| Dersim Halkı, Tarihinden Aldığı Güç ve Derslerle, Üzerindeki Oyunları Bozacak, Ülkemiz Bağımsızlık ve Yeni Demokrasi Mücadelesindeki Yerini Muhafaza Edecektir! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Kürt Ulusu’nun haklı, meşru demokratik hak talepleri mücadelesine karşı hayata geçirilen ve gelinen aşamada bütünlüklü bir tasfiye projesinden ibaret olduğu ayan beyan ortaya çıkan “demokratik açılım”, “Kürt açılımı” safsatalarının meclis kürsülerinde müzakere edildiği bir ortamda; hâkim sınıfların “muhalif” temsilcilerinin sunduğu “çözüm önerileri” içerisinde ifadelenen bu katliamcı çağrı; özünde, emperyalizme bağımlı yarı sömürge ve yarı feodal bir ülke ve devlet sistemi gerçekliğinin dolaysız bir yansımasıdır. Bu anlamda, CHP’li Öymen, katiyen kişisel kanaatini değil, tam tersine, ülkemizin kuruluşundan itibaren siyasi iktidarı ellerinde bulunduran komprador bürokrat burjuvazi ve toprak ağaları sınıfının resmi ideolojisinin, konuya ilişkin görüşlerini ifade etmiştir. Emperyalizmin güdümünde, onun çıkarlarına bağlı olarak gelişen hiçbir uluslaşma pratiği, hâkim etno-kültürel kimliğin (etnisitenin) dışında kalan topluluklara yaşam hakkı tanımamış, başta zor yöntemi olmak üzere, türlü asimilasyon politikalarıyla halklara zulüm ve zorbalıktan başka bir şey taşımamıştır. Dersim Katliamı, yazılı tarihin bilinen hemen hiçbir döneminde tam tahakküm altına alınamayan bir bölgede yaşayan halka yönelik gerçekleştirilen büyük çaplı, acımasız bir yok etme, sindirme politikasının en önemli ayağını oluşturmaktadır. On binlerin katledildiği, sürüldüğü, tüm bir bölgenin insansızlaştırılmaya çalışıldığı bu katliamı, Dersim halkı, kendi özgün kültürüne içkin bir şekilde yaşatmış, kimliğinin özgün bir parçası haline getirmiş ve günümüze dek aktarmıştır. Kendi tarihsel geçmişiyle de birleşen bu katliam, günümüze değin, esas olarak “Dersim”i ve “Dersimli”yi, baskının, zulmün ve zorbalığın karşısında her daim duran; ilerici, devrimci çıkışları sahiplenen bir mekâna ve sosyolojiye de kavuşturmuştur. Zira Dersim’in yaşadığı baskı ve zulüm, Dersim Katliamı ile anılan 1937 – 1938 yıllarından ibaret olmamıştır. Bu tarihlerden önce, bilhassa 19. yüzyıl Osmanlı idari reformları zemininde gelişen harekâtların saldırısına uğradığı kadar; 20. yüzyılın bilhassa son çeyreğinde yaşanan köy boşaltmalar, yargısız infazlar, ablukalar, ambargolar ve insansızlaştırma politikaları kapsamında gerçekleştirilen kontra eylemleri ile günümüzde farklı biçimlerde ve fakat aynı hedeflerle sürdürülen “barajlar projesi”yle de aynı saldırının hedefi konumunda olan son derece özgün bir yerelimizdir. Öte yandan, altı kalınca çizilerek ifade edilmelidir ki Dersim, üzerine gelen tüm saldırılara, katliamlara, baskılara ve zorbalıklara karşı tarihinde nasıl karşı durmuş ve direnmiş ise; bugünde de Dersim, insanlık ailesinin ilerleyen ve gelişen bilimsel sosyalist evrensel idealleri öncülüğünde aynı şekilde direnenleri bağrında taşımaktadır. Bundandır ki bugün, dünden daha farklı bir şekilde Tunceli Dernekleri Federasyonu (TUDEF) öncülüğünde başlatılan kitlesel ve yaygın protesto gösterileri, ülke genelinde ve yurt dışında karşılık görmüş ve yaygın bir tepkiyi önemli ölçülerde görünür kılarak ülke gündemine de taşımıştır. İlerici, devrimci, demokrat kesimlerin ve kurumların desteğiyle de haklı tepkiler büyümüş, yanı sıra çeşitli araştırmalar, belgeseller ve yeni yazılı çalışmalar da yaygınlaşmıştır. Beri yandan da Dersim halkının bu haklı tepkisi ve meşru hareketi, kamuoyunda görünürlük kazandığı ölçülerde de sağ ve sol liberal gericiliğin de sahtekâr ilgisine mazhar olmuş ve “Dersim Katliamı”, kendisini can bedeli mücadelelerle dile getirenlerin onlarca yıllık çabalarına karşın, bir anda televizyonlarda, tirajı yüksek burjuva medyada ve internet sitelerinde hızla işlenmeye başlamıştır. Başbakan Erdoğan’ından, Baykal ve Bahçeli’sine; Taraf ve Zaman gazeteleri gibi AKP hükümeti eliyle hayata geçirilen siyasal yeniden yapılanma operasyonunun ideolojik manipülasyon merkez araçlarına ve yüzü ABD - AB emperyalistlerinin sahte demokratik kriterlerine dönük “sivil toplum” kuruluşlarına dek hemen herkes, birdenbire, “Dersim”i ve “Dersim Katliamı”nı ve bu kapsamda da Kürtleri ve Alevileri yeniden keşfetmişlerdir(!). Bu kesimler “duyarlı” oldukları için mi Dersim’i gündemleştirmektedir? Taraf gazetesi ve benzeri liberal kesimler “ilerici” oldukları için mi CHP’yi faşizanlıkla eleştirmektedirler? Ya da AKP “Dersim’de katliam yapılmıştır” diyerek Dersim halkının çıkarlarını mı savunmaktadır? Kesinlikle hayır! Bu kesimler şahsında karşılığını bulan bu “farklı” yaklaşımlar çıkar çatışmalarının yansımasıdır. AKP, liberaller ve onlarla aynı çizgide olanlar CHP ile aynı çizgide olan kesime karşı avantaj elde etmek istemektedir. Yoksa ne CHP’nin ne AKP’nin ne de liberallerin Dersim meselesinde halkın beklentilerine cevap olmak gibi bir dertleri yoktur. Aksine bu kesimlerin tamamı yüzyıllardır süregelen inkâr ve imha politikalarının sonuçları ve sürdürücüleridir. AKP, CHP’nin “faşist” olduğunu söylerken Dersim’de barajlar projesini hayata geçirmiştir, Seyid Rızaların mezar yerlerinin bulunması taleplerini görmezden gelmiştir, Dersim isminin yasallaşması konusunda aynı duyarsızlığı devam ettirmiştir, Dersim’de bazı yerleşim yerlerinin “olağanüstü hal” kapsamına alınmasına onay vermiştir. Dolayısıyla CHP’nin gerici-faşist yüzü teşhir edilirken, AKP’nin, Taraf’ın ve diğer kesimlerin de gerici-faşist yüzleri teşhir edilmelidir. Aksi takdirde AKP ve diğer gerici odakların dümenine su taşınmış olacaktır. Dersim halkının yaşadığı sorunlar mevcut düzenin yarattığı sorunlardır. Ve adı geçen kesimler bu düzenin sadık uşaklarıdır. Dersim halkının yaşadığı sorunlar bu kesimler tarafından çözümsüzlüğe sürüklenmektedir. Dersim’in sorunlarını çözecek güç ve iradenin, başta Dersim halkı olmak üzere, ezilen milyonların örgütlü mücadelesi olduğu unutulmamalıdır. Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), Dersim halkının haklı mücadelesinde, kendi öz değerlerini koruyacak, yaşatacak ve geleceğe kavuşturacak en doğru, bilimsel ve uygulanabilir yolun; çeşitli milliyet ve inançlardan ülkemiz emekçilerinin emperyalizme karşı bağımsızlık ve zorbalık düzenine karşı yeni demokrasi mücadelesiyle mümkün olduğunu bir kez daha beyan eder! DHF, tüm halkımızı, “açılım” yalanlarıyla, işçilerimizin, köylülerimizin ve diğer emekçilerimizin sosyal ve kültürel hak talepleri mücadelesini manipüle etmek isteyen; bu yolla birleşik, kitlesel ve devrimci bir mücadelenin önünü kesmek, emekçileri kimlik cemaatlerine ayrıştırmak isteyen bu tehlikeli oyuna karşı uyanık olmaya çağırır! Dersim halkının yükselen haklı tepkisini, yeni demokrasi perspektifiyle, kendi demokratik, halkçı belediyeleri, yeni demokrasi kurumları ve öz gücüyle, yine kendi geleceğini, kendi iradesiyle inşa edebilmesi için yaratıcı bir güce dönüştürelim! Sürecin başlangıcından itibaren örgütlü olduğu tüm yerellerde Tunceli Dernekleri’nin organize ettiği eylemlere aktif katkı sunan Federasyonumuz, bu kapsamda, TUDEF öncülüğünde 13 Aralık 2009 (Pazar) günü, İstanbul – Kadıköy Meydanı’nda gerçekleştirilecek olan mitinge, İstanbul örgütlülüğüyle katılarak destek verecektir.
Miting Tarihi: 13 Aralık 2009 (Pazar) Toplanma Yeri: Tepe Nautilus Önü Toplanma Saati: 11.00 Miting Yeri: Kadıköy Meydanı |



Geçtiğimiz günler içerisinde, emperyalizmin sadık uşaklarının, bir yandan büyük bir aymazlıkla gerçekleştirilen zulmü, zorbalığı savundukları; beri yandan da sahte “demokrasi” söylemleri altında mazlumları, mağdurları sahiplendikleri(!) ve ezilen, sömürülen halk kesimlerini aldatmaya çalıştıkları yeni bir konu daha ülke gündemine yerleşti: Dersim.