Emperyalizmin ve Uşaklarının Sömürü ve Zulüm Saltanatına Karşı, Halkın Devrimci Seçeneğini; “Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı”nı Sahiplenelim, Savunalım!

Demokratik Haklar Federasyonu
2 Eylül 2010

dhflogo2Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), Anayasa Mahkemesi'nin geçtiğimiz Temmuz ayında 12 Eylül 1980 Anayasası’nın 26 maddesinde değişiklik öngören anayasa paketi hakkında aldığı kararla netleşen referandum sürecine dair, 12 Temmuz 2010 tarihinde yayımladığı açıklamasıyla birlikte “aktif bir boykot” örgütleyeceğini kamuoyuna deklare etmişti.

DHF, halkın meşru, demokratik hakkı olan boykot eylemiyle birlikte; AKP ve CHP, MHP düzleminde bugün fırtınalar koparılan referandum tartışmalarının, ABD ve AB emperyalistlerinin uşağı ülkemiz siyasi iktidarının ve onun çeşitli kesimlerinin, sahte demokrasicilik oyunları olduğunu teşhir etmeyi amaçladığını ifade etmişti.

Yanı sıra DHF, “anayasa” üzerine sürdürülecek herhangi bir tartışmada, işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilen kesimlerin tutarlı tek devrimci seçeneğinin ise ancak bir emekçi iktidarıyla hayata geçirilecek ve güvence altına alınacak yeni demokratik bir halk anayasası olduğunu net bir şekilde vurgulamıştı. Bu kapsamda da başta ülkemiz kahraman işçi sınıfının, cefakâr köylülüğün, ezilen emekçilerin, cesur halk gençliğimizin ve fedakâr kadınlarımızın can bedeli devrimci, demokratik mücadeleleriyle sürdürdükleri özgürlük ve demokrasi mücadelesinin teorik ve pratik mirası üzerine inşa edeceği bir taslak anayasa metniyle birlikte, aktif boykot kampanyasını taçlandıracağını açıklamıştı.

DHF, dünyada ve ülkemizde, emperyalizme ve uşaklarına karşı sürdürülmekte olan bağımsızlık ve halk demokrasisi mücadelelerinde ölümsüzleşen tüm devrimcilerin saygın anıları şahsında, bugün kolektif emeği ve birikimiyle tamamlamış bulunduğu Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı’nı, kamuoyuna sunar!

DHF, yaklaşık bir aydır, ülkenin dört bir yanında, tüm engellemelere ve baskılara karşın atölyelerde, tarlalarda, köylerde, yoksul emekçi semtlerinde… İşçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilen kesimlerin içerisinde mütevazı ancak fedakâr ve inatçı bir çabayla aktif boykot eylemini ilmek ilmek örüyor.

DHF, düzen içi mücadelenin bir aracı olarak değil, emperyalist-kapitalist dünya düzeni içerisinde bu sisteme ekonomik, siyasi, sosyal ve askeri politikalarıyla bağımlı hiçbir yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülkede, birtakım sözde iyileştirmelerle “demokratikleşme” olmayacağı bilimsel gerçeğini savunduğu için boykot diyor ve bu politikasının ürünü olarak da Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı’nı kamuoyunun dikkatine ve ilgisine sunuyor.

Yaşamakta olduğumuz ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal sorunların kökenlerine ilişkin fikirlerin, özgürlük ve yeni demokrasi mücadelesinin deneyim ve tecrübeleriyle süzülüp, çözüm önerileri temelinde derlendiği bu belge, halkın bağımsızlık ve yeni demokrasi mücadelesi içerisindeki canlı tartışmalarla gelişip, güçlenecektir.

Söz Konusu Olan Anayasa ise Biz İşçilerin, Köylülerin, Emekçilerin Cevabı: Kendi Anayasamızdır!

Bilindiği gibi anayasalar, günümüzün devletli toplumlarının, uluslarının, temel devlet kurumlarını, yönetim biçimlerini, kişi hak ve hürriyetleri ile toplum ve kamu hukukunu tanımlayan temel belgeleridir. Kimi devletlerde yazılı belge biçiminde bulunan anayasalar kimilerinde de yazısız fakat yüzlerce yıllık geleneklerce şekillenmiş davranış, tutum kalıpları yani birtakım teamüller şekilde vücut bulmaktadır.

Ancak şurası kesindir ki bugünün, yani 21. yüzyılın yaşayan insanlarının, siyasal rejimlerini ve toplum düzenini belirleyen bu temel belgeler, insanlık ailesinin en erken dönemlerinden bugüne uzanan tarihi tecrübeleri kadar eski bir mirasın üzerine yükselmektedirler.

Dolayısıyla anayasalar, bir ülkenin ve o ülke halklarının, hem tarihi hem de geleceğidir bir bakıma.

Devletlerin, toplumların yaşama düzenlerini, siyasal rejimlerini belirleyen bu temel belgeler, toplumların, ulusların kendi tarihsel geçmişlerinden süzülen ve her daim hâkim konumda olan toplumsal kesimin siyasi erki altında şekillenmişlerdir. Bu toplumsal yasa, günümüz için de geçerlidir: Tarih boyunca, anayasaları, siyasi iktidarı ele geçirenler ve siyasi iktidarı elde tutanlar yazmışlardır.

Bu bakımdan, eğer bugünün gerçeğinde de bir anayasa tartışması yürütecek isek, sadece 26 maddesi üzerine “demokratikleşme” fırtınaları koparılan mevcut anayasanın da kendi geçmiş tarihsel süreci içerisinde, Batılı emperyalist devletlerin anayasalarının, Osmanlı’nın, Selçuklu’nun, Bizans’ın ve hatta ilk çağ Anadolu uygarlıklarının, şehir devletlerinin tarihsel tecrübeleri altında şekillenmiş olduğunu söylemek gerekecektir.

Günümüzden yaklaşık beş bin yıl önce de Anadolu’nun bozkırında toprağını öküzüyle süren Sümerli köylünün ürününe el koyulurken; 2010’da da toprağını işleyen köylünün ürününe, faiz ve kredi borçlarıyla, kotalarla el konmaya devam edilmektedir. Ötesinde, bugün, köylüler, emperyalist tekellerin çıkarları uğruna üretimden koparılmakta ve açlığa mahkûm edilmektedir.

Her iki dönemde de bu düzeni, bu sömürüyü, bu haksızlığı meşrulaştıran, koruyan, itiraz hakkını yok sayan ve dahası, itirazı cezalandıran temel bir belge vardır. İşte anayasa, böyle bir belgedir ve binlerce yıldır, emeğinin hakkıyla, sınırlı birikimleriyle geçinen işçiler, köylüler, emekçiler ve ezilenler, bu belgeler altında ezilmiş, itirazları bastırılmış, zorbalığa ve sömürüye maruz kalmıştır.

Toplumların sınıflara bölünüşünden günümüze, siyasi iktidarı elinde tutan kesimler, anayasaları, toplumsal gelişmenin her yeni ihtiyacına göre düzenlemiş fakat mutlak bir şekilde kendi çıkarlarını önceleyerek, koruyarak ve güvence altına alarak hayata geçirmişlerdir.

Üzerinde yaşamakta olduğumuz siyasi coğrafyanın tarihsel geçmişinden süzülüp gelen anayasa tecrübeleri de bu evrensel toplumsal gerçeklikten muaf değildir.

İşte yine, bu temel belge üzerinde büyük fırtınaların koparıldığı bir süreçten geçmekteyiz.

Bu minvalde, 26 maddesinde değişiklik öngörülen ve bunun da “büyük demokratikleşme hamlesi” olarak lanse edildiği 1982 anayasası da tıpkı öncekiler gibi, biz ezilenlerin anayasası değildir.

Bu anayasaların tamamı, emperyalizmin uşağı ülkemiz ağaları ve patronları ile devlet bürokrasisi tarafından, ezilen milyonları baskı altında tutmak ve daha fazla sömürmek için yazılmıştır.

Önemle belirtmek gerekir ki bizimki gibi ülkelerde, ağaların, patronların, devlet bürokrasisinin hazırlayıp sunduğu ve uyguladığı tüm anayasalar göstermeliktir. Bu kesimlerin çıkarları açısından ise hiçbir hükmü ve bağlayıcılığı yoktur! Ağaların ve patronların anayasası, bu kesimlerin çıkarlarına hizmet ettiği ölçüde “demokratiktir”.

Aksi durumda, yani ezilenler söz konusu olduğunda ise, bugünkü anayasada bulunan “fikir ve düşünce özgürlüğü”, “tarım ve hayvancılığın korunması”, “işsizleri koruma ve çalışma hakkını gözetme”, “çevreyi koruma”, “gençleri alkol ve kötü alışkanlıklardan koruma”, “sanatı, sanatçıyı koruma” gibi sayısız maddesinin hâlihazırdaki uygulamalarında da görüldüğü gibi, baştan aşağı hükümsüzdür! Gerçek yaşamda bir karşılığı yoktur.

Bugün düzen partilerinin ülkemizin dört bir yanında yankılanan “evet” ve “hayır”ları, “parlak yalanları” bu tarihi gerçeklerle değerlendirilmediği müddetçe, ezilenler, sömürücülere aldanmaktan kurtulamayacaktır.

Bu tarihi gerçeklere rağmen, AKP hükümeti cephesinde, “demokratikleşme”, “özgürlükler”, “adalet” ve “açılımlar” söylemleriyle sürdürülen ve açıkça Büyük Ortadoğu Projesi’nin ülkemiz için öngördüğü askeri, iktisadi ve sosyal yeniden yapılandırmasının önemli dönemeçlerinden biri olarak görülen anayasa referandumu; beri yanda, CHP, MHP ve diğer düzen partilerince, “AKP karşıtlığı” temelinde ele alınarak, yaklaşan genel seçimler öncesinde, halkın çoğunluğundan yükselen ve esasta da yaşanmakta olan ekonomik krizden istim alan hoşnutsuzluğu, hükümete karşı güçlü bir hamleye çevirme fırsatı olarak gündeme girmiş görünmektedir.

Bugün, mevcut sömürü ve zorbalık düzeni içerisinde kendisini var eden düzen partilerinin yansıra, toplumun hemen her kesiminden ve sağdan sola uzanan oldukça geniş bir siyasal yelpazede, farklı çevrelerin anayasa referandumuna ilişkin çeşitli açıklamaları, faaliyetleri kamuoyunun gündemine girmektedir.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), ülkemizin tarihi gerçeklerinden kalkınarak düzen partilerinin referandum dalaşını boykot edeceğini aylar öncesinden ilan etmişti. Şimdi, bu belgeyle birlikte, referanduma konu edilen anayasa tartışmaları hakkındaki düşüncelerini daha somut olarak tartışmaya açmaktadır.

Ülkemizdeki demokrasi sorununun ve demokrasi mücadelesinin, doğrudan doğruya bir demokratik halk devrimi sorunu ve mücadelesi olduğunun bilimsel gerçeğine yaslanan demokratik haklar mücadelemiz, Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı belgesiyle birlikte, referandumla gündeme sokulan gerici kamplaşma ve tartışmalara, işçinin, köylünün ve emekçinin cevabını vermektedir.

Referandumun Tartışmalarının İki Yüzü

Kesin bir hükümle ifade edilmelidir ki AKP hükümeti, 2000’li yıllarla birlikte, dünya halklarının baş düşmanı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) emperyalizminin, uygulamasında yeni nitel bir aşamaya geldiği Büyük Ortadoğu Projesi’nin ülkemiz cephesindeki son derece önemli bir operasyonel kuvveti olarak 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren inşa edildi ve ustalıkla tezgâhlanan 2001 krizi akabinde hükümet koltuklarına oturtuldu.

ABD emperyalizmi ve Avrupa Birliği’nin (AB) başını çeken emperyalist merkezler, AKP hükümetiyle birlikte, 12 Mart 1971 ile 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbeleri marifetiyle önemli mesafeler kat ettikleri ekonomik ve sosyal imtiyazlar alanını şimdi daha kesin adımlarla tamamlamaktadırlar.

Ek olarak, AKP hükümeti, bu emperyalist kuvvetlerin bölge politikalarında, gelişen ve değişen dünya dengeleri içerisinde Ortadoğu’ya yerleşme, yerli sanayi ve tarımı çökertme temelli saldırılarında önemli bir örnek model haline getirildi.

Askeri açıdan ise, bölgesel askeri güçleri, gelişmesi kuvvetle muhtemel devrimci halk hareketleri üzerine sürme veyahut da halkları boğazlaştırma konseptlerinin operasyon kuvvetlerine dönüştürme, güçlendirme sürecinde de ülkemizde, AKP hükümeti döneminde emperyalist kuvvetler, son derece önemli mesafeler kat ettiler.

Bu minvalde AKP hükümeti, kendi hükümet dönemine değin yapılan özelleştirmelerin toplamından daha fazla olan ve iletişim, ulaşım, madenler vb. stratejik öneme haiz kurumlarımızı içeren özelleştirmelere, daha doğrusu ülkemizin doğal kaynaklarını ve emek gücümüzü “peşkeş çekme”, “babalar gibi satma” görevlerine başarıyla imza attı.

Öyle ki tarım ve hayvancılık sektörlerinde yaşanan yıkım, tarımsal üretimin hâkim durumda olduğu ülkemizi, tarihinde yeni bir ilk olan “ithal et”le tanıştıracak düzeye ulaştı. Hububat stokları tartışılır hale geldi.

Üretici köylülüğün, üretim yaptığı sanayi kollarında yaşanan özelleştirmelerle ve geri kalan üreticilerin, üretim sektörlerindeki yabancı tekellerin ülkeye sınırsızca girişleriyle birlikte, üretici köylülüğün tasfiye süreci ciddi ölçüde hızlandırıldı.

Tütün, şeker, fındık ve çay üreticisi köylülüğümüzün bugün içerisine yuvarlandığı çaresizlik, zarar ve yıkım; TEKEL tütün fabrikalarının satışları gibi yaşanan özelleştirmeler gibi, diğer tarımsal sektörlerdeki emperyalist tekellere tanınan imtiyazların bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Eğitim, sağlık, sosyal güvence gibi temel haklar alanında da yaşanan özelleştirme, talan ve hak gaspları, bugün biz işçilerin, köylülerin ve emekçilerin yaşamını zindan eden ekonomik yıkım ve sefalet tablosunu derinleştiren, bir avuç zengini daha da varsıl hale getiren ve işsizler, yoksullar ordusunu katlayan bir tablo ortaya çıkarmıştır.

Parası olmayanın tedavi göremediği, okuyamadığı, sosyal güvencelerinden faydalanamadığı; iş bulabilen şanslı kesimlerin ise düşük ücrete, iş güvencesiz, sigortasız, sendikasız, adeta kölelik koşullarında bir yaşama mahkûm hale getirildiği; işçilerin, köylülerin, gençliğin, kadınların ve ezilen diğer kesimler ile Kürt Ulusu’nun haklı, meşru mücadelesinin bugün daha azgın bir zorbalıkla bastırılmaya, sindirilmeye, tasfiye edilmeye çalışıldığı ülkemizde; AKP hükümeti tüm bu süreci “demokratikleşme” ve “açılım” vaatleriyle hayata geçirmiştir/geçirmektedir.

“Kürt Açılımı”, “Roman Açılımı”, “Alevi Açılımı”, “Demokratikleşme Süreci”, “Özelleştirme Atılımı”, “Liberal Muhafazakârlık” vb. politikaların hemen tamamı, gelinen aşamada, ortaya çıkardıkları korkunç tabloyla gerçek yüzünü göstermektedir:

Ülkemiz hapishanelerinin, tarihinin en fazla doluluk oranına tanıklık ettiği ve daha fazla hapishanenin inşa edildiği günümüzde; sokaklarda devrimcilerin katledildiği, işçi ve emekçilerin dayaklardan geçirildiği, gaz bombaları ve panzerlerle müdahale edildiği, yeni “terörle mücadele yasası” ve kolluk güçlerinin “silah kullanma” yasalarında yapılan değişikliklerle ekonomik, sosyal, siyasal ve demokratik haklar mücadelesinin mevcuttaki  “anayasal hükümleri ihlal etme pahasına” (!) açık şiddetle bastırılmaya çalışıldığı, sendikaların, odaların, federasyonların ve derneklerin tasfiye edilerek sisteme yedeklenmeye gayret edildiği; ezilen, horlanan, yoksullaşan toplumumuzun, ahlaki ve moral değerlerinden uzaklaştığı ve yozlaşmanın, çeteleşmenin arttığı; bunların sonucunda da etnik boğazlaşmalara daha yakın hale getirildiği bir tablo her gün karşımıza yeni trajik örnekleriyle çıkmaktadır.

Zonguldak madenlerinde neredeyse her hafta yaşanan işçi katliamları; dershane ücretini ödeyemediği veyahut sınavı kazanamadığı için intihar eden çocuklar ve gençler; okul masrafları, harç borçları için iş güvencesiz çalışan ve hayatlarını kaybeden üniversite öğrencileri; son dönemde giderek artan bir şekilde gündemimize giren ve devlet bürokrasisi ile yerel feodal unsurların karıştığı tecavüz vakaları; TEKEL işçileri şahsında emek örgütlerinde yaşanan atıllık, teslim oluş ve “ihanet”; UPS işçileri şahsında işçi ve emekçilere yönelik yaşanan saldırılar; kot kumlama işçilerinin göz göre göre yaşadıkları ölümler ile bu gibi sektörlerde yaşanan ve hiçbir devlet güvencesi altında olmayan meslek hastalıkları, kötü çalışma koşulları sonucu ortaya çıkan trajediler… İşte bugünlerde yaşadığımız onlarca olaydan yalnızca birkaç tanesidir.

İşte AKP hükümeti, “demokratikleşme” ve “açılım” aldatmacası adı altında bu büyük yıkım tablosunu ülkemiz emekçilerine dayatmış, büyük çaplı özelleştirme adımlarıyla hayata geçirmiş, emeği ve emeğin demokratik haklarını emperyalizme peşkeş çekmiştir.

Öte yandan, bu yıkıma direnen, işine, ülkesine, emeğine ve geleceğine sahip çıkan demokratik kitle örgütlerini “terör örgütü” ve örgütlü işçiyi, köylüyü, öğrenciyi, kadını, ezileni de “terörist” ilan etmiştir.

Ardından da sendika hakkını arayan işçiye, emperyalist tekellere direnen köylüye, akademik-demokratik hakkı için mücadele eden öğrenciye, konut hakkı için direnen depremzedeye, özgürlük mücadelesindeki kadına, kültürel ve ulusal demokratik hakları için mücadele eden Kürt ulusu, Aleviler gibi azınlık ulus, milliyet ve inanç kesimlerine karşı gözü dönmüş bir zorbalıkla saldırmıştır.

İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu kapsamlı ekonomik, sosyal ve siyasi yeniden yapılandırma sürecinde, AKP hükümetinin yeni bir hamlesi olan “Anayasa Referandumu”; ABD ve AB emperyalistlerinin inisiyatifinde yaşanan bu yeniden inşa süreci içerisinde, diğer hâkim sınıf kliklerinin elinde kalan son mevzileri de düşürme yolunda önemli bir adım olarak ülke gündemine sokulmuştur.

AKP’nin gerçek amacı ve hedefi ortadadır: ABD ve AB’ye uşaklık, işçilere, köylülere, emekçilere ve ezilen ulus, milliyet ve azınlıklara daha fazla sömürü ve zulüm!

Bir de değinmeden geçilemeyecek olan ve AKP’nin bu süreçte ziyadesiyle faydalandığı sağ ve sol liberal şürekâdan bahsetmek gerekecektir elbet:

Emperyalizmden, onun uşaklarından, patronlar, ağalar düzeninden medet uman ve biz emekçilerin beynini zehirlemek için maaşa bağlanan bu liberal sülale, “Yetmez ama evet”çi sahtekârlar; AKP’yi süsleyen, yücelten ve bilhassa da sol çığırtkanlıklarla AKP’yi “12 Eylül 1980’le hesaplaşmanın mimarı” (!) addeden tüm kesimler; işte bu yıkım tablosunu meşrulaştıran, onun faillerini aklayan ve biz emekçilere, ezilenlere kabul ettirmeye gayret eden, eksenini yitirmiş, safını değiştirmiş ideolojik hasımlarımızdır.

Döneklerin, liboşların, ABD ve AB fonlarından geçinen bu şürekânın tüm gayreti, referandumda, emekçiyi, geçmişte ve bugünde yaşadığı haksızlıkları kullanarak kandırmak ve sömürüye, zulme “evet” dedirtmektir!

Bu kesimlerin ikiyüzlü oyunları, tüm demokrasi hayranlıkları, sevdaları (!) sahtedir. Onlar, AKP ne kadar demokratsa ancak o kadar demokrattır. Tıpkı AKP’nin ancak kendi efendileri olan ABD’nin, İsrail’in ve AB ülkelerinin demokratlığı kadar bir demokrasi anlayışına sahip olduğu gibi.

Referandumun öteki yüzüne dönersek;

Referandumda “Hayır” diyeceğini deklare eden CHP ve MHP ile irili ufaklı diğer düzen partilerinin itirazlarının da, biz işçiler, köylüler, emekçiler ve ezilenler adına bir “hayır” içermediği aşikârdır.

Ağaların ve patronların mevcut anayasaları veyahut “eklemeli anayasaları”, ezilenlere baskı ve sömürüden başka bir şey veremez. Öyleyse referandum dalaşının düzen partileri arasında, sömürü düzeninden daha fazla pay kapma kavgası olduğu tespit edilmelidir.

Bunu, AKP’nin bugün icra ettiği ekonomi ve sosyal politikalarına yön veren temel düsturlarını, “hayırcı” düzen partileri için de sorarak hemen anlayabiliriz:

Bu partilerden hangileri özelleştirme karşıtıdır?

Hangileri anti-emperyalist ekonomi ve sosyal politikalar üretebilmiştir?

Hangileri ABD ve AB’nin vesayeti dışında hükümet koltuklarında boy gösterebilmektedir?

Hangileri bu emperyalist haydutların izni ve yönlendirmesi dışında ulusal ve uluslar arası düzeyde bağımsızlıkçı bir duruş sergileyebilmiştir?

Bugüne değin hükümet koltukları lütfedilmiş olanlarından hangileri, işçinin, köylünün, emekçinin, ezilenin lehine en ufak bir adım atmıştır?

Hangisinin hükümet döneminde işçi katliamları, baskılar, zorbalıklar, ölümler, ekonomik krizler eksik olmuştur?

Sorular uzatılabilir, ancak eldeki tek sonuç, bu temel sorulardan da anlaşılacağı üzere hiçbirisidir!

Ne hükümet cephesi ve peşinde sürüklediği “neo-liberal sağ ve sol” şürekâ ne de sözde muhalefet cephesi ve “AKP karşıtlığı” temelinde siyaset arenasında yer alan kesimler; “Evet” yahut “Hayır”larıyla, ülkemizin içerisinde bulunduğu sömürü ve zulüm gerçekliğinde, halk yararına bir değişime hizmet etmiş olmayacaklardır.

İşçinin, Köylünün, Emekçinin, Ezilenin Alternatifi, “AKP Karşıtlığı” Değil, Kendi Demokratik Düzeninin Propagandasıdır!

Bugün kimi ilerici, demokratik siyasi çevreler ile meslek örgütleri, sendikalar, odalar, federasyonlar ve dernekler de “AKP’ye Hayır” çalışması yürütmektedirler.

DHF, bu yaklaşımları son derece hatalı bulmaktadır.

Bu kesimler AKP hükümeti döneminde yapılan hak gasplarını, sömürüyü ve zulmü değerlendirirken ne yazık ki bu düzenin gerçek niteliğini görememekte ve yine bu düzeninin anayasasından büyük beklentilere girmektedirler.

Bu minvalde ürettikleri politikalarla, “AKP elini güçlendirmeye çalışıyor, hayır diyerek AKP’ye engel olacağız” türünden yaklaşımlarla, ezilenleri sisteme yedeklemektedirler. 

Bu kesimlerin siyasal ufku, sömürü düzeninin belirlediği “alternatif muhalefet” sınırları dâhilindedir.

Onlar, işçilerin, köylülerin, gençlerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin özcesi ezilen milyonların yaşadığı baskı ve zulümlerin önünü, mevcut anayasada kimi değişiklikler yaparak almaya çalışmaktadırlar.

Bu kesimler, mevcut “hayırcı” politikalarıyla, gerçekte neye “evet” dediklerinin gayet iyi farkındadır!

Bu kesimler, mevcut sömürü ve zorbalık düzeni içerisinde yaşamaya, sömürü düzenini kabul etmeye, ezilenlerin iktidarından vazgeçmeye, ezilenlerin bilincini bulandırmaya, düzen partileriyle aynı çizgide buluşmaya “evet” demektedirler!

Bu nedenlerden kaynaklı yapılan hata, küçük ve önemsiz değildir.

İşçiler, köylüler, emekçiler ve ezilenler, “sol maskeli düzen savunucularına” karşı da dikkatli ve uyanık olmalıdır.

Çünkü ezilen milyonların canı, kanı üzerine kurulan sömürü ve zulüm düzeninin yasalarının, anayasalarının, adalet anlayışlarının, partilerinin… Mevcut düzenin ve bu düzenden faydası olan kesimlerin çıkarlarını korumak için var olduğu, tarihsel tecrübelerle ve bugünün somut gerçekliğiyle sabittir.

Dolayısıyla bu düzenden ezilenler yararına bir fayda, iyileştirme beklemek, ülkemizin tarihi ve güncel gerçeklerinden, sosyo-ekonomik yapısından ve siyasal rejiminin gerçek niteliğinden bir şey anlamamak demektir.

Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı’nın Niteliği

Anayasalar, siyasi iktidarın meşruiyetinin temel dayanaklarıdır ve ancak yine iktidar mücadelesi içerisindeki sınıfsal kuvvetlerin kendi alternatifleriyle biçimlenmektedirler. Ağaların, patronların, devlet bürokratlarının gerici anayasalarına karşı; örgütlü işçilerin, köylülerin, emekçilerin sınıf kuvvetlerinin, öncülerinin programları…

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de mevcut anayasanın alternatifini ortaya koyacak bir halk iktidarının muhatapları, ancak bu kuvvetler olacaktır.

Ancak emperyalizme bağımlı yarı-sömürge ve yarı-feodal bir sosyal yapıya sahip ülkemizde, demokratik haklar mücadelesi de doğrudan bir iktidar mücadelesinin parçasıdır. Bu bahisle, DHF’nin yürütmekte olduğu demokrasi mücadelesinin de “anayasa üzerindeki bir tartışmada” savunacağı tek seçenek, sınıf bilinçli işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve öncülerinin inşa edeceği demokratik bir halk anayasasıdır.

Ülkemizdeki en meşru, en temel insan hak ve hürriyetleri mücadelesi de ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal demokratik haklar mücadelesi de bir demokratik devrim mücadelesiyle, sorunuyla doğrudan alakalı olduğundan; bu bilimsel doğruya yaslanan ve bilimsel doğruların rehberliğinde mücadelesini sürdürmekte olan DHF, elinizdeki önermeyi, boykot ettiği anayasa tartışmaları için kamuoyuna sunmakta ve bugünün gerçeğine, sorunlarına dair çözüm reçetesini tartışmaya açmaktadır.

Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı, işçilerin, köylülerin, emekçilerin, genliğin, kadınların ve ezilenlerin, yeni demokrasi ve devrim mücadelesinin, kolektif, mütevazı bir ürünüdür.

DHF, bu belgenin birçok eksiğinin bulunduğunun kati bilinci içerisindedir fakat yine bu eksiklerin, toplumların, insanlığın gelişimi, ilerleyişi içerisinde gelişip güçlenecek yeni demokrasi mücadelesiyle birlikte giderileceğine inanmaktadır.

Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı, mevcut düzen içerisinde çözümsüzlük içerisinde olan temel konuların uzunca açımlandığı bir belge değildir.

Bu belgede, en özlü ifadeyle, emekçilerin iktidarında, bütün toplumsal kesimlerin hak ve özgürlüklerinin nasıl yaşam bulacağı tarif edilmektedir.

Bu bakımdan, genel meclisin, cumhurbaşkanı ve bakanların, halk meclislerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarının, halk ordusunun görevleri, işleyişleri konusunda detaya girilmemiş, nitelikleri hakkında genel bilgiler verilmiştir.

Demokratik haklar ve emekçilerin iktidar mücadelelerinin bugünkü aşamasında, bu belgede ortaya konan genel niteliklerin ötesinde, ilgili kamu kurumlarının, devlet organlarının işleyişleri hakkında detay çalışmalara kalkışmak gerçekçi olmayacaktır.
Dolayısıyla DHF, bahsi geçen organların görevlerinin ve işleyişlerinin, demokrasi ve devrim mücadelesinin gelişimi ve yarının insanlığının toplumsal gerçekleri içerisinde, halk kitleleri tarafından belirlenmesi gerektiğine inanmaktadır.

Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı, tüm insanlığın ilerici, devrimci ideolojisinden beslenen, tarihsel geçmişini ülkemiz ezilenlerinin, sömürülenlerinin bağımsızlık ve sosyal kurtuluş mücadelelerinde yaslayan temel bir nitelik taşır.

Bu teorik ve pratik miras, Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı’nın en değerli özü ve aynı zamanda gelece ışık tutan fevkalade kıymetli temel niteliğidir.

İşçilerin, Köylülerin, Emekçilerin, Ezilenlerin Devrimci Alternatifini Bağımsızlık ve Yeni Demokrasi Mücadelesinde Yaratalım! Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı’nı Tüm Ezilenlere Taşıyalım!

Ezilen milyonlar açısından en geçerli ve tutarlı değişiklik, mevcut anayasanın ve bu anayasanın gıdasını aldığı sömürü ve zulüm düzeninin ortadan kalkmasıdır.

Mevcut düzen, biz işçiler, köylüler ve diğer ezilen kesimlerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmediği ve gerçekten demokratik bir düzene evriltilmediği müddetçe, ezilenler lehine olumlu gelişmeler olmayacaktır.

DHF, yürütmekte olduğu çalışmalarla, üzerinde yükseldiği onlarca yıllık deneyim ve tecrübe ile örgütlü işçilerinin, köylülerinin, gençlerinin, kadınlarının, Kürtlerinin, Alevilerinin ve diğer azınlık milliyet ve inanç kesimlerinin… Özcesi tüm ezilen kesimlerin, devrimci demokratik mücadelesine yaslanarak halkın devrimci alternatifini, Yeni Demokratik Cumhuriyet Anayasa Taslağı’nı geniş kitlelere taşıyacak ve tartışacaktır.