dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
Emperyalizme Karşı Savaş! Halklara Özgürlük ve Barış!

Demokratik Haklar Federasyonu
1 Eylül 2009

dhflogo2Bugün, “1 Eylül Dünya Barış Günü”.

Son yıllarda gündeme damgasını vuran Kürt ulusal sorunu eksenli barış talepleri, bu sene farklı birçok kesimin ‘coşkulu ve ortak sloganı’na dönüşmüş durumda.

Dün olduğu gibi bugün de, Kürt sorunu ve diğer meselelerde başrolü emperyalistler oynuyor. Emperyalistlerin bizim gibi ülkelerde ardı ardına devreye soktuğu politikalara bu politikaların kopmaz bir parçası olan sahte demokrasi ve barış söylemleri eşlik ediyor.

Emperyalizm doğası gereği “barışın” ve “özgürlüğün” savunucusu olamaz. Emperyalistlerin “barış” ve “özgürlük” anlayışı dünyanın dört bir yanında yaşanan sayısız sorunda kendisini göstermiştir/göstermektedir.

“Barış” söylemleriyle ezen- ezilen çelişkisi unutturulmakta ve dost- düşman ayrımı birbirine karıştırılmaktadır. Emperyalistlerin “barış” anlayışı, ezilen dünya halklarının daha fazla sömürülmesi ve kendi çıkarları ekseninde yönlendirilmesinden ibarettir. En kısa ifadeyle emperyalistler barış söylemleriyle dünya halklarına karşı kapsamlı bir savaş yürütmektedir.

Ülkemizde yaşanan sorunlar kapsamda hakim sınıflar ve çeşitli kesimler tarafından dillendirilen “barış” söylemleri emperyalizmin gerici niteliğini gizlemektedir. Ezilen dünya halkarının çıkarı, sorunların yaratıcısı olan emperyalistlerle ve onun uşaklarıyla “barış” değil, savaştır!

On yıllardır ezilen ve kendi kaderlerini tayin hakkı elinden alınan Kürt ulusu, bugün daha güçlü bir şekilde çıkmaza sürükleniyor.

Emperyalist-kapitalist sistem, kendi çıkarları doğrultusunda uzun vadeli stratejileri içeren Ortadoğu projesi kapsamında yeniden yapılandırma sürecinin en önemli ayaklarından olan Kürt sorununun ‘çözümlenmesi’ amacıyla Kürt ulusal hareketini tasfiye etmeye, ezilen milyonlarca işçi, köylü, emekçi Kürdün mücadelesini ve demokratik haklar kapsamındaki mücadelesini darlaştırarak içini boşaltmaya çalışıyor.

Ülkemiz hakim sınıfları, mevcut tablo içerisinde bu çabanın niteliğini saklamanın en ‘meşru’ ve ‘en kabuledilebilir’, en sahtekarca söylemine dönüşen ‘demokrasi ve barış’ politikaları geliştirerek, mümkün olan en geniş kesimleri, bu büyük tasfiye süreci içerisinde buluşturmaya çalışıyor.

Burjuva basın ve medyanın önde gelen kalemşorları, ‘sol kesimi’ içeren geniş bir neo-liberal aydın ve yazarlar toplamı, sivil toplum örgütleri, çeşitli demokratik kitle örgütleri ve hatta kimi sosyalist çevreler, mevcut tablo içerisinde yerlerini almış durumda.

Ancak şu bir gerçektir ki Kürt ulusunun onyıllara varan inkar, imha ve asimilasyon poltikalarına karşı ulusal ve demokratik hak talepleri doğrultusunda yürüttüğü haklı ve meşru mücadele, emperyalist-kapitalist egemenlerin, ezilen ulusları ve halkları daha fazla sömürmeyi meşrulaştırma çabalarının adı olan ‘barış’ ve ‘demokrasi’ yalanları ile bağdaştırlamaz, bütünleştirilemez.

Bu poltikanın öyle ya da böyle, gerekçesi ne olursa olsun bir parçası olmak demek, sömürünün bir parçası olmak ve bu sömürüyü meşrulaştırmak demektir.

Emperyalizmin, halkları boğazlaştırma, birbirinden ayırma ve böylelikle, sınıf hareketliliğini, kendi içerisinde düşmanlaştırılmış kimlikler ekseninde zayıflaştırma ve sınıfsal tahkkümünü pekiştirme politikalarına taraf olmak demektir.

Kürt ulusal burjuvazisinin ve toprak ağaları sınıfının mevcut “çözüm” politikaları kapsamında şu veya bu düzeyde aldığı her rol; ülkemiz özgülünde Türk ve Kürt ulusları, çeşitli milliyetlerden emekçiler ile Alevi, Sünni, diğer inanç gruplarından emekçilerin; emperyalizme, feodalizme ve her türden gericiliğe karşı sürdürdüğü ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal mücadelenin engellenmesi, üzerindeki baskı mekanizmalarının arttırılması anlamına gelmektedir.

Gerek ülkemiz özgülünde Kürt Ulusal sorunu kapsamında dillendirilen barış ve özgürlük söylemleri gerekse de bölgemiz özgülünde, Ortadoğu halklarının yaşadığı mevcut işgal, ilhak ve iç boğazlaşmalar kapsamında emperyalistler tarafından sahtekarca ifadelenen barış ve özgürlük söylemleri hiçbir anlam ifade etmemektedir. Ezilen dünya halklarının özlemi olan barış ancak ve ancak, halkların kendi demokratik hak taleplerini, demokratik ve özgür iradeleriyle, patronların ve ağaların değil, kendi çıkarları temelinde kullanabilecekleri gerçek demokatik bir düzende mümkündür. Böylesi bir düzenin tesisi başta işçiler, emekçiler olmak üzere köylülüğün, gençliğin, kadınların ve diğer ezilen halk kesimlerinin birleşik, örgütlü mücadelesinde olduğu bilimsel bir gerçekliktir.

Bu gerçeğin işaret ettiği birincil görev ise başta emperyalizm olmak üzere, onların uşaklarının gerici, zorba iktidarlarına karşı amansız bir ideolojik ve politik mücadele içerisinde olmaktır.

Ülke kaynaklarımızı, emeğimizi, alınterimizi pervasızca sömüren ve emperyalistlere peşkeş çeken bu sultaya karşı etkin bir mücadele olmaksızın, özgürlük ve barışın geleceğini ummak, ham bir hayal ve objektif anlamda, tam da bu merkezlerin kanlı sömürü sultasına hizmet olduğu görülmelidir.

Gerçek barışı ve demokrasiyi ülkemiz topraklarında yeşertecek yegane olgu, bağımsızlık ve yeni demokrasi mücadelesi içerisinde yer almak ve bu programatik görüşleri güçlendirmektir.