| Emperyalist Barbarlığın ve Uşaklarının, Ülkemiz ve Bölge Halkları Üzerinde Yeni Sömürü ve Zorbalık Politikalarını Geliştirdiği NATO Toplantıları Tamamlandı! Hedefimiz: Daha Güçlü Bir Anti-Emperyalist Mücadeledir! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
19 - 20 Kasım 2010 tarihleri arasında Portekiz’in başkenti Lizbon’da, başta ABD olmak üzere bir araya gelen Batılı emperyalist kuvvetler ile ülkemiz hâkim sınıfları gibi, uşak hükümetler; NATO’nun 21. yüzyılın yaşamakta olduğumuz ilk çeyreğinde dünyada yaşanan hızlı ekonomik ve sosyal değişime karşı yeni dönemsel stratejilerini belirlemiş bulunmaktadır. Elbette ki burada “belirlenen şey”, alınan kararlar; başta ABD olmak üzere diğer batılı emperyalist kuvvetlerin, yükselmekte olan Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin başını çektiği Asya sermayesine karşı; başta bugün ABD’nin ve NATO’nun işgallerle yerleştiği Ortadoğu olmak üzere ezilen dünyadaki ekonomik ve askeri yeni işgal ve sömürü politikalarıdır. İşte bu kapsamda, ülkemizde de özellikle son bir aydır hâkim sınıfları meşgul eden önemli bir gündem de ülkemize yerleştirilmesi öngörülen “füze kalkanı projesi”dir. Ülkemiz emekçileri ve ezilenleri aylardır, baş aktörlerini AKP, CHP ve MHP’nin oluşturduğu “referandum”, “yeni anayasa” ve “türban” oyunlarıyla oyalanadursun, hâkim sınıfların önemli gündemlerinden birisi de bugün batılı emperyalist merkezleri de içerisine alan ve genişleyen küresel ekonomik krize karşı yeniden inşa ettikleri ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri stratejilerinin uzantısı olan NATO toplantıları idi. NATO (daha doğru bir ifadeyle söyleyecek olursak, ABD’nin öncülüğünde olmak üzere, ABD ve AB’nin başını çeken emperyalist kuvvetler), bu son derece önemli toplantısında, “yeni stratejisini” ifade eden “Füze Kalkanı Projesi”ni hayata geçirmiştir. Bu proje ise bugün doğrudan ABD‘nin, Asya ve Ortadoğu‘ya dönük emperyalist çıkarının bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Tüm dünyada, ABD merkezli olarak yaşanan ekonomik krizle birlikte artık Sovyet Sosyal Emperyalizmi’nin yıkılışıyla birlikte ortaya çıkan “tek kutuplu dünya” ifadesi, fiili olarak geride kalmıştır. Bu, NATO’nun son askeri kararlarıyla birlikte onayladığı bir gerçekliktir. Şimdi Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Asya’daki diğer önemli sermaye güçleriyle birlikte, dünyada yeni emperyalist ve kapitalist güç dengeleri ve buna bağlı olarak da ezilen dünya üzerinde yeni hegemonya mücadeleleri gündeme gelmektedir. NATO’nun bu toplantılarda oluşturduğu yeni tehdit algılaması da bu durumu tüm netliğiyle ortaya koymaktadır. NATO’ya göre bu tehditler sırasıyla şöyle: “1) Balistik füzelerin yayılması, 2) Terörizm ve aşırı gruplar, 3) Yabancı askeri ve istihbarat servisleri, organize suç örgütü üyeleri, teröristler ve aşırı gruplardan kaynaklanan siber saldırılar, 3) Enerji güvenliğine yönelik tehditler, 4) Lazer silahları, eloktronik silah ve teknolojilerin gelişimini de kapsayan ciddi teknolojik boyutlu tehditler.” Ayrıca NATO, “nükleer bir ittifak olmayı sürdüreceği” de stratejik konsept belgesine ekleyerek, diğer emperyalist güçlere ve ezilen dünyaya karşı nasıl bir savaş gücü olduğunu da ortaya koymuş oldu. Görüldüğü üzere NATO’nun yani ABD’nin ve batılı emperyalistlerin, bölgemizde ve Asya’da iki önemli tehdit, yani düşman algılayışı bulunmaktadır. İlki bölgesel emperyalist kuvvetler ile küresel sermaye karşısında kendi ekonomisini ayakta tutabilen yerel iktidarlar iken ikincisi de doğrudan doğruya “terörist” olarak adlandırılan ulusal ve sosyal kurtuluş hareketleri yani emekçilerin, ezilenlerin devrimci mücadeleleridir. İşte ABD, bu askeri hamle ile birlikte, kendi çeperinde yeni bir eksen oluştururken, ülkemizi de tıpkı 40 yıl önce olduğu gibi, bölgede yeni bir “ileri karakol” haline getirmiştir. Ülkemiz uşak hâkim sınıfları, son bir aydır, bu konuyu hararetle tartışmakta ve “Türkiye’nin boyun eğmeden bu anlaşmayı imzalayacağını” ifade etmekteydiler. 2000’li yıllarla birlikte, daha öncesinde Çek Cumhuriyeti ve Polonya'ya kurulması planlanan Füze Kalkanı Sistemi, o dönemde Rusya'nın itirazlarıyla karşılaşmış ve ardından Irak’ı işgal eden ABD’nin, İran'a yönelik askeri işgali gündeme gelmesiyle birlikte de ülkemize kurulması planlanmıştı. Sosyal emperyalizmin yıkılışı sonrasında, bu toplantısında ikinci kez strateji değişikliğine giden NATO bu kez, ABD marifetiyle hükümet koltuklarına getirtilen ve önemli bir ekonomik, sosyal ve siyasal, askeri bir dönüşümün baş aktörü kılınan AKP hükümeti eliyle istediğini almış görünmektedir. AKP hükümeti başbakanı Tayyip Erdoğan, her ne kadar “kurulacak füze kalkanının komutasının Türkiye'de olduğunu” iddia etse de en başta kendi bakanı tarafından yalanlanacaktı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Lizbon'a hareketinden önce Radikal Gazetesi'ne, başbakanının sözlerinin “yanlış anlaşıldığını” aktarıyordu. Ötesinde, devletin zirvesi addedilen Cumhurbaşkanlığı makamı, kelime oyunlarıyla imzalanacak sözleşmenin gerçek niteliğini gizleme çabası içerisindeydi. Abdullah Gül durumu şöyle tanımlıyordu: "Alınacak tedbirin adı hava savunma sistemidir. Füze kalkanı ibaresi yok. Türkiye'ye de füze yerleştirilmesi söz konusu değil. NATO'nun yeni savunma konseptinde eskiden NATO'nun askeri tesisleri savunma kapsamına giriyordu. Şimdi ise halklar ve topraklar da giriyor." "Boyun eğmiyoruz, mutabakata varıyoruz" diyen ülkemiz uşak hâkim sınıfları, dün olduğu gibi bugün de bütün bu çıkışlarına, aldatmacalarına karşın başta ABD olmak üzere emperyalist kuvvetlerin ülkemizdeki ve bölgemizdeki sömürü ve zulüm aktörleri olmaya devam ediyorlar. AKP hükümetinin tüm bu çarpıtmalarına karşın aşikâr olan gerçek, ülkemize de yerleştirilecek olan füzelerin, öncelikle İran’ı hedef almakla birlikte, genelde ise Ortadoğu ve Asya’ya karşı konumlandırıldığıdır. Böylelikle ülkemiz bir kez daha bölge halklarına karşı emperyalizmin 21. yüzyıldaki “ileri karakolu” haline getirilmiştir. Topraklarımız ve emek gücümüz, bir kez daha emperyalist barbarlığın, yeni kanlı senaryolarının hizmetine, devlet eliyle sunulmuştur. Ülkemiz, emperyalizmin silah deposu haline getirilmektedir. Böylece emperyalizm uşağı hâkim sınıfların ve şimdiki temsilcileri AKP hükümetinin tüm “One Minute” şovlarının ardından, bir kez daha bölge halklarına karşı ABD’nin ve İsrail’in sadık bir hizmetkârı olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. Başta ABD olmak üzere batılı emperyalist tekeller ve bağıntılı olarak küresel sermayenin yaşadığı ekonomik kriz, tüm dezenformasyon ve gizleme çabalarına karşın kendisini hissettirerek yaygınlaşmakta ve derinleşmektedir. Bu nedenle emperyalistler, bölgemizde yeni işgallere hazırlanırken bir yandan da yükselişe geçen bölgesel emperyalist odaklara ve sermaye güçlerine karşı da uşaklarından yeni savunma orduları oluşturmaktadırlar. Ülkemizde bugün AKP eliyle son rötuşları tamamlanan ekonomik, sosyal, siyasal dönüşümün askeri ayağı da bu bahisle “sözleşmeli er” tanımlamasıyla gündeme sokulan adımlarla hayata geçirilmektedir. Yeni “paralı asker orduları” kurulmakta ve emperyalistlerin bu yeni konseptine göre, bölge halklarına karşı yeni saldırılara hazırlık yapılmaktadır. Ülkemiz işçileri, köylüleri, emekçileri ve ezilenleri, emperyalizme ve uşaklarına karşı yükseltecekleri bağımsızlık, halk demokrasisi ve sosyalizm kavgasıyla bu oyunları bozacak ve bağımsız bir ülkede özgür bir halk olarak yaşama iradesini yaşamsallaştıracaktır. Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), bu kavganın demokratik haklar mücadelesi alanındaki takipçisi olarak, anti-emperyalist mücadelenin yükseltilmesi görevine dikkat çeker! DHF, Füze Kalkanları’nın inşasına karşı aktif bir mücadele içerisinde olacağını ve emperyalizmin yeni bölgesel saldırılarına karşı işçilerin, köylülerin ve ezilenlerin devrimci mücadelesiyle karşı koyacağını ilan eder! |





Batılı Emperyalist ülkelerin liderliğinde kurulan ve dönemin ikinci önemli emperyalist kampı olan Sovyet Sosyal Emperyalizmi ile ezilen dünya halklarına ve buralardaki devrimci ve ulusal demokratik halk hareketlerine karşı inşa edilen NATO, bugün itibariyle, yeni dönemsel stratejisini belirlediği toplantılarını tamamlamış bulunuyor.