“Demokratik Açılım”ın Son Fiyaskosu: Kürtlerin Söz, Eylem ve Örgütlenme Haklarına Saldırı!

Demokratik Haklar Federasyonu
12 Aralık 2009

dhflogo2Son on gün içerisinde, “Demokratik Açılım” safsatasının gerçek yüzünü ortaya koymasıyla ve buna karşılık, Kürt Ulusal Hareketi’nin önder kadro ve organlarının, hayata geçirilen bu kapsamlı tasfiye operasyonuna daha açık tavır takınmalarının hemen akabinde; yaşanan sokak çatışmaları, kışkırtılan şovenist histeri ve silahlı çatışmalar ortamında; Demokratik Toplum Partisi, “anayasal hükümler gereği” kapatıldı ve önde gelen yönetici kadroları “siyaset yasağı”na çarptırıldı.

Gelinen aşamada, ülkemiz siyasi iktidarı, Kürt ulusal sorununda geçmişten bugüne resmi devlet ideolojisinin konuya dair geleneksel yaklaşımı olan inkâr ve imha politikasına böylelikle yeni bir uygulama daha eklemiş oldu.

Sağ ve sol liberallerin olağanüstü gayretkeşliği; menzilini yitirmiş yorgun “devrimcilerin” yeni parlak fikirleri, faaliyetleri ve uşak siyasi iktidarın tüm medya aygıtlarının gece gündüz propagandasıyla yutturulmaya çalışılan; “Ergenekon” temizliği, “Demokratikleşme” safsataları, “AKP’nin devrimciliği”, “AB kriterlerine uyum” ve daha onlarca sınıf işbirlikçi, teslimiyetçi, tasfiyeci yaklaşım, propaganda, böylelikle, bir kez daha ülkemiz gerçeklerinin karşısında yerle bir olmuştur.

“Taraf solcularının”, “Yeni solcuların”… Emekçi halkın öz değerlerini emperyalist efendileri gibi sahtekârca sınıf işbirlikçiliği ve ihanet için kullanan merkezlerin, “burjuva demokrasisi” safsataları, patronlar ve ağalar sultasının açık zorbalıklarıyla bir kez daha ortada kalmıştır.

Tüm çıplaklığıyla, yine bir kez daha görülmektedir ki ülkemizde demokrasi sorunu, bütünlüklü olarak bir Yeni Demokratik Devrim sorunudur!

Emperyalizm ve Uşakları, Uluslara Özgürlük Getiremez!

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), ilanından günümüze, Kürt ulusal sorununda, yürütmekte olduğu ideolojik ve politik mücadelesinde ısrarcı bir şekilde, burjuvazinin 19. yüzyıldan itibaren ulusal sorunları çözme kabiliyetini yitirdiğini; bu görevin çeşitli milliyet ve inançlardan sınıf bilinçli işçilerin, emekçilerin omuzlarında olduğunu ifade etmektedir.

Buna karşın, bilhassa 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, emperyalist-kapitalist dünya sisteminin baş aktörlerinin, ezilen dünyada hala varlığını koruyan ulusal sorunları bir bir masaya yatırarak, yeni bölgesel sömürü politikalarının etkili unsurları haline getirdiği de bugün tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.

Görülmüştür ki başta ABD olmak üzere, AB emperyalistleri ve İsrail Siyonizmi, milyonlarca Iraklının, Filistinlinin, Lüblanlının katledilmesi, işkencelere uğratılması, göçe ve kölelik koşullarına mahkûm edilmesi sonuçlarını ortaya çıkaran Büyük Ortadoğu Projelerini, Ortadoğu’nun azınlık ulus, milliyet ve inançlarına “Demokrasi” ve “Özgürlük” aldatmacasıyla getirmişlerdir.

Bir yandan bu kanlı operasyonlar, katliamlar hayata geçirilirken bir yandan da ezilen dünya ülkelerinin tek kurtuluş umudu olan işçi, köylü, emekçi sınıflar, milliyet ve inanç kimlikleri bağlamında ayrıştırılmakta, tüm toplumsal sorunlar ve gelişmeler bu temelde açıklanarak emekçi kitlelerin bilinçleri muğlâklaştırılmakta ve mücadele güçleri törpülenmektedir.

Emperyalizm, bu kapsamlı faaliyetlerinde, en sadık uşaklarını da geçmişten günümüze ekonomik ve siyasal planda, sömürü ve tahakküm ilişkileri kurduğu uşak siyasi iktidarlara yaslanmaktadır.

Ülkemiz siyasi iktidarı, yarı sömürge yarı feodal toplumsal yapısal gerçeklik zemininde, bugün, ABD emperyalizminin yeni kanlı Ortadoğu projelerinde gönüllü nefer olarak öne çıkmış vaziyettedir.

Bu uşaklığın ve tarihsel olarak, Türk hâkim sınıflarının bugüne taşıdıkları sosyolojik, siyasal tutumları sonucudur ki Kuzey Kürdistan Kürtleri’nin, ülkemiz siyasi sınırları içerisinde gerçek demokratik temsil hakları yoktur, olmayacaktır.

Türk hâkim sınıfları, emperyalist ağababalarının bölgesel planları içerisinde jandarmalığa soyunmakta ve bölge halklarına karşı imha, inkâr ve ilhak politikaları üretmektedirler. Emperyalizmin kontrolünde gelişen bu sürecin yanı sıra bölge halklarının demokratik ve meşru ulusal, kültürel hak talepleri mücadelesi de yine emperyalizm tarafından manipüle edilmekte ve bütünlüklü, güçlü bir karşı koyuş, halklar arası boğazlaşma ve kutuplaşmalarla engellenmektedir.

Uluslara, Azınlık Milliyet ve İnançlara Tam Hak Eşitliği, Halk İktidarıyla Mümkündür!

Burjuvazinin, tarih sahnesindeki ilerici, devrimci dinamiklerini yitirdiği, gericileştiği günden bugüne, insanlığın kolektif çıkarlarını savunan, koruyan, geliştiren ve daha adil, onurlu, eşitlikçi ve müreffeh bir toplumsal yapıyı ortaya çıkarmaya muktedir olan güç işçiler, köylüler, emekçiler olmuştur.

Bütünlüklü bir devrim sorunu olan ve esasında da pazar sorununa tekabül eden ulusal meseleler de günümüzde işçilerin, köylülerin, emekçilerin önderlik edeceği ve geri kalan ezilen halk kitlelerinin etrafında kenetleneceği toplumsal devrimler sorununa dönüşmüştür.

Emperyalizmin boyunduruğunda olan ve hala yarı sömürge koşullarında, bağrında feodal dinamikleri canlılıkla yaşatan ülkelerde de gerçek manada bir demokratikleşme ve tarihsel sorunların tam hak eşitliği ilkesi temelinde devrimci çözümü, işte bu devrimler sorununun kopmaz bir parçası ve önemli ileri dinamikleri durumuna dönüşmüştür.

Emperyalizm, kendisi için tehdit teşkil ettiğini bildiği bu dinamikleri, gerek doğrudan kendisi gerekse uşak siyasi iktidarcıkları aracılığıyla siyaseten manipüle etmekte, yönlendirmekte yahut tasfiyeye ve imhaya yönelmekte, yönlendirmektedir.

Bu bakımdan, ülkemizde Kürt Ulusal Sorunu, bütünlüklü olarak bir Yeni Demokratik Devrim sorunudur.

Türk, Kürt… Hangi milliyet ve inançtan olursa olsun, tarlalarda, fabrikalarda, atölyelerde yan yana çalışan kolların mukaddes hükmü, emperyalist prangaları parçalayacak, kanlı senaryoları geçersiz kılacak ve özgürleşmenin, kardeşleşmenin gerçek devrimci zeminini kendi kudretli mücadelesinde yaratacaktır.

Demokratik halk iktidarı, bu ortak mücadelenin, gerçek demokratik bir zeminde sunacağı olanak ve imkânlarla, uluslara kendi kaderlerini tayin etme hakkını yine sadece kendi çıkarlarını gözeterek kullanma imkânı sunarak tanıyacaktır.

DHF, Kürt Ulusu’nun Haklı Demokratik Davasının Yanındadır!

DHF, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” sözleri eşliğinde sürdürülen “demokratik açılım” sürecinin dışında kalmış ve bu süreci Kürt ulusunun demokratik haklarını ve özgürlüklerini yok etmeyi hedefleyen bir tasfiye süreci olarak değerlendirmişti.

Hâkim sınıfların “açılımları” ile Kürt ulusunun demokratik hakları için mücadele birbirinden ayrıştırılmalıdır. DHF, “demokratik açılım” sürecine karşı çıkarken Kürt ulusun demokratik-meşru haklarını sahiplenmenin ve bu haklar için mücadele etmenin olmazsa olmaz olduğuna vurgu yapmaktadır.

Her ulus gibi, Kürt Ulusu da kendi demokratik, meşru haklarının sahibi ve savunucusudur.

Demokratik, meşru haklarının cisimleşmiş kurumları, Kürt Ulusu’nun siyasal temsil alanlarıdır ve bu alanlar hiçbir şekilde engellenemez! Kürt Ulusu’nun söz, eylem ve örgütlenme hakkı, elinden alınamaz!

DHF, Kürt Ulusu’nun meşru, demokratik siyaset kanallarının tıkandığı bugünde, yine bu demokratik, meşru haklarına dair mücadelelerinin savunucusu ve katılımcısıdır! Aynı zamanda hâkim sınıfların benzer saldırılarının karşısındadır!

DHF, Emperyalizmin ve Gerici Uşaklarının Yaratmaya Çalıştıkları Boğazlaşmalara, Provokasyonlara Karşı Halkların Birliği Şiarını Yükseltir!

Bilhassa son on gün içerisinde yaratılmak istenen ve kısmen de olsa başarılı olan şovenist histerinin tetikleyeceği kitlesel boğazlaşmalar; ülkemiz yeni demokrasi mücadelesinin önündeki en ciddi tehlikelerden birisi olma potansiyeli taşımaktadır.

Kürt Ulusal Hareketi, emperyalizmin ve uşağı Türk hâkim sınıflarının bu açık tasfiye sürecini, DTP’nin kapatılması somutunda tekrardan irdeleyerek, yaratılmak istenen kitlesel kamplaşma tehlikesini dikkatle ayırt etmeli ve mücadelenin somut hedeflerini “Türk Halkı”na değil, Türk ya da Kürt, halkın düşmanı olan sınıf ve kesimlere çevirmelidir.

Türkün ve Kürdün birleşerek, emperyalizmi ve her türlü gericiliğini alt etme hüneri burada ortaya çıkacak ve hatta tüm bölge halklarına bir meşale olacaktır!

DHF, üzerinde yükseldiği mücadele birikimi ve programatik görüşlerine yaslanarak, bu önemli tarihsel dönemeçlerin, orta ve uzun vadede halklar lehine sonuçlar everecek anti-emperyalist, anti-faşist, anti-feodal mücadele zeminlerine dönüşmesi, dönüştürülmesi mücadelesini ısrarcı bir biçimde sürdürecektir.

DHF, hakim sınıfların “demokratik açılım” aldatmacasıyla Kürt Ulusu'nun kendi kaderini tayin hakkı başta olmak üzere diğer kesimlerle tam hak eşitliğine sahip olması, serbestçe siyaset yapması gibi birçok temel hakkına yönelen saldırılarına karşı mücadele edecektir.

DHF, dün olduğu gibi bugün de Kürt Ulusu'na ve diğer ezilen kesimlere yönelen saldırıları boşa çıkartacak yegâne gücün, halkımızın devrimci, birleşik ve örgütlü mücadelesi olacağına inanmaktadır.

DHF bu inançla, başta üye ve taraftarları olmak üzere bütün ilerici, demokrat, devrimci kesimleri Kürt Ulusu’nun haklı davasını sahiplenmeye ve can bedeli kazanılan haklarımız için mücadeleyi yükseltmeye davet eder.