Demokratik Haklar Federasyonu
21 Ekim 2009
2000’li yıllarla birlikte, ABD’nin Ortadoğu üzerinde uygulamaya koyduğu pratik adımların, işgallerin neticesinde ülkemizde işbaşına getirilen AKP hükümetinin, Kürt ulusal sorununun emperyalizmin çıkarları doğrultusunda pasifize ve manipüle edilmesi ve nihayetinde devrimci dinamizminin tasfiyesi doğrultusunda son aylarda hızlandırdığı süreç, “barış grupları” çağrısı ve bu çağrıya cevaben yaşanan teslim oluşlarla birlikte, yeni bir aşama daha kaydetmiş görünmektedir.
Cumhurbaşkanı’nın “tarihi fırsat” söylemleriyle, devletin zirvesinden fırlattığı işaret fişeğinin akabinde; ABD’nin, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığı görevini büyük bir hizmet aşkıyla yerine getiren AKP başkanının ve hükümetinin “Kürt Açılımı” kapsamındaki hamleleri de ülke gündemine oturdu.
Geçtiğimiz aylar boyunca, yazılı ve görsel burjuva medyada, adeta bombardımanına tanıklık ettiğimiz bu büyük operasyon; liberallerinden, gericilerine dek en gayretkeş kalemşorların köşelerinden, televizyonlardaki açık oturum fırtınalarına kadar büyük bir özenle sürdürüldü/sürdürülüyor.
“Kürt Açılımı” ana başlığı altında başlatılan süreç, liberallerin büyük çabasıyla, ilerici, demokrat halk kesimleri için “demokratik açılım” safsatalarına doğru kaydırılırken, beri yandan da geniş halk kitlelerine de “milli birlik projesi” olarak pazarlanmaktadır.
Bu zeminde ilerleyen süreç, Kürt Ulusal Hareketi’nin, Abdullah Öcalan şahsında, “tıkanan siyasetin önünü açmak ve barış sürecini hızlandırmak” maksadıyla gerçekleştirdiğini öne sürdüğü “barış grupları” çağrısıyla birlikte yeni bir sürece evrilmiş oldu.
Öcalan’ın çağrısıyla birlikte, üç ayrı barış grubu çıkaran ulusal hareket, bu kapsamda, 34 kişilik bir grubu harekete geçirdi.
Söz konusu grup, dün itibariyle ülkeye giriş yaptı ve ülke tarihinde bir ilk olmak üzere; ayrı hukuki muameleye tabi tutulan grubun tamamı serbest bırakıldı.
DTP’nin, tüm milletvekilleriyle birlikte, sınıra yığılan on binlerin coşkulu bekleyişleri, grup üyelerinin serbest bırakılmalarının ardından büyük bir mitinge dönüştü.
DTP, söz konusu grupla birlikte, bölge illerini geçerek, Ankara’ya olan ilerleyişini sürdürüyor.
Emperyalist Çözüm, Çözümsüzlüktür!
Kürt ulusal hareketinin ve ülkemizin kimi ilerici, devrimci, demokrat örgütlü güçlerinin de, “büyük bir fırsat” olarak tanımladıkları bu sürecin; ABD’nin 1970’lerden itibaren uygulamaya koyduğu uzun vadeli emperyalist stratejik hamleleri içerisinde kaldığı, halka ve halk güçleri lehine fayda getirmeyeceği, tam eksine, halklar arası kutuplaşmaları derinleştireceği görülmelidir.
Sosyal emperyalizmin çözülüşü ve tek kutuplu dünya dengeleri gerçekliğinde yaşamsallaştırılan ve yaklaşık 30 yıldır içerisinde bulunduğumuz süreç içerisinde, emperyalizmin, dünya genelinde ulusal sorunları bir bir masaya yatırdığı ve kendi çıkarları doğrultunda bölgesel dengeleri düzenlemede ele aldığı aşikârdır.
Balkanlar, Afrika, Orta Asya ve Ortadoğu’da yaşanan emperyalist işgal ve ilhaklardan, Turuncu Devrimler’den, Gül Devrimleri’ne ve halklar arası boğazlaşmalara kadar yakın geçmişin tüm kanlı ve acı dolu tecrübeleri bu gerçeği doğrulamıştır/doğrulamaktadır.
Bu kapsamda, milyonlarca Iraklının hunharca katledilmesi; işkencelerle, tecavüzlerle sindirilmeye çalışılması; milliyet ve mezhep kimliklerine ayrıştırılarak ve halklar arası sorunlar kaşınarak birbirlerine boğazlatılmaları; müstemleke hükümetleri ve yerel iktidarcıklarıyla emperyalist işgale ve azgın sömürüye karşı direnç odaklarının etkisizleştirilmesiyle birlikte, bölgesel açıdan, Kürt ulusal sorununun da yeni bir döneme girdiği gözlemlenmiştir.
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin bu yeni düzenlemede aldığı aktif rol kapsamında, ABD’nin AKP hükümetini işbaşına getirdiği son 7 yıl içerisinde ülkemizde yaşanan siyasal yeniden yapılandırılma operasyonları, ülkemiz Kürt ulusal sorununu da bugün gelinen aşamada, söz konusu dönüşümün önemli bir unsuru haline getirdiği görülmektedir.
Hâkim Sınıflar için “İyi ve Güzel” Olan, Halklar için de İyi ve Güzel Olabilir mi?
Bugün, hâkim sınıfların hükümet temsilcileri, bakanları ve devletin zirvesi addedilen Cumhurbaşkanlığı makamı, barış gruplarının teslim olmalarını “iyi gelişme, güzel bir şey” olarak yanıtlamaktadır.
Henüz birkaç gün öncesinde, Kürt halkının meşru eylem hakkına saldıran siyasi iktidar, sadece 18 aylık olan Mehmet’in kafasını gaz bombasıyla parçalayıp katlederken; başta Kürt çocukları olmak üzere, meşru haklarını kullanan göstericileri onlarca yıllık hapis cezalarına çarptırırken; barış grupları, kendileri için özel olarak hazırlanan mekânlarda sorgulanmakta ve eşi benzerine rastlanmamış “makul” gerekçelerle serbest bırakılmaktadırlar.
Tarihin hiçbir döneminde, ezen güçler ile halk güçleri arasında bir çıkar birliği görülmemiştir. Tam tersine tarih, tam da bu çıkar çatışması zemininde gelişip, ilerlemiş ve halk güçleri galip geldiğinde, insanlık için adil, onurlu, özgür ve müreffeh bir yaşamın olanakları ortaya çıkabilmeyi başarmıştır.
Bugün, ABD’nin, AB’nin… Emperyalistlerin çıkarına olan Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi, Ortadoğu’nun mazlum milletlerinin ve tüm ezilen emekçilerinin zararınadır!
İşte Irak örneği! İşte Filistin örneği! İşte Lübnan örneği!
Köleleşme, katlanan ekonomik ve sosyal yıkımlar, işgaller, ilhaklar ve halklar arası boğazlaşma… Emperyalist tahakkümün, işgalin getirdikleridir.
Çeşitli milliyet ve inançlardan ülkemiz emekçileri için yıkım ve zorbalık demek olan emperyalist tahakküm, Kürt ulusunun haklı davası için de en büyük tehdittir.
Emperyalizm, 2001 krizi marifetiyle işbaşına getirilen ve her yönüyle desteklenen AKP hükümeti eliyle, ülkemiz kaynaklarını, emekçilerimizin birikimlerini ve emeğimizi pervasızca sömürmekte ve geleceğimizi tahrip etmektedir.
Ekonomik ve sosyal yıkımlar, işsizleşme, yoksullaşma, hayat pahalılığı, zamlar… Emperyalizmin mali saldırı aygıtları olan IMF ve Dünya Bankası direktifleri aracılıyla hayata geçirilmekte ve yaşamlarımız bankalara, kredi kartlarına, borçlara ve faizlere ipotek edilmektedir.
Tüm bu tabloya karşı hakkını arayan işçi, ürününü satamayan köylü, öğrenci, kadın, evsiz, işsiz… Tüm bir halk, siyasi iktidarın azgın zorbalıklarıyla yüzleşmekte, “terör operasyonlarıyla” zindanlara atılmakta yahut alanlarda, meydanlarda bombalarla, panzerlerle, coplarla ezilmektedir.
Emperyalizmin sadık uşağı AKP hükümetinin, emekçilerimizin değerleri olan “özgürlük” ve “demokrasi” söylemleriyle, ikiyüzlüce hayata geçirdiği açılımlar, büyük bir ideolojik saldırıyla birlikte halk kitlelerine empoze edilmekte ve bilinçlerimiz uyuşturulmaktadır.
Tüm bunlar, kapsamlı, planlı ve hedefi belirli bir operasyondur.
Bugün AKP’nin, ABD’nin “iyi ve olumlu” gördüğü şey, onlara bu yönde açıklamalar yaptırtan gelişmeler; halk güçleri nazarında, tarihin en acı dersleri olacaktır!
Kürt Ulusuna Özgürlük ve Gerçek Demokrasi; Çeşitli Milliyetlerden Emekçilerimizin Yükselteceği Bağımsızlık ve Yeni Demokrasi Kavgasıyla Gelecektir!
Bu büyük oyunu bozmak; ülkemizi ve bizleri geleceğe taşıyacak olan emeğimizi, bilincimizi özgürleştirerek, gerçek demokrasiye ilerletecek mücadeleyi büyütmek ve güçlendirmek; halklarımız arası kardeşleşmeyi, tam hak eşitliği temelinde sağlamak; ezilen uluslar ve azınlık milletler ile inanç grupları konusunda, demokratik haklar mücadelesinin üç temel konuda yükselteceği ideolojik mücadeleyle ve bunun sonucu olan politik mücadeleyle mümkündür.
Emperyalizme ve uşaklarına karşı mücadele, öncelikli görevdir.
Başta emekçilerimiz olmak üzere, halk gençliğinin, kadınların ve toplumun ezilen diğer tüm kesimlerinin öncelikli hedefi; ülkemizi sömüren emperyalist odakların siyasi temsillerine, uşaklarına karşı mücadeledir.
Buna bağlı olarak da ülkemiz üretici güçlerin gelişiminde engel teşkil eden feodalizme karşı mücadele esastır.
Emperyalist boyunduruk altında tutulan ülkemizde, topraksız ve yoksul köylülüğümüzün, gelişimi için mücadelede, dolaysız karşıtları olan ağalar sultasına karşı mücadele, bilhassa Kürt Ulusal sorunu konusunda, emperyalizmden ve her türlü uzantısından ayrışmanın temel ayağını oluşturmaktadır.
Nihayetinde, bu mücadeleler içerisinde, emperyalizmin boyunduruğunda olan son 30 yıldır “ulusal sorunları” kendi çıkarları için tasfiyeye yönelen politikaları karşısında; emekçilerin birliği ve mücadelesi zemininde “kardeşleşme” hedefiyle Halkların Kardeşliği şiarını, karşılıklı tam hak eşitliği ilkesi temelinde savunmak, en temel görevlerdendir.
Ülkemiz ezilenleri, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda yürüttüğü hak talepleri mücadelesi içerisinde; ortak programda birleşerek ve her türlü ideolojik ve politik saldırıyı, emeğine ve geleceğine sahip çıkma temelinde yücelttiği mücadelesiyle göğüsleyecek; büyük bir halk hareketi yaratarak bertaraf edecektir!



