dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
Emperyalist Çözüm Çözümsüzlüktür!

Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkının Yok Sayıldığı Emperyalist “Çözüme” Karşı; Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkının Tanındığı, Tüm Uluslara Tam Hak Eşitliğinin Geleceği İleri Mevzilerde Konumlanarak Demokratik Halk Devrimi Mücadelesini Yükseltelim!

Demokratik Haklar Federasyonu
15 Ağustos 2009

dhflogo2Emperyalizmin ihtiyaçları çerçevesinde dünyanın yeniden biçimlendirildiği bir süreçte, Kürt ulusal sorununa ilişkin söylemsel “çözüm açılımları” sürüyor. İmha-inkâr ve asimilasyon saldırıları da...

Emperyalistlerin ve uşağı hâkim sınıfların gündemine aldığı Kürt ulusal sorunu tartıştırmaya ve tartışılmaya devam ediyor. Özellikle ABD’nin Irak’tan çekileceğini açıklaması, Ortadoğu’da değişen dinamikler, enerji kaynaklarının denetimi ve güvenliği gibi emperyalistler için hayati öneme sahip çıkarlar Kürt ulusal sorununu, Türk devletinin iç sorunu olmaktan çıkardı.

Emperyalizmin dünya genelinde ulusal sorunları “çözmeyi” kendisine misyon edindiği, uluslararası güçler dengesinin ulusal hareketleri masaya oturmaya zorladığı bugünkü tarihsel koşullarda, ülkenin başlıca çelişkilerinden birisi olan Kürt ulusal sorunu, kritik bir önem kazanmış bulunuyor. Yaşanan gelişmeler bu sorunun bir şekilde ameliyat masasına yatırılmak zorunda olduğunu gösteriyor. Ki bu konu bugün emperyalistlerin gündemine girmiştir.

Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya denkleminin tam ortasında bir düğüm oluşturan Kürt ulusal sorunu için ABD emperyalizmi ve uşağı iktidarlar uzun süredir planlar oluşturmakta, yol haritaları çizmekte ve kendi çözümlerini dayatmaktalar. Bilhassa ABD, Türk devleti-Güney Kürdistan Yönetimi-Merkezi Irak Yönetimi, Kürt ulusal hareketini tasfiye etmek için koalisyon oluşturdular ve Kürt ulusal sorununun “çözümü” sürecine hazırlık yaptılar/yapıyorlar. Son olarak devletin, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın ağzından yaptığı ve bugüne kadarkinden “daha net!” olarak reklam ettiği açıklamanın; bu hazırlığın daha olgun, daha dengeleri gözeten ve zemin bulan hali olduğunu söylemek mümkün.

Kürt ulusal sorunu “demokratikleşme”, “barış”, “adalet” söylemlerinin arkasına gizlenmiş yeni bir saldırı ile bir daha böylesi bir meşru isyana yol açamayacak hale getirilmeye çalışılıyor. Bu temelden hareketle Türk hâkim sınıfları, emperyalistlerin eliyle ciddi bir yapılandırmadan geçen devletin tüm kurumları ve iktidar odakları arasında mutabakat sağlandı. Ergenekon’la gündeme gelen tartışmalar ve özellikle ordunun resmi-gayri resmi ağızlardan beyanatları ve tüm gelişmeler de gösterdi ki, TC bağnaz, şoven ve ırkçı politikasına rağmen emperyalist güçler tarafından uzlaşma zeminine zorlandı.

Emperyalistlerin Ortadoğu’daki hedeflerini gerçekleştirme hamleleri ister istemez siyasi aktör sayısını arttırdı. Haliyle bu durum güçlerin politik hamle geliştirmelerini ve sürece uygun yeni konumlar almasını beraberinde getirdi.

Emperyalizm eliyle geliştirilen bu sürece kayıtsız kalmayan ve fırsat kollayan, daha da önemelisi uzlaşmaya sıcak bakan Kürt ulusal hareketinin yeni bir yönelim içerisine girdiği her açıklamalarından görülmekte. Kuşkusuz emperyalistler ve uşakları Kürtleri sevdiğinden “çözüm” dayatmıyor! Her ikisinin öyle bir derdi yok, olamaz.

Elbette ki yukarıda bahsetmeye çalıştığımız reel durum gereği bu kesimler “çözüm” aldatmacasıyla yeni politikalara sarılmak zorundalar. Ne denli yeni oldukları tartışmaya son derece açık olan bu politikalar, sunulduğu gibi “demokratikleşmeyle”, “barışla”, “adaletle” ilgisi olmayan yalanlardan, gizlenmiş imha-inkâr ve asimilasyondan başka bir şey değildir.

Devletin “Kürt açılımının” “çözümle” bir ilgisi yok!

AKP taşeronluğunda devletin, “demokratikleşme” yalanıyla yaptığı açılımlara son olarak, Milli Güvenlik Kurulu’nda tartışılan ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın öve öve bitirmediği “Kürt açılımı” da eklendi. Çalışmayı “devlet çalışması” olarak nitelendiren Atalay, “demokratik açılım” olarak tanımladığı çalışma ile ilgili muhalefet partileri ve bütün kurum-kuruluş ve toplumsal kesimlerle görüşeceklerini söyledi. “Herkese kaybettiren bu sorunun çözülmesi gerekiyor” diyen Atalay, bu konuda nasıl bir politika yürütüleceğinin mesajını verdi: “Çözüm noktasında Türk modelini uygulayacağız!”

Türk hâkim sınıflarının “iddialı” “Kürt açılımının” patentinin emperyalizm olduğu su götürmez. Ve bu patent “çözümü” değil, Kürt ulusal hareketinin tasfiyesini, Kürt emekçilerine yıkımı, inkârı ve sömürüyü amaçlamaktadır. Özellikle AKP projesiyle birlikte ciddi manipülasyonlarla, ideolojik saldırılarla kitlelerin bilinçleri bulandırılmış, “demokrasi hastalığı”, liberalizm, reformizm adeta virüs şeklinde her yere yayılmıştır.

Kürt ulusal sorunu nezdinde bu yanılsama, devletin Kürt ulusal sorununu “çözme” çabalarının “demokratikleşme hamlesinden” ileri geldiği yanılsamasını yaratmaktadır. Gerçekliği, karakteri ortada duran devletin gerçekten demokratikleşmek istediği, barışı, adaleti, insan haklarını geliştirmeyi istediği algısı aşılanmaktadır.

Kuruluşundan bu yana TC’nin Kürt ulusal sorununa yaklaşımı inkâr ve imha siyaseti yönünde olmuştur. “Güvenlik sorunu”, “Şark sorunu”, “Geri kalmışlık sorunu”, “Terör sorunu” nihayetinde “Kürt sorunu” devletin geçmişten bugüne Kürt ulusal sorununu tanımlayışı olmuştur. 85 yıldır çözülemeyen/çözülmek istenmeyen Kürt ulusal sorunu bırakalım küçük çaplı bir düzenlemeyi, başlangıcından daha karmaşık, daha yakıcı bir şekilde her daim karşımızda durmaktadır.

Şunu belirtmek gerekir ki, Kürt ulusu ve azınlık milliyetler üzerindeki baskı ve eşitsizlik ülkemizdeki mevcut burjuva feodal sistemden kaynaklanmaktadır. Mevcut burjuva feodal sistem var olduğu müddetçe Kürt ulusal sorunu ve azınlık milliyetler sorunu devam edecektir. Zira gerek emperyalistlerin gerekse de Türk hakim sınıflarının Kürt ulusal sorununu çözme gibi bir derdi, gündemi ve niteliği olamaz. Dolayısıyla devletin “Kürt açılımı”, çözüm noktasında bir öze sahip değildir. Konjonktür, ihtiyaçlar ve siyasal yönelimler farklı olsa da, yeni denerek öne sürülen ve “açılım” olarak nitelendirilen bu yönelim de öz olarak geçmiş yönelim ve politikalardan farksızdır.

Ulusal sorundaki politik tutum devrimciliğin ve demokratlığın asgari kriterlerindendir!

Özellikle düzen cephesinin, Kürt ulusal sorununa ilişkin yaklaşımda, sorunu tanımlamasında gerçeklik her zaman göz ardı edilmiştir. “Neden böyle bir sorun vardır”, “Bu sorunun sosyo-ekonomik temelleri nelerdir”, “Bu sorun neden bugüne kadar çözülememiş ya da çözülmek istenmemiştir”, “Kürt ulusal sorununun tarihselliği nedir” gibi sorulardan bağımsız bir sorun ortaya konulmaya çalışılmış, tartışmalar da öylece süregelmiştir.

Tarihin ironisi midir bilinmez ama bugün Kürt ulusal sorunu karşısında bahsettiğimiz liberalizm, reformizm, oportünizm malulleriyle birlikte en geniş kesimlerce ortaklaşılan nokta şudur: “Geçmişi unutalım”, “Kürtler ve Türkler kanın akmasını istemiyor”, “Kürtler adil-demokratik barış ya da çözüm istiyor”, “Sorunun çözümü için herkes katkı sağlamalı, görev almalı”, “Sorununu özünü, tarihselliğini, siyasi boyutunu bir kenara bırakalım çözüm isteyelim”, “Kürt ulusal hareketini her yönüyle destekleyelim”.

Altını kalınca çizelim ki, ulusal sorunun özünü, tarihselliğini ve siyasal gerçekliğini görmeyenler ya da görmek istemeyenler ulusal hareketin görüntüde yakaladığı halk hareketi niteliğinin büyüsüne kendilerini kaptıranlardır. Bu da devrimci çizginin bulanıklaşmasına, ideolojinin sakatlanmasına, siyasetin körleşmesine, politikanın salt faydaya ve kısırlaşmasına, basit kazanımlar, politik taktikler adına ilkelerin-stratejinin içinin boşalmasına hizmet etmektedir.

Kürt ulusuna dayatılan çözümün ne olduğu, ne amaçlandığı, neye hizmet ettiği ortadadır. Buna rağmen “adam sendecilik” siyaseti güdülmemelidir. Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını savunmak; Kürt ulusal hareketinin demokratik muhtevasını desteklemenin, taleplerini dillendirmenin, Kürt ulusal hareketini kayıtsız şartsız desteklemek olduğu yönündeki yanılgı görülmelidir. Devrimci hareketlerin dönemsel taktik politikaları yönelimler temelinde, ulusal hareketin politikalarıyla kesiştiği, “örtüştüğü” oranda ulusal hareketin söz konusu politikaları desteklenir. Bu aynı zamanda kendisine “demokratım” diyen her kişinin, kurumun görevdir. Ve en nihayetinde demokratik haklar mücadelesinin bir parçasıdır. Ancak bu destek, Kürt ulusal hareketinin desteklenmesi biçiminde algılanamaz. Ya da böylesi bir destek bir sınıf hareketinden beklenemez. Desteklenmesi gereken ulusal hareketin demokratik talepleri ve bu demokratik taleplerinin ona kazandırdığı demokratik muhtevadır.

Kürt ulusal sorunu meselesinde taraflar arasında bir uzlaşmanın sağlanabileceği beklenmeyecek bir durum değildir. Orta vadede böylesi bir uzlaşma mümkün olabilir. Bu olasılık dâhilinde Kürt ulusuna tanınacak haklar Kürt ulusal mücadelesinin kazanımı olarak karşılık bulacakken, ulusal hareketin demokratik-ilerici dinamiklerinin törpülenmesinin hedeflendiğini de görmek gerekir. Bu gerçeklik karşısında doğru bir konum alarak hâkim sınıflara ve emperyalizme karşı mücadele etmek temel görevdir.

Emperyalist çözüme karşı devrimci-demokratik çözüm mücadelesini yükseltelim

Onurlu, karşılıklı eşit hak şartlarında ve birlikte demokratik bir yaşam normlarını taşıyan kalıcı bir anlaşmanın mevcut sistem içerisinde mümkün olmadığı her açıdan bellidir. “Bölünmez bütünlük”, “üniter devlet”, “egemen Türk ulusu” gibi argümanlara sabitlenmiş şoven, ırkçı, inkârcı, asimilasyoncu faşist zihniyetten demokratik yaklaşım beklenemez.

Demokratik bir devletin kilometre taşı demokratik bir yönetimin olmasıdır. Devletin tüm organlarının demokratik bir şekilde işlemesidir. Bütün ulusal topluluklar, azınlık milliyetler ve diller için tam hak eşitliği, siyasi ve ekonomik eşitlik, demokrasinin ve demokratik bir yönetimin başlıca ölçütüdür. Lenin’in de ifade ettiği gibi: “Demokratik bir devlet, yerli dillere tam bir özgürlük tanımak ve herhangi bir dilin bütün ayrıcalıklarını ortadan kaldırmak zorundadır.” Demokratik bir devlet, bir ulusun başka bir ulusu, belli bir bölgede ya da kamu işlerinin herhangi bir dalında ezmesine ya da baskı altına almasına izin vermemelidir.

Ulusal sorunda temel mesele tüm uluslara tam hak eşitliği ve ulusların kendi kaderini tayin etme hakkının tanınmasıdır. Bütün ulusların ve dillerin tam hak eşitliğinin olduğu, hiçbir resmi dilin zorunlu olarak tanınmadığı, herhangi bir milliyetin imtiyaza sahip olmadığı, azınlık haklarının anayasal güvence ile teminat altına alındığı, her ulusa kendi kaderini tayin hakkının tanındığı ve bunun gerçekleşmesi için uluslara bölgesel özerklik, azınlık milliyetlere bölgesel özerklik ve tamamen demokratik öz yönetiminin verildiği koşullarda ve ortamda ulus ve azınlık milliyet sorunu ortadan kalkabilir. Peki, bu nasıl mümkün? Elbette ki burjuva feodal iktidarı ve emperyalizmi hedef alan; anti-feodal, anti-emperyalist ve anti-faşist bir mücadeleyle. Demokratik halk devrimini ve halkın iktidarının tesisini hedefleyen bir mücadeleyle mümkündür. Bunun ötesinde bir ulusal kurtuluş mücadelesi sonucunda ayrı bir devlet kurulsa dahi gerçek anlamda bir kurtuluş sağlamayacaktır.

Bundan hareketle, Kürt ulusal sorunun çözümü ne emperyalistlere, ne ezen ulusun burjuvazisine ne de ezilen ulusun burjuvazisine havale edilemez. Evet devrime, çeşitli ulus-milliyet ve inançlardan ülkemiz emekçilerinin, emperyalizme ve uşağı hâkim sınıflara karşı yürütecekleri demokratik halk devrimine havale edilmek zorundadır. Tasfiye, teslim alma, kırıntı haklarla vücuda gelen emperyalist “çözüm” değil; Kürt ulusuna tam hak eşitliği, kendi kaderini tayin hakkının tanınması temelinde devrimci-demokratik çözüm talebi ve mücadelesi yükseltilmelidir!