Ana Sayfa Açıklamalar Arızlı’dan UPS’ye… Maden Ocaklarından Tuzla Tersanelerine… Zulüm ve Sömürü Sultasının Zorbalıklarına Karşı, Örgütlü Mücadelemizi Kuvvetlendirelim!

Demokratik Haklar Federasyonu

Arızlı’dan UPS’ye… Maden Ocaklarından Tuzla Tersanelerine… Zulüm ve Sömürü Sultasının Zorbalıklarına Karşı, Örgütlü Mücadelemizi Kuvvetlendirelim!

Demokratik Haklar Federasyonu
18 Temmuz 2010

dhflogo2ABD ve AB emperyalistlerinin, Ortadoğu üzerindeki kanlı, sömürgeci emellerini, kendilerine siyasi emir addeden yerel siyasi iktidarların ekonomik, siyasi ve askeri zorbalıkları, her geçen gün biz işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilenlerin yaşamında yeni yıkımlara neden oluyor.

AKP hükümeti ve muhalifleri (!), bir yandan “Anayasa Referandumu” gündemiyle yazılı ve görsel medyayı işgal ederken beri yandan da “Yükselen terör ve çözüm arayışları” demagojileri ekseninde gündemi kontrol etmeye çalışmaktadırlar.

Hâlbuki yaşamakta olduğumuz gerçekler, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel düzlemde derinleşen bir yıkım tablosundan başka bir şey değildir!

İşçi-Emekçi Katliamları Sıradanlaştırılıyor! Hâkim Sınıfların Sözcüleri, Halkla Alay Ediyor!

Geçtiğimiz Mayıs ayında yaşanan “iş kazası”nda 30 maden işçisinin hayatını kaybetmesinin ardından, Zonguldak'ta ve yurdun çeşitli yerlerinde gerek özel sektöre ait gerekse de kaçak çalıştırılan maden ocaklarındaki işçi ölümleri'nin devam ediyor oluşu; timsah göz yaşı döken devlet yöneticilerinin, işçilerin düşmanı olduğunun en yalın kanıtıdır.

Ülke genelindeki 5 bin kot taşlama işçisi ve aileleri adına, geçtiğimiz aylarda Ankara’da eylemlerde bulunan kot kumlama işçileri; bugün birçoğu 35 yaşını göremeden hayatını kaybeden silikozis hastası işçiler ile bu hastalığa “yakalanacak olan” diğer yeni kot kumlama işçilerinin, "sigortalı olup olmadığı fark etmeksizin tüm silikozis hastalarının, sosyal güvenlik haklarından yararlanması" hakkı için eylemdeydiler.

Sonuncusu, geçtiğimiz günlerde MHP'li bir milletvekiline ait olan tersanede yaşanan kazada, Tuzla Tersaneleri’nde rutin hale gelen işçi ölümlerine bir yenisi daha eklendi. Tershanelerde artan işçi ölümlerine karşılık hemen hiçbir önlem alınmazken, devlet, yeni tershane işletmeleri için kolları sıvıyor.

Yine geçtiğimiz günlerde İzmir’de yaşanan metro inşaatı işçilerinin ölümleri gibi, “iş kazaları” adı altında bizlere lanse edilen “işçi cinayetleri”; biz işçi-emekçilerin çalışma ve yaşama koşullarının geldiği noktayı açıkça işaret etmektedir.

Yaşanan bunca ölüme karşı ise siyasi iktidarın, hükümetinden muhalefetine, bürokratından askerine, takındığı tavır, ibret vericidir!

Ülkemizin “Çalışma ve Sosyal Güvenlik” (!) bakanı, 30 işçinin yaşamını yitirdiği kaza hakkında şöyle yorum yapmıştı: “İlk 19 madencimizin bedeninde herhangi bir yanık yoktu, güzel öldüler. 8 madencimizde ise hafif yanıklar vardı, onların kimlik tespitlerinde sorunlar yaşandı. Maden işçileri ailelerine teslim edildi. Aileler huzur içinde. Sadece iki madencimize ulaşamadık. Onlara da ulaşabilmek için çaba harcıyoruz.”

Aynı zihniyet, bu kez bir Milli Eğitim Bakanlığı bürokratının ağzından, bir ilköğretim okulunda 6 yaşındaki anasınıfı öğrencisinin, ihmalden kaynaklanan trajik ölümüne karşılık olarak şu ibretlik sözleriyle Efe Boz’un ailesinin karşına çıkıyordu: “Ne mutlu bir Kandil günü buraya geldiniz. Siz ne şanslı anne babalarsınız. Oğlunuz cennete gitti, siz de onun sayesinde cennete gideceksiniz. Allah ona böyle bir kader yazdı. Bakın bir uçak düştü, 1,5 yaşındaki bir çocuk yaşayacak ömrü olduğu için hayatta kaldı. Allah ona bir ömür biçmiş. Allah Efe’ye uzun ömür biçseydi lavabo paramparça olur Efe ölmezdi.

Hâkim sınıfların aymazlıkları, pişkinlikleri bunlarla da sınırlı kalmıyor. Bugün artık açıkça işçi ölümlerinin, çocuk ölümlerinin “normal şeyler” olduğunu ve “ölümlerin süreceğini” halkımıza vaaz ediyorlar.

Kürt Ulusu’na Yönelik, Tasfiye ve İmha Politikaları Derinleşiyor! Yeni Katliam Orduları Kuruluyor!

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” parolasıyla ateşlenen işaret fişeğinin akabinde büyük gürültüyle piyasaya sürülen “Kürt açılımı”, “demokratik açılım” aldatmacasına, kimi dost kuvvetlerin itiraz ve dahi saldırıları altında,  şiddetle karşı durmuş ve “Kürt açılımı”nın, “tasfiye ve imha konseptinin bir aşaması” olduğunu ifade etmişti.

Geldiğimiz aşamada, ülkemiz işçileri, köylüleri, emekçileri bir yandan ekonomik yıkımlar ve hak gasplarıyla boğuşurken beri yandan hâkim sınıflar, yeni katliam ordularını, “yükselen terör ve güvenlik önlemleri” demagojileri eşliğinde adım adım hayata geçirmektedirler.

Şu gerçek çok iyi tespit edilmelidir ki “Özel Ordu” söylemleri altında, AKP hükümeti eliyle kurulmak üzere olan operasyonel kuvvet; en başta ülkemiz işçilerinin, köylülerinin, emekçilerinin ve ezilenlerinin, devrimci ve demokratik iradesine, onun haklı, meşru kavgasına ve yakın geleceğin kitlesel işçi, emekçi hareketlerine yöneliktir!

Bugün içinse, Kürt Ulusu’nun kendisine yönelen tasfiye ve imha savaşına karşılık yükselttiği mücadele bayrağına karşı yeni bir kirli savaş aygıtı olarak açıkça hazırlanmaktadır.

Beri yandan, süregiden savaşın ve kurulacak yeni ordunun tüm donanımı ve ihtiyaçları, yine ülkemiz emekçilerinin, ezilenlerinin ceplerinden alınmakta ve yaşanan yoksulluğun daha da katlanmakta olduğu da görülmelidir.

Ekonomik Yıkım ve Hak Gaspları Saldırıları Sürüyor!

Geçtiğimiz yıl içerisinde, hükümet yetkililerince “atlatıldığı”, “teğet geçtiği” vaaz edilen  kriz, gerçekte ise derinleşerek sürüyor.

İşçilerin, emekçilerin ücret zamlarının son derece uzun bir zamandır durdurulması, ücretlerin dondurulması; yine, ücretlerin “kriz bahanesiyle” geri çekilmesi; üretime ara veren fabrikaların, bu politikalarını hâlihazırda sürdürmeleri; iş güvencesinin kaldırılması, sigortasız çalıştırmanın son derece yaygınlaşması ve bu koşullarda dahi siyasi iktidarın sendikalaşma ve iş güvencesi taleplerine karşı yeni hak gaspları hazırlıkları içerisinde olması; tüm bu sorun, sıkıntılara karşı işyerlerinde sendikalaşma veyahut ücret artışı ve sosyal hak talebi mücadelesi içerisinde olan işçilere yönelik azgın polis terörü…

En meşru, demokratik hak taleplerinin ve hatta kimi kazanılmış demokratik hakların dahi “yasadışı” ilan edildiği ve bütünüyle “emniyet kuvvetleri”nin keyfi uygulamalarına maruz bırakıldığı bir tablo…

İşte yaşamakta olduğumuz gerçeklerden bazıları…

İzmit’in Arızlı Köyü’nde, 1999 yılında on binlerce insanımızın yaşamına malolan depremden kurtulanlar için dönemin Irak Hükümeti tarafından yaptırılan konutlar, bugün, büyük bir aymazlıkla devletin bürokratları ve yandaşları için ellerinden alınmaya çalışılıyor.

Bu kadar acımasız ve düşkün durumdaki devlet bürokrasisine karşı Arızlı’daki depremzedelerin haklı ve meşru mücadelesi ise polis zoruyla, zorbalığıyla engellenmeye, bastırılmaya, sindirilmeye çalışılıyor.

Amerikan kargo şirketi UPS’nin İstanbul ve İzmir’deki yerlerinde “sendikaya üye oldukları” için işten atılan ve aylardır haklı bir şekilde direnen UPS işçileri, yine polis zoru ve zorbalığıyla sindirilmek, bastırılmak isteniyor.

“Sendika hakkı” dahi artık ülkemizde “yasadışı bir suç” kategorisinde görülüyor.

Fakat ne yazık ki biz işçiler, köylüler, emekçiler ve ezilenler, en başta kendi meslek ve kitle örgütlerimiz eliyle bu haklı mücadelede yalnız kalıyor, desteklenmiyor ve kaybediyoruz.

Türk-İş, Hak-İş gibi devlet eliyle kurulan sendikaların yanı sıra KESK ve DİSK bir dönem ilerici, demokrat ve devrimci sendikacıların, işçilerin faal olduğu “demokratik” sendikaların dahi bugün içerisine yuvarlandığı atıllık ve geri duruş; bugün ülkenin farklı yerellerinde süregiden işçi-emekçi mücadelelerini de yalnız bırakmakta ve boğulmasına göz yummaktadır.

Geçtiğimiz dönemde ülkemiz işçi, emekçi hareketleri açısından son derece önemli bir adım olarak tarihe geçen ve kısa bir süre de olsa ülkedeki birçok işçi direnişini de (İtfaiye, Çemen Tekstsil, Marmaray, Kent AŞ…) etrafında kenetleyen ve kuvvetli bir rüzgâr estiren TEKEL işçi direnişi dahi, devlet-sendikal bürokrasi işbirliğiyle geriletilmişken, bugün, en başta örgütlü işçi ve emekçilerin kendi örgütlülüklerine sahip çıkmaları gerekmektedir.

İlerici, devrimci, demokratik kurumlar arasında, devrimci kitle faaliyeti esasına yaslanan, işçi-emekçi direnişleri içerisinde örülen ve sendikal alandaki çalışmaları da ortak hedefe eşgüdüm içerisinde yönlendiren birlikteliklere ihtiyaç vardır.

“Örgütlü Bir Halkı Hiçbir Kuvvet Yenemez!”

Gelinen aşamada, emeğimizin hakkı ve geleceğimizin güvencesi için mücadele, bir “örgüt” mücadelesi ve “örgütlenme” mücadelesidir!

İşçilerin, köylülerin, emekçilerin, ezilenlerin demokratik hakları için mücadele edecekleri bir örgütleri yoksa kaybetmeye ve ezilmeye de mahkûmdurlar.

Demokratik haklarımız için mücadelemizi kuvvetlendirelim! Meslek örgütlerimize, demokratik haklarımıza sahip çıkalım! Dayanışmayı kuvvetlendirelim! Örgütümüze ve görevlerimize sarılalım!

Arızlı’dan UPS’ye… Emeğimizin hakkı ve geleceğimizin güvencesi için mücadelede, daha azimli, fedakâr, atak ve yaratıcı olalım!