Demokratik Haklar Federasyonu
23 Haziran 2010
“Hükümet, zulüm ve zorbalık mahsülüdür. Onun tecavüzlerini hoş görmek, halkın zararına olan emirlerine itaat etmek caiz değildir. Heyet-i idare, zaman-ı saadette olduğu gibi halk tarafından oluşturulmalıdır… Saray, saltanat, muharebe, asker hep zulümdür. Tekkeler, dervişler, ulema… Onlar da zulüm ve zorbalık eserleridir.” (Şeyh Bedrettin)
“Müslim, İsevî, Musevî ve Mecusi yoktur ancak insanlar yani kardeşler vardır ve bu kardeşlik sayesinde hak, batılı yener.” (Şeyh Bedrettin)
2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta yaşanan Madımak Oteli Katliamı’nın 17. yılında, insanca bir yaşam ve gerçek demokratik bir düzen mücadelemizin bu önemli mevzisini bir kez daha Sivas’a taşıyoruz.
Sivas Katliamı’nın 17. yılında, Çorumlardan, Maraşlardan, Gazilerden, Ümraniyelerden günümüze uzanan ve bizatihi kolluk güçlerinin denetiminde, gözetiminde veyahut kimi zaman da kendisi tarafından gerçekleştirilen katliamların gerçek faillerini teşhir etmek; çeşitli milliyet ve inanç gruplarından işçilerimizin, köylülerimizin ve emekçilerimizin ekonomik ve sosyal hak taleplerini olduğu kadar kültürel ve siyasi hak talepleri mücadelesini yükseltmek için bu anlamlı buluşmaya katılıyoruz.
Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), üzerinde yükseldiği mücadele tarihi süresince olduğu gibi günümüzde de işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve çeşitli milliyet ve inançlardan halklarımızın haklı, meşru, demokratik taleplerini sahipleniyor, mücadelesini sürdürüyor.
Emperyalizme Bağımlı Ülkemizde, Ekonomik ve Sosyal Yıkım Süreci Hızlanıyor!
Emperyalist-kapitalist dünya sitemine boynundaki ağır zincirlerle bağlı olan ülkemizde, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel baskılara, zorbalıklara her geçen günde yeni uygulamalar eklenmekte, sömürü ve zulüm düzeni, halklarımız üzerine daha fazla çöreklenmektedir.
Özelleştirmeler yoluyla her yıl on binlerce işçi sokağa atılırken, özelleştirilen sektörlerdeki işçiler her yıl yeni ekonomik ve sosyal hak gasplarına uğramakta, kriz bahanesiyle işten çıkarılmakta, düşük ücrete iş güvencesiz, sigortasız çalışma koşullarına mahkûm edilmektedir.
Topraksız ve yoksul köylülüğümüz, mevsimlik işlerle karın tokluğuna, kölelik koşullarında yaşama mahkûm edilirken, bu yolla, her yıl artan oranlarda büyük şehirlerin gecekondularına sürüklenmekte ve işsizler ordusunu çoğaltmaya devam etmektedir. Yanı sıra üretici köylülüğümüz de siyasi iktidarın IMF ve DB (Dünya Bankası) patentli tarım politikalarının kurbanı olmakta ve hızla yoksullaşmaktadır.
Kamu emekçilerinden öğrencilere, kadınlardan gençlere ve farklı halk kesimlerine dek toplumumuzun genelini saran bu büyük yıkım tablosunun sonucunda soygunlara, vurgunlara, toplu tecavüzlere, cinnetlere, katliamlara uzanan ve kendi moral değerlerine yabancılaşan bir toplumsal gerçeklik ortaya çıkmaktadır.
Ahlaki ve kültürel moral değerlerinden hızla uzaklaşan toplumumuz, kendi bağrındaki farklı ulus, milliyet ve inanç gruplarına karşı da emperyalist güdümlü düşmanlık, linç ve boğazlaşma politikaları karşısında savunmasız hale gelmektedir/getirilmektedir.
İşçiler, köylüler, emekçiler üzerindeki ekonomik ve sosyal baskılar, hak gaspları ve türlü zorbalıkların yanı sıra ülkemizin ve siyasi iktidarının emperyalizme olan bağımlığının, yarı-sömürge ve yarı-feodal karakterinin bir ürünü olarak da farklı milliyet ve inançlardan halklarımız, aynı zamanda bilinçli bir şekilde, çeşitli kültürel baskılar altında da tutulmaktadır.
Osmanlı’dan günümüze, son on yıla kadar, açık şiddet, baskı, katliamlar ve inkâr, asimilasyon gerçekliği temelinde üretilen resmi politikalarla yaklaşılan farklı milliyet ve inanç kimlikleri gerçeğimiz; bilhassa son yıllarda, AKP hükümeti eliyle hayata geçirilen “neo-liberal demokratik açılım” aldatmacalarıyla cilalanmakta ve fakat yine özünde aynı inkâr, asimilasyon ve imha politikaları hayata geçirilmektedir.
AKP Hükümetinin “Kürt Açılımı”nda Gelinen Nokta Özünde Ne İse, “Alevi Açılımı” Adı Altında Hedeflenen Resmi Politika da Odur!
ABD ve AB emperyalizminin belirlediği konsept dahilinde, ülkemiz hakim sınıflarının, AKP hükümeti eliyle hayata geçirdikleri neo-liberal yeniden yapılanma süreci içerisinde; “demokratikleşme” aldatmacasının önemli bir yüzünü de ülkemizdeki farklı milliyet ve inanç kimliklerinin “yeniden ele alınması” oluşturmaktadır.
Bu kapsamda AKP hükümeti, bir dizi çalıştayla birlikte toplumda, demokratikleşme olacağı yönünde ciddi bir yanılgı yaratmak istemiş; bu çabaya başta düzenin sadık kalemşorları sağ, gerici odaklar olmak üzere; fakat bilhassa sol-liberal, AB’ci, reformist kesimler ile çeşitli demokratik kitle örgütlerini ortak etmeye çalışmış ve bunda da görece bir başarı kazanmıştır.
Geçtiğimiz yaz, tam bu zamanlarda, devletin zirvesi addedilen Cumhurbaşkanlığı makamından “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” parolasıyla atılan işaret fişeğinin ardından piyasaya sürülen “Kürt Açılımı”nı sırasıyla ve aynı hevesle Alevi ve Roman açılımları izlemişti.
DHF, gerek Kürt açılımı konusunda gerekse Roman ve Alevi açılımları konusunda, halkımızın demokratik hakları için mücadelesinde sahte demokrasi ve özgürlük söylemlerine, aldatmacalarına kanmaması, alet olmaması için ideolojik ve politik mücadelesinin bir gereği olarak çeşitli adımlar atmış, girişimlerde bulunmuş ve bu büyük oyunu teşhir etmişti.
DHF’nin, kendisine yönelen tüm eleştirilere ve hatta kimi saldırılara karşın, bir yıl öncesinden yeni demokrasi mücadelesi perspektifiyle öngördüğü gerçeklik; Kürt açılımında, son bir yıl içerisinde, yurt içinde ve yurt dışında toplamda 1500’den fazla Kürt siyasetçinin tutuklanmasıyla, binlerce insan operasyonlarda gözaltına alınmasıyla, sokak gösterilerinde onlarca kişi katledilmesiyle ve gelinen aşamada Kürt ulusal hareketinin yeniden silaha sarılmak zorunda kalmasıyla tecelli etti.
Dün olduğu gibi bugün de açıkça ifade ediyoruz ki mevcut siyasi iktidarın ve üzerinde yükseldiği düzenin, Alevilerin demokratik hak talepleri konusunda bir çözüm gücü veyahut niyeti yoktur!
Bizatihi “Alevi Açılımı” kapsamında düzenlenen toplantılarda, gerçek yüzünü kerelerce ortaya döken siyasi iktidarın gerçek hedefi; “Madımak Müzesi” gibi sahte, ikiyüzlü politik adımlarla birlikte; özünde Alevi halkımızı ve onun demokratik kitle örgütlerini düzene yedeklemek, burada kendisinin belirlediği sınırlar içerisinde ehlileştirmek ve asimile ederek kendi öz değerlerinden, tarihi ve kültürel varlıklarından koparmaktır!
Madımak Oteli’nin müze yapılmasına ilişkin demokratik talepler, yaşanan katliamın unutturulmak istenmesine yönelik uzun yıllardır sürdürülen mücadele açısından önemli olmakla birlikte; AKP hükümeti eliyle hâkim sınıfların bu konuda “yeşil ışık” yakmaları, yanıltıcı bir gelişmedir.
Taksim 1 Mayıs Meydanı’nın, son beş yıldır işçi ve emekçilere, ezilen kesimlere coplarla, bombalarla, panzerlerle, hunharca sergilenen toplu dayaklarla, polis terörüyle kapalı tutulurken, “Anayasa tartışmaları, referandumu” öncesinde yine yeni bir “AKP lütfu” olarak gösterilmek istenmesi öğretici bir ders olmalıdır. Tıpkı devrimci siyasi tutsak Güler Zere’nin serbest bırakılmasında olduğu gibi!
Neticede, siyasi iktidar, “demokrasi havarisi” kesilmekte ancak özünde gerici niteliğinden ve dün çıplak şiddetle ortaya serdiği gerçek politikalarından taviz vermemektedir –ki bugünlerde Kürt ulusunun haklı mücadelesinin yeniden savaş koşullarına dönüşmesi de bunun açık kanıtıdır.
Sorunlarımızı Çözecek Yegâne Güç: Çeşitli İnanç, Ulus ve Milliyetlere Mensup Emekçi Halklarımızın Yükselteceği Bağımsızlık ve Yeni Demokrasi Mücadelesidir!
Ülkemiz siyasi iktidarı, Alevilerin yaşadığı sorunları çözemez!
Alevilerin yaşadığı sorunları devam ettiren yine bizatihi düzenin kendisidir. Ağalar ve patronlar sultasının uşaklık ettiği emperyalist sömürü düzenidir!
Sorunları yaratanlar, baskı ve asimilasyon dayatanlar, “Açılım” yalanlarıyla şimdi karşımıza geçerek, “sorunlarınızı merak ediyoruz” demektedirler.
Sorunların kaynağı olan emperyalizm uşağı burjuva-feodal gericilik, ülkemiz topraklarından silinmediği müddetçe ne Alevilerin ne de diğer ezilen kesimlerin sorunları çözülemez!
DHF, bütün ilerici-demokratik-devrimci güçleri ve duyarlı kamuoyunu, büyük bir aldatmacadan ibaret olan ve Alevilere dönük yeni kapsamlı saldırılar içeren “Alevi Açılımı”nın gerçek yüzünü teşhir etmek ve bir kez daha demokratik hak taleplerini haykırmak için 2 Temmuz’da Sivas’ta olmaya çağırır!
DHF, hâkim sınıfların sinsi saldırılarına, tüm ezilen kesimlerin demokratik haklar ve özgürlükler mücadelesini yükselterek karşılık vermeye ve yükselen emek hareketleriyle birleşerek, örgütlü bir halk gerçeğine ulaşmaya davet eder!




