkesini bilemektedir. Sadece geçtiğimiz birkaç aylık zaman diliminde, ülkemizde uzun yıllardır görülmeyen bir mücadele biçimi olarak “fabrika işgalleri”nin gösterdiği nicel artış ve coğrafi yaygınlık dahi bugün ülkemizdeki mevcut krizin sonuçlarını emekçi halk kitleleri nezdinde nasıl ortaya çıkardığını gözler önüne sermektedir. İşte tam da bu sebeplerden dolayı 1 Mayıs 2009, AKP hükümeti şahsında, emperyalist tahakküme ve zorbalık saltanatına karşı duran büyük kesimlerin tepkisini alanlara yansıtacak bir özgünlüğe sahiptir. Ülkemizin her yerelinde, bugün, yakalanabilecek en geniş kitle ilişkilerini alanlara dökebilmenin somut koşulları dünden çok daha fazla vardır. Krizden çıkış, gerçek manada anti-emperyalist, anti-feodal ve anti-faşist bir siyasal düzlemde ve ancak emekçi halk kitlelerinin en somut, en acil hak talepleri ekseninde örgütlenmeleriyle mümkün olacaktır. AKP Hükümeti’nin hiçbir “açılımı”, işçilerin, köylülerin ve ezilen diğer tüm kesimlerin tarihsel süreç içerisinde can bedeli fedakârlıklarla, meşru mücadeleyle kazandıkları “hak”ları “bahşedemez”! 1 Mayıs, “tatil” günü değil, “mücadele” günüdür! On yıllarca uğruna çarpıştığımız mevzilerimizin içini boşaltarak, ters yüz ederek, sömürü ve zulüm düzenine eklemlemeye çalışan emperyalist uşaklara, neo-liberal sol ideolojiye karşı, haklı davamızı savunacağız. 1 Mayıs, ister resmi tatil ilan edilsin ister edilmesin- ki taleplerimiz içerisinde resmi tatil ilan edilmesi de vardır, bizim için mücadele günüdür ve bizlerce zaten meşrulaştırılmış olan bu hakkı, düzenin tersyüz ederek bize bahşetmeye çalışması, gerçekleri değiştirmez, değiştiremeyecektir. AKP Hükümeti’nin, özellikle ekonomik krizle daha da derinleşen sınıfsal çelişkileri, ve ezilen sınıfın haklı mücadelesini geniş emekçi kesimlerden koparma girişimlerinin bir parçası olan “1 Mayıs’ı resmi tatil ilan etme” girişimleri, demokratik haklar mücadelelerinin geniş kitlelerle gün geçtikçe bütünleşen yükselişini engelleyemeyecektir. |





AKP Hükümeti, Başbakan Erdoğan’ın ağzından dün gerçekleştirdiği bir açıklamada “1 Mayıs’ın tatil günü olarak ilan edilmesi” konusunda resmi çalışmalar içerisinde olduklarını ve bu doğrultuda bugün, çeşitli sendikalarla görüşmeler gerçekleştireceklerini ifade etti.