| Emekçilerimizin Ekonomik, Sosyal Hak Talepleri Mücadelesi Yükseliyor! Her Türden Gerici, Tasfiyeci Saldırılara Karşı Demokratik Haklar Mücadelemizi, Emeğine ve Geleceğine Sahip Çıkan Emekçilerimizin Mücadelesi İçerisinde, Kuvvetlendirelim! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
14 Ekim 2009
Ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri alanlarda emperyalizme bağımlı olan ülkemizde; AKP hükümetinin “açılım” furyası ve “muhalefetinin” (!) yoğun mesaisiyle birlikte derinleşen ekonomik ve siyasi kriz; emekçilerimiz yükselen hak talepleri mücadelesiyle birlikte, insanca bir yaşam ve gerçek demokratik bir düzen mücadelesini de kuvvetlendiriyor. Eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, ısınma giderlerinde yaşanan artış, mevcut özelleştirme ve taşeronlaştırma saldırılarıyla birlikte tırmanmaya devam ederken; krizin artan yükü, işsizliği katlamaya ve işsizler ordusunu büyütmeye devam ediyor.Her geçen günde daha fazla emekçi, işsizlik gerçeğiyle tanışırken; emekçi ailelerinin oluşturduğu milyonlar da ciddi yıkımlara sürükleniyorlar. Emeğine ve Geleceğine Sahip Çıkan Emekçilerin Direngen Mücadelesi Öğretiyor! Geçtiğimiz yıl içerisinde yaşanan işyeri işgalleri örneklerinde olduğu üzere, çalışma hakkına militan şekilde sahip çıkan emekçilerin mücadelesi; bugün yine sarı sendikaların, uzlaşmacı eğilimlerin, liberal tasfiyeci saldırganlığın tahakkümünde ilerlese de emeğimize ve geleceğimize sahip çıkmanın esas yollarını da göstermeye devam ediyor. Öte yandan, bugün bilhassa Marmara Havzası’nda yoğunlaşan grevlerin, “çalışma hakkı”nın yanı sıra işten atılmaların dolaysız mağdurlarından olan emekçi ailelerini de kapsayan, daha genel, toplumsal talepleri içermesi önemlidir. Krizin, toplumsal yaşamın tüm alanlarına olan yıkıcı etkilerinin, emekçi kesimleri gittikçe artan bir şekilde vurması sonucunda, bugün, sadece “iş hakkı” için değil, bir bütün olarak emekçilerin ve ailelerinin sağlık, eğitim, ısınma, barınma, ulaşım gibi mücadelelerinin dünden daha güçlü bir şekilde, ekonomik, sosyal ve siyasal bütünlüklü bir kavgayı ortaya çıkardığı ve emekçilerin mücadelelerinin bu zemine doğru daha fazla ilerlediği görülmektedir. En yakın ve güncel örnek olarak, 30 Nisan 2009 tarihinden bugüne iş hakları için direnen yaklaşık 300 işçinin mücadelesi, bu bakımdan, geçtiğimiz yıl içerisinde, iş yerini işgal eden TADAL işçilerinin haklı mücadelesini hatırlatmakta ve bu bakımdan önem arz etmektedir. İzmir’de, Karşıya Belediyesi’nde, Kent AŞ’ye bağlı olarak çalışan işçilerin; AKP hükümetinin yerel yönetimlerde hayata geçirdiği politikalar sonucunda işten çıkarılmaları ve devamla ikiye bölünen belediyelerin yeni taşeron firmalarla anlaşarak işsiz bırakılmaları sonucunda başlattıkları grev ve eylemlilikler, gelinen aşamada, son derece önemli bir örneği de ortaya çıkarmaktadır. Bugün yalnızca iş hakları için değil, taşeronlaştırma saldırılarına karşı çıkan ve insanca bir yaşam için gerekli sosyal haklarını da sahiplenen bir çizgide ilerleyen işçilerin mücadelesi; aylardır sürdürdükleri oturma eylemleri, polis zoruyla sonlandırılan iş yeri işgalleri ve yaklaşık bir aydır sürdürdükleri İzmir – Ankara Yürüyüşü ile demokratik haklar mücadelesini omuzlayan emekçilerimize de yol göstermektedir. Kent AŞ işçilerinin, bugün İzmir geneline yayılmış durumda olan haklı mücadelesi, aileleri nezdinde halkın diğer ekonomik ve sosyal haklar mücadeleleriyle de kucaklaşmakta ve başta aileleri olmak üzere, kitlesel bir karşılık da bulmaktadır. Bugün, mücadelesini, “taşeronlaştırma” gibi neo-liberal ekonomi-politikalarına çok daha açık bir bilinçle çeviren işçilerin mücadelesi; kendi mücadele pratiği içerisinde, yine kendisi gibi diğer emekçi kitlelerin bilinçlenmesi ve kendi iradeleriyle, mevcut hak taleplerini güvence altına alabilecekleri daha gelişkin bir mücadele hattını yaratabilmelerinin de temel yolunu işaret etmektedir. Demokratik Haklar Mücadelemizi, Emekçilerimizin, Ezilenlerin Haklı Mücadelesi İçerisinde Güçlendirelim! Reformist, uzlaşmacı ve liberal gericiliğin tahakkümünde, dağınık ve parçalı bir görünüm arz eden emekçilerimizin haklı mücadelesini; bizatihi işçi – sendikal alanlardaki çalışmalarımıza yüklenerek ve en önemlisi artık sadece emekçilerin “çalışma hakları”nı değil, bir bütün olarak toplumu cendereye alan sosyal yıkımlara karşı mücadeleyi ortak potada birleştiren çalışmalarımızla, doğru – devrimci bir rotada örgütleyelim. İdeolojik ve politik mücadelemizi güçlendirelim! En son IMF ve DB eylemlerinde de son derece çıplak bir şekilde ortaya çıktığı üzere; bu son derece haklı ve meşru gündemde dahi, içerisinde yaşadığımız ülke koşulları altında, emperyalizmi kendisine hedef olarak bile net şekilde seçemeyen “emek örgütleri” (!) ile bu durumu ortaya çıkaran sağ ve sol liberal gericiliğin saldırıları; gelinen aşamada, iktidar perspektifinden uzak, sistem içi uzlaşmacılığı esas alan ve emekçi mücadelesi ile devrimci mücadele dinamiklerini tasfiyeyi bu kanallarla hedefleyen bir saldırıya dönüşmüş durumdadır. Erdoğan’ın dahi “anlamaya çalıştığı” yani, “makul” gördüğü tepkinin; sendika bürokratlarınca, dostlar alışverişte görsün yaklaşımıyla ortaya konan basın açıklamaları olduğu aşikârdır. Durum böyle olmakla birlikte, sendikaların mevcut açıklamaları içerisinde IMF ve DB gibi aygıtları yaratan emperyalizm gerçeğini gör(e)meyen yaklaşımları; ideolojik planda, tasfiyeciliğin ulaştığı boyutları da göz önüne sermektedir. Başta emekçilerimiz olmak üzere, ezilen diğer tüm toplumsal kesimlerin haklı mücadelelerini, emperyalizme ve yerli uşaklarına karşı örgütleme; ideolojik düzlemde bilinçleri bulandıran “açılımlara”, hedefi muğlâk söylemlere karşı etkin bir ideolojik mücadele yürütme; ekonomik, sosyal ve kültürel hak talepleri mücadelelerini, güvence altına alınabilecek demokratik bir halk iktidarının siyasal talepleriyle kucaklaştırma mücadelemizi, bu saldırganlığa karşı yükseltmek, günün acil görevlerindendir. 17 Ekim’de Ankara’da Kent AŞ İşçileriyle; 25 Kasım’da Tüm Ülkede, Emeğimize ve Geleceğimize Sahip Çıkalım! Emperyalizmin ve yerli uşaklarının ekonomik ve sosyal saldırılarına, yıkım projelerine karşı; emeğimiz ve geleceğimiz için daha örgütlü, militan ve ideolojik olarak çok daha güçlü bir mücadele dönemine girdiğimiz aşikârdır. Fabrikalarda, atölyelerde, tarlarda, okullarda, hastanelerde, mahallelerde… Etkili, yaygın, işler mücadele örgütlerimizle; halkın ekonomik, sosyal hak talepleri mücadelesini örgütleme ve bu genel mücadeleyi ortak taleplerde buluşturarak güçlendirme, merkezileştirme mücadelemize yüklenelim. Emekçi mücadelelerinin alanlara yansıyan tepkileri içerisinde yerimizi en güçlü şekilde alalım! |



Geçtiğimiz yıl içerisinde emperyalist merkezlerde başlayan kriz, uzun vadeli yıkıcı etkilerini gün be gün katlayarak devam ediyor.