| Fabrikalarda, Tarlalarda, Emekçi Semtlerde… ABD ve AB’nin Uşaklarının Referandum Oyununa Karşı, Halkın Devrimci Seçeneğini Örgütleyelim! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
DHF, örgütlü bulunduğu tüm illerde, ilçelerde ve köylerde… Ülke genelinde aktif bir boykot kampanyası hayata geçireceğini duyurur! İşçisiyle, köylüsüyle, emekçisiyle, genciyle, kadınıyla, ezilen ulus, milliyet ve inanç kesimleriyle… Emperyalistlerin ve uşaklarının referandum aldatmacasına, halkın demokratik anayasasıyla yanıt vereceğini ilan eder! DHF, ülkemiz ve emeğimiz üzerinde sulta kurmuş bulunan emperyalist tahakküme karşı bağımsızlık; emperyalizmin ve uşağı, ülkemiz patronlarının, ağalarının, feodal gericiliğinin sömürü düzenine karşı herkesin emeğinin hakkını alabildiği insanca bir yaşam ve bu sömürü saltanatının halka yönelik azgın zorbalıklarına karşı da demokratik bir düzen için sahnelenmekte olan referandum oyununa karşı halkın devrimci seçeneğini örgütlemeye çağırır! Sahte Demokratları ve Yalancı Tanıklarını Teşhir Edelim! ABD’nin başını çektiği ve AB’nin destekçisi olduğu emperyalist kampın adına Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) dediği işgal, ilhak, sömürü ve zulüm fırtınası, Ortadoğu halkları üzerinde kuvvetle esmeye, mazlum halkları kavurmaya devam ediyor. AKP, 2000’li yıllarda, işte bu büyük ve kapsamlı projenin ülkemizdeki ayağında, son derece etkili bir operasyonel kuvvet olarak hükümet koltuklarına getirildi. Kamunun tasfiyesi ve serbest piyasanın ülkemize dizginsiz yayılışı ile yer altı ve yer üstü kaynaklarımız ile emek gücümüz üzerinde, bu projenin ortaya çıkardığı korkunç yağma ve talan, AKP’nin en önemli görevlerinden yalnızca birisiydi. Geçtiğimiz on yıllık süre içerisinde, hayvancılığımızın bitirildiğine, dışarıdan et ithal eder hale geldiğimize; üretici köylülüğün tasfiye edildiğine, şehirlerin kenar mahallelerinde yoksul semtlerin genişlediğine; fabrikalarımızın, atölyelerimizin, büyük kamu işletmelerimizin, limanlarımızın, haberleşme ve ulaşım ağımızın, enerji sektörümüzün… Birer birer yabancılara satıldığına, kapatıldığına, işsizler ve açlar ordusunun büyüdüğüne; sosyal güvencelerimizin kaldırıldığına, eğitim ve sağlık gibi en temel haklarımızın paralı hale getirildiğine, tasfiye edildiğine; birbiri ardına patlak veren mali krizlere ve bunun faturasının işçiye, köylüye, emekçilere kesildiğine tanıklık ettik. Yanı sıra ülkemizdeki azınlık ulus, milliyet ve inanç kesimlerine karşı da yüzlerce yıllık inkâr, imha ve asimilasyon politikalarının “tasfiye” konseptleriyle daha sinsi politikalar ve zamanı geldiğinde de aynı zorbalıkla hayata geçirildiğini gördük/görüyoruz. Bölge halkları olarak; uluslar, halklar arası kanlı boğazlaşmalara, emperyalistlerin ve uşaklarının marifetleri ile ulusal sorunları emperyalist çözümlerde arayanların yanlış politikalarıyla her geçen günde daha da yakınlaşıyoruz. İşte AKP, tüm bu uşaklık görevlerini icra ederken, ağzından şu kelimeleri hiç düşürmedi/düşürmüyor! “Demokrasi”, “özgürlük”, “adalet” ve “açılım”… Biz işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilenlerin can bedeli, fedakâr mücadeleleriyle kazandığımız ve müdafaa etmeye çalıştığımız haklar mücadelesinin; ötesinde işçinin, emekçinin, ezilenin tarihsel iktidar mücadelesinin ortaya çıkardığı ve insanlığa armağan ettiği bu kavramlar; yaşadığımız çağda, artık emperyalistlerin ve uşaklarının sömürü ve zulüm saldırılarının en önemli araçlarına dönüştürülmüş durumdadır. Bu yüzden, ABD, Irak’ta milyonları katlederken ne kadar demokrat ise; İsrail, Filistinlileri katlederken ne kadar demokrat ise; AKP ve muhalifleri de ülkemizin emperyalizme peşkeş çekilmesi sürecinde ancak efendileri kadar demokrattır! AKP hükümeti ile bu sürecin yalancı tanıkları olan sağ ve sol liberal sülalenin, “yetmez ama evet”çi sahtekârların; AKP’yi süsleyen, yücelten ve sol çığırtkanlıklarla, 12 Eylül 1980’le “hesaplaşma”nın (!) mimarı addeden tüm kesimler; işte bu yıkım tablosunu meşrulaştıran, onun faillerini aklayan ve biz emekçilere, ezilenlere kabul ettirmeye gayret eden, eksenini yitirmiş, safını değiştirmiş ideolojik hasımlarımızdır. AKP’nin sahte demokrasicilik maskesini düşürelim! Yalancı tanıklarını teşhir edelim! AKP, ABD’nin ve AB’li emperyalistlerin kuklasıdır. Anayasada öngörülen değişiklikler ise ülkemizin emperyalizme daha fazla peşkeş çekilmesinin ve onun bölgesel sömürü ve zulüm politikalarına daha fazla entegre olabilmesi içindir! AKP Muhaliflerinin, Düzen Savunuculuğunu Teşhir Edelim! CHP ve MHP’nin başını çektiği, meclis vitrinindeki AKP muhalefetinin özü; bugün var olan emperyalizme teslimiyet, feodal gericilikle ittifak ile sömürü ve zulüm düzeninin korunması, kollanması görevidir. Bugün var olan anayasa da bir başka emperyalist operasyonun ürünüdür. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi, özü 24 Ocak Kararları’nı uygulatmak olan emperyalist bir projenin kanlı pratiğinin adıdır! Bugünün özelleştirmelerinin, hak gasplarının, baskı ve devlet terörünün, emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenmesinin, zeminin olgunlaştırılmasının 30 yıl önceki kanlı adımıdır! Dolayısıyla, bugünün sömürü ve zorbalık düzeninin temel kanun belgesinin değişmemesi için “hayır” demek de biz işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilenlerin, demokrasi için yapacağı bir tercih değildir! Mevcut anayasanın değişmemesi için “hayır” diyen düzen partilerini ve sahte demokrasi savunuculuklarını teşhir edelim! İşçinin, Köylünün, Emekçinin, Ezilenin Alternatifi, “AKP Karşıtlığı” Değil; Kendi Demokratik Düzeninin Propagandasıdır! Bugün kimi ilerici ve demokrat, politik kitle örgütleri ile meslek örgütleri, sendikalar, odalar, dernekler “AKP’ye Hayır” çalışması yürütmektedirler. Elbette ki hükümetteki AKP’nin alternatifi, yine bu düzenin temsilcisi sözde muhalefet partileri değildir. Ancak işçinin, köylünün, emekçinin, ezilenin, anayasa konusunda, tek bir seçeneği vardır: emekçi iktidarında cisimleşecek olan demokratik bir halk anayasası. Bir devletin, toplumun, siyasal düzenin temel belgesi ise söz konusu olan; o halde ülkemizde ve dünyada yaşanmış ve yaşanmakta olan sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelelerinden insanlığın öğrendiği temel tecrübeler, bugünün demokratik haklar ve iktidar mücadelesinin de evrensel doğrularıdır. Bugün demokratik haklar mücadelemiz içerisinde: işsiz kalmamak için mücadele ediyoruz; sendikal haklarımız için mücadele ediyoruz; iş hakkımız ve güvencemiz için mücadele ediyoruz; sosyal haklarımız için mücadele ediyoruz; eşit işe eşit ücret ve 8 saatlik iş süresi için mücadele ediyoruz; akademik, demokratik haklarımız mücadele ediyoruz; ulusal ve kültürel haklarımız için mücadele ediyoruz; yerel yönetimlerde demokratik halk meclisleri için mücadele ediyoruz… Bunlar gibi en temel demokratik haklarımız için mücadelelerimizde baskıyla, zorbalıkla her karşılaştığımızda karşımıza mevcut anayasal hükümler geliyor ise ve üstelik çoğu zaman bu mevcut anayasal hükümler açıkça bizzat onun savunucusu kolluk güçleri ve yargı kurumlarınca çiğnenerek önümüze geliyor ise o vakit biz emekçilerin anayasa konusundaki her tartışmada tek bir tercihimiz ve sözümüz olacaktır: emekçi iktidarında cisimleşmiş ve demokratik haklarımızı devlet güvencesi altına almış demokratik halk anayasası! Boykot için Boykot Değil; İşçinin, Köylünün, Emekçinin, Ezilenin Daha Güçlü, Nitelikli, Yaygın, Kitlesel ve Örgütlü Bir Mücadelesi için Boykot! Anayasa referandumunu, hâkim sınıflar arası gerici bir çekişme olarak nitelemek doğru bir tespit iken, bu gündeme karşı da alışılagelmiş, özensiz bir boykot çağrısı yapmak, bu gerici çekişme içerisindeki “evetçi” kesime objektif olarak kan taşımak anlamına gelecektir. Bu gerçek, doğru tespit edilmelidir! Böylesi bir yanlışa düşmemek, boykot politikasının doğru, devrimci temellere oturması ve rotasını yitirmemesine bağlıdır. Boykot, anayasa referandumunda, halkın tercihini, örgütlü halk güçlerinin daha geniş kitlelere, somuttaki demokratik halk anayasasıyla gitmesi ve doğruları propaganda etmesi içindir! Yeni Demokrasi perspektifiyle demokratik haklar mücadelesi yürüten biz işçiler, köylüler, emekçiler ve ezilenler; emperyalizm ve uşaklarının bu kanlı saltanatına karşı insanca bir yaşam ve demokratik bir düzenin mümkün olduğunun sarih bilinciyle, bilimsel olan doğruyu savunuyoruz! Anayasa referandumunda, emekçinin, ezilenin sözü: kendi anayasasıdır! Fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda, yoksul emekçi semtlerde… DHF, tüm örgütlü gücü ve taraftar kitlesi oranında, mütevazı ve fakat inatçı, azimli, fedakâr bir çabayla halkın devrimci seçeneğini örgütleyecektir! Hiçbir Baskı ve Engelleme, Halkın Doğrularının, Değerlerinin Geniş Kitlelere Ulaşmasını Engelleyemeyecektir! Anayasa referandumuna bir aydan fazla bir süre olmasına karşın daha şimdiden siyasi iktidar, kolluk güçlerini, hükümet lehine işletmeye ve muhalif, demokrat kesimler üzerinde sopasını sallamaya başladı. TKP ve İP gibi reformist partilere İstanbul ve Ankara’da verilen stant yasakları, başbakanın konuşması esnasında Halkevleri faaliyetçilerinin yürütmek istediği teşhir ve propaganda faaliyetine yönelik saldırı vb. ile İç İşleri Bakanlığı’ndan tüm il emniyet müdürlüklerine fakslanan referandum genelgesinin içeriği düşünüldüğünde siyasi iktidarın, ilerleyen haftalarda ilerici, demokrat ve devrimci çevrelerin çalışmalarına yönelik kapsamlı saldırılarda bulunmasını ön görmek gerekecektir. DHF, dün olduğu gibi bugün de her türlü saldırı ve baskı altında, dikkatli ve özenli bir şekilde demokratik haklar mücadelesini ülke genelinde yaygın, coşkulu ve özverili çabalarla kitlelere taşıyacaktır! |



Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), kendisini var eden örgütlü işçilerin, köylülerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların ve diğer ezilen halk kesimlerinin kolektif aklına ve eylem birliğine, iradesine yaslanarak; 15 Ağustos 2010 ile 12 Eylül 2010 tarihleri arasında, önümüzdeki ay içerinde yapılacak olan anayasa referandumuna karşı bir boykot kampanyası başlatma kararı almıştır.