| Bir Kez Daha Yineliyoruz: Dost-Düşman Ayrımını Silikleştirenler Halka Karşı Sorumlu Olamazlar, Devrimi Geliştiremezler! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
7 Aralık 2010 tarihinde yaptığımız açıklamada, Halk Cephesi’ni, devrimci sorumluluğa çağırmıştık. Bu sorumluluk, düşmana karşı siper yoldaşlığı ekseninde birliktelik ve ideolojik farklılıklarda özgür ideolojik tartışma ve yanlışların üstesinden gelinerek düzeltme eylemidir. Bizi ‘şaibeli’, ‘ajanların yönlendirdiği’ bir örgüt ilan etme pervasızlığı ise halkı bölme, zayıf düşürme pratiğidir. Halk Cephesi, bir kez daha ilan ediyoruz ki, yanlış görüş ve tutumlarına rağmen bizim dostumuzdur. Dostlara, düşmana davranır gibi davranmamak bizim için bir ilke meselesidir. Bu konudaki dostane duyarlılığımız ne yazık ki istismar edilmektedir. Halk Cephesi Kasım 2010’da yayınladığı bildiride Federasyonumuza dönük kullandığı nitelemelerde dolaylı da olsa kendini ele vermişti 7 Aralık 2010 tarihinde yayınladığımız açıklama sonrasında Halk Cephesi’nin tavrını gözden geçireceğini ve tartışmayı dostluk sınırları içerisinde, ideolojik mücadele zemininde sürdürmesini umuyorduk. Ancak ne var ki Halk Cephesi yayınladığı son bildiride, dostluk sınırlarını iyiden iyiye çiğnemiş, dolaylı ithamlarını bu kez doğrudan, dizginsiz suçlamalar şeklinde kamuoyu ile paylaşmıştır. Halk Cephesi bildirisinde, Federasyonumuzu bağlamayan, dahası Federasyonumuzun cevaplama koşulu olmayan olay ve süreçleri de malzeme ederek Federasyonumuz için şu nitelemeleri kullanmaktadır: “Düşmanlık”, “kışkırtıcılık”, “provokatörlük”, “birlik bozgunculuğu”, “acizlik”, “saldırganlık”, “ajanlık”, “zavallılık”, “ahlaksızlık”, “soysuzluk”, “işkencecilik”… Halk Cephesi söz konusu her iki bildirisinin toplamında yaşananların “normal olmadığını” değerlendirmekte ve sonuç olarak açıkça, Federasyonumuzu ajanların yönlendirdiği bir kurum olarak tarif ederek bunu, normal olmama durumunun sebebi olarak ortaya koymaktadır. Bütün bunları okuma yazması olan her bireyin anlayabileceği açıklıkta ifade eden ve kamuoyunu ikna edebilmek umuduyla Komünist hareketin tarihinden çarpıtılmış örnekler sunan Halk Cephesi, bunları yazan ve söyleyen kendileri değilmiş gibi “Biz paralı, subjektif bir ajanlık iddiasında değiliz. İşin bu yanı kendilerini ilgilendirir.” diyebilmektedir. Yaşananları tersyüz etmekteki ustalığını konuşturan Halk Cephesi, Nurtepe’de afiş çalışması yapan faaliyetçilerimize saldırarak darp eden kendileri değilmiş gibi “Kendi saflarındaki insana işkence yapabilen, bunu meşru, doğal, gerekli görebilen kafa yapısı, Nurtepe’de Cepheliler’e karşı herşeyi yapabilir.” diyerek devrimci-demokratik kamuoyunu yanıltmayı ummaktadır. DHF, dostlarıyla ideolojik mücadele yürütürken hakaret etmez, apolitik tespitlere girişmez, çarpıtmalara vb. yanlış tutumlara sürüklenmez. Bu çizgisine rağmen ortaya çıkan aksi pratikler tespit ettiği durumlarda ise yaptığı yanlışları büyük bir açık yüreklilikle düzeltir, özeleştiri verir. Bu konudaki tavrımızın hem halkımız tarafından hem de devrimci-demokratik kamuoyu tarafından bilindiğine inanıyoruz. Açıkça ifade etmek isteriz ki eleştiri-özeleştiri, tarz ve üslup konularında DHF’nin, Halk Cephesi’nden öğreneceği bir şey olursa, öğrenmekten mutluluk duyarız. Ama ne yazık ki böyle bir şey yok. Olmasını isteriz. Ne var ki herkesin pratiği ortadadır ve gerçekler bütün kesimler tarafından bilinmektedir. Halk Cephesi ile düzeyli bir tartışma yürütebileceğimize inanıyorduk. Fakat bu konuda da Halk Cephesi, yanlışlarında ısrar etmeyi tercih ediyor. Halk Cephesi bu yanlışlarda o kadar ileri gitmiştir ki, DHF’ye “hakaretnameler” kaleme almaktan rahatsızlık duymamış, aksine üye ve taraftarlarını kurumumuza karşı bileyerek gelişebilecek olayların fitilini ateşlemiştir. Ve aynı tutum Halk Cephesi tarafından merkezi olarak sürdürülmektedir. Halk Cephesi, devrimci sorumluluk sınırlarını zorlamakta, devrimin ihtiyacı olan siper yoldaşlığına objektif olarak bu tutumuyla zarar vermektedir. “Türkiye halkları ve Türkiye solu önünde DHF’yi uyarıyoruz. Bu provokasyonlara son verin; provokasyonların nedenini, sorumlularını araştırın ve yeni provokasyonları önleyin.” Halkın birleşik devrimci eylemi için mücadeleyi önüne koyan ve bu anlayışla tüm devrimci-demokratik kesimlerle birlikte hareket etmeye çabalayan, bununla birlikte kendi bağımsız siyasal faaliyetlerini ülke genelinde sürdüren DHF’nin eylemi nasıl provokasyon olabilir? Nurtepe’de kendi dışındaki tüm devrimci, demokratik hareketlere siyaset yasakçılığı uygulayan, icazet almayı dayatan Halk Cephesi’nin bu pratiği nasıl devrimci olur? Bir daha yineliyoruz; Halk Cephesi bizim dostumuzdur. Dostlarımıza dost gibi davranmaya devam edeceğiz ve tabii ki kendi bilimsel çizgimizden, bağımsız siyasal faaliyetimizden de asla vazgeçmeyeceğiz. DHF bu tavrında tutarlıdır. Sadece Nurtepe’de değil, tüm bölgelerde bu tavrını pratik olarak ortaya koymakta ve ortaya çıkan benzer sorunlarda, dostluk ve dayanışma zeminine bağlı kalarak pozisyonunu korumaktadır. Halk Cepheli dostlarımız ise ne yazık ki aynı tutarlılığı gösterememektedir. Farklı koşul ve bölgelerde bu husustaki tavrı değişiklik göstermektedir. Kimi durumda siyaset yapma ve örgütlenme hakkı için mücadele eden ve gerektiğinde bedel ödeyen Halk Cephesi, kimi durumlarda ise -Nurtepe örneğinde görüldüğü üzere- siyaset yasakçılığında ve bunu teorileştirmede şampiyonluğa oynamakta, tutumunu şiddet uygulamaya kadar vardırmaktadır. Devrim için halkı birleştirmek, dostların en ufak çabasına değer vermek ve onu ilerletmek bizim için bir ilkedir. Eksikliklerimize rağmen iradi çabamızın bu yönde olduğunu devrimci kamuoyunun takdir ettiğine inanıyoruz, dahası bunu biliyoruz. Provokasyon ise bu çizgiye sahip olmamak ve devrimin müttefiklerine düşman gibi davranmaktır. Devrimci hareket ve halkımız Federasyonumuzu ve yükseldiği mücadele geleneğimizi çok iyi tanımaktadır. Halk Cepheli siper yoldaşlarımızın yalan-yanlış-çarpıtılmış bilgilerle hakkımızda çizdiği fotoğrafı ve kullandığı yöntemi, aslında çok açık olan sorunun esasını gizlemeye ve tartışmayı içinden çıkılamayacak, çözümsüz bir hatta sürüklemeye dönük bir çaba olarak değerlendiriyoruz. Halk Cephesi çözümü oldukça basit olan bu sorunu çözmekten kaçmaktadır. Daha önce benzer durumlarda ifade ettiğimiz bir gerçeği hatırlatmakta fayda görüyoruz. Her devrimci hareket zaman zaman ortak devrimci ilkeler noktasında zaaflar yaşayabilmekte ve burjuva-feodal sınıfların yöntemlerini-silahlarını ödünç alma acizliğine düşebilmektedir. Bu bizler için de geçerlidir. Ancak bu zaafları tespit ederek hesaplaşmak ve o silahı esas sahiplerine teslim etmek erdemdir, kazandırır, devrimcilere olan güveni arttırır. Çünkü o silah paslı bir silahtır ve döner döner sahibini vurur, devrimci dayanışma kültürünü vurur. Halk Cephesi Ne Adına Kiminle Tartıştığının Farkında Değil mi? Halk Cephesi bildirisinde DHF’ye karşı kullanacağı örnekler bulmakta, sıkıntı çekmiş olacak ki yukarıda değerlendirdiğimiz mesnetsiz iddialarını desteklemek için 40 yıllık bir arşiv turuna çıkmış ve Komünist hareketin tüm kollarından örnekler derlemiştir. Demokratik Haklar Federasyonu’nun örgütsel zeminine ve kendini nasıl ifade ettiğine vakıf olan dostlarımız, DHF’ye seslenirken DHF ile bağı olmayan olay ve süreçleri doğrudan tartışma konusu yaparak DHF’yi bu eylemlerden sorumlu tutmuştur. İşte bir örnek: “Bu siyasi hareketin saflarında geçmişte büyük bir “karşı-devrimci örgütlenme” açığa çıkmıştır. Bu ajan örgütlenmesi içinde yeralanlar, Merkez Komite’ye kadar yükselmişlerdir. Söz konusu ajanlar, örgütün politikalarını, kararlarını belirleyen konumdaydılar. Kendi açıklamalarına göre, bu karşı-devrimci örgütlenmenin “soruşturulması” sırasında kendi içlerinden 13 kişiyi öldürmüşlerdir. Sonra “yanlış yaptık” denilmiştir. Kendilerinin “Kardelen harekatı” olarak adlandırdığı bu olayda, insanlara işkence yaptıklarını yine kendileri açıkladılar.” “Kendi saflarındaki insana işkence yapabilen, bunu meşru, doğal, gerekli görebilen kafa yapısı, Nurtepe’de Cepheliler’e karşı herşeyi yapabilir.” Aymazlığın bu kadarı “pes” dedirtiyor. Peki, yasal-açık zeminde faaliyet yürüten bir Federasyon için, doğrudan DHF’ye hitaben bunları yazabilen Halk Cephesi’nin neler yapabileceği konusunda biz ne düşünmeliyiz? İki buçuk sayfa boyunca dillendirilen, yukarıdaki ifadede atıfta bulunulan sürecin ve benzer süreçlerin muhatabı DHF değildir! Halk Cephesi bunu bilmeyecek kadar geri midir? Böyle olmadığını biliyoruz. Öyle ise Halk Cephesi hangi mantıkla ve sorumsuzlukla, ne maksatla DHF’yi muhatabı olmadığı süreçlerin parçası haline getirmektedir, ülkemizdeki illegal komünist partilerle eş tutmaya kalkmaktadır? Federasyonumuz böylesi mantıkla yıllardır polis fezlekelerinde karşılaşmaktadır. Polisin hazırladığı böylesi düzmece belgelere Halk Cephesi gerekli duyarlılığı göstermelidir. Bu tür fezlekelerle onlarca tutuklu üyemizin olduğunun Halk Cephesi de bilincinde olmalıdır. Halk Cephesi bu tutumu ile fiilen ihbarcılık yapmaktadır. Halk Cephesi bir an evvel bu yanlışını değerlendirmeli, düzeltmeli ve tekrar etmemelidir. Bu süren tartışmanın içeriğinden ve gelişiminden bağımsız bir gerekliliktir. Şüphesiz ki komünist ve devrimci hareketin deneyimleri önemsenmelidir. Bu yönüyle bu tarih doğrusu ve yanlışıyla öğrenilecek derslerle dolu bir deryadır. Bu çerçevede Halk Cephesi gibi Federasyonumuzun da söyleyecek sözü vardır. Fakat Halk Cephesi, ülkemiz Komünist hareketi ile ilgili sorunları ve tartışmak istediği konular varsa bunu doğru zeminde, DHF ile sürdürdüğü somut tartışmadan ayrı olarak, doğrudan komünist hareketi temsil eden örgütlere seslenerek yapmalıdır. Halk Cephesi’nin muhatabını “şaşırarak” sürdürdüğü bu tartışmada öne çıkan yönlerden biri “işkence” tartışmasıdır. Halk Cephesi’nin bu konudaki yaklaşımı da özeleştiri mekanizmasına yaklaşımındaki zayıflığı ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir. Halk Cephesi verdiği örnekte özeleştiri konusunda görmesi ve ders alması gereken esası kaçırmakta, durumu çarpıtarak ilgili örgütün “işkenceyi meşru gördüğünü” iddia etmektedir. Hâlbuki Halk Cephesi’nin aktardığı pasajlarda da görüldüğü üzere bir “suç” ve “tarihteki bir kara leke” olarak tanımlanan işkence olayı, bizzat örgütün kendisi tarafından mahkûm edilerek kamuoyu ile paylaşılmıştır. Bu sayede süreçten haberdar olan Halk Cephesi ise konuyu çarpıtmakta ve “Kendi saflarındaki insana işkence yapabilen, bunu meşru, doğal, gerekli görebilen kafa yapısı, Nurtepe’de Cepheliler’e karşı herşeyi yapabilir.” diyerek DHF’ye karşı kullanma gafletine düşmektedir. İşkence bir insanlık suçudur. Bırakalım işkenceyi, sadece dostlar arası ilişkide değil düşmana karşı hakaret ve küfrün dahi geleneğimizde yeri yoktur. Bu tür anlayış ve pratiklerin ideolojik düzlemde düşmanı olduğumuz bilinmektedir. Halk Cephesi’ne bir kez daha hatırlatıyoruz. Sarıgazi ve Nurtepe’de yaşanan olaylarda ve öne sürdüğünüz kimi tartışmalarda tek muhatabınız DHF’dir. Sorunu Sığ Mecralara Sürüklemek Fayda Sağlamaz Yaşanan sorunların ikili görüşmeler, olmaz ise “Devrimci ve Demokratik Yapılar Arasında Çözüm ve Diyalog Platformu” ilkeleri zemininde yürütülecek tartışma ile çözülmesinin en doğru yol olduğunun farkındayız ve başından beri süreci bu zeminde ilerletmeye gayret ediyoruz. Halk Cephesi merkezi temsilcileri “Devrimci ve Demokratik Yapılar Arasında Çözüm ve Diyalog Platformu”nda “bu konuda söyleyecek yeni bir sözleri olmadığını” ilan etmiş olsa da bu konudaki yaklaşımımız değişmemiştir, değişmeyecektir. Bu yönüyle tartışmanın “bir DHF’li şöyle söylemiş”, “kulağımıza şunları fısıldadılar”, “bir sanatçıya gidip şöyle söylemişler”, “sen orada böyle dedin”, “hayır demedim” derekesine düşürülmesinden rahatsızız ve bunun fayda sağlamayacağını biliyoruz. Ancak Halk Cephesi’nin bildirisinde kamuoyuyla paylaştığı asılsız iddiaları cevaplamak zorunluluğu hissediyoruz. Devrimci demokratik kamuoyunun doğru bilgilenmesini, doğru ile yanlışın, gerçek olan ile olmayanın ayrıştırılmasını da önemsiyoruz. Bu tartışmanın ideolojik mücadele zemininde ve devrimcilere yakışan bir üslupla devam etmesinden yanayız, bu sağlanabilir ise devrimci harekete katkı sağlayacağına inanıyoruz. Birlik Bozgunculuğu İthamı ve Gerçekler “DHF, Devrimci 1 Mayıs Platformu’nda, 1 Mayıs’ta, darbeci kontra artıklarına Cepheliler tarafından alınan tavrı gündeme getirerek, Cephe’den “özeleştiri” ister ve platformu dağıtmaya çalışır. Dağıtamaz ama kendisi Devrimci 1 Mayıs Platformu’ndan çekilir.” “...Devrimci Ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu’nda Halk Cephesi’ni hedefe koyup platformu dağıtıcı tartışmalar açmaya kadar, birçok yerde karşımıza çıkmaktadır.” “...birlikleri dağıtmaya çalışmak... Normal değildir!” Halk Cephesi ilk bildirisindeki yaklaşımı da dikkate alındığında Federasyonumuzu, “devrimci birlikleri engellemeye çabalamakla, engellemeyi başaramadığı koşullarda ise içinde yer alarak türlü yollarla platformları dağıtmaya çabalamakla” itham etmekte ve hatırlanacağı gibi “devrimcilerin birlik olmasını kim istemez” diye sorarak “normal olmama” durumuna ve malum sonuca ulaşmayı “başarmaktadır”. Halk Cephesine yönelik eleştirilerimiz, dahası muhatap olduğumuz ve devam eden fiili engelleme tutumu, Halk Cephesi ile birlikte yürüyüş irademize engel olmamıştır. Öncelikle Halk Cephesi’nin farkında olmadığı ya da gizlemek istediği bu gerçektir. Federasyonumuz Halk Cephesi ve diğer devrimci demokratik hareketler ile birlikte çok sayıda merkezi platformda birlikte mücadele etmektedir. Eksik olan yerel düzeyde (semt ve mahalle) birliklerdir. Bu zeminde de eksik davranan DHF değil Halk Cephesi’dir. Federasyonumuzun da bileşeni olduğu çok sayıdaki yerel birlikte ve dönemsel eylem birliklerinde Halk Cephesi kendi tercihleri ve iradeleri nedeniyle yer almamaktadır. Bu durum tüm devrimci-demokratik kamuoyunun malumudur. Demokratik Haklar Federasyonu bugüne değin, Demokratik Haklar Platformu sürecini de dâhil edersek toplam üç platform deneyiminde yaşanan tartışmalar neticesinde ayrılma tutumu benimsemiştir. Bu platformlar, “Irak’ta İşgale Hayır Koordinasyonu”, “Hasta Tutsaklara Özgürlük Platformu” ve “Devrimci 1 Mayıs Platformu”dur. Halk Cephesi, DHF'yi rahatlıkla “birlik dağıtıcısı” ilan etmekte sorun görmemektedir. Peki, DHF'nin bu platformlardan neden ayrıldığı Halk Cephesi'nin tutanaklarında yazılı değil mi? Bu hususlarda Federasyonumuzun yaptığı açıklamalara ulaşamıyorlar mı? Halk Cephesi, devrimci sorumluluk gereği olarak neden DHF'nin cümlelerine yer vermeyi ve eleştirilerini bu zeminde yöneltmeyi tercih etmemektedir? Öte yandan Halk Cephesi bu platformlarda yaşanan tartışmaları neden sadece DHF ve Halk Cephesi arasında yaşanmış gibi aktarmaktadır? Bahsi geçen her üç örnekteki başarısızlıkta ve eksiklikte tüm bileşenlerin az veya çok payı vardır. Konuyu dağıtmamak açısından burada ayrıntılı bir tartışma açmaktan imtina ediyoruz. Fakat bu süreçlerde yaşananlar birçok bileşen açısından kurumsal hafızada mevcuttur ve kamuoyuna yapılan açıklama ve değerlendirmeler ulaşılabilir durumdadır. İlgili belgelere göz atan herkes görecektir ki yaşanan olumsuzluklarda “aslan payı” Halk Cephesi'ne aittir. Biz bu tartışmayı gerekli ve mevcut sorunu aşmada faydalı görmüyoruz, fakat Halk Cepheli dostlar gerekli görürlerse tüm bu süreçleri ayrıntılı olarak tartışmaya ve kamuoyunun hafızasını tazelemeye hazırız. Ancak “Devrimci 1 Mayıs Platformu'na dönük kaleme alınan iddialara yanıt vermeyi gerekli görüyoruz. DHF, Devrimci 1 Mayıs Platformu'nda, devrimci olarak değerlendirdiği bir kuruma (Devrimci Çözüm) 1 Mayıs alanında, Halk Cephesi tarafından yapılan saldırıları eleştirmiştir. Tıpkı daha önce farklı kurumlar arasında yaşanan bu tür şiddet eylemlerini eleştirdiği gibi. Bunda “şaşılacak”, “şüphe duyulacak” bir şey var mı? DHF, ideolojik-politik görüşlerinin gereğini yerine getirmiştir. Halk Cephesi bunu bilmiyor mu? DHF’nin bu konudaki ilkesel tutumunu bilen Halk Cephesi, neden DHF’nin bu tavrı sadece bu örnekte ortaya çıkmış gibi davranıyor? DHF bu konuda da tutarlıdır ve bu konuda Halk Cephesi de dâhil olmak üzere birçok devrimci hareketten farklı düşünmektedir. Öte yandan Halk Cephesi’nin muhatap olduğu eleştiriler sadece bununla sınırlı değildir. 1 Mayıs eylemi öncesi eylem alanının güvenliği ve olası provokasyonlar da dâhil olmak üzere saatlerce tartışılarak kararlar alınmıştır ve alandaki hareketten sorumlu bir eylem komitesi belirlenmiştir. Halk Cephesi ulaşılabilir durumda olan eylem komitesini hiçe sayarak, güvenlik sorunu yaratacak bir eyleme girişmiştir. Ek olarak Halk Cephesi’nin saldırısından araya girmeye çalışan kimi platform bileşenleri de nasibini almıştır. Birçok bileşen tarafından yöneltilen eleştirilere karşı Devrimci 1 Mayıs Platformu'nda, devrimci kurumlara hakaret eden, bağıran, tehdit eden ve sonrasında da bu tavrını düzelterek özeleştiri yapmak yerine “biz sizi kendinize getirmek için böyle bir üslup kullanıyoruz” diyen Halk Cephesi değil mi? Partizan'ın, Devrimci 1 Mayıs Platformu'ndan ayrılmasının sorumlusu Halk Cephesi değil mi? Halk Cephesi, “herkes benim dediğime uyacak” diyorsa o başka bir tartışmadır. Halk Cephesi bu konuda da hangi tartışmayı yürütmek istiyorsa açık, samimi bir şekilde onu tartışmalıdır. Devrimci 1 Mayıs Platformu'nda, haftalarca, “sendikal bürokrasiye karşı” bizzat sendikalar içerisinde ortak çalışma yürütme önerisi getirdiğimizde Halk Cephesi neden sessiz kalmayı tercih etti? Neden haftalar boyunca bir tek cümle dahi kurmadı? Devrimci ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu’nda, Halk Cephesi'nin semtlerde halka ve devrimci-demokratik kurumlara yönelen yanlış pratiklerini dostane bir çabayla eleştirmeye, düzeltmeye çalıştığımızda bu çabamızı “birlik dağıtıcılığı” ilan ederek tartışmaları kilitleyen Halk Cephesi değil mi? Benzer içerikte sayısız pratiğiyle platformları “aşındıran”, devrimci-demokratik kurumlar arasındaki birlik ve dostluk ilişkilerine zarar veren ve bu sorunların tartışılmasına dahi tahammül etmeyen Halk Cephesi değil mi? Halk Cephesi ile “birlikler ve platformlar” meselesine de aynı noktalardan bakmıyoruz. Bu nedenle ortak platformlarda “eksik”, “hatalı” gördüğümüz noktaları eleştiriyoruz. Her kurum kendi cephesinden bunu yapmaktadır. Bu olmak zorundadır. Halk Cephesi ise fiilen “hiç bir sorunu tartışmayın, yanlışlarımı eleştirmeyin” demektedir. DHF bu konuda da Halk Cephesi ile aynı görüşleri paylaşmamaktadır. Yanlışlarından arınmayan platformların gelişme, güçlenme imkânı yoktur. DHF, yanlışları düzeltme konusunda çaba sarf etmiş, bu konuda ilerleme kat edemeyen kimi platformlardan ise çekilmiştir. Bu her kurumun en doğal hakkıdır. “Bütün yanlışlarına, tutarsızlıklarına, ilkesizliklerine rağmen bütün platformlar korunmalıdır” görüşünü Halk Cephesi savunabilir fakat DHF bu görüşü savunmamaktadır. DHF söz konusu yanlışların aşılması yönünde çaba sarf etmiş olsa da söz konusu örneklerde bu hususta başarısız olmuştur. Federasyonumuzun temel eksikliği budur. Tüm bunları bir yana bıraksak dahi DHF’nin ayrıldığı bu platformlar neden bir bileşeninin eksilmesiyle sizin deyimiyle dağılıyor? DHF’nin olmadığı ancak Halk Cephesi’nin olduğu bu platformların dağılmasında nasıl oluyor da Halk Cephesi’nin hiç sorumluluğu olmazken tüm sorumluluk DHF’ye havale edilebiliyor? Oysaki sizin deyiminizle “birlik dağıtıcılarının” olmadığı bir platformun daha da sağlamlaşması gerekmez mi? Açık ki Halk Cephesi düşünmeye zahmet etmeden eleştiri yapmaktadır çünkü temel dürtüsü DHF’ye karşı kullanılacak malzeme arayışıdır. Halk Cephesi bu görüşlerimizi ve yürüttüğümüz tartışmaları bilmesine karşın DHF'yi “birlik dağıtıcısı” olmakla itham etmiş ve bu durumun altında da “şaibe” aramıştır. Bu tartışmada da kimin devrimci sorumluluğu yerine getirdiği, kimin “düşmanlık” güttüğü, kimin “normal” davranmadığı açıktır. Halk Cephesi’nin ortak platformlarda kendisine yönelen eleştirileri ve ideolojik mücadeleyi “karşımıza çıkmaktadırlar” şeklinde algılayıp ifade etmesi ise ideolojik mücadeleyi bastırmaktır, ideolojik mücadelenin zeminini yok etmektir. Bu bakış açısı, değil ideolojik mücadele, kendisi gibi düşünmeyenlerin söz söylemesine dahi engel olmaya götürür. Bu bakış açısı ve anlayışın kurmayı hedeflediği sistem, halkı kulluktan çıkarıp özgürleştirmeyi nasıl başarır? Dostlarımıza hatırlatmayı devrimci bir görev ve sorumluluk olarak görüyoruz… Dost kurumların ve halkın eleştirilerini “karşımıza çıkmaktadırlar” düzeyinde algılamaktan vazgeçin. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu anlayış dost ve düşman arasındaki temel çizgiyi en hafif deyimle silikleştirmektir. Evet, “normal” olmamak, “birlik dağıtıcılığı” yapmak tam da budur. Gördüğü yanlışı eleştirmeyen dost, dost olabilir mi? Dostları birbirine bağlayan ve yanlışlardan arındıran en temel silah eleştiri silahıdır. Ama biz bu eleştiri silahını kullanan dostları “karşımıza çıkmaktadırlar” olarak algılar ve bastırmaya çalışırsak ya da “bozgunculukla”, “düşmanlıkla” itham edersek nasıl dost kurum ve kişiler olabiliriz? Nasıl ortaklıklar yakalayabiliriz? Dahası bu kokuşmuş faşist düzeni nasıl alaşağı edebiliriz? En önemlisi karşıtına dönüşme riskini nasıl bertaraf ederiz? Bir kez daha söylüyoruz: Halk Cephesi, bu anlamda da ideolojik mücadeleyi yanlış kavramaktadır. Polemiklerde kullandığı yöntemde de son derece hatalı davranmaktadır. Mevcut tartışmadaki yönelimi ise devrimci bir zeminde doğruyu-yanlışı tartışmak değil DHF'ye dair var olan yargılarına “delil” aramaktır. Halk Cephesi Sarıgazi’de Yaşananları Sürekli Isıtarak Önümüze Koymaktan ve Çözümsüzlüğe Katkı Olarak Kullanmaktan Vazgeçmelidir “DHF Sarıgazi’de Cephelilere saldırdı. 30-35 DHF’li, stand yerini bahane ederek, TAYAD standına ve standın başında duran TAYAD’lılara saldırdı.” “DHF, Sarıgazi’de neden saldırmıştır? Neden bir anda Nurtepe’de dergi dağıtmak, afiş asmak ihtiyacı duymuştur? Bu sorular cevaplanamamaktadır. DHF ile yapılan görüşmelerde de DHF tarafından bu konuda tek bir açıklama yapılmamıştır.” Halk Cephesi gerçekleri yine çarpıtmaktadır. Ortada ne planlı bir saldırı ne 30-35 kişilik DHF’li vardır. Federasyonumuz olayın haber alınması üzerine hemen duruma merkezi düzeyde müdahale etmiş ve Halk Cephesi ile diyaloğa geçmiştir. Bu andan itibaren her görüşmede ve her düzeyde gerekli nitelikte özeleştirel yaklaşım sergilenmiş, hiçbir gerekçe ile özeleştiriden kaçınılmamıştır. Halk Cephesi de ikili görüşmelerde verilen özeleştiriyi yeterli görmüştür. Sonrasında Halk Cephesi özeleştirinin yazılı verilmesini talep etmiş, Federasyonumuz bu talebi olumlu karşılamış fakat merkezi karar organının talebi değerlendirmesi için, özeleştiri talebinin yazılı olarak Federasyonumuza iletilmesini istemiştir. Halk Cephesi bir tek bu nedenle o ana kadar yeterli gördüğü özeleştiriyi geçersiz ilan etmiş ve konuyu “Devrimci ve Demokratik Yapılar arası Çözüm ve Diyalog Platformu'na taşımıştır. Platform yaptığı değerlendirmede, Halk Cephesi’nin yaklaşımının aksine platform toplantısında tekrarlanan DHF’nin özeleştirisini yeterli görmüştür. Halk Cephesi bu sefer de “DHF’nin yazılı olarak, platform imzası ile kınanmasını” talep etmiştir. Esasında platformun hukukunda ve teamüllerinde özeleştirisi verilmiş ve çözülmüş olan durumlarda (platform durumu böyle değerlendirmiştir) kınama metni yayınlamak olmamasına rağmen DHF, bu durumu hatırlatmış ve kınama metni yayınlanması önerisini desteklemiştir. Böyle bir metnin yayınlanmasının, kamuoyu ve iki tarafın kitlelerine yansımasının sorunu büyüteceği fikrini eleştiren Federasyonumuz, tam tersine hatamızın kamuoyu nezdinde mahkûm edilerek kınanmasının konu özgülünde doğru bir bilincin gelişmesine katkı yapacağını savunarak söz konusu bildirinin yayınlanmasını olanaklı kılmıştır. Halk Cephesi bu sefer de söz konusu metinde, DHF’nin planlı bir şekilde saldırıyı gerçekleştirdiğinin ifade edilmesinde ısrar etmiş fakat platform bu iddiayı ve talebi kabul etmemiştir. Bu konuda metin üzerinden spekülasyon yapılmaması maksadıyla metne “yaşanan bir tartışma üzerine” ibaresi özellikle eklenmiştir. Bu durumda Halk Cephesi iddialarında hala ısrarcı idiyse, bir araştırma komisyonu kurulmasının ve olayın araştırılarak ulaşılan sonuçların kamuoyu ile paylaşılmasının önünde hiçbir engel yoktu. Ki Federasyonumuz Halk Cephesi’nin “planlı saldırı” iddiası nedeniyle bir araştırma komisyonunun kurulmasını önermişti. Ancak Halk Cephesi metne hiçbir şerh düşmemiş ve tüm bileşen için bağlayıcı olan metnin altına DHF ile birlikte imza atmıştır. O günden bu yana Halk Cephesi, bileşeni olduğu platformun ilkelerine aykırı biçimde yayınlarında ve halk içerisinde “planlı saldırı” ithamını sürdürmektedir. Tüm bu süreç platform bileşeninin kayıtlarında mevcuttur. Tüm yaşananlara ve yayınlarda aynı doğrultuda yazılan yazılara rağmen Halk Cephesi hiçbir açıklama yapılmadığını iddia edebilmektedir. Halk Cephesi ek olarak saldırıya gerekçeler yaratarak şiddeti meşrulaştırdığımızı savunmaktadır. Platform söz konusu metne son halini verip onayladıktan sonra yani sorun esasen çözüme bağlandıktan sonra DHF’nin Sarıgazi olayı özgülünde tartışmak istediği noktalar Halk Cephesi’nin, bir taraftarımızı “işbirlikçi” ilan etmesi, stant yerini işgal etmesi ve günlerce görüşme taleplerimizi cevapsız bırakmasıdır. Halk Cephesi bu yanlışların hiç birini tartışmamaktadır. DHF’nin bu noktaları tartışmasını ise “öz eleştirinin içini boşaltmak”, “şiddeti meşrulaştırmak” olarak tanımlamaktadır. Halk Cephesi “ilk siz vurdunuz, şiddete maruz kalan biziz, olayların şiddet aşamasına varmasından önceki hataları boş verin” demektedir. Bu tutum geri ve yaşanan sonuçların sebeplerini anlamayan, tek yanlı, faydacı bir tutumdur. DHF’nin konu özgülünde tartıştığı noktalar bunlardır. Halk Cephesi’nin platform işleyişini kilitleyen tavrı nedeniyle bu hususlar hala tartışılabilmiş değildir. Halk Cephesi sürecin başından bu yana bunları bilmektedir. Nasıl oluyor da “DHF, sorularımıza cevap vermedi” denilmektedir? DHF benzer bütün olaylarda tek başına şiddeti eleştirerek olayların arka planını görmezden gelmemiştir. “Sol içinde” yaşanan tüm şiddet olaylarında tavrımız bu yönde olmuştur ve bu ifadelerimiz platformun toplantı tutanaklarında mevcuttur. Yanısıra platform oluşturduğu komisyonlar aracılığıyla daha önceki sorunlara bu temelde yaklaşmış, durumu öncesi ve sonrasıyla çok yönlü olarak inceleme doğru tutumunu benimsemiştir. Ancak Halk Cephesi ilkeleri kendi ihtiyacına göre farklılaştırmakta beis görmemektedir. Şu halde Sarıgazi örneğinde kimin niyetinin ne olduğunun, sorunu çözme ve çözmeme tutumunu kimin temsil ettiğinin takdirini devrimci-demokratik kamuoyuna bırakıyoruz. Platformun kamuoyuna dönük yapmış olduğu açıklama (EK 1) ve platformun kuruluş deklarasyonu (EK 2) başlığı ile açıklamamızın sonuna eklenmiştir. 14 Kasım 2010… Afiş Çalışması Yapan: DHF, Saldıran ve Darp Eden: Halk Cephesi; 30 Ocak 2011… Afiş Çalışması Yapan: DHF, Bir Kez Daha Devrimcilerin Yolunu Kesen: Halk Cephesi Halk Cephesi bildirisi ilkinde olduğu gibi Nurtepe’de yaşananları çarpıtma, tersyüz etme ısrarını sürdürüyor. Dolayısıyla yaşananları özet olarak aktarma ihtiyacı duyuyoruz. “ O gün 15 milyonluk İstanbul’da Çayan Mahallesi diye bir gecekondu bölgesi olduğunu keşfetti DHF’liler. Mahalleye afiş asmaya(!) geldiler. Çayan Mahallesi, bir avuç bir yerdi, herhangi bir mahalle değil, Cephelilerin kanı canıyla kurulmuş, örgütlü bir mahalleydi. Bu mahallenin örgütlü olduğu, mahalle hukukunu kendilerinin de bildiği hatırlatılarak, buna uymaları istendi. Ama DHF’nin umurunda değildi bunlar. Afiş de bahane. Kendileriyle konuşmak isteyen Cepheli’ye "seni muhatap almayız” ve benzeri sözlerle hakaret edip itekliyorlar... "Gelin bizi dövün" diye bağırıyor bazı DHF”liler. Alenen provokasyona davet ediyorlar.” 14 Aralık tarihinde faaliyetçilerimizin saldırıya uğradığı olay için söyleniyor yukarıdaki sözler. O gün Mazgirt Belediyesi’nin düzenlediği dayanışma etkinliğinin ve UPS işçilerinin mücadelesini konu alan DHF afişlerinin çalışması yapılmaktadır. Afiş yapan DHF’liler 5’i Nurtepe’den olmak üzere toplam 6 kişidir. Ana cadde üzerinde çalışmaya başlayan DHF faaliyetçileri Halk Cephesi faaliyetçileri tarafından önce takip edilmiş, mahallenin içine girildiğinde ise faaliyetçilerimizin önleri kesilerek kendi deyimleri ile “mahallenin örgütlü olduğu” ve “mahallenin hukukunu bizim de bildiğimiz” hatırlatılarak çalışmamız fiilen engellenmiştir. “Mahalle hukuku” söyleminden kasıt Halk Cephesi dışında kimsenin mahallede çalışma yapamayacağıdır. Bu hukuku bizim bilmemiz mefhumu ise bunu “Halk Cephesi’nin ifade etmiş” olmasıdır. Bunun kendileri tarafından söylenmesini bizim bilmemiz ve onaylamamız için yeterli görüyor Halk Cephesi. Uzun süre taraflar arasında konuya ilişkin sözlü tartışma devam ediyor ve Halk Cephesi faaliyetçileri “burada çalışma yapamazsınız, mahalleyi terk edin” biçimindeki dayatmalarını sürdürüyorlar. Aynı zamanda İstanbul temsilcimiz olan yoldaşımız “Biz siyasal çalışmamız için kimseden icazet almayız, bu üslubunuzla sizi muhatap almıyoruz. Merkezi temsilciniz ile görüşeceğiz.” diyor ve yoldaşlarımız mahallenin içine doğru yöneldiğinde Halk Cephesi faaliyetçileri saldırıyorlar. Bunun üzerine arkadaşlarımız kendilerini savunuyorlar ve aynı saldırı ve savunma durumu belli aralıklarla sürüyor. Sonuç olarak Halk Cephesi merkezi temsilcisinin bölgeye gelmesi ve faaliyetçilerini alandan uzaklaştırması sonucunda afiş çalışması tamamlanıyor. “DHF’liler, füze kalkanıyla ilgili İstanbul’un her yanını afişlemiş(!) olarak, Çayan Mahallesi’ne de afişlerini asmak ve yazılama yapmak için geldiler... Cepheliler, tekrar yaptıklarının yanlışlığını hatırlatıyorlar. DHF’liler provokatif dayatmada ısrarlı. Elbette son derece ilginçtir, yaklaşık 30 kişi ile gelmişler sıradan bir afişlemeye... Bazılarında da “plastik borular” var, sopa niyetine! Oldukça hazırlıklılar. İtişme kalkışma esnasında bazı Cephelilerin elleri, kolları çiziliyor, tekme darbesi alanlar oluyor. Ama cevap verilmiyor.” 30 Ocak 2011 tarihinde ise olay benzer şekilde gerçekleşmiştir. DHF’nin füze kalkanı karşıtı kampanyası kapsamındaki afişlerini yapan tamamı Nurtepe faaliyetçisi olan 4 DHF’linin önleri kesilmiş ve bu kez fiili, doğrudan bir saldırı olmadan, itiş-kakış halinde saatlerce çalışmamız engellenmiştir. Durumun haber alınması üzerine Nurtepe’deki diğer arkadaşlarımız ve dostlarımız ile birlikte yakın semtlerden gelen DHF’liler de olmuş ve toplam sayımız 30-40 kişiye ulaşmıştır. Arkadaşlarımızın mahalleye ellerinde bayrak sopalarıyla geldiği ise tümüyle gerçek dışıdır. Halk Cephesi’nin bu bildirisinde de “gelin bizi dövün diye” bağırdığımız ve kendimizi “zorla dövdürmeye çalıştığımız” iddiasını tekrar etmesi gülünçtür. Nurtepe’de yaşanan iki olayda çevrede biriken, araya girmeye çalışan insanlar Halk Cephesi’nin saldırgan tutumlarına ziyadesiyle tanık olmuştur. Tüm bu gerçek dışı bilgiler konusunda ya yerel Halk Cephesi faaliyetçileri temsilcilerini yanlış bilgilendirmekte ya da Halk Cephesi gerçekleri merkezi olarak bilerek çarpıtmaktadır. Bu arada provokasyon kelimesini çok rahat kullanan Halk Cepheli dostlarımız, benzer gerginlik anlarında esnafı ve evleri dolaşarak 'DHF’liler mahallemize saldırıyor, gelin bunları mahalleden kovun' şeklindeki ajitasyon pratiklerinin neye denk düştüğünü değerlendirmelidir. Bu konuda daha önce de defalarca yaptığımız çağrıyı yineliyoruz. Gelin mahalle halkının katıldığı geniş toplantılarda tartışalım. Doğru ile yanlışı, yalan ile gerçeği birbirinden ayırmanın ortaya çıkarmanın peşinde olanlar, dahası halka ve ideolojik çizgisine güvenenler bundan kaçınmazlar. Yoksa tek kanıtı sizin sözleriniz olan mahalle halkının iradesini öne sürmekten vazgeçin. Halk saflarındaki faaliyetlerin güçlenmesinin devrimci bir örgüt açısından sevinçten başka ne karşılığı olabilir? Sömürücü egemen sisteme karşı olan bir mücadele bir devrimciyi rahatsız edebilir mi? Halkın hukuku, halka rağmen dayatılmış bir hiyerarşi olursa bu düzeni yeniden ve yeniden üretmiş olmaz mıyız? Gösteri ve örgütlenme hakkının bile izne tabii olduğu bir toplum esir bir toplumdur. Biz bu zincirleri kırdıktan sonra şu veya bu örgütün egemenliğinde yeniden tesis etmek için mi varız? DHF böyle bir egemenlik içinde yer alırsa, kitlelere çağrımız şudur: DHF’yi yıkın, size rağmen oluşmuş devlet ve örgüt tekelini parçalayın. Özcesi: “Burjuva karargâhları bombalayın.” Mahir Çayan devrim çağrısıdır ve bunu pratiğiyle de gösterdi. Deniz’lerle ilgili siper yoldaşlığı ruhundan öğrenmeliyiz, öğrenirsek ellerimizi dışımızdaki devrimcilere uzatırız. Halk Cephesi’nin mahalle hukuku diye tanımladığı anlayış sakattır ve gerekçeleri de doğru değildir. Bu gerekçelerin doğru olduğunu, başından beri sadece Halk Cephesi ve geleneğinin mahalledeki mücadelede emek harcadığını kabul etsek dahi, kan ve canla kurduğumuz her bir cephe, her bir mevzi bizim gibi düşünmeseler bile her bir devrimciye açık olmalıdır. Biz tekelci bir devlet hukukunu veya mahallede otoriter bir resmi ideolojiyi savunmuyorsak, halkın çıkar ve özgürlüğünü savunuyorsak ortak düşmana karşı mücadele eden devrimci kurum ve insanlardan neden rahatsız oluyoruz? Bizim prensibimiz açıktır. Halka baskı yasaktır. Halk ve halk saflarındaki örgütlülükler görüşlerini izne tabii olmadan özgürce ifade eder. Dolayısıyla halkın devrimci güçleri siyasi faaliyetlerinde herhangi bir icazet almazlar, faaliyetlerini özgürce yürütürler. Şüphesiz burada bir doğru yanlış mücadelesi, düşünceler arası mücadele olacaktır. Sorun yanlışı atmak, doğruları ilerletmektir. Bunları bastıracak bir kanun, hukuk veya mahalle kültürü devrimciliğe yabancıdır. Halk Cepheli dostlarımıza soruyoruz, siz de programatik olarak halk için kendini ifade etme, örgütlenme, düşünce ve eylem hakkını savunuyorsunuz. Şimdiden mahallelerde örgütlenme yasağı koyan bir anlayışın geleceğin toplumunu kurma projesi devrimci olabilir mi? Bu mahalle hukuku dediğiniz çoğunluğun görüşünün mutlak hâkimiyeti ve ona uymayanların, farklı düşünenlerin ezilmesi midir? Önerdiğiniz toplumsal hukuk bu temelde mi yükselecek? Biz böyle bir geleceği ne tasavvur ediyoruz ne de insana yakıştırıyoruz. Bu düzene karşı niçin mücadele ediyoruz? Biz, devlete karşı halkın öncüleştirilmesini amaçlıyoruz. Nurtepe’de yaşayanlar da dâhil olmak üzere halk düşünmeye cesaret etmeli, konuşmalı, eleştirmeli ve yönetmelidir. Halk kimsenin kulu ve kölesi değildir. Onun zincirlerini koparmak boynumuzun borcudur. Nurtepe’de ve tüm diğer alanlarda var olan ve devam edecek olan faaliyetimizin sebebini anlamış olmalısınız. Öte yandan “DHF’nin Nurtepe’yi Aralık 2010 tarihinde keşfettiği” söylemi tümüyle yanlıştır. Federasyonumuz yıllardır pratik olarak o veya bu düzeyde fakat kesintisiz olarak Nurtepe’de faaliyet yürütmektedir. DHF, Nisan 2009’da ekonomik krize karşı başlattığı kampanyanın afişlerini, Mayıs 2009’da İbrahim Kaypakkaya’yı anma etkinlikleri kapsamında hazırladığı afişleri ve önceki yıllarda da çeşitli afişlerini “sorunsuz” bir şekilde Nurtepe’de yapmıştır. Yaşanan kimi sorunlar (afiş asılması, bir esnaf ilişkimize yönelik Halk Cephelilerin uyguladığı politika vb.) Halk Cephesi ile birlik ruhuyla ve ideolojik mücadeleyi dıştalamadan aşılmıştı. Afişlerimize doğrudan bir müdahale olmadığı gibi, afişlerimizin yırtıldığı bir durumda Halk Cephesi, sempatizanları olan ilgili şahsın yaptığının doğru olmadığını belirtmiş ve bu tutumu sahiplenmemişti. Yani cevap vermesi gereken DHF değil, Halk Cephesi’dir. Halk Cephesi ne oldu da birden bire “Nurtepe hukukunu”, “halkın örgütlü olduğunu” keşfetti? Nurtepe’de, Nurtepe Halk Cephesi temsilcisi olduğunu söyleyen bir kişi, “Siz kendi kadrolarınızı öldürdünüz ulaaan” diye kendinden geçmiş şekilde bağırarak sözüm ona DHF’yi teşhir etti, benzer nitelikte söylemleri bildirinizde tekrarladınız. Kadrolarımızı veya halktan başka insanları öldürmek, tutuklamak, bizimle yürüyemediği için hain ilan etmek bizim kültürümüz değildir. Biz çete ideolojisine, onun rehberlik ettiği rekabetçi alan mülkiyetçiliğine, ulusçuluğa ve her türden imtiyaza karşı yürüyen devrimcileriz. Dost ve düşmanlarımızı biliriz. Halk Cephesi’nin sorunları siyasal çizgi sorunlarıdır. Bir düşmanlık tutumu asla değildir. Bu açıdan tekrarlamak isteriz ki siyasal çizgimiz itibariyle dik duracağız, programımızı eğilip bükülmeden temsil edeceğiz. Devrim için mücadelede de içten, hesapsız yoldaşlık duygularıyla hareket edeceğiz. Var olan sorunları aşmak ve düşmana karşı güçlü bir barikat oluşturmak için dostça görüşmeye çağrı tutumumuzu sürdüreceğiz. Tüm bunlar halka ve devrime karşı sorumluluk bilincimizden ötürüdür. Evet, bizim dostlarımıza karşı elimiz kalkmaz. Hatalara karşı ideolojik bilincimizin dönüştürme yürüyüşü de durmaz. DHF, faaliyet yürüttüğü diğer alanlarda olduğu gibi Nurtepe'de de örgütlenme faaliyeti sürdürmektedir. Sürdürecektir. Bunun “yanlış” olan, “provokatif dayatma” olan,“garip” olan, “anlaşılması” müthiş zor olan tarafı nedir? Bütün devrimci-demokratik kurumların en temel iddiası örgütlenmek değil midir? Anlaşılması, açıklanması “zor” olan Halk Cephesi'nin içerisine düştüğü tutarsızlıktır. Halk Cephesi bir taraftan DHF ile birlikte “siyaset yasakçılığına karşı olan” bir platformun bileşeni iken diğer taraftan Nurtepe'de siyaset yasakçılığı yapan bir pozisyondadır. Halk Cephesi bir taraftan “devrimci üslup, sorumluluk” dersi vermekte iken diğer taraftan faaliyet yürütmek isteyen devrimcilere saldırmakta ve türlü hakaretler etmektedir. Halk Cephesi, birbirinden bağımsız onlarca çarpıtılmış örneği arka arkaya dizmek suretiyle olayları hasıraltı etme tutumundan vazgeçmelidir. İçerisine düştüğü tutarsız pozisyondan çıkmalıdır. Samimi davranmalıdır. Halk Cephesi ya “siyaset yasakçılığını benimsiyorum” demeli ya da yanlışından vazgeçmelidir. DHF, Halk Cephesi'nin bu tutumuna evet demeyecektir. Gerçekler perdelenemez ve keyfi yorumlanamaz. Biz bütün çıplaklığımızla doğru ve yanlışlarımızla dara çekilmeye hazırız ve dostlarımızın da böyle davranmasını isteriz. Halk Cephesi Kendi Kendini Yalanlıyor Polis, 19 Aralık’ın hemen öncesinde Nurtepe’ye baskın düzenlemiştir. Halk Cephesi bunun karşısında kuşatma altında ve her an çatışmaya karşı hazırlık içinde polis terörüne karşı bir eylem yapmaktadır. Akşam saat sekiz civarında başlayan eylemde ilk başta 200 kişi kadar toplanmıştır, Hüseyin Aksoy Parkı’nda toplanan kitle yürüdükçe kitle kalabalıklaşır, 400 kişi kadar olur. Yürüyüşün sonunda basın açıklaması yapılır. Bu açıklama sırasında üç DHF’li gelip, oradaki Cephe sorumlusunun kulağına eğilip şöyle derler: "Biz DHF'den geliyoruz. Eyleminizi destekliyoruz. Şimdilik gitmek zorundayız." Ve giderler. … Acaba Çayan Mahallesi’nde çalışma iddiasında olanlar, öyle bir anda, hangi büyük işlerle meşguldürler ki, halkı kuşatma altında kendi önderliklerinden “mahrum” bırakıp çekip gitmektedirler?! Halk Cephesi, neredeyse bütün tartışma başlıklarında yukarıda alıntısını yaptığımız üslupla tartışmaktadır. Düşmana karşı canımızı vermede tereddüdümüz yoktur ve olmamıştır. Ne var ki bunu birlikte eylemlerde bizzat görmüş olan Halk Cepheli dostlarımız, hakkımızdaki asılsız yargılarını, daha doğrusu karalamalarını, pratiğe rağmen sürdürmektedir. Evet, bir farkımız var; nasıl olursa olsun, eylem olsun anlayışında değiliz. Kuru bir yiğitlik gösterisi içinde de değiliz. Stratejik bir planımız vardır, canımızı feda edeceğimiz yönelim buradan beslenir. Nerede ve hangi koşullarda olacağımızı bizim irademiz belirler. Bu yönüyle genel anlamda çizgisini ve yönelimini doğru bulmadığımız eylemlerde ne Nurtepe’de ne de başka bir alanda yer almayız. Halk Cephesinin “korkaklık”, “kavga kaçkınlığı” ithamlarına cevabımız pratiğimizdir. İspata gerek yoktur. Dost da düşman da gereken “değeri” vermektedir. Halk Cepheli dostların görmezlikten gelmeleri gerçeği değiştirmez. Biz, mevcut sistemin yıkılmadan bir halk iktidarının mümkün olduğu düşüncesinde değiliz. Owen’ci kooperatifist ya da sivil toplumcu, üçüncü alancı siyasetleri benimsemiyoruz. Halk Cephesi pratiğinin tarif ettiği gibi bir “kurtarılmış bölge” anlayışına da sahip değiliz. Bu siyaset perspektifine bağlı olarak her bir mahalle ve köyün iktidar bilinciyle bugünden ayağa kaldırılmasına önderlik etmeye çalışırız. Tartışmamız gereken konu budur. Yani bir yiğitlik meselesi değil çizgi meselesidir. Halk Cephesi, “19 Aralık’ın öngünlerinde, mahalleye yapılan polis saldırısı-baskını sonrasında Hüseyin Aksoy Parkı’ndan yapılan 400 kişilik yürüyüşü” ve DHF’nin tavrını yukarıdaki gibi aktarıyor. Bu tartışma tarzının geçersizliğini anlatmaya çalıştık. Ama aynı eyleme dair www.halkinsesi.tv/index.php/haberler/1257-nurtepe-halk-polis-teroeruenue-protesto-etti.html adresinden görülebilecek Halk Cephesi’nin kendi haberinden bir bölüm aktarmadan geçmeyelim. Tarih, 17 Aralık 2010: “Mahalle halkı akşam üzeri saat 20.00’de Çayan'daki Hüseyin Aksoy parkında toplanarak polis terörünü protesto etti. “Polis Terörüne Son. Baskılar Bizi Yıldıramaz. NURTEPE HALK CEPHESİ” yazılı pankartla yaklaşık 400 kişinin katıldığı bir yürüyüş gerçekleştiren Çayan Halkı, AKP Polisine gereken yanıtı vermiş oldu. Sokullu Caddesi boyunca yürüyüşe geçen kitle, Dilan Kafe’nin önünde yaptığı basın açıklamasıyla eylemine son verdi. Yürüyüş sırasında sık sık “Nurtepe Faşizme Mezar Olacak.” “Yaşasın 19 Aralık Direnişimiz”, “Katil Devlet Hesap Verecek” “Yaşasın Devrimci Dayanışma” sloganları atıldı. Yürüyüşe DHF ve SODAP destek verdi.” Halk Cephesi Amacına Ulaşmak için Her Yolu Mubah Görüyor, Tartışmaya Pınar Sağ’ı Alet Etmekten Çekinmiyor “Sanatçı Pınar Sağ, son çıkaracağı albümünü TAYAD’a adamak ve gelirini de TAYAD’a vermek ister. DHF’liler sanatçının bu düşüncesini öğrenince, bir DHF’li, sanatçı Pınar Sağ’a gider ve “albümü TAYAD’a adamamasını!” ister, çünkü “bizim Nurtepe’de DHF’lilere saldırdığımızı” vb. söylerler. Sanatçı kendi düşünceleri çerçevesinde gereken cevabı verir DHF’lilere ve albümünü de TAYAD’a adama kararında bir değişiklik yapmaz.” Halk Cephesi bu konuda DHF'ye dair görüşlerini “zavallılık” ithamlarına kadar götürmüştür. Halk Cephesi, burjuvaziden ödünç aldığı kimi yöntemlerle hareket etmekten vazgeçmelidir. Bu tarz Halk Cephesi'ne yakışmıyor. Halk Cephesi açıklamasında yer verdiği konular hakkında aradan geçen onca sürede DHF'den bilgi talep etmeyi neden seçmemiştir? Cevabı açıktır. Halk Cephesi duyumlarını doğru-yanlış olarak ayırmaya ihtiyaç duymamaktadır. Çünkü “olur da bir gün DHF ile bir polemiğe girersek bunları kullanırız” mantığını gütmektedir. Devrimci sorumluluktan, ilkeli olmaktan, tutarlı olmaktan bahseden Halk Cephesi, bunları unutarak hangi siyaseti savunmaktadır? Halk Cephesi'nin aktardığı gibi veya benzeri bir olayın içerisinde hiçbir DHF’li yer almamıştır. Anlatılanlar baştan sona yalan ve çarpıtmadır. Konu ile ilgili Pınar Sağ'ın Federasyonumuza ulaştırdığı ve aynen yayınlanmasını talep ettiği açıklamayı elimize ulaşan haliyle aktarıyoruz: “Sevgili DHF Yoldaşları; Birkaç gün önce “Halkın Sesi' sitesinde hakkımda yayınlanan ''bir DHF’li, sanatçı Pınar SAĞ’a albümü TAYAD’a adamamasını ister' ve gerekçe olarak da son dönem yaşanılan sorunları dile getirir” gibi bir söylemin haksız yere, hem sizi hem de beni ne kadar üzdüğünün farkındayım. Evet, ben evrensel devrimcilik anlayışımla tabii ki, devrimciler arası sol şiddeti, birbirimize düşman gözüyle bakılmasını her zaman reddetmişimdir. Dost meclisleri içerisinde tabii ki beni ve kararlarımı eleştiren, doğru bulmayan dostlarım vardır ve bu da dost olmanın gereğidir. Ama TAYAD'a destek olmamam noktasında hiçbir DHF’li arkadaşımın üzerimde bir baskısı olmamıştır. Kaldı ki; bu noktada devrimcilerine ve devrimci gerçekliğe sahip çıkmış, mücadeleden ödün vermemiş TAYAD, YENİ DEMOKRASİ AİLE BİRLİĞİ, PARTİZAN AİLE BİRLİĞİ gibi devrimci kurumları birbirinden ayırt etmem mümkün değildir. Bir kez daha belirtiyorum ki; hiçbir DHF'li arkadaşım ile aramda bahsedilen içerikte bir konuşma geçmemiştir. Sadece dost meclislerinde hakkımdaki eleştirileri, yargıları paylaşmam noktasında bir yanlış algılama olabilir. Sevgilerimle… PINAR SAĞ.” Kaldı ki Pınar Sağ bu fikrini Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi'nde dile getirdiğinde ve kimi eleştiriler aldığını belirttiğinde yoldaşlarımız bu tutumunu desteklemiş ve herhangi bir yanlışlık olmadığını ifade etmişlerdir. Halk Cephesi en azından Pınar Sağ’a onaylatmadan duyumlar üzerinden böyle bir çiğliğe nasıl imza atıyor? Ve soralım: Kim “düşmanlık” yapıyor? Kim “saldırganlık”, “zavallılık” gösteriyor? Bizim ısmarlama sanat anlayışımız yoktur. Sanatın özgün ve özgür yaratıcılığını biliriz. Bu anlamda Jidanovcu anlayışa sahip değiliz. Herhalde Pınar Sağ örneğindeki yaklaşımımız hem sanatçılarımıza dönük hem de dost kurumlarımıza dönük yaklaşımımızın ne olduğunu göstermekte yeterlidir. Pınar Sağ’ın içinde bulunduğu sürecin özgünlüğü de göz önüne alındığında, DHF’yi karalama uğruna girişilen faydacılık örneği, Halk Cephesi’nin kurumlarımız arasındaki tartışmada aldığı konum ve ruh hali noktasındaki vahameti göstermektedir. Halk Cephesi bu hususta Federasyonumuzdan da önce Pınar Sağ’a dönük hatasını düzeltmekle, özür dilemekle mükelleftir. Halk Cephesi, Avusturya’da Ne Arıyor, Ne Bulmayı Umuyor? “Yer: Avusturya... 19 Aralık anmasında provokasyon! Halk Cepheliler, 19 Aralık’la ilgili bir anma yapıyorlar. DHF’liler (ve Özgür Gelecek okurları) toplu olarak anmaya geliyorlar. Gelişleri, normal bir geliş değil. Bir siyasi hareketin anmasına diğer gruplardan insanların nasıl katılabileceği bellidir. Solun bu konuda yerleşmiş gelenekleri vardır. Ama provokasyon, gelenekleri silip atıyor.” Halk Cephesi, DHF'yi “şaibeli” ilan etmek için kendisini zorlamaya devam ediyor ve yeni bir “delile” ulaşmak için Avusturya'ya kadar uzanıyor. Fakat bu konuyu da çarpıtmaktan başka bir şey yapmıyor. Avusturya'da yaşanan olay şudur: Arkadaşlarımız, Halk Cephesi'nin düzenlediği panele katılmışlardır. Halk Cephesi'nin kendi dışında kalan herkesi “teslimiyetçi” ilan etmesini ve ölüm oruçlarına ilişkin değerlendirmede, “hapishanelerden çıkan ölümlerden devrimci örgütler sorumludur” şeklindeki görüşlerini eleştirmişlerdir. Bu eleştiri üzerine bizzat Halk Cepheliler olayı büyütmüş ve ortamı gerginleştirmişlerdir. Bu tartışma esnasında arkadaşlarımızın da yer yer gergin bir üslup kullandıkları görülmüştür. Bizim cephemizden yapılan yanlış budur. “Solun yerleşmiş geleneklerinden” bahseden Halk Cephesi, kanımızca, devrimci kurumları ve halk saflarındaki insanları rahatlıkla ajan ilan etmeyi; sübjektif, zorlama tespitler yapmayı; tutarsız, ilkesiz olmayı; halka ve dostlarına karşı şiddet uygulamayı; hakaret etmeyi de “yerleşmiş gelenekler” kategorisinde görmektedir. Sonuç olarak; Halk Cephesi yaptığı yanlışları, haddini aşan ithamlarını “ideolojik mücadele” olarak sunmakta ve DHF'nin cevaplarını ise “tahammülsüzlük” olarak değerlendirmektedir. İdeolojik mücadele, devrimci bir kurumun sorumsuzca “ajanların hâkimiyeti altında” ilan edilmesi midir? Devrimci bir kurumun faaliyetlerini engellemek, devrimcilere saldırmak, siyaset yasakçığı yapmak mıdır? Halk Cephesi sorumsuzca davranmakta ısrar etmektedir. Halk Cephesi bir taraftan gerçekleri çarpıtmaya çalışırken diğer taraftan “Ancak DHF, ne yapıp edip, bu provokasyona son vermelidir. Bilmelidir ki, bu provokasyonun altında kendileri kalacaktır.” diyerek DHF'yi alttan alta tehdit etmektedir. Saldırgan, provokatif yaklaşımlarını devam ettireceğinin mesajını vermektedir. Sorunların çözümünde ne “merkezi bağlayıcı” düzeyde ne de yerel düzeyde sorunu tartışmayı kabul etmeyerek, dahası “Devrimci ve Demokratik Yapılar Arasında Çözüm ve Diyalog Platformu”nda bu gereklilik vurgulandığında “Bu konuda söyleyecek yeni bir sözümüz yok” söylemiyle diyalogun fiilen önünü keserek ne yapmaya çalışıyorsunuz? Açıklamanıza konu ettiğiniz sorunların çoğu yerel örgütlenmelerde yaşanan sorunlar olduğu halde, neden bu düzeyde bilgilenmeyi ve çözmeyi denemiyor da ikinci kez olma pahasına “Halk Cephesi” imzalı açıklama yaparak tartışıyorsunuz? Dikkatinizi çekmekte fayda var ki, yeni açıklamanıza konu olan şeyler yerelde yaşanan ve dedikoduya dayanan, ciddi verilerle desteklenmemiş, sonuçta doğru olmadığını gösterdiğimiz iddialardır. Yeni bir açıklamaya konu ettiğiniz şeyler esasta daha önceki açıklamanızda dile getirilmiş ve bizler tarafından da yanıtlanmış olan konulardır. Geri kalanları ise, dediğimiz gibi, dedikodudan ve yerelde çözülebilecek önemsiz sorunlardan ibarettir. Örneğin Avusturya’da yaşanan sorun, “Pınar Sağ’a şu dendi”, “kulağımıza fısıldayıp kaçtılar” gibi şeyler dışında açıklamanızda yeni olan ne var? DHF’nin siyasal çalışmasını bir kez daha engellemeniz ve fiili ihbarcılık tutumunuz dışında tabi… Çözüm için yapılan her düzeydeki çağrıları “Söyleyecek yeni sözümüz yok” diye reddederken veya cevapsız bırakırken, eski meseleleri yeniden dillendirip, dedikoduları ekleyerek, siyasi geleneğimizi çarpık bir zeminde tartışarak yeniden yaptığınız bu kötü açıklamanın temeli nedir? Halk Cephesi açıklamamızdaki sorular üzerine düşünmeli, manetıklı gerekçelerle açıklık getirmelidir. Aksi halde yapılan bu açıklamanın kaygı verici olduğu açıktır. Çünkü hiç de olumlu olmayan köklü bir tavır geliştirme eğilimi taşıdığınız; suçlayıcı, karalayıcı, devrimci ilişkileri baltalayıcı ve kabul edilemeyecek düzeyde ağır mesnetsiz ithamlarla provokasyonlara zemin sunan tehlikeli eşiğe doğru ilerlediğiniz son açıklamanızdan anlaşılmaktadır. DHF, Halk Cephesi’ni dost, devrimci bir kurum olarak değerlendirmektedir. Halk Cephesi, dost olmanın, devrimci bir kurum olmanın sorumluluğu ile hareket etmelidir. Yaptığı yanlışları düzeltme olgunluğunu göstermelidir. Halk Cephesi kendi pratiğini sorgulamayan, yanlışlarına ısrarla sarılan, tarihi parçalara ayırarak bütün olumlulukları kendisiyle başlatan, saldırgan, suçlayıcı, yıkıcı tutumlarından uzaklaşmalıdır. Halk Cephesi dost-düşman ayrımı silikleştirmekten, zorlama tespitler yapmaktan, siyaset yasakçılığını ilke haline getirmekten, tehdit ve karalamadan, devrimcilere şiddet uygulamaktan, küçük burjuva kibir ve ‘’herkesi hizaya getirme’’ boş sevdasından vazgeçmelidir. Sorunların çözümü bu kadar basittir.
|





Halk Cephesi, Federasyonumuza karşı sorumsuz ithamlarını devam ettirmektedir. Halk Cephesi, 8 Şubat 2011 tarihinde “Türkiye Halkları ve Türkiye Solu Önünde DHF’yi Sorumluluğa Davet Ediyoruz” başlığı ile kaleme aldığı açıklamayla birlikte ikili kurumsal ilişkilere ciddi zararlar vermiştir.