| Dost-Düşman Ayrımını Silikleştirenler Halka Karşı Sorumlu Olamazlar, Devrimi Geliştiremezler! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Yürüyüş Dergisi’nde yer alan söz konusu bildiri, 27 Kasım 2010 (Cumartesi) günü Nurtepe’de dağıtıldı. Bildiriye gerekçe olan olay, 14 Kasım 2010 (Pazar) günü, Halk Cephesi'nin, Nurtepe’de afiş çalışması yapan DHF faaliyetçilerine saldırması; saldırı anında ve sonrasında ise mahalle halkının tepkisini almasıdır. Halk Cephesi, yaptığı hatayı düzeltmek ve halktan aldığı tepkinin nedenleri üzerine kafa yormak yerine, olayları çarpıtarak, göz göre göre halkı aldatmaya ve kendisini aklamaya çalışmaktadır. Söz konusu bildiriye, açıklamanın sonunda, “Ek - 1” üst başlığı altında yer verilmiştir. Duyarlı kamuoyunun, DHF açıklamasını okumadan önce, Halk Cephesi’nin ilgili bildirisini okuması özellikle önemlidir. Zira söz konusu bildiri, içerdiği asılsız suçlamalardan üslubuna kadar, devrimci ilkeleri hiçe sayan bir ibret vesikasıdır. Bu belgenin ışığında, konuya dair tartışmaya geçmeden evvel, DHF'nin Halk Cephesi hakkındaki güncel değerlendirmesi bir kez daha belirtilmelidir: DHF, Halk Cephesi’ni, bütün bu ilkesiz, tutarsız, provokatif, küçük burjuva ve dost ile düşmanı muğlaklaştıran pratiğine rağmen, devrimci saflarda görmektedir. Halk Cephesi, dost bir kurumdur. DHF, dostlarına dost gibi davranır. Varsa, yaptığı yanlışları düzeltir. Dostlarının yanlışlarını düzeltmek için elinden gelen desteği sunar. Dostlarının yanlışları ve hataları üzerinden politika yapmaz. Aynı yanlışlara ortak olan tutumlardan özenle kaçınır. Dostlarını eleştirirken, halkın ve devrimin kazanması kaygısıyla hareket eder. Devrimci kurumları karşı karşıya getiren, onları kutuplaştıran hatalardan uzak durmaya gayret eder. Aksi her pratiğin, halka ve devrime ait olmadığına inanır. Bu kavrayış ve sorumluluk anlayışı gereği olarak DHF, 14 Kasım 2010 tarihinde yaşanan olayların hemen akabinde, defalarca Halk Cephesi’ne merkezi düzeyde görüşme talebini iletmiştir. Fakat Halk Cephesi, son derece sorumsuz ve gayrı ciddi bir tutumla, görüşme taleplerini yanıtsız bırakmış, “bizim bu konuda söyleyecek yeni bir sözümüz yok” demeyi tercih ederek, Ek – 1 'de verilen bildiriyi kaleme alarak, yanlışını daha da ileriye götürmeyi tercih etmiştir. Halka ve devrime karşı sorumlu olmaktan bahseden dostlarımız, ya kurdukları cümlelerin anlamını bilmemekte ya da yaşananları çarpıtarak, hatalarını gizleyebileceklerine dair boş bir umut içerisinde kendilerini kandırmaktadırlar. Her iki durumda da Halk Cephesi'nin, derin bir ideolojik kırılma içerisinde olduğu aşikardır. Burada, Halk Cephesi’nin bildirisinde haddini, maksadını fazlasıyla aşan sorumsuz ithamlara uzun uzadıya cevap verilmeycektir. Söz konusu yalanların, DHF nezdinde pul kadar değeri olmadığı bilinmelidir. DHF, Halk Cephesi’nin bildirisinde sergilediği gayrı ciddi ve yanlış tutumu ciddiye almamaktadır. Zira Halk Cephesi, neyi tartışmak istediğini bilmemektedir. Ötesinde, açıklama yapmak, kamuoyunu bilgilendirmek adına, son 20 yıllık tarihsel kesitten, bir birinden farklı, bağlamından koparılmış örnekler vererek ve her zikrettiği meseleyi de tersyüz ederek, büyük bir bilgi kirliliği yaratmaktadır. Açıktır ki maksatları, bu kirlilik içerisinde güncel olan sorunu ve buradaki suçlarını gizlemektir. Halk Cephesi neyi tartışmak istiyor? DHF’nin “karşı-devrimci” olduğunu mu? Nurtepe’yi mi? Sarıgaziyi mi? DHF’nin birlik dağıtıcısı olduğunu mu? Darbeciliği mi? DHF’nin eylem çizgisini mi? Kendileri dışında herkesin teslimiyetçi olduğunu mu? “Sol içi” şiddeti mi? Halk Cephesi neyi tartışmak istiyorsa, o konuya yoğunlaşmalıdır. Derdini, açık ve anlaşılır bir şekilde dile getirmesini bilmelidir. Halk Cephesi ya son olarak 14 Kasım 2010’da ortaya çıkan Nurtepe pratiklerini açıkça, gerekçeleriyle birlikte savunmalı, siyaset yasakçılığının teorisini yapmaya gayret etmeli ya da samimi bir biçimde merkezi tutumları olan “siyaset yasakçılığı” yaklaşımı ile hesaplaşarak özeleştiri vermelidir. Halk Cephesi her şeyi birbirine karıştırarak, çarpıtarak, DHF'ye sayfalar dolusu cevap hakkı doğurmuştur. Fakat DHF'nin, benzer bir tarzla ve üslupla tüm bu meselelere cevap vermeyeceği bilinmelidir. Kurumumuzu ve geleneğimizi tanıyan herkes, Halk Cephesi’nin kesinlikle dostluk sınırlarını aşmış olan bu sorumsuz ithamlarının ve çarpıtmalarının takdirini layıkıyla yapacaktır. Bu tartışmada, Halk Cephesi'nin bildirisinde, olayla ilgili sergilenen çarpıtmaları düzelterek, yaratılan bilgi kirliliğini önlemeye ve Halk Cephesi’nin içerisine düştüğü yanlışın devrimci-demokratik kamuoyu tarafından kavranmasına gayret edeceğiz. Halk Cephesi, Kendisi Dışında Kalan Her Kesimi “İşbirlikçi”, “Teslimiyetçi” İlan Etme Pervasızlığından Vazgeçmelidir! Bu Tarz Halka ve Devrime Değil, Karşı-Devrime Kazandırır! Halk Cephesi, kendi dışında kalan her kesimi (demokratik-devrimci kurumları, halk saflarında olan kişileri ve kesimleri) sorumsuzca ve pervasızca, karşı-devrimci ilan etmektedir. Bu durum yeni değildir. Dostlarımızın, bildirilerinde DHF’ye dair kurdukları cümlelerin niteliğine bakalım: “Ancak son dönemlerde maalesef bu soruları sorduracak, kendine devrimci diyen bir kurum var: Demokratik Haklar Federasyonu!” “Ancak sadece son 4- 5 yıla baktığımızda bile görürüz ki, birlik dağıtıcısı durumunda.” “Onun bulunduğu birlikler, en çok birkaç ay sonra tartışılmaya başlanır. Devrimcilerin birliği düşmanın korkusudur. Bu korkuyu büyütmek, birlik kültürünü büyütmek her devrimcinin görevidir. O da aynı şeyi söyler ama gelgelelim, tam tersi bir pratik koyar ortaya. Birliğin dağıtılacak bir durumu yoksa, kışkırtarak dağıtacak ortam yaratır.” “Bir övünç kaynağıdır devrimciler açısından. Ama işte, birlik dağıtıcıları rahatsız olur.” “Cephe'den özeleştiri ister. Derdi birliği dağıtmaktır. Devrimci 1 Mayıs Platformu'ndan çekilir. 18 yıl sonra darbeciliği keşfetmişlerdir. Neden? Birliği dağıtmak için.” “Artık darbecilik pisliği onlara bulaşmıştır.” "Devrimci ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu'nda yaptığı da budur. (…) DHF, daha bir yılını doldurduktan sonra yeniden tartışmaya açmak ister bu platformu. 'Deklarasyonda şu eksik var', 'yeterince etkili değil', 'işlevli değil' gibi 'ulvi' söylemlerle platformu tartıştırır. Bir sonuç alamaz. "Birlik dağıtıcılıkta ısrarcıdır DHF... Birkaç yıl sonra yeniden aynı tartışmayı gündeme getirir. Ancak, platform bileşenleri platformun dağıtılmamasında kararlıdırlar. O zaman DHF, tartışmalarla platformu aşındırma taktiğine başvurur, yine sonuç alamaz.” “Bu kez yeni yöntemler dener DHF... Platformun önüne çözemeyeceği sorunlar getirerek aşındırmak ister. Böyle sorunlar yoksa yaratacaktır...” “Hiçbir şey masum değildir. DHF'deki sorun çıkaran, birlikleri dağıtıcı bu tarzın masum olmadığını düşünüyoruz. DHF'nin Sarıgazi'de saldırması, Nurtepe'de yaratmaya çalıştığı provokatif ortam, bulunduğu tüm birlikleri dağıtıcı tavrı, normal değildir, devrimci değildir.” Halk Cephesi, yukarıda alıntı yaptığımız satırların toplamında, “kendine devrimci diyen kurum” olarak nitelediği DHF’nin niyetini ve pratiğini büyük bir arsızlıkla şu şekilde tarif etmektedir: - Aynen düşman gibi devrimcilerin birliğinden rahatsız olan, bilinçli ve kasıtlı bir şekilde birlikleri dağıtma gayreti gösteren, - Birliğin dağıtılacak bir durumu yoksa, kışkırtarak dağıtacak ortam yaratan, - Devrimci birliklerin başarılarından rahatsız olan, - Birliği dağıtmak için Cephe’den özeleştiri isteyen, - Darbecilik pisliğine bulaşmış olan, - Kuruluşunun hemen sonrasında (birkaç ay içerisinde) dağıtmak maksadıyla platformların eksiklerini tartışan, - Israrına rağmen başarılı olamayınca, bu kez platformu aşındırma taktiğine başvuran, - Yine başarılı olamayınca yeni yöntemler deneyen, platformun önüne çözemeyeceği sorunlar getirerek aşındırma gayretini sürdüren, - Böyle sorunlar yoksa yaratan, - Toplamda ise tüm bu pratikleri masum olmayan, normal olmayan, devrimci olmayan… Halk Cephesi haddini bilmelidir! Halk Cephesi'nin yukarıda yaptığı tarif, karşı-devrimciliğin tarifidir. DHF, dost olarak nitelediği bir kurumun böylesine sorumsuz, ciddiyetsiz bir tutumunu kabul etmemektedir, etmeyecektir! Halk Cephesi yürüttüğü bu tartışmayla yaşanan sorunları çözmek, önce kendi hatalarına yönelmek, varsa DHF’nin eksiklerini dostça eleştirerek yanlışları birlikte aşmak niyetinde değildir. Zira bu niyetini, kurumumuzu açıkça “şaibeli” ilan eden söz konusu bildiriyi dağıtma pratiğiyle de göstermiştir. Biz, devrimci ilkelere sadık kalarak, ideolojik mücadele içerisinde, dostluk zeminini korumanın mücadelesini vereceğiz. Ancak asla bu söylenenlerin de üzerinden atlanmasına, geçiştirilerek unutturulmasına izin vermeyeceğiz. Ne yazık ki dev aynasının karşısında tatlı bir hülyanın etkisinde görünen Halk Cephesi’nin, dost-devrimci kurumları “karşı devrimci”, “işbirlikçi”, “hain” ilan etme rahatlığı söz konusu olayla sınırlı değildir. Son birkaç yıllık Yürüyüş Dergisi arşivine dahi geri dönülüp bakıldığında, Halk Cephesi’nin bu anlamda ne kadar vahim bir pozisyonda olduğu görülebilecektir. DHF'yi ve geleneğimizi birlik dağıtıcılığı ile itham eden, alt alta sıraladığı yalanlarla “şaibeli” konumda tarif eden Halk Cephesi, bu tavrıyla devrimci kurumların mücadele birliğini dinamitlemekte, nesnel anlamda “birlik dağıtıcılığın şampiyonu” olmaya hevesli görünmektedir. Devrimciler halka, devrime ve birbirlerine karşı sorumludurlar. Birbirlerinin eksiklerinden, hatalarından mutlu olmazlar. Halkı aldatmaya, gerçekleri çarpıtmaya çalışmazlar. Sorumsuzca, kendi dışında kalan herkesi nesnellikten uzak biçimde “işbirlikçi”, “kavga kaçkını” ilan etme rahatlığına düşmezler. Üzülerek ifade etmek isteriz ki Halk Cephesi bu noktalarda tam bir sorumsuzluk içerisindedir. Halk Cephesi’nin bu hali, ülkemiz devrimci hareketinin değerlerinden ne kadar uzaklaşmış olduğunun, uzun süredir yürütülen ve bizler de dahil olmak üzere tüm devrimci kesimleri şu veya bu düzeyde etkilemiş olan tasfiyeci ideolojik saldırıların derin tahribatının sonucudur. Bu tahribatın her görüngüsü, tüm devrimcilerin sorunudur. Bu saldırıları ve etkilerini savuşturmak için öncelikle farkında olmak gerekir. Yazık ki bu farkındalık hali Halk Cephesi’nde mevcut değildir. Halk Cephesi neyi, nasıl tartışması gerektiğini bilmemektedir. Olayları bağlamlarından kopararak işine geldiği gibi yorumlamaktadır. Hayır dostlar! Devrimci kurumlar böyle sorumsuz hareket edemez. Devrimciler bir olayı ele alırken meselenin birçok yönünü değerlendirir ve öyle sonuç çıkarır; işine gelen kısımlarla ilgilenip, ötesini bir kenara bırakmaz. Halk Cephesi, bahsini yaptığı birliklerden neden ayrıldığımızı ve bu süreçlerde hangi tartışmaları yürüttüğümüzü bilmiyor mu? Sarıgazi ve Nurtepe’de yaşanan olaylara dair yaklaşımlarımızdan haberdar değil mi? Halk Cephesi, devrime ve halka karşı sorumluk hissediyorsa, neden bu süreçlere ilişkin olarak ifadelendirilmiş DHF’nin resmi görüşlerini her toplantıda titizlikle kayda geçirdikleri tutunaklarından aktarmıyor? DHF hakkında şaibe yaratmaya gayret edecek kadar pervasızlaşırken, kendi sabit fikirleri ve “kurguları” yerine neden açıklamalarımızdan hareket etmiyor, neden yaşananları olduğu gibi, tersyüz etmeden anlatmıyor? Kaldı ki DHF'nin resmi sitesinde, Halk Cephesi'nin bahsini ettiği kimi süreçlere ilişkin açıklamaları de mevcuttur. Hiç kimse süreçleri, olayları işine geldiği gibi bu kadar pervasızca yorumlama hakkına sahip değildir. DHF bir kez daha açıkça ilan eder ki: son 4 - 5 yıl içerisinde ayrıldığımız platformları, Sarıgazi ve Nurtepe olaylarının tamamını, diğer devrimci kurumlara ve halka açık platformlarda tartışalım. Sarıgazi’de, Nurtepe’de halk toplantıları düzenleyelim. Doğruyu-yanlışı halkın etkin katılımıyla açığa çıkaralım. Yanlışları hep birlikte mahkûm edelim; doğruyu, devrimci olanı büyütelim! DHF, bu kadar açık ve nettir; aynı açıklığı, samimiyeti ve ciddiyeti, Halk Cephesi’nden de beklemektedir. Halk Cephesi dost ve düşman ayrımını silikleştirmemelidir. Halk Cephesi dostuna dost, düşmanına da düşman gibi davranmalıdır. Halk Cephesi, DHF’yi dost olarak görüyorsa dostluk sınırlarını aşan, dostunu düşman ilan eden tutumlarından vazgeçmelidir. Halk Cephesi’nin dostu ve düşmanı birbirine karıştıran yaklaşımı, halka ve devrime değil, karşı-devrime hizmet etmektedir. Her bir kurum, o veya bu düzeyde payına düşen olumsuzlukları gidermelidir. DHF, dün olduğu gibi bugün ve yarın da saflarında ortaya çıkabilecek olumsuzluklara karşı mücadele edecektir. Bu durum bütün devrimci-demokratik güçler için geçerlidir. Çünkü devrim için mücadele oldukça, kaçınılmaz olarak, burjuvazinin devrimci saflardaki etkilerine karşı mücadele de olacaktır ve bu durum iddia edildiği gibi de dönemsel değil, süreklidir. Her an, her dönem gerçekliğini korumaktadır, koruyacaktır. Bildiriye Gerekçe Olan Olay Nasıl Gerçekleşti? 14 Kasım 2010 tarihinde, İstanbul-Nurtepe’de, faaliyetçilerimiz, “Mazgirt Belediyesi ile Dayanışma Gecesi” için hazırlanan afişleri ile DHF İstanbul örgütlülüğümüzün UPS işçileriyle dayanışmayı büyütmek maksadıyla bir süreden beridir gerçekleştirdikleri çalışmaların afişlerini asarken, Halk Cephesi üyeleri toplanmış ve üyelerimize “mahallede çalışma yapamayacaklarını” söyleyerek, “mahalleden ayrılmalarını” istemişlerdir. Bunun üzerine faaliyetçilerimiz, Halk Cephesi’nin bu tutumu eleştirerek, bu tutumu kabul etmeyeceklerini ve çalışmalarına devam edeceklerini ifade etmişlerdir. Halk Cephesi’nin “yapın da görelim” tehditleri ve sataşmaları altında faaliyetçilerimiz çalışmalarına devam etmek isterken fiili saldırıya uğramışlardır. Bazı faaliyetçileirmiz darp edilirken, afiş yapmak için kullandıkları materyaller ve malzemeler de bu saldırıdan nasibini almıştır. Faaliyetçilerimizin kendilerini savunmaları karşısında daha da pervasızlaşan Halk Cephesi'nin devrimci olmayan tutumu, kurumumuzu ve faaliyetçilerini “işbirlikçilikle”, “provokatörlükle”, “polislikle” itham eden söylemlere ve küfürlere dönüşecek kadar ileri gitmiş ve gerginlik büyümüştür. Temsilcilerimizin ve faaliyetçilerimizin soğukkanlı ve olgun yaklaşımları sayesinde, gerginliğin ve saldırıların daha fazla büyümesinin önüne geçilmiştir. Faaliyetçilerimiz Halk Cephesi’nin provakatif, saldırgan, devrimci olmayan tutumuna ortak olmamıştır. Fakat temsilcilerimizin ve faaliyetçilerimizin bütün çabalarına rağmen, Halk Cephesi’nin tarzında bir değişiklik olmamış, aksine Halk Cephesi daha da pervasızlaşarak saldırgan tutumunu devam ettirmiştir. Devam eden gerginlik, ilerleyen dakikalarda, çalışmalarına devam etmek isteyen faaliyetçilerimize yönelik ikinci bir Halk Cephesi saldırısına dönüşmüştür. Sonuç olarak, temsilcilerimizin ve faaliyetçilerimizin kararlı, soğukkanlı tutumları ve DHF'li olan, olmayan ancak olaya müdahil olan mahalle halkının da tepkisiyle, Halk Cephesi geri adım atmış ve faaliyetçilerimiz çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Fakat aynı günün gecesinde, mahalledeki bütün afişlerimiz Halk Cephesi tarafından yırtılmıştır. Yaşanan saldırılar sonrasında, DHF Nurtepe örgütlülüğünün mahalle halkından ve esnaftan öğrenerek aktardığı bilgilere göre, saldırı anında Halk Cephesi faaliyetçileri, halkı galeyana getirmeye çalışmış, halka, toplanarak DHF’lileri “mahalleden kovma” çağrısı yapmıştır. Ancak Halk Cephesi’nin niteliği açık olan bu çağrısı karşılık bulmamış, tam tersine saldırı gerçekleştiğinde, evlerinden inen mahalleliler (Yürüyüş okuru olanlar da dâhil olmak üzere) saldıranlara tepki göstermiş, “devrimci önderlerin kemiklerini sızlatmakla” eleştirmiştir. Mahallede yaşananlar bu kadar açıkken ve her şey mahalle halkının gözü önünde cereyan etmişken, Halk Cephesi yaşananları çarpıtmak istemektedir. Halk Cephesi sanki fiili bir saldırıda bulunmamış, “dost” gördüğü bir devrimci kurumu işbirlikçi ilan etmemiş, siyaset yasakçılığı yapmamış, saldırarak darp etmemiş gibi, neredeyse tamamı kurgu olan gerçek dışı bir anlatımı tercih etmekte, samimi ve açık bir şekilde olayı anlatarak özeleştiri yapacak yerde, nadir görülen bir kara komedi örneği sergileyerek, “kendini zorla dövdürmeye çalışan DHF’lilerden” bahsetmektedir. Halk Cephesi, bize defalarca “amacımızın devrimci olmadığını” söylemiş?! Halk Cephesi’nin yukarıda kısaca aktardığımız Nurtepe olayındaki, Sarıgazi ve bahsini yaptığı birliklerdeki “devrimci olan amacının” ve tutumlarının değerlendirmesini kamuoyuna bırakıyoruz. Halk Cephesi’nin Tutumları Münferit Değildir, Sistemleşmiştir! Sadece Nurtepe’de son 2 ay içerisinde, Halk Cephesi, üç ayrı kurumla benzer bir sorun yaşamıştır. Halk Cephesi, önce Toplumsal Özgürlük Platformu’nun afişlerini yırtmıştır. Bu olaydan bir hafta sonra Halkevleri’nin afişlerini yırtmış ve çalışmasını fiili olarak engellemiştir. Yoldaşlarımız, Halkevleri'yle yaşanan olaya tanık olmuş ve devrimci sorumluluk gereği sorunun çözümüne yardımcı olmak istemişlerdir. Bileşeni oldukları “Devrimci ve Demokratik Yapılar Arasında Çözüm ve Diyalog Platformu”nun ilkeleri gereği, kimseye siyaset yasağı koyamayacakları ifade edilmiş fakat Halk Cephesi'nin sorumsuz ve devrimci olmayan tutumuyla karşılaşmışlardır. Halk Cephesi, yoldaşlarımıza pervasızca “işbirlikçi”, “polis” vb. ithamlarda bulunmaktan çekinmemiştir. Konuyla ilgili olarak Halk Cephesi'yle görüşüldüğünde ve özeleştiri talep edildiğinde ise sorumsuz tavır sahiplenilmiş, dahası Halk Cephesi “Size ne oluyor? Siz neden olaya karışıp provake ediyorsunuz?”, “Çayan’ın hukukunu herkes bilir” diyerek, bildirisinde de ifade ettiği “niyet okumasına” girişmiştir. Görüşmek için Halk Cepheli arkadaşların derneğine giden üyelerimizi misafir ederek konuşmaktan dahi kaçınılmış, yoldaşlarımız sokağa çıkarılarak, görüşme sokak ortasında “atışmaya” dönüştürülmüştür. Bu görüşmede DHF, konu özgülündeki yaklaşımının ne olduğunu anlatmasına rağmen Halk Cephesi bildiğini okumaya devam etmiştir. Halk Cephesi'nin bu yanlış tutumunun en son örneği de 14 Kasım tarihinde, yukarıda kısaca aktardığımız şekilde gelişmiştir. Halka ve devrime karşı sorumluluk bu mudur? Halk Cephesi, sorumluluğunu böyle mi yerine getiriyor? Biz Halk Cephesi’nin devrimci geleneğini biliyoruz. Bu tarz, ne Halk Cephesi’nin devrimci geleneğine ne de ülkemiz devrimci hareketinin geleneğine aittir. Halk Cephesi içerisine sürüklendiği yanlıştan çıkmalıdır. Dostlarının uzattığı eli, “düşman” ilan etme tutumundan vazgeçmelidir. Halk Cephesi Tutarsızlıktan Vazgeçmelidir Halk Cephesi'yle, devrim meselesine aynı noktalardan bakmadığımız, bu olay vesilesiyle bir kez daha görülmektedir. Halk Cephesi, Bilimsel Sosyalizmden etkilenmiş küçük burjuva niteliğiyle, devrime, kendi küçük dünyasından bakmaktadır. İktidar perspektifi belirsiz ve çarpıktır. Ezilenlerin iktidar hedefini ve sınıf mücadelesinin enginliğini görmeyerek, dünyaya ve mücadeleye bakışını “küçük esnaf anlayışının” sınırlarına hapsetmektedir. Dostlarımız, gerçek anlamda halkın iktidarı mücadelesinden, devrimci hareketin ve sınıf düşmanlarımızın durumunu kavramaktan uzak bir biçimde, küçük burjuva hareket tarzıyla “kurtarılmış bölgeler” ilan etmekte, sokakları, parkları özel mülkü gibi görmekte, buraların giriş çıkışlarını ve hatta kullanma hakkını, izne tabi tutmaktadır. İzin almayanlara saldırmaktadır. Bu sokaklarda ve parklarda dostlarına siyaset yasakçılığı uygulamaktadır. Bu sokaklardaki herkesi, tümüyle sübjektif bir bakış açısıyla, kendi örgütlü gücü olarak değerlendirmektedir. İşte dostlarımızın Nurtepe hukuku! İşte dostlarımızın bildirilerinde “başka bir sol kurumla yaşanan sorunu uygun bir hukuka bağlama” anlayışları (!) Halk Cephesi “bizim de bildiğimizi” iddia ettiği hukuku açıklamalıdır ki duyarlı kamuoyu da bilgilensin. Bu nasıl bir hukuktur? Ne zaman oluşturulmuştur? Bu hukukun altında hangi kurumların imzası vardır? DHF, açıkça ilan eder ki bu hukuk, Halk Cephesi’nin kendi icadıdır. Halk Cephesi çarpıtmalarla gerçekleri karartmaktan vazgeçmelidir. Ama biz Halk Cephesi’nin de gayet iyi bildiği ve bileşeni olduğu “Devrimci ve Demokratik Yapılar Arasında Çözüm ve Diyalog Platformu”nun hukukunu kendilerine hatırlatmak isteriz. Halk Cephesi’nin unuttuğu, silikleştirmeye çalıştığı hukuk, bakınız devrimci-demokratik güçlerin çalışmalarıyla ilgili ne söylüyor: “… devrimci ve demokratik yapılar, diğer devrimci ve demokratik yapıların siyasi faaliyetlerini engelleyemezler.” Bu hukuk başka ne diyor: “Devrimci ve demokratik yapılar, yazı ve yayınlarında halka, devrime ve devrimciler arası dayanışma-saygı zeminine denk düşmeyen bir dil ve üsluptan kaçınırlar.” Açıkça görülmektedir ki Halk Cephesi tutarsız ve ilkesiz yaklaşmaktadır. Halk Cephesi dahil olduğu platformun hukukunu bir kenara bırakarak hukuk icat etmektedir. Halk Cephesi tutarlı olmalıdır. Halka ve devrimci-demokratik kamuoyuna karşı samimi davranmalıdır. Halk Cephesi ya yaptığı hatanın özeleştirisini vererek yanlışını düzeltmelidir ya da açıkça “Burası Çayan, burada benden başka kimse çalışma yapamaz, yapmaya kalkarsa saldırırım” diyerek yanlışında sebat edeceğini ilan etmelidir. Halk Cephesi bu iki seçenekten birisini tercih etmelidir -ki devrimci-demokratik kamuoyu da nasıl bir tavır takınacağını bilmelidir. Mevcut durumda platformun ilkelerini savunan ve uygulayan, istisnai olarak zaafa düştüğünde (Sarıgazi örneğinde olduğu gibi) hiçbir kaygıya kapılmadan özeleştiri yapan, hatalarının eleştirilmesinden çekinmeyen DHF mi birliği aşındırıyor yoksa Halk Cephesi mi? Öte yandan Halk Cephesi’nin bu hatalı tutumunun birkaç istisna ve özel durumla sınırlı olmadığını, gıdasını merkezi siyasi çizgisinden aldığını da görüyoruz. Platform bileşenlerinin ve Halk Cephesi’nin tutanaklarına geçmiş olan bu ifade, Halk Cephesi’nin yaklaşımını özlü olarak yansıtmaktadır ve sonuna kadar yanlıştır. DHF, Politik Kitle Faaliyetini Sürdürme, Halka ve Devrime Hizmet Etme Israrını Sürdürecektir! Halk Cephesi'yle devrim meselesine aynı noktalardan bakmadığımızı ifade etmiştik. Bu durum, söz konusu bildiride, devrimci hareketin yarattığı birikimi ve değerleri inkâr eden tutumlarla son derece çarpık bir şekilde sunulmuştur. Halk Cephesi’ne göre DHF ve diğer devrimci-demokratik kurumlar, bedel ödemekten korkmaktadır! Halk Cephesi sanırız sadece son iki yıl içerisinde operasyonlara tabi tutulan, gözaltına alınan, kaçırılan, işkence gören, tacize uğrayan, tutuklanan yüzlerce DHF faaliyetçisinden ve taraftarından haberdar değil! Partizan’a, BDSP’ye, ESP’ye, BDP’ye ve diğer dost güçlere yönelen saldırıları da bilmiyor! DHF, doğru bulmadığı eylem biçimlerinin altına imza atmaz. Halkla buluşmayan, halkın örgütlenmesine hizmet etmeyen eylemlerin içerisinde yer almaz. Amaçsız, hedefsiz hareket etmez. Halka ve devrime hizmet eden eylemlerde ise hareket tarzımızı dost da düşman da iyi bilir. Halk Cephesi bunlardan haberdar değilse, kendilerine söyleyecek fazlaca bir şey kalmamaktadır. Devrimci hareketin tarihini ve mücadelesini “tek devrimci kurum benim, en çok direnen, bedel ödemekten korkmayan, mücadele eden yine benim” sığlığıyla ele almak, Halk Cephesi’nin küçük burjuva niteliğine özgü bir yanlıştır. Devrim için ödenen bedeller böylesine sorumsuz bir şekilde, biri birinin karşısına çıkarılamaz! Halk Cephesi’nin ödediği bedeller bizim de mirasımızdır! Devrimci hareketin yarattığı değerler, hepimizin ortak değerleridir! Fakat anlaşılan Halk Cephesi aynı şeyi düşünmemektedir. Öyle ki Nurtepe’de mahallenin kuruluşunu dahi çarpıtmaktadır. Devrimci hareketin ortak emeğini, ödediği bedeli görmezden gelmektedir. DHF ne Nurtepe’yi ne de başkaca bir faaliyet alanını yeni keşfetmiş değildir! Tarihi parçalara ayırmak, çarpıtmak, kendine göre yorumlamaya kalkmak devrimcilere değil, burjuvaziye hastır! Yeni Demokrasi güçleri, Nurtepe’de, mahallenin kurulmasında yer alan bileşenlerdendir! Nurtepe dışında İstanbul’un diğer semtlerindeki gecekondu direnişlerindeki yeri de bilinmektedir. Halk Cephesi unutmuş olabilir fakat gerçekler devrimcidir; öğrenmek istemeyenlere, tarihi kendisiyle başlatanlara, süreçleri çarpıtanlara hak ettiği payı verir. Kaldı ki bir alanda siyaset yapabilmek için o alanda bedel ödemiş olmak gerekmez. Bu durum Halk Cephesi için de gereklidir ve bizim de bileşeni olduğumuz platform, Halk Cephesi özelinde de genel anlamda da bu hakkın (siyaset yapma hakkının) savunulması için mücadele etmiştir, etmeye devam edecektir. Sonuç olarak; Bilinmelidir ki siyaset yasakçılığı yapmak, haddini aşan ithamlarda bulunmak, kendi dışındaki herkesi teslimiyetçi ilan etmek, yalan ve çarpıtmalara başvurmak “ideolojik mücadele” değildir. Halk Cephesi, ideolojik mücadeleyi yanlış kavradığı için, yanlışa sürüklenmekten kurtulamamaktadır. Dostlarımıza tavsiyemiz, bu konudaki yetersizliklerini gidermeleri ve ideolojik mücadeleyi Bilimsel Sosyalistlere yaraşır bir tarzda ele almalarıdır. DHF olarak politik faaliyetimizde ısrar ediyoruz, edeceğiz. Bu ısrar devrimci-demokratik güçlerin varlık gerekçeleridir. Halk Cephesi’ni dostane olmayan tutumlarından vazgeçmeye, devrimci bir kurum olmanın ciddiyeti ve sorumluluğuyla hareket ederek, yanlışlarını düzeltmeye çağırıyoruz.
EK - 1 Halk Cephesi'nin Konuyla İlgili Bildirisi Halka Karşı, Devrimciliğe Karşı Sorumluluk, Devrimcilerin Karakteridir Hem Devrimci Hem de Halka Karşı Sorumsuz Olunabilir mi? Hem devrimci hem de devrimciliğe karşı sorumsuz olunabilir mi? Bu soruları soracak bir ortam yaratılması bile abestir. Ancak son dönemlerde maalesef bu soruları sorduracak, kendine devrimci diyen bir kurum var: Demokratik Haklar Federasyonu! Kendine devrimci diyen bir örgüt düşünün. Her yerde "devrimciler birlik olmalı" propagandası yapıyor. Deyim yerindeyse birlik şampiyonu olacak. Ancak sadece son 4- 5 yıla baktığımızda bile görürüz ki, birlik dağıtıcısı durumunda. Onun bulunduğu birlikler, en çok birkaç ay sonra tartışılmaya başlanır. Devrimcilerin birliği düşmanın korkusudur. Bu korkuyu büyütmek, birlik kültürünü büyütmek her devrimcinin görevidir. O da aynı şeyi söyler ama gelgelelim, tam tersi bir pratik koyar ortaya. Birliğin dağıtılacak bir durumu yoksa, kışkırtarak dağıtacak ortam yaratır. Örneğin Devrimci 1 Mayıs Platformu... Büyük emeklerle kurulmuş ve ayakta tutulmuş, sol içinde ciddi prestij sağlamış bir platformdur. 1 Mayıs'ın devrimcileşmesinde, 1 Mayıs Alanı'nın kazanılmasında son 6 yıldır en çok emeği olan kurumdur denebilir. Sonunda Taksim kazanılır. Bir övünç kaynağıdır devrimciler açısından. Ama işte, birlik dağıtıcıları rahatsız olur. 1 Mayıs'a gelen, bir avuç bile olmayan darbeci kontra artıklarını Cepheliler cezalandırdı diye fırtına koparır. Cephe'den özeleştiri ister. Derdi birliği dağıtmaktır. Devrimci 1 Mayıs Platformu'ndan çekilir. 18 yıl sonra darbeciliği keşfetmişlerdir. Neden? Birliği dağıtmak için. Darbeci kontra çetesi ölmüştür. Pis cesedini her türlü pis haşere yemiş bitirmiştir. DHF cesedi niye diriltmek istiyor? Çünkü darbeciliğe zamanında tavır almamışlardır, onu korumuş, kollamışlardır. Artık darbecilik pisliği onlara bulaşmıştır. DHF'nin dayandığı siyasi geleneğin karakteristiği şablonculuğudur. Birliklere de şablonlarla bakar. Birlikler hakkında ideal bir çerçeve çizer, bu birlik bu çerçeveye uymuyorsa, uydurulamıyorsa dağılmalıdır der. Devrimci Ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu'nda yaptığı da budur. Sol içi şiddet ülkemiz solunun önemli sorunlarından biridir. Mutlaka kesilip atılması gereken bir kangrendir. Uzun çalışmalarla böyle bir platform oluşturulur. DHF, daha bir yılını doldurduktan sonra yeniden tartışmaya açmak ister bu platformu. "Deklarasyonda şu eksik var", "yeterince etkili değil", "işlevli değil" gibi "ulvi" söylemlerle platformu tartıştırır. Bir sonuç alamaz. Birlik dağıtıcılıkta ısrarcıdır DHF... Birkaç yıl sonra yeniden aynı tartışmayı gündeme getirir. Ancak, platform bileşenleri platformun dağıtılmamasında kararlıdırlar. O zaman DHF, tartışmalarla platformu aşındırma taktiğine başvurur, yine sonuç alamaz. Bu kez yeni yöntemler dener DHF... Platformun önüne çözemeyeceği sorunlar getirerek aşındırmak ister. Böyle sorunlar yoksa yaratacaktır... İşte böyle bir kafa yapısıyla 18 yıl sonra darbeciliği keşfettiği gibi, Çayan Mahallesi'ni keşfetmiştir. Çayan Mahallesi, devrimcilerin kurduğu örgütlü bir mahalledir. Her taşında, planlamasında, yıkımlara karşı direnişte, otuz yıldır her anında Cepheliler'in yer aldığı bir mahalledir. Yıllar boyunca yıkımlara karşı mücadele etmiştir bu mahalle. Mafyaya karşı direnmiştir. Yozlaşmaya, uyuşturucuya, fuhuşa, çetelere karşı mücadele etmiştir. Bütün bu yıllarda, bu mücadelelerde, Cepheliler ve mahalle halkı hep birliktedir. DHF bunların hiç birinde yoktur. Böyle mahalleleri çoğaltmak devrimcilerin görevidir. DHF örnek almak için değil, hazıra konmak için hatırlar Çayan Mahallesi'ni... "Emek en yüce değerdir" der, emeğe saygısızdır. Emek vermek, bedel ödemek oportünizme zor gelir. Daha iki hafta önce polis mahalleye saldırır. Terör estirmek ister. Karşısında Cepheliler ve halk vardır. Halk mahalle yakınlarındaki bir grup DHF'liyi de görüp çatışmaya çağırır. Geliyoruz deyip, ortalıkta görünmezler. Geçmişte olduğu gibi, bedel ödemeyecek, ama orada var olmak isteyeceklerdir. 15 milyonluk İstanbul'da devrimcilerin hiçbir çalışma yapmadığı onlarca semt varken örgütlü bir mahalle olan Çayan'daki bu ısrar neden? DHF'liler "yeni bir keşif"te bulunurlar. "Çayan'da Cepheliler başka örgütlerin çalışmasına izin vermiyor"muş. Örneğin başka bir sol grupla sorun yaşanır. Uygun bir hukuka bağlanmak üzeredir. DHF araya girer "asın afişlerinizi Cepheliler de kim oluyormuş" der. Kışkırtır, sorunu alevlendirir. Cephe'yle Çayan Mahallesi hakkında görüşürken de "Bizim herhangi bir yerde çalışmamızı ne dost ne düşman kimse engelleyemez." diye söze başlayıp, "Halk Cephesi dost mu düşman mı olduğunu göstermelidir" diye kışkırtıcı üslubuna devam eder. Kışkırtıcıdır, dahası provokatiftir. Derdi, sorun çözmek, uygun hukuk bulmak değildir. Derdi başkadır. Başka bir görüşmede bu tarzını daha ileri götürür; "Nurtepe'de çalışırken düşmandan çok Halk Cephesi bize engel oluyor" der. Halk Cephesi bütün bu provokatif söylemler karşısında kendine hâkim olamayacak, DHF'ye saldıracak! DHF'nin derdi budur. Yani DHF'nin amacı Devrimci Ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog Ve Çözüm Platformu'nu aşındırmayı dağıtmayı da aşıyor. Sol içi çatışma çıkarmak istiyor. Halk Cephesi'ni bu kire bulaştırmak istiyor. DHF tarihindeki sol içi şiddetin özeleştirisini gerçekten verip arınmadığından, Halk Cephesi'ni de sol içi şiddet zeminine çekmek istiyor. 14 Kasım'a böyle gelindi. O gün Çayan Mahallesi'ne afiş asmaya geliyor DHF'liler... Uyarılıyorlar. Bu mahallenin örgütlü olduğu, mahalle hukukunu DHF'nin de bildiği, buna uymaları isteniyor. DHF hedefine doğru ilerlemek istiyor, afiş bahane... Çayan Mahallesi'ndeki sorumlumuza "seni muhatap almayız, Halk Cephesi'nin temsilcisi gelsin" diyor. Yetinmiyor, itekliyor da... "Gelin bizi dövün" diye bağırıyor arkadaşları. Israrcıdır, illa ki, Cephe'yi sol içi şiddet kirine bulaştıracak. Geçtiğimiz Ağustos ayında, DHF Sarıgazi'de Cephelilere saldırmıştı. 30-35 DHF'li stand yerini bahane ederek, TAYAD standına ve standın başında duran TAYAD'lılara saldırdı. Sonrasında özeleştiri vermişti DHF. Ancak özeleştiriyi niye verdiği belli değildir. "Saldırdık yanlıştı" diye özeleştiri verirken, devamında "... ama Cephelilerin önceki tavırları bu saldırı zeminini hazırladı" diyerek, kendi özeleştirisini boşa çıkarıdı. "Saldırdık ama sebebi var"; bu mantık sol içi şiddetin büyüyeceği zemindir. Bu mantık daha önce Devrimci Ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog Ve Çözüm Platformu'nda mahkum edilmiştir. Sözde DHF de mahkum etmiştir. Fakat DHF'nin söylemi ile pratiği arasında bu konuda uçurum vardır. DHF tarzıdır; özeleştiri verir, neyin özeleştirisidir bu, belli değildir. DHF'nin tarihinde sol içi şiddet veya başka politik konularda birçok özeleştiri vardır. Ancak özde pek bir şey değişmez. Olumsuzluğun sebeplerini, etkilerini, nasıl değiştirileceğini ortaya koymaz, sorumluluk üstlenmez, adım atmaz. Yukarıda aktardığımız provokatif sözleri için de özür diler. "Yanlış söylenmiş olabilir" diye başlar cevapları... İki toplantı sonra "yanlış söylenen" aynı cümleyi teorileştirir. 1997 yılında SİP (TKP) de benzer şekilde Nurtepe'de Cepheliler'e saldırmış, provokatif bir ortam yaratmıştı. Bu provokatif ortamı uzun bir süre tahrikler, yalanlar, iftiralarla sürdürdü. Ancak bunun nedenlerini bugüne kadar açıklayamadı. Bugün de DHF benzer konumdadır. Neden? İnsanlarımızı el kol hareketleriyle, sözlü sataşmalarla tahrik etmeye devam ediyor. Neden? İnsanlarımıza Sarıgazi'de saldırıyor. Neden? Varolan, içinde yeraldığı birlikleri dağıtmak istiyor.. Neden? Provokatif tarzda konuşuyor. Neden?.. Bütün bu soruların cevapları DHF'dedir. Bütün bunlar normal değildir. DHF içine dönmeli, bu tavırları sorgulamalı, bu tarzdan uzak durmalıdır. Halka ve devrime karşı sorumluluk bunu gerektirir. Hiçbir şey masum değildir. DHF'deki sorun çıkaran, birlikleri dağıtıcı bu tarzın masum olmadığını düşünüyoruz. DHF'nin Sarıgazi'de saldırması, Nurtepe'de yaratmaya çalıştığı provokatif ortam, bulunduğu tüm birlikleri dağıtıcı tavrı, normal değildir, devrimci değildir. Bütün bunların bir provokasyon ortamı yarattığı aşikardır. DHF kendine gelmeli, kendine dönmelidir. Bunların sebeplerini zamanında araştırmalıdır. Yıllar sonra yapılacak iç sorgulamalar, yapılacak "özeleştiriler" anlamsız olacaktır. "Tarih öğreticidir" deriz. DHF kendi tarihinden öğrenmelidir. Yaşananlara zamanında müdahale etmelidir. DHF'ye ikili görüşmelerde defalarca söyledik, halkımıza bir kez daha ilan ediyoruz: DHF'nin amacı devrimci değildir. DHF amacına ulaşamayacaktır. Hiçbir güç bizi sol içi şiddete çekemeyecektir. Solla çıkan sorunlarımızda teşhir ve tecrit etmekten başka yöntem kullanmayacağız. Bize saldırı olursa sadece kendimizi savunacağız. Halk safında duran hiçbir güce kesinlikle misilleme yapmayacağız. Devrimcilik bunu gerektiriyor. Sol içi şiddetin halka, devrimcilere kaybettirdiğini biliyoruz. Halkımıza, devrimciliğe karşı her şart altında sorumlu davranacağız. Sol içi şiddet uygulayanları, provokasyon yapanları, emeğe saygı duymayanları halkımızın sahiplenmeyeceğini, tecrit edeceğini biliyoruz. Halkımıza, devrimci tarihimize inanıyor ve güveniyoruz. Biz kendi yolumuzda devrime doğru kararlı, ısrarlı, sabırlı ve dikkatli bir şekilde yürümeğe devam edeceğiz. Şimdiye kadar önümüze çıkan engelleri takılıp düşmeden aştık, bundan sonra da aşmasını biliriz. Yolumuza devam edecek, hedefimize yürüyeceğiz. Nurtepe Halk Cephesi |





Yürüyüş Dergisi’nin 244. sayısında, “Nurtepe Halk Cephesi” imzası ve “Halka Karşı, Devrimciliğe Karşı Sorumluluk, Devrimcilerin Karakteridir. Hem Devrimci Hem de Halka Karşı Sorumsuz Olunabilir mi?” üst başlığı altında, Demokratik Haklar Federasyonu'nu (DHF) hedef alan bir bildiri yayınlanmıştır.