dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
Dersim Operasyonuyla Bir Kez Daha Yinelenen Olay: “Ya Fiili, Meşru ve Militan Bir Mücadele! Ya Topyekûn Tasfiye ve Teslimiyet!” Gerçeğidir!

Demokratik Haklar Federasyonu
7 Aralık 2011

dhfYaşadığımız her gün; ülkenin dört bir yanında işçilere, köylülere, emekçilere, ezilenlere dönük kapsamlı gözaltı operasyonlarıyla ve hiçbir akıl kırıntısı dahi taşımayan gerekçelendirmelerle gerçekleştirilen tutuklama kampanyalarıyla örülü hale gelmiştir.

“90’lara dönüş tartışmaları” komedisi, askeri faşist darbe dönemlerini dahi geride bırakan açık bir şiddet ve zorbalık gerçekliğinde yok olmuştur!

İstisnasız her gün işçiler, köylüler, emekçiler, sendikacılar, öğrenciler ve ezilenler ile halkın devrimci, demokratik örgütlü güçleri, “terör örgütü” klişesi altında gerçekleştirilen siyasi operasyonlara maruz kalmaktadır.

Ülkemiz hapishaneleri, bugün sayıları on bine yaklaşan siyasi tutsaklarla dolmuştur ve yeni hapishaneler hızla inşa edilmeye devam edilmektedir.

Bu gerçeklik içerisinde sınıf mücadelesinin ileri mevzileri tüm sorunlara karşın umudu işaret ederken, halkın demokratik haklar mücadelesindeki haklı muhalefeti, revizyonist-reformist ve tasfiyeci kuşatmaya karşı doğru bir şekilde sürdürdüğü ideolojik ve siyasi mücadelesini, bugün nasıl bir eylemsel çizgiyle ilerletmelidir?

Gözaltı ve tutuklama terörüne karşı, halkın haklı muhalefet mevzileri nasıl korunacak ve bu azgın baskı koşullarında nasıl ilerletilecektir?

Tüm devrimci ve demokratik halk güçleri için günümüzün yakıcı sorunsalı ve geleceği belirleyecek olan kavga zemini de tam olarak bunlardır.

AKP Hükümeti Neyi Hedefliyor? Devrimci ve Demokratik Halk Muhalefeti Ne Yapıyor?

ABD – AB emperyalist bloğunda yaşanan mali ve siyasi kriz derinleştikçe, bu emperyalist merkezlere uşaklık ilişkileri içerisinde bağımlı bulunan sömürge ve yarı-sömürgelerde askeri işgallerle, darbelerle, siyasal-yönetsel açıdan düzenlenen yeniden yapılandırılmalarla ya da çeşitli hükümet komplolarıyla bu yeni ve zorlu döneme uygun zorba siyasi iktidarlar işbaşına devşirilmektedir.

ABD ve AB emperyalist bloğunun hızla çöküşe sürüklenen ekonomik, askeri ve siyasi rejimi; hızla yükselen Asya ekonomisi ve bu kıta ekonomisinin başını çeken Rusya – Çin emperyalist bloğunun artan baskısı; Ortadoğu gibi emperyalist işgal, sömürü ve tahakküm alanlarında da bir yandan askeri cepheleri hareketli kılmakta bir yandan da Türkiye-Kuzey Kürdistan gibi ülkelerde, emekçi sınıflar üzerindeki baskı ve sömürüyü katmerleştirmektedir.

Afganistan, Irak ve Libya’daki askeri işgallerden ve geri kalan ülkelerdeki “Arap Baharı” yeniden inşa operasyonlarından sonra, bugünlerde Suriye ve İran sınırlarına dayanmış durumda olan ABD – AB emperyalizminin askeri operasyonları; bu bloğun yaşamakta olduğu ekonomik ve siyasi kriz neticesinde, ön cephelere Türkiye – Kuzey Kürdistan gibi kendisiyle en sorunsuz uşaklık bağları bulunan ülkeleri sürmesi gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.

AKP Hükümeti, tarihi darbeler ve tek parti hükümetleri tarihi de sayılabilecek olan Türk hâkim sınıflarının siyasi iktidarlarının, ABD ve AB emperyalist bloğuyla en sorunsuz, en gerici ittifakının ve bütünlüklü bir ABD imalatı operasyon kuvveti olarak, son 10 yıl içerisinde Türk hâkim sınıflarını, hala devam etmekte olan çeşitli iç operasyonlarla birlikte, önemli ölçüde bu emperyalist projelere taşeronluk görevlerine hazırlamıştır.

AKP hükümeti, Türk hâkim sınıfları içerisindeki operasyonlarının yanı sıra ülkemiz emek hareketi ve onun demokratik, devrimci, komünist mevzilerine karşı da gittikçe şiddetlenen bir baskı ve devlet terörü konsepti hayata geçirmiştir.

“Açılımlarla”, sağ ve sol liberallerin “demokratikleşiyoruz” güzellemeleriyle, “yasal platformlarda hoşgörüyle birlikte yaşama” ninnileriyle birlikte; 1990’ların son dönemlerinde ve nihayetinde ise 19 Aralık 2000 Hapishaneler Katliamı’nın ağır örgütsel darbeleriyle sendeleyen devrimci hareket; hızlı bir biçimde sağ tasfiyeciliğe ve eninde sonunda özü olan sağ tasfiyeciliğe rücu edecek olan sol tasfiyeciliğe meyil vermiştir.

Gelinen aşamada esas olarak büyük kentlerdeki küçük burjuva sınıf zeminine sıkışan ve politik mücadeleyi revizyonist-reformist kuşatmada kalmış emek ve meslek örgütlerinin güdük faaliyet alanlarında; dergi bürolarına, okullara hapsolarak halk kitlelerinden büyük oranda kopmuş durumda; siyasi söylem ve örgütsel pratik olarak da dünya, ülke ve halkın ekonomik ve siyasi talepleri gerçekliğinden uzaklaşmış durumda olan ülkemiz devrimci ve demokratik hareketi, bugün, büyük oranda kimi yasal partilerin revizyonist-reformist etki alanı içerinde kaybolmuş durumdadır.

Bu cenahın toplamından daha büyük bir örgütsel güce işaret eden Kürt ulusal hareketi, yine bu cenahın önemli bir bölümünü kendisine yedeklemiş bir şekilde, Türk hâkim sınıflarının baskılarına karşı ulusal çıkarlarını, emperyalist-kapitalist dünya gerici sistemi içerisinde savunmaya gayret etmektedir. Bu da beraberinde halkın haklı muhalefetinin sınıfsal çıkarlarıyla kimi zaman çatışmasını ve fakat çoğunlukla da sistem içi reformlar yoluyla “demokratikleşilebileceğini” vaaz eden revizyonist-reformist blokla yan yana durmasını ortaya çıkarmaktadır.

Revizyonist-reformist kesim ise devrimci halk güçlerinin bıraktığı boşluğu bir yandan sosyal şoven bir söylemle bir yandan da 2000’ler konseptine uygun yasalcı, reformist söylemlerle manipüle ettikleri kitlelerle doldurmakta ve kamuoyunun karşısında “sosyalizm” adına çıkmakta ve de bizzat AKP’nin, CHP’nin, MHP’nin temsil ettiği düzen tarafından çıkarılmaktadırlar.

Revizyonist-reformist blok, “yaramaz çocuğu”yla birlikte kimi zaman sol liberal gazete manşetlerine, TV programlarına, gazete ve dergi köşelerinde, devrimci değerler ayaklar altına alınarak güzellenirken; kimi zaman da ağdalı açıklamaları, CHP’yle açıkça flört eden dingili kırık siyasi çizgisi, profesyonel salon toplantıları ve görsellikleriyle göz dolduran etkinlikleriyle halkın haklı muhalefetini, kendi tatlı ve de zehirli sularına çekmekte, boğmaktadır.

Sürecin sertleşen çehresi, bu cenaha dokunduğu her yerde ise ibretlik bir “demokrasi savunuculuğu” içerisinde sistem içerisinde adalet aramakta ve bu “mağdur” durumlarını da “devrimciliğinin naçizane nişaneleri” olarak kullanıp durmaktadır.

Beri yanda ise halkın haklı muhalefeti ve onun devrimci, demokratik örgütlü güçleri bu siyasal ve örgütsel sorunlarından kaynaklı olarak sürekli olarak törpülenmekte, güç kaybetmekte ve dağınık, ciddiyetsiz, iddiasız bir pozisyona ideolojik ve kültürel olarak hızla sürüklenmekte ve bu batakta hızla batmaktadır.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) 3 Yıldır Neyin Mücadelesini Veriyor?

DHF, örgütlenme tartışmalarının olgunlaştığı 2007 sonbaharından bugüne geçen üç uzun yılda ve iki yıllık kısa ve fakat dolu dolu örgütsel faaliyet döneminde ısrarla, inatla, çabayla günümüz konjonktürel gerçekliğini başta Demokratik Halk Devrimi fikriyatında kenetlenmiş bir taban kitleye; devrimci ve demokratik halk güçlerine ve de halk kitlelerine ideolojik ve politik mücadelesiyle anlatmıştır/anlatmaya devam etmektedir.

Halkın demokratik hak talepleri mücadelesi; ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal ve demokratik boyutlarıyla birlikte; içerisinde yaşadığımız emperyalist-kapitalist dünya düzeni ve ona bağımlı yarı-sömürge yarı-feodal sosyo-ekonomik ve siyasal-yönetsel yapısı altındaki faşist diktatörlük koşulları içerisinde, halkın siyasal iktidar mücadelesinden bağımsız değildir.

Önemle vurgulanmalıdır ki demokratik haklar mücadelesi, siyasal iktidar kavgasının geniş kitlelerle birleşebilmesi için sınıf programının basite indirgenmiş bir yasal temsili olmadığı gibi; yine bu iktidar mücadelesinin belirli demokratik hak kazanımlarıyla tesis edilebileceği bir mevzii de değildir.

Sade ve basit anlamda, üretici güçlerin, üretim ilişkileri içerisinde gerçekleşen gelişme dinamiklerinin her daim ortaya çıkardığı hak talepleri alanında, sınıf programının ideolojik doğrularıyla donanmış politik kitle örgütlerinin, yani sınıf bilinçli halk muhalefetinin, yüzü sınıf mücadelesine dönük ideolojik ve politik mücadele alanıdır.

Böyle olduğu içindir ki ancak sınıf mücadelesinin gelişme ve güçlenme koşullarında kitlesel temsillerle tarih sahnesine çıkacak olan ve doğrudan bu mücadeleyle kucaklaşan Demokratik Halk Hareketi’nin günümüz koşullarındaki omurgasıdır.

İşte bu önemli mücadele alanı, bugün esas olarak revizyonist-reformist cenahın kuşatması altında iken devrimci, demokratik kesimler ise etkisiz ya da bu cenaha yedeklenmiş olarak güç kaybetmektedir.

Sisteme alternatif olan iddialı programlar ve sloganlar, pratik – politikada ciddi hiçbir kitle çalışması ve örgütsel faaliyetle bütünleşmediği için, sürecin bugünlerdeki sertleşen yüzü karşısında dağılmakta ve iyice yasalcı, tasfiyeci geri noktalara çekilerek yok oluşa sürüklenmektedir.

- DHF, her şeyden önce programatik anlamda, bu alana doğru bir müdahaledir.

Demokratik haklar mücadelesinin doğru analizi ve bu sınırlar içerisinde örülen çalışmalar sağ ve sol tasfiyeciliğin hâkim rüzgârına karşı esas olarak mevzileri korumuştur/korumaktadır.

DHF’nin yayımlamış olduğu onlarca broşür, bildiri, eğitim materyali, bu konuyu uzunca tartışmış ve tartıştırmıştır.

- DHF, doğru programatik görüşlerin, doğru örgütsel politikalarla birleşmesidir.

Kuşkusuz ki doğruyu yani programı, politikayı kitlelere taşıyacak, onları kendi hareketleri, eylemleri içerisinde örgütleyecek, yönlendirecek, ideolojik olarak donatacak, kimliklendirecek bir örgütsel faaliyet gereklidir.

Bilinçli bireylerin gönüllü birlikteliği olan ve bir hak ve ödevler toplamına yaslanan örgüt: onları, yüzleri, binleri, milyonları aynı amaç için hareket ettiren, bir arada tutan toplumsal bir organizasyon olarak bugünün tasfiye ve imha saldırılarına karşı ezilenlerin elindeki en önemli müdafaa ve mücadele aracıdır.

2011 gerçeğinde, dağınık, düzensiz, disiplinsiz, plansız, programsız bir örgüt, halkın ciddiye almadığı bir örgüttür!

2011 gerçeğinde, söylediğini hayata geçiremeyen, bu iradeyi ortaya koyamayan bir örgüt, halkın ilgilenmediği, dikkate bile almadığı bir örgüttür!

2011 gerçeğinde, ideolojik olarak dik duramayan, bunun gereği olarak kendi yanlışlarıyla hesaplaşma cüreti olmayan, faaliyetçisini donatamayan, eğitemeyen bir örgüt, halkın umursamayacağı bir örgüttür!

2011 gerçeğinde, ne yapacağını bilmeyen, önünü göremeyen, politika üretmek adına tasfiyeci sürecin tatlı sularına kapılan bir örgüt, halkın varlığını dahi bilmediği örgüttür zira bu zeminde, önerilen sistem içi politikaları sırtlanmış ziyadesiyle güçlü revizyonist-reformist temsiller vardır!

2011 gerçeğinde, programatik ve örgütsel politikalara yoğunlaşmayan, diri, bütünlüklü, sağlıklı bir organizmaya kavuşamayan bir örgüt, yok olmaya, savrulmaya mahkûm bir örgüttür!

2011 gerçeğinde, yüzünü halkın haklı savaşına dönmeyen bir örgüt, geleceğin devrimci ve demokratik mücadelesinde var olmayacak olan bir örgüttür!

- DHF, örgüt ve örgütçülükte ısrardır. Bu minvalde, üzerinde yoğunlaşan saldırılara karşı artık belirli bir seviyeyi yakalamış olmaktır.

DHF’nin, ülkemiz sınıf mücadelesi gerçekliği temelinde belirli yerellerde ve alanlarda yoğunlaşan çalışmaları ve kitleselleşmesi, özellikle halk düşmanlarının ve hâkim sınıfların dikkatlerini çekmiş ve komplolarla saldırılar yaşanmıştır.

Bu minvalde, sadece Eylül 2007’den Aralık 2011’e geçen üç yıllık sürede, Konya’da, Sivas’ta, Malatya’da, Amed’te, Adana’da, Mersin’de, Hatay’da, Antep’te, İzmir’de, Balıkesir’de, Zonguldak’ta, İstanbul’da son olarak da geçtiğimiz hafta içerisinde Kocaeli’nde ve Dersim’de gerçekleştirilen operasyonlarda birçok profesyonel kadrosu, yüzlerce üyesi ve taraftarı gözaltına alınmasına, onlarcasının tutuklanmasına karşın örgütsel bir istikrar yakalayabilmiş ve tüm bu ideolojik ve politik mücadelesini ilerletebilmiştir.

Küçük burjuva devrimciliğinin tüm temelsiz sol eleştirileri ve revizyonist-reformist cenahın tüm yok sayma girişimlerine karşın DHF, örgütlü olduğu birçok alanda tüm kesimlerin dikkatini çeken, kitlesel faaliyetlere ve çalıştaylara imza atmıştır/atmaktadır.

Sadece geçtiğimiz günlerde büyük bir başarıyla sonuçlanan “Yerel Yönetimler Sempozyumu” dahi, Yeni Demokrasi güçlerinin ülkemiz sınıf hareketi tarihine bir armağanı olmuştur.

Dünden bugüne “Fatsa Deneyimi”yle başlayıp biten bir tarihsel anlatı; halkın siyasal iktidar mücadelesinde, ülkemiz gerçekliği içerisinde, “nasıl birer devrimci mücadele mevzilerine dönüşebilir?” somut sorunsalı temelinde, birçok demokratik kurumun bir araya gelmesiyle birlikte, uluslararası boyutuyla birlikte tartışılmıştır.

Tüm bunlar, elbette ki halk düşmanlarının ve hâkim sınıfların dikkatini çekmiştir/çekmektedir.

DHF Dersim Örgütlülüğüne Yönelik Operasyonun Hedefi: Dersim Halkı’nın Siyasal Mücadelesinedir!

23 Şubat 2011 tarihinde DHF’ye yönelik olarak gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklama teröründen sonra yapmış olduğumuz açıklamada ve Dersim örgütümüz üzerinde, Gülen Cemaati-Tunceli Valiliği ve Tunceli Üniversitesi işbirliğiyle sürdürülen saldırılar sonrasında defalarca, başta Dersim olmak üzere birçok alanda DHF’nin saldırıların hedefi olacağını söylemiştik.

Bu bakımdan hâkim sınıfların saldırılarını şaşkınlıkla karşılamıyoruz. Aksine sınıf mücadelesinin “doğal” bir sonucu olarak ele alıyoruz.

23 Şubat saldırılarından sonra şunları söylemiştik:

Hâkim Sınıflar, Demokratik Haklar Federasyonu’na ve Önderlik Ettiği Demokratik Haklar Mücadelesine Yönelik, Daha Kapsamlı ve Merkezi Saldırı Hazırlığı İçerisindedir!

DHF bu vesileyle, devletin, yakın gelecekte başta Dersim olmak üzere birçok yerelimizde, temsilcilerimize, üye ve taraftarlarımıza dönük daha kapsamlı sindirme operasyonları tezgâhlamakta olduğunu ilan eder!

DHF, önümüzdeki süreçte, devletin daha kapsamlı ve merkezi operasyonlarının hedefi olacaktır.

Dosta da düşmana da ilan ediyoruz: KABULÜMÜZDÜR!

Hâkim sınıflar bu saldırılarla Federasyonumuzun faaliyetlerini geriletmeye çalışmaktadır.

Temsilcilerimizi birer birer tutuklayarak, DHF’nin merkezi önderliğini zayıflatmayı hedeflemektedir.

DHF, bu gerici saldırıları, tasfiye sürecine karşı geliştirdiği en önemli hamlelerinden olan politik kitle faaliyetlerinde yoğunlaşma ve yaygınlaşma yöneliminde sebat ederek karşılayacaktır.

DHF, örgütlü işçileri, köylüleri, emekçileri, gençliği ve tüm kadınlarıyla; fabrikalarda, atölyelerde, sendikalarda, iş yerlerinde, okullarda, yoksul emekçi mahallelerde halkın demokratik hak talepleri için eylemlerinde, Yeni Demokrasi perspektifiyle; örgüte ve örgütçülüğe dün olduğundan daha fazla vurgu yaparak, örgütlenerek, yaygınlaşarak, çoğullaşarak, bu saldırıları kitle hareketleriyle boşa düşürecektir.

Dersim’de, DHF öncülüğünde, tüm küçük burjuva basiretsizliklere ve revizyonist-reformist kaçkınlıklara karşın açık açık barajlara, karakollara, Gülen Cemaati’ne, yozlaşmaya ve çürümeye karşı; tüm bu gericiliklerin kurumsal temsiliyetlerine karşı verilen mücadele, DHF’yi hep hedefte tutmuştur.

Sadece son bir yılda, DHF Dersim örgütlülüğü temsilcileri ve faaliyetçileri, Malatya Ağır Ceza mahkemeleri tarafından onlarca kez soruşturmaya ve davlara konu edilmiştir. Haklarında onlarca yıla varan davalar açılmıştır.

Gülen Cemaati, gerek devlet kurumları içerisindeki güçleriyle gerekse de Tunceli Üniversitesi’ni öne sürerek özelde DHF’yi ve faaliyetlerini hedefe almıştır!

Cemaat ilk kez Dersim’de böylesine kitlesel ve bilinçli bir karşı koyuşla yüzleşmiş ve saldırganlaşmıştır.

Ülkede ilk kez bir üniversite rektörü, defalarca savcılık soruşturması açılması için bizatihi yollara dökülmüştür (!) Muhbirlik yapmış, maddi kanıtı olmayan iddialarla soruşturma açtırmıştır!

DHF’nin yozlaşma karşıtı kitlesel kampanyası, burjuva – feodal basının dahi gündemine yerleşmiş ve bundan rahatsız olan odaklar, türlü provokasyonlar tezgâhlamışlardır.

DHF, köy köy dolaşarak köylülüğün sorunlarına sahip çıkmış ve takipçisi olmuştur.

Dersim Halkı’nın acil talepleri, DHF’nin sınıf savaşımını ve halkın iktidarını gören devrimci politikalarıyla her geçen gün daha fazla bütünleşmiş ve güçlü bir temsil ortaya çıkarmıştır.

Dersim’e benzer olarak diğer tüm yerellerimizde yaşanan ve hatta yaşanacak olan tüm saldırılar, DHF’nin, devrimci hareket içerisinde kangrene dönüşmüş hastalıklara karşı kendi özgünlüğünde açmış olduğu savaşımın başarılı sonuçlarına yöneliktir.

Bu, asla atlanmamalıdır!

Dersim’de Yeni Demokrasi güçleri nezdinde yakalanmış olan olumlulukları gözaltılarla, tutuklamalarla, tehditlerle bastırabileceğini düşünen Cemaat-Valilik-Üniversite üçlüsünün heveslerinin kursaklarında kalacağını ilan ediyoruz!

DHF, Dersim’de mevzilerini sağlamlaştırarak, politik kitle faaliyetlerinde yoğunlaşarak, derinleşerek ve kurumsallaşarak gerici-faşist saldırılara cevabını en güçlü şekilde verecektir.

Bu bilinç ve kararlılıkla, Dersim halkını Yeni Demokrasi mücadelesi etrafında daha fazla kenetlenmeye, kurumlarını sahiplenmeye ve seferber olmaya çağırıyoruz.

Tam da bu bağlamda 24 Aralık 2011 tarihinde Dersim’de HES’lere karşı örgütlenecek olan etkinlik daha bir önem kazanmıştır.

Dersim halkını ve DHF’yi susturabileceğini sananlara binlerin coşku seli büyük bir karşılık verilmelidir!

Dersim, bunu yapacaktır!

Ya Fiili, Meşru ve Militan Bir Mücadele! Ya Topyekûn Tasfiye ve Teslimiyet!

DHF şahsında Yeni Demokrasi güçleri, halkın haklı muhalefetinin sıkıştırıldığı bu mevzide de zorlu ideolojik ve politik mücadelelerle bundan sonrasında daha fazla yüzleşecektir.

İdeolojik doğrultu korunacak ve askeri faşist darbe koşullarını fiiliyatta yeniden tesis eden hâkim sınıfların zulmüne karşı halkın meşru müdafaası örgütlenecektir!

Devrimci dayanışma, faşist diktatörlüğün tüm hak gasplarına, ekonomik ve sosyal saldırılarına karşı fiili, meşru mücadelelerde örülecek; beri yandan ise revizyonist-reformist cenahla ideolojik mücadele kesintisiz sürdürülecektir.

DHF, örgüte, örgütçülüğe, örgütlenmeye ve nitelikleşmeye; merkezi politikalar kapsamında, planlı, denetimli devrimci bir faaliyeti ve devrimciliği örmeye; sınıf mücadelesiyle kucaklaşmaya; dün olduğundan daha fazla vurgu yaparak, yüklenerek ve tüm olumsuzluklarıyla da küçülme ve daralma pahasına yüzleşerek bu süreci demokratik haklar mücadelesinde göğüslemeye devam edecektir.

Bir kez daha söylüyoruz:

Bu tutuklamaları kınamıyoruz! KABULUMÜZDÜR!

DHF, örgütlü işçileri, köylüleri, emekçileri, gençliği ve tüm kadınlarıyla; fabrikalarda, atölyelerde, sendikalarda, iş yerlerinde, okullarda, yoksul emekçi mahallelerde halkın demokratik hak talepleri için eylemlerinde, Yeni Demokrasi perspektifiyle; örgüte ve örgütçülüğe dün olduğundan daha fazla vurgu yaparak, örgütlenerek, yaygınlaşarak, çoğullaşarak, bu saldırıları kitle hareketleriyle boşa düşürecektir.

Bütün üye ve taraftarlarımızı bulundukları bütün alanlarda daha büyük bir kararlılıkla, bilinçle ve iradeyle ayağa kalkmaya, görevlerine dört elle sarılmaya ve Yeni Demokrasi mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.