dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
Devlet, Kürtleri İnkâr Etmeye Devam Ediyor: “Hepiniz Türksünüz, Türkçe Konuşacaksınız!”

Demokratik Haklar Federasyonu
18 Aralık 2010

dhflogo2Ülkemiz hâkim sınıflarının özellikle son iki yıldır büyük bir pervasızlıkla “Kürt sorununda çözüme çok yaklaştık”, “konuşarak bu sorunu çözebiliriz” beyanlarının büyük bir aldatmaca olduğu hemen her gün yaşadığımız yeni olaylarla kendisini göstermeye devam ediyor.

Barış Demokrasi Partisi (BDP) milletvekillerinin TBMM’de yaptıkları kimi konuşmalarda Kürtçe sözcükler kullanmalarının dahi büyük bir tahammülsüzlükle karşılanması, ülkemiz hâkim sınıflarının Kürt sorununda ne kadar çözüm gücü olabileceğini göstermektedir.

Hâkim sınıfların bu yaklaşımlarına karşılık BDP, “yaşamın tüm alanlarında özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, iki dilli hayatın olacağını" ifade ederek ekonomi, kamu hizmetleri, kültürel faaliyetler vb. bütün alanlarda artık Kürtçe’yi de Türkçe gibi kullanılacaklarını açıkladı.

BDP’nin yaptığı açıklamalardan sonra, hâkim sınıfların sözcülerinin yaptığı değerlendirmeler, başta Kürt ulusu olmak üzere bütün ezilenleri bu pervasız saldırıya karşı aktif bir şekilde mücadele etmeye çağırmaktadır.

Buna karşın, BDP’nin açıklaması hâkim sınıfların sözcüleri tarafından bakınız nasıl karşılandı:

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: "Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dili Türkçe'dir, herkesin ortak dilidir."

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK): “… Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değiştirilmeyecek hükümleri arasında yer alan 3'üncü maddesi; "Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir."

Dil, kültür ve ülkü birliği, bir millet olmanın başta gelen vazgeçilmezleridir. Dil birliğinin olmaması durumunda bunun sonuçlarının neler olacağı, tarihteki birçok acı örnekleriyle gözler önündedir.

Son günlerde "Dilimiz" üzerinde kamuoyunun gündeminde yer alan birtakım tartışmaların, cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek bir noktaya doğru hızla götürülmeye çalışıldığı endişeyle izlenmektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri; Devletin, Anayasamızda yer alan, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruma görevi kapsamında; Ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin ise BDP’nin “bölgede hayat iki dilli olacak” çıkışını “palavra” olarak değerlendirdi ve BDP’nin mecliste yaptığı Kürtçe konuşmalar üzerine savcıları göreve çağırdı.

Hâkim sınıfların sözcülerinin yaklaşımları, Kürt ulusu üzerinde onlarca yıldır sürdürülen imha, inkâr ve asimilasyon politikalarının aynı pervasızlıkla devam ettirildiğini göstermektedir.

Hâkim sınıfların sözcüleri, “kimse demokratik açılımı yanlış yorumlamasın” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin (TC) kuruluş felsefesinin imha, inkar ve asimilasyon üzerine kurulu olduğunu hatırlatmaktadırlar.

TC’nin kuruluş felsefesinin, Türk ulusunu ve Sünni inancını yücelttiğini, koruduğunu ve sosyo-ekonomik yapısının buna göre şekillendiğini her fırsatta dile getirmektedirler.

Sözün özü, hâkim sınıflar cephesinde değişen bir şey yok!

Hâkim Sınıflar, Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Lazların, Abhazların, Alevilerin ve Diğer Ezilen Kesimlerin Dillerini, İnançlarını Yok Saymaya Devam Etmektedir!

Hâkim sınıfları bu denli pervasızlaştıran ve ardı ardına açıklama yapmaya iten gerekçe nedir?

Gerekçe çok basittir: Bu ülkede Türkçenin dışında bir dil okulda, çarşıda, pazarda, kamu kuruluşlarında konuşulamaz! Değil böyle bir şey yapmak adını anmak dahi suçtur!

Tabi, İngilizce, Fransızca, Almanca gibi “yabancı diller” dışında (!)

Anlaşılan odur ki ülkemiz hâkim sınıfları Kürtlerin ve diğer ezilen milletlerin dillerini “yabancı dil” kategorisinde dahi görmemektedir. Kürtçenin “bilinmeyen bir dil” olarak ifadeledirilip düşmanca bir saldırıya tabi tutulması bu konudaki çarpıklığı gözler önüne sermektedir.

Ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olanların” sömürü düzeninin sahipleri olduğu bilinmektedir.

Bu kesimlerin, bugün de aynı tonlarla Kürtleri yok sayması, kendi ekonomik, siyasal, sosyal çıkarlarının gereğidir. Onlar yüzlerce yıldır bildiklerini, bu doğrultuda yaptıklarını icra etmeye devam ediyor. 

Kürt Ulusunun Anadili için Yürüttüğü Mücadeleyi Sahipleniyoruz

TSK’nın, düzen partilerinin vb. kesimlerin iddia ettiği üzere, BDP’nin talepleri milyonlarca insanı karşı karşıya mı getirmektedir? Toplumu kutuplaştırarak bölünmesine mi hizmet etmektedir?

Kesinlikle Hayır!

BDP özellikle Kuzey Kürdistan’da yerleşim yerlerinin isimlerinin anadilde olmasını, esnafın alışveriş dili olarak anadilini kullanmasını, ticarethane isimlerini anadillerinde koymalarını, ticari markaların anadilde olmasını, menü ve tabelaların iki dilli olmasını savunmaktadır.

Bu talepler ezilenleri kutuplaştırmaz aksine birleştirir. Bu talepler sadece Kürtler için değil diğer ezilen kesimler için de tereddüt edilmeden savunulmalıdır.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), “demokratik açılım” sürecinin büyük bir aldatmaca olduğunu ifade ederken; Kürt ulusunun demokratik-meşru haklarını sahiplenmenin ve bu haklar için mücadele etmenin olmazsa olmaz olduğuna bir kez daha önemle vurgu yapmaktadır.

Kürt Ulusu kendi demokratik, meşru haklarının sahibi ve savunucusudur. Bu haklar gasp edilemez, yok sayılamaz! Cumhurbaşkanının, başbakanın, TSK’nın, düzen partilerinin  alışkın olduğumuz tehditleri nasıl ki yıllardır, ezilenlerin mücadelesi karşısında hükmünü yitirdiyde, bu tehditler de örgütlü mücadelemiz karşısında eriyip gidecektir!

Bu bakımdan;

•    DHF, Kürt ulusal sorununun köklü bir devrim olmaksızın ezilenler açısından çözülemeyeceğini savunmaktadır; sömürü ve zulüm düzeni içerisinde aranan her türlü çözüme karşı çıkmaktadır.

•    DHF, Kürtçe üzerinde yoğunlaşan “anadil” tartışmalarında ve Kürt ulusuna yönelen başkaca saldırılarda, dün olduğu gibi bugün de, tereddütsüz bir şekilde Kürt ulusunun yanındadır. DHF, Kürt ulusunun demokratik haklarını kazanmasını devrime havale ederek görmezden gelmez. Aksine, ortaya koyduğu pratiklerden de anlaşılacağı gibi, düzenin gerici yasalarının, uygulamalarının kırılması için mücadele etmeyi temel sorumlukları arasında görür. Fakat sömürü düzeninden zorla elde edilen hakların, düzenin “anayasal güvencesiyle” korunamayacağını her çalışmasında dile getirir.

•    DHF, faaliyet alanlarında pratik olarak yüklendiği bu mücadeleyi daha da yoğunlaştırma, ilerletme yolunda sebat etmektedir. Kürt ulusunun anadili ve diğer demokratik hakları için sürdürdüğü mücadelede daha somut çalışmalar yapmaya gayret etmektedir.

•    DHF, Kürtçe üzerinde yoğunlaşan baskı ve sindirme politikalarına karşı çıkmaya devam edecektir. Federasyonumuz, gerçekleştireceği bütün çalışmalarda, Kürt ulusunun anadil mücadelesine katkı sunmak amacıyla, Kürtçeyi ön plana çıkaracaktır. DHF özellikle Kuzey Kürdistan örgütleri vasıtasıyla, Kürt ulusunun anadil mücadelesine dair daha yoğun bir çalışma içerisinde olacaktır.