| Emeğin ve Geleceğin için Demokratik Haklar Mücadelesine Katıl! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu 4 Eylül 2008
Demokratik Haklar Federasyonu, Eylül 2008’de, İstanbul (Anadolu ve Avrupa), İzmir, Uşak ve Ankara Demokratik Haklar Dernekleri'nin bir araya gelmesiyle kuruldu. Federasyonumuzu oluşturan kurucu derneklerimiz bulundukları illerde yıllardır işçi ve emekçilerin yaşadığı çeşitli sorunlara çözüm üretmeye çalıştı. İşçi ve emekçilerin yaşam koşullarının giderek zorlaştığı, en temel insani hakların dahi yok sayıldığı böylesi bir dönemde merkezi kurumsal bir yapı oluşturmak kaçınılmaz hale geldi. Çünkü yaşadığımız sorunlar tek tek illerde yapılan kimi eylem ve etkinliklerle çözülemez. Farklı illerde faaliyet yürüten Demokratik Haklar Dernekleri bu bilinçle hareket ederek, 2007 yazında güçlerini birleştirmeye karar verdi. Ve bir yıllık çalışmanın ardından DHF kuruldu. Bu birliktelik ayrı ayrı şehirlerde yürütülen çalışmaları daha merkezi bir yapıya kavuşturma, ezilen ve sömürülen milyonların beklentilerine cevap olma ve ülkemizin değişik yerlerinde de federasyonumuza bağlı kurumlar yaratma kaygısıyla oluştu. DHF, Yeni Demokrasi Mücadelesi Veren Bir Kurumdur Neredeyse her on yılda bir darbelerle, ekonomik ve sosyal krizlerle sarsılan ülkemiz; halkın en basit taleplerinin dahi baskıyla karşılandığı; eğitim ve sağlık gibi en temel haklarının ellerinden alınmaya çalışıldığı; TEKEL'inden TELEKOM'una kadar sayısız kuruluşun talan edildiği süreçlerden geçti/geçiyor. DHF ülkemizin bu gerçekliğini göz önünde tutarak işçiler, köylüler ve diğer ezilen- sömürülen kesimler açısından tek geçerli çözümün bu kesimlerin çıkarlarını savunan bir ülkenin yaratılması olduğuna inanmaktadır. Böylesi bir ülkenin yaratılabilmesi yeni demokrasi bilincinin ve mücadelesinin gelişmesiyle doğru orantılıdır. Yeni demokrasi, özellikle bizim gibi ülkelerde, ezilenlerin özlemini çektiği bir dünyanın ve ülkenin ifadesidir. DHF'nin savunduğu demokrasi, sistemin çeşitli kesimlerinin ağzına doladığı demokrasi değildir. Günümüz demokrasisi, mevcut sömürü düzeninin çıkarlarını temsil ederken; DHF'nin savunduğu demokrasi bütün sömürü ilişkilerinin son bulduğu bir ülkede işçi ve emekçilere ait yarınları ifade eden "yeni tip bir demokrasiyi" temsil etmektedir. Yeni demokrasi mücadelesi, ülke nüfusunun önemli bir kısmını oluşturan ve üretim ilişkilerinde önemli bir yeri olan köylülerin yaşadığı sorunların çözülmeden hiçbir sorunun çözülemeyeceğini savunan bir mücadele yoludur. Ülkemizin “toprağa dayalı” gelişen ve köylülüğün öenmli etkisini taşıyan gerçekliği köylülerin yaşadığı sorunları çözerek tarımı daha modern ve ileri yöntemlerle ele almayı ve giderek ülkenin sanayileşme sürecini ilerleterek ezilenlerin refahını sağlamayı hedefler. Yeni demokrasi, ülkenin mevcut sosyal-ekonomik-siyasi vb. özelliklerinin halk kitlelerinin çıkarları temsil eden bir muhtevaya büründürülmediği müddetçe hiçbir anlam ifade etmediğini savunmaktır. DHF, Ezilenlerin Mücadele Tarihini Miras Kabul Eder Demokratik Haklar Federasyonu, toplumların sınıflara bölünüşünden günümüze kadar uzanan süreci ezen ve ezilen sınıflar arasında yaşanan mücadelelerin tarihi olduğunu savunur. Ezen ve ezilen kavramlarının ortaya çıktığı günden bu güne değin açlık, yoksulluk, sömürü, kan, ölüm vb. felaketler ezilenlerin başından eksik olmadı. Her dönem toplumun küçük bir kısmını oluşturan mutlu azınlığın çıkarı için milyonlarca insanın yaşamı hiçe sayıldı/ sayılıyor. 21. yüzyılda geçmişin “tipik köleleri” değiliz belki ama “modern toplumun” köleleri haline getirilmeye çalışılan ve felakete sürüklenen milyonlarız hala. Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de, Afrika’da, Türkiye’de ya da her hangi bir coğrafyada… Bu bilinçle DHF, insanlığın binlerce yıllık deneyim ve tecrübelerini programının özü olarak kabul eder. DHF sadece ülkemiz halklarının değil tüm insanlığın ileri hak ve taleplerini miras kabul eder ve geleceğe bu zemin üzerinden yürür. Demokratik Haklar Federasyonu, ezilen sömürülen dünya halklarının demokratik haklar mücadelesini sahiplenir, kendisini bu mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görür. DHF, demokratik haklar mücadelesinin dünya çapında etkin hale gelebilmesi için her ülke ezilenlerinin kendi demokrasi mücadelesini geliştirmesi gerektiğine inanır. Daha yaşanılabilir bir dünya ve ülke, ancak bu bütünlük içerisinde uzun vadeye yayılmış, planlı, programlı ve disiplinli bir çalışmayla yaratılabilir. Mevcut Toplumsal Yapı, Ezilen Milyonların Sorunlarını Çözemez! Yolsuzluklar, Ekonomik ve Sosyal Krizler, Ergenekon Operasyonları ve Benzerleri Ülkemiz Halkları için Yeni ve Dönemsel Değildir! Ülkemiz Osmanlıdan bu güne uzanan uzun bir baskı ve sömürü döneminin izlerini taşımaktadır. Osmanlının sosyal ve ekonomik özellikleri ülkemizin de temel yapısını teşkil etti. Bu durumla doğru orantılı olarak ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan üreten milyonlar mevcut sistemin türlü oyunları altında ezildi/ eziliyor. Ezilen kitlelerin en temel haklarını savunmaktan uzak olan mevcut toplumsal sistem büyük toprak sahiplerine, ABD ve AB gibi büyük sömürücü ülkelerle işbirliği içerisinde olan para babalarına hizmet ediyor. Bundan dolayıdır ki ülkemizde yolsuzluklar eksik olmuyor. Her dönem vurgunlar, soygunlar, banka hortumlamalar, büyük skandallar peşi sıra patlak veriyor. Mutlu azınlığın çıkarlarını temsil eden kesimler her dönem meclisteki yerlerini alarak yeni yeni yolsuzluklara soyunuyor. Örneğin Ergenekon olarak adlandırılan ve hala gündemde tutulan operasyon, sistemin “karanlık güçlerin” üstüne gitmesi olarak yansıtıldı. Böylelikle toplumda bir saflaşma yaratılarak sistem aklanmaya çalışıldı. Oysa on yıllardır görünen gerçekler bugün de yakıcı bir şekilde kendisini hissettirmektedir. 12 Eylül'ün, JİTEM’in, Susurluk’un, Şemdinli’nin ve benzerlerinin üzerine gitmeyenler, dahası onları yaratanlar, Ergenekonu (yani kendilerini) nasıl tasfiye edebilir? Pek tabi yapamazlar! Onun için yeni yolsuzluklar, krizler ve Ergenekonlar kaçınılmaz olarak gündem olmaya devam edecek. Bu sorunlar emekçiler için yeni ve dönemsel olmayıp aksine mevcut sistem devam ettikçe sürekli ve kaçınılmazdır. İşçiler ve Köylüler Her Geçen Gün Daha Büyük Yıkımlara Sürükleniyor Kısa aralıklarla hükümet yetkililerinin ve bazı para babalarının “ekonomimiz iyiye gidiyor”, “enflasyon oranları düşüyor”, “işsizlik azalıyor”, “kişi başına düşen ortalama gelir artıyor” gibi birçok açıklamasına tanık oluyoruz. Oysa söylenenler içi boş söylemlerden öteye gitmiyor. İşçi ve emekçilerin cebine giren para bırakalım artmayı günden güne eriyor. Sömürücülerin yaşadığı ekonomik, siyasal vb. krizlerin faturası her zaman olduğu gibi yine ezilenlere kesiliyor. “Yönetenlerin” yönetememe krizi yakın dönemde yoğun işten çıkarmalarla kendisini gösterecek. Onların yönetememe krizi Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasalarında olduğu gibi işçi ve emekçilerin yaşamlarından kısmaya devam edecek. Köylerde ve kentlerde işsizliğin arttığı, köylülerin ürün ekemez hale getirildiği, ülkemizde üretilebilecek tarım ürünlerinin dahi dışarıdan satın alındığı; birçok fabrikanın kapısına kilit vurmaya hazırlandığı, işçiler açısından ağır çalışma koşullarının hâkim olduğu böylesi dönemler sömürülen milyonlar için yeni değil. Daha geçtiğimiz günlerde Zonguldak'ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun maden ocaklarına 3 bin işçi almak için verdiği ilana 35 bin 942 kişi başvurdu! Birçok sendika yaptığı araştırmalar sonucunda, 4 kişilik bir ailenin gıda, giyim, sağlık, barınma ve eğitim giderleri başta olmak üzere, zorunlu harcamalar dikkate alındığında açlık sınırının 742 YTL yoksulluk sınırının ise 2 bin YTL olduğunu açıklıyor. Soruna işçi ve emekçilerin gerçeğinden yaklaştığımızda gittikçe yoksullaşan milyonlarca kişinin köylerde ya da kentlerde daha büyük yıkımlarla karşı karşıya kalacağını söyleyebiliriz. Gençliği Karanlık Bir Gelecek Bekliyor İşçi ve emekçilerin yaşadığı sorunlar, bugünün gençlerinin geleceğini temsil ediyor. Açıklanan işsizlik oranları içerisinde gençlik öenmli bir yer işgal ediyor. Gençlik ister üniversitede ister fabrikada isterse de tarlada olsun kendisini bekleyen gelecek belirsizliklerle kaplanmış durumdadır. Köylülerin yaşadığı sıkıntılar köylü gençleri kentlere göç etmeye ve buraların yoksul mahallerinde birikmeye sürükleniyor. Bu yoksulluk düşük ücretle çalışmaya, sosyal güvenlik vb. haklardan yararlanamamayla kendisini gösteriyor. İşçi, memur ve diğer sektörlerde çalışan gençlik artan işsizlik ve iş alanlarında yaşanan darboğazların sonucu olarak ağır koşullarda, düşük ücretle çalışmaya zorlanıyor. Çoğu zaman işsiz kalıyor. Lise ve üniversite gençliği “ticarethane” haline getirilen okullarda müşteri olarak karşılanıyor. “Her ile bir üniversite” açma sözü verenler, üniversite kapılarında bekleyen milyonlara “üniversite okumayan kimse kalmayacak” sözleriyle umut aşılamayanlar, gençleri geleceğin “nitelikli işsizleri haline getiriyor. Dershaneleri liseliler için olmazsa olmaz haline getiren mevcut sistem ve üniversitelerin ekonomik harcamalarını öğrenciler üzerinden karşılayarak derdinin gençlere gelecek hazırlamak olmadığını gösterdi/ gösteriyor. Onlar cebimizdeki son kuruşu almanın derdini taşımaktadır. Kadınlar Toplumun En Fazla Ezilen Kesimi Olmaya Devam Ediyor Kadınlar özellikle bizim gibi ülkelerde en fazla ezilen kesimdir. Kadınlar hem dâhil oldukları sınıf dolayısıyla sömürüye maruz kalırlar hem de temsil ettikleri “cins” dolayısıyla birçok saldırının hedefi durumuna gelirler. İşçi ve köylü kadınlar, bütün işçiler gibi ezilir. Ama onlar sırf kadın oldukları için erkeklerden daha az ücret alırlar! Onlar sırf kadın oldukları için çalıştıkları yerlerde muhatap olarak kabul görmezler. Daha fazla çalıştırılırlar! Patronları tarafından ya da diğer erkekler tarafından tacize maruz kalırlar! Haklarını aradıklarında da en ağır yaptırımlarla karşılaşırlar DESA’da çalışan Emine Aslan’ın işten kovulması sonrası yürüttüğü mücadele, kurumların ve sendikanın desteğiyle büyüyünce, ailesi ile birlikte tehdit ve tacizlerle karşılaşması milyonlarca örnekten sadece biridir Tüm kadınların ev içi emeği görmezden gelinir ve karşılıksız bırakılır. Bununla yetinilmez, kadının emeği kayıt dışı sektörde yok pahasına satılır, her türlü güvenceden yoksun bırakılarak alabildiğine sömürülür. İşçi, köylü,memur, ev kadını,öğrenci kadınlar… Toplumun hangi kesiminden olursa olsun tüm kadınlar şiddetin, cinsel tacizin, tecavüzün, töre cinayetlerinin ve daha nice saldırının merkezine konulmuştur. Kadın çaresiz bir mağdur olarak gösterilmekte; sabah programlarının, gündemlerine dekor olarak konulmakta ve böylelikle mevcut düzenin hazırladığı mağdur kimliği kalıcı hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bu sorunları yaratan sosyal ve ekonomik koşulları besleyen bir ülkede kadınlar türlü saldırıların hedefi olmaktan kurtulamayacaktır. Farklı Kimlik ve İnançları Birbirine Düşmanlaştırma Politikası Devam Ediyor DHF, hiçbir kimliğe ve inanca ayrıcalıklı yaklaşmaz. İnsanları Türk, Kürt, Ermeni, Abhaz ya da Alevi- Sünni olarak ayırmaz. Onlara birbirlerinden bağımsız çözümler önermez. Aksine mevcut düzenin türlü sorunlarıyla boğuşan farklı kimlik ve inançlardan ezilen milyonların bir araya gelmesini, ortak sorunları etrafında kenetlenmesini ve gelecekleri için mücadele etmesini savunur. DHF bu amaç doğrultusunda hareket ederken ezilen kimliklerin ve inançların sosyal- ekonomik- siyasal- kültürel vb. haklarını savunmayı görev kabul eder. Bütün kesimlerin kendisini özgürce ifade etmesini savunur. Ve ön yargıların, düşmanlıkların ancak böyle ortadan kalkabileceğine inanır. Ülkemiz, emperyalist politikalar ekseninde, inanç ve kimlik temeli olan birçok çatışmanın içerisine sürükleniyor. Başta Kürtler olmak üzere, Ermeniler, Aleviler ve toplumun farklı kesimleri sistemin çeşitli baskı ve sindirme politikalarıyla karşı karşıya kalıyor. Çeşitli ulusların, milliyetlerin ve inançların yaşadığı bizim gibi ülkelerde bu sorunlar her zaman güncelliğini korur. Çünkü ezilen kimlik ve inançların varlığı köylülüğe dayanan mevcut ekonomik yapının sonuçlarıdır. Bizim gibi ülkelerde “köylü sorunu” çözülmeden -ki bu sorunları doğuran sistem bunu aşamaz- kimlik ve inanç eksenli çatışmalara çözüm üretilemez. Bu sorunun özü ABD ve AB gibi sömürücü büyük devletlerin ve onlara uşaklık edenlerin "pazar" kavgasıdır. Türk- Kürt çatışması, laik- anti laik kutuplaşması, Alevi- Sünni ayrımı ve bu içerikte yaratılan birçok çatışma, sömürücü bir avuç azınlığın ortaya çıkardığı kutuplaşmalardır. Bu çatışmalar ülkemizin ve milyonlarca işçi- emekçinin daha rahat sömürülmesine imkân sunmaktadır. Ezilenler arasında düşmanlıklar ve bu düşmanlıklara hizmet edecek milliyetçi- ırkçı anlayışlar geliştirilmelidir ki ezilenler daha iyi bir yaşam kavgasına girişmesin. Mevcut düzen bir taraftan işçi ve emekçileri çeşitli kategorilere ayırıp birbirine düşmanlaştırırken diğer taraftan yeni yeni siyasal-sosyal ve ekonomik saldırıları devreye sokuyor. Ülkemiz önümüzdeki dönemlerde de Türk- Kürt; Alevi- Sünni gibi çeşitli kutuplaşmalara ve sistem destekli provakasyonlara tanık olmaya devam edecek. Doğa ve Çevre Katliamı Hız Kazanıyor Ekolojik sorunlar ve iklim değişikliği nedeniyle dünyanın geleceğinin tehdit altında olduğu, doğal yaşam alanlarının yok edildiği, neredeyse ekolojik yıkımdan nasibini almamış bir tek toprak parçasının kalmadığı dünyamız, giderek yaşanması daha güç, ama uğrunda mücadele edilmesi eskisinden çok daha zorunlu bir yer haline geliyor. Emperyalist saldırganlık, her geçen gün artan oranda, dünyamızı ve ülkemizin de dâhil olduğu Ortadoğu coğrafyasını ciddi sorunlarla karşı karşıya getiriyor. Kapitalist-emperyalist dünya sistemi ülkemizi çok daha çetin mücadelelere sürüklemektedir. Uluslararası altın tekelleri, siyanürlü linç yöntemiyle; Kazdağları, İzmir Efemçukuru, Kozak Yaylası, Uşak-Eşme-Kışladağ, Erzincan İliç Çöpler Köyü, Artvin Fırtına Vadisi, Tunceli gibi birçok ormanlık alanda faaliyet yürüttü. Bunula birlikte ülkemizin kültürel ve doğal zenginlikleri kâr amacıyla yok edilmeye devam edildi. Allioni, Hasankeyf, Munzur, Çamlıhemşin, Fırtına Vadisi gibi doğal ve kültürel varlıkların talan edilmesine neden olacak barajlar projesi “üretildi”. Yine sistemin, termik santraller açma konusunda gösterdiği "kararlılık"; kapitalist- emperyalist dünya sistemiyle kurulan bağımlılık ilişkisinin sonuçlarıdır. Ülkemiz, yukarıda kısaca aktardığımız ve aktaramadığımız birçok doğa tahribatına tanık olmaktadır. Bu girişimler sadece doğayı tahrip etmekle kalmayıp; gelecek nesillere aşılması zor sorunlar yumağı bırakacak. Sistem, yaptığı çeşitli "yasal" düzenlemelerle doğayı, kültürü ve insanı değil; kapitalist- emperyalist dünya sistemini koruduğunu göstermeye devam ediyor. "Çevrecinin daniskası" olan mevcut sistemin sürdürücüleri "daniskalıkta" sınır tanımayacaklarını beyan ediyor. Bu sorunlar sadece ülkemizle sınırlı olmayıp kapitalist- emperyalist dünya sisteminin sonuçları olarak dünyanın hemen her alanında kendisini gösteriyor. Demokratik Haklar Federasyonu; -Toplumda, daha gelişkin bir demokrasi bilincinin ve kültürünün gelişimine dönük bu türden uğraşıları eşgüdüm içerisinde organize etmeyi ve böylelikle daha nitelikli kılmak için çaba göstermeyi, bünyesindeki dernekleri yaygınlaştırarak, merkezileşmiş, planlı, programlı bir faaliyet örgütleyerek demokratik haklar mücadelesini kurumsal, kitlesel ve yaygın bir mücadeleye dönüştürmeyi, -DHF, ülkemizin mevcut sosyo-ekonomik yapısından kaynaklı ezilen- sömürülen milyonların talepleri ekseninde, işçi ve emekçileri kuşatan koşullara karşı mücadeleyi engellemek amacıyla bu mücadeleyi ‘suç’ sayan egemenlerin kazanılmış haklara yönelik saldırılarına karşı demokratik hak ve talepler mücadelesinin korunmasını, ilerletilmesini ve örgütlenmesini, -İşçiler, köylüler ve memurlar gibi toplumumuzun ezici çoğunluğunu oluşturan çalışan kesimlerin ve ailelerinin; iş ve yaşam koşullarının düzeltilmesini, özlük haklarının savunulmasını ve daha gelişkin, nitelikli iş ve yaşam koşulları için yürüttükleri mücadelenin savunusu içerisinde olmayı, İşsizliğin önlenmesi ve toplumun çalışan tüm kesimlerinin iş güvencesinden yoksun, sigortasız ve sendikasız biçimde demokratik haklarından yoksun olarak çalıştırılmaması için mücadele etmeyi, - Toplumsal yaşam içerisinde ortaya çıkan ve bireylerin yurttaşlık statülerinden kaynaklanan haklarının ve özgürlüklerinin, zedelenmesine neden olan zararlı fikirlere karşı çıkmak ve bu çerçevede dinsel yahut etnik temelde gelişebilecek ayrımcı fikirlerle, demokratik zeminde, mücadele etmeyi, -Dinsel yahut etnik kimlik farkı gözetmeksizin, bireylerin ve toplumun demokratik hakları ve talepleri doğrultusunda örgütlü çaba göstermeyi, bu çaba içerisinde, toplumsal barışı ve faydayı gözeterek, demokratik bilince ve kavrayışa katkı sunmayı, -Toplum varlığının, bütünlüğünün zedelenmemesi koşulu ile; bireylerin dini inançları önündeki her türlü fiili ve yasal engelin kaldırılması için hukuki çabalarda bulunmayı; halkın dini inançlarını istismar eden kişi ve kuruluşlarla mücadele ederek; vicdan hürriyetine sahip çıkarak laiklik savunusu yapmayı, -Toplum içerisinde, kadının cinsel ve toplumsal kimliğine yönelik kalıplaşmış olumsuz, ayrımcı yanlış davranışlarla ve tutumlarla demokratik zeminde mücadeleyi, kadının demokratik haklarının ve taleplerinin geliştirilmesi ve savunulması mücadelesine katkı sunmayı, -Gençliğin kendisini geliştirmesi yolunda, eğitim, çalışma, barınma ve söz hakkını savunarak kendi öz örgütlülüklerine kavuşmasını sağlamayı, -Bilinçsiz tüketim kültüründen beslenen ve onu teşvik eden kontrolsüz üretimin ülkemizde ve dünyada neden olduğu çevre sorunlarına karşı toplumu bilinçlendirmeyi amaçlar. Tüm bu amaçları gereçekleştirilebilir kılmanın yolunun yeni demokrasi mücadelesini yüklseltmek olduğu bilinciyle işçi, köylü, memur, kadın, genç, toplumun her kesiminden bireyi kazanılmış haklarını sonuna kadar savunma ve koruma mücadelesine seferber etmek, bu emeği kurumsal, merkezi, birleşik güce dönüştürmek amacıyla, ezilen emekçi halklarımızı Demokratik Haklar Mücadelesi’nde birleşmeye davet eder. |





DHF, Demokratik Haklar Dernekleri'nin Bir Araya Gelmesiyle Kuruldu