Demokratik Haklar Federasyonu
2 Şubat 2010
Dün itibariyle, AKP hükümeti ile TÜRK-İŞ arasında yapılan görüşmelerden, beklenildiği üzere, olumlu bir sonuç alınamadı.
Emperyalizme uşaklık yeminleri eden, Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanlığını büyük bir hizmet aşkıyla yerine getiren, Beyaz Saraylardan tescilli AKP hükümeti; 4-C statüsünde gerçekleştirdiği “iyileştirmeler” ile bahsini sıkça ettiği “iyi niyetini” bir kez daha gösterdi.
TÜRK-İŞ heyeti de umduğunu bulamadan Başbakanlık'tan ayrılarak; 2 Şubat 2010 (Salı) günü saat 15.00’a dek herhangi bir adım atılmaması halinde, açlık grevine başlayacaklarını ve bunun yanı sıra, diğer işçi konfederasyonları ile meslek örgütleriyle birlikte, daha önce kararını aldıkları 4 Şubat genel iş bırakma eylemini gündeme alacakları bir toplantı tertipleyeceklerini “sert” sözlerle ifade etti.
Sürecin Asıl Mimarı ve Sahipleri, TEKEL İşçisinin Azimli Mücadelesidir!
Sürecin başından itibaren, tehditleriyle, saldırgan üslubuyla TEKEL işçisine karşı adeta savaş açan, kolluk güçlerini üzerlerine süren, gözaltına aldıran AKP hükümetini de … Bugüne değin hemen hiçbir sonuç alıcı somut adım atmayan, süreci bilinçli bir şekilde uzatan, değil farklı sendika konfederasyonlarını, demokratik kitle örgütlerini ve kendi bünyesindeki diğer sendikaları dahi harekete geçirmeyen TÜRK-İŞ’i de… Gelinen aşamada bu her iki kesimi de masa başına oturtan; sadece ülkede değil, uluslararası alanda da gündemi belirleyen ve tüm işçi-emekçi hareketlerine umut olan bu tarihsel sürecin mimarı, hiç şüphesiz ki direngen ve tavizsiz duruşlarıyla, TEKEL işçileri olmuştur.
AKP hükümetinin ve TÜRK-İŞ yönetiminin ikinci kez masa başına oturmuş olması, kendi başına özel bir anlam taşımamakla birlikte; TEKEL işçisinin ortaya koyduğu azmin, kararlılığın, etrafında kenetlediği genel toplumsal muhalefetin, gelinen aşamada, ülkemiz işçi-emekçi hareketleri başta olmak üzere, ezilen tüm kesimlerin mücadelelerinin birleşebildiği bir zemini ortaya çıkarması ve bunun hâkim sınıflar ile işbirlikçilerinin üzerlerinde yarattığı bir baskılanmanın sonucu olarak okumak mümkündür.
TEKEL direnişi, bu anlamda, sadece TEKEL işçisinin özlük haklarıyla birlikte yeniden kazanmaya çalıştığı bir iş hakkı mücadelesi olmaktan çıkarak, geniş toplumsal kesimlerin bir araya geldiği önemli bir mücadele mevzisine de dönüşmüş durumdadır.
TEKEL’in davasının, ülkenin davasına; TEKEL’in kavgasının, yoksulun, emekçinin kavgasına dönüşmesi gerçeği; TEKEL direnişinin bugün ülke genelinde ortaya çıkan işçi-emekçi hareketlerinin moral kaynağı haline gelmiş olmasına bakılarak yahut yine TEKEL direnişinin, ülke genelinde ilerici, demokrat ve devrimci tüm kurumları kendi ekseninde bir araya getirmesine bakılarak da pekâlâ görülebilir.
Bir devlet politikası olan “özelleştirmelerin”, neo-liberal ekonomik ve sosyal yeniden yapılandırma projelerinin yarattığı tahribatların biriktirdiği öfkenin, artık daha güçlü bir şekilde etrafında kenetlendiği TEKEL direnişi, şimdi, esas çarpışma sürecine adım atmış bulunmaktadır.
Muharebenin Kaderini, TEKEL İşçisinin Azim ve Kararlılığı ile Halk Güçlerinin Politik Kabiliyetleri Tayin Edecektir!
TEKEL işçisinin haklı ve onurlu mücadelesi, gelinen aşamada, yine ancak kendi öz iradesine yaslanarak yaratmış olduğu toplumsal etkiyi sürdürebilecektir.
Bu son derece haklı ve meşru direniş, bugün sadece 10 bin TEKEL işçisinin değil; özelleştirme kapsamındaki 15 bin şeker işçisinin, bu fabrikalar için ekim yapan yüz binlerce köylü için; ötesinde, özelleştirilecek olan devlet işletmelerinden atılacak tam 125 bin işçi için ve hâlihazırda 4-C statüsünde çalıştırılan 17 bin işçi için; tüm bu işçilerin aileleri için ve ötesinde, emperyalizmin ve uşaklarının dayattığı tüm ekonomik ve sosyal yıkımlara karşı ayağa kalkan emekçi halkın elinde bir bayrak olmuştur.
Ülke sınırlarını dahi aşmış ve uluslararası alanda da işçi ve emekçilerden destek görmeye başlamıştır.
İşte bu tabloyu yaratan, TEKEL işçisinin azim ve kararlılığı olmuştur!
Bu büyük ve tarihi fırsatı, TEKEL işçilerinin kararlı ve direngen duruşuyla birlikte, ülkemiz ağalar ve patronlar sultasının bu sömürü ve zulüm sultasına karşı bir halk hareketine çevirme görevi de tüm örgütlü halk güçlerine düşmektedir.
Birleşik, kitlesel bir halk hareketi için öncelikle halk güçlerinin ilkeli birlikteliği gereklidir.
Örgütlü işçilerin, köylülerin, emekçilerin, kadınların, halk gençliğinin TEKEL gündemi ekseninde yakalayacağı asgari birliktelik; devamında, ülke genelinde, tek bir hedefe kilitlenmiş birleşik bir gücün nasıl sonuçlar getireceğini de gösterecektir.
Bunun için şartlar vardır ve iradi, bilinçli bir müdahaleyi beklemektedir.
Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), ilerici, devrimci, demokrat tüm emek ve demokrasi güçleri ile ortak mücadelenin özellikle böylesi süreçlerde taşıyacağı mahiyetin ilerici yönlerinin daha da güçlenip gelişeceği bilincindedir. Bu amaçla örgütlü kuvvetleri ölçüsünde de yerellerinde birleşik mücadelelerin örgütleyiciliğini yapmaya çalışmıştır.
Gelinen aşamada DHF, TEKEL gündemiyle ilgili ortaya konan çalışmalar açısından mevcut tabloya baktığında, ülkemiz emek ve demokrasi güçlerinin, ortaya koyabilecekleri çalışmanın çok daha gerisinde kaldıkalrını düşünmektedir.
Tüm tartışmaları bir kenara bırakarak, TEKEL işçisinin demokratik, meşru hak talebinin; bu talebin yaratmış olduğu geniş kamuoyu desteğinin; ülkedeki tüm işçi-emekçi hareketlerinin artık bu aşamadan sonra sokaklarda daha görünür olabilmesi için ortak platformlarda örgütlenelim; bu platformları genişletelim; sendikalar, odalar, meslek örgütleriyle birleşerek her gün meşaleli yürüyüşlerle sokaklarda olalım!
TEKEL işçisinin sesini, emekçi halka; emekçi halkı TEKEL işçisine taşıyalım!
4 Şubat, Tarihsel Bir Dönemeç Olabilmelidir!
4 Şubat tarihi, gelinen aşamada mevcut tüm yetersizliklerimizi aşarak ve gücümüzü birleştirerek alanlara yansıtmamız gereken bir önemdedir.
Bugünü nasıl karşılayacağımız sorusu, geleceği nasıl öreceğimiz sorunsalından bağımsız değildir.
Bugünü olması gerektiği gibi karşılamadaki ısrarımız, mevcut gücümüzü büyütmenin ve geliştirmenin tek yoludur. Bugün alanlara taşıyacağımız birleşik ve örgütlü mücadelemiz, sadece TEKEL işçilerinin direnişini destekleyen, ileriye taşıyan değil, mevcut devrim ve demokrasi güçlerinin sınıfsal mücadele zemininden, emek hareketlerinden koparılan ve marjinalleşen sınırlarını emek hareketlerinin zemini ile buluşturan, buradan beslenen ve besleyen niteliğini açığa çıkaracak, önümüzdeki süreçte yürütülecek emek ve gelecek mücadelesine ışık tutacaktır.
Egemen güçlerinin asıl korktukları şey de yüzyıllar boyunca bu tarihsel buluşma ve bütünleşme anları olmuştur.
Çünkü bu buluşma anları, küçük kıvılcımların büyük alevlere dönüşmesinin ön koşullarıdır.
Bu bilinçle, örgütlü gücümüzü oluşturan tüm alanlardan hareketle seferber olalım, örgütlü kitlemizle alanlara çıkıp emeğin sesi ile buluşalım!