| "Gazi Katliamı"nın 14. Yılında, İktidarın Alevi Kitleler Üzerindeki Geleneksel Karanlık ve Gerici Emelleri, "Yeni Açılımlarla" Sürüyor! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
“Ergenekon” üzerinden ülkedeki kirli-kontra unsurları ve çeteleri temizlediklerini, bu işi sonuna kadar götüreceklerini iddia edenler; Gazi katliamı ve onun bir parçası olarak Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde gerçekleştirilen katliamın üzerinden geçen 14 yıla karşın ne bu katliamların tetikçilerini cezalandırdılar ne de onları yönetip yönlendirenleri… Hatırlanacağı gibi 12 Mart 1995’i 13 Mart 1995’e bağlayan gece, İstanbul’un yoksul halkına ev sahipliği yapan, Alevilerin yoğunlukta bulunduğu ve devrimci öznelerin hatırı sayılır bir etkiye sahip olduğu Gazi Mahallesi’nde bir taksiciyi öldürüp taksinin bagajına koyan bir grup kontra, taksiyle mahalledeki üç kahvehaneyi ve bir işyerini uzun namlulu otomatik silahlarla taramış, saldırıda Halil Kaya hayatını kaybederken 5’i ağır 25 kişi de yaralanmıştı. Bir saat dolayında süren saldırı boyunca, olay yerine 5 dakikalık uzaklıkta olan karakoldan hiçbir polis ortalıkta görünmemiş, mahallede silah seslerinin birbiri ardı sıra yankılanmasına karşın karakol, sessizliğini korumuştu. Ta ki saldırıyı duyan binlerce Gazi’li bir araya gelip karakola yürüyene değin karakolun sessizliği sürmüştü. Gazi halkının karakola yürümesiyle birlikte karakoldaki polisler “ani”den tetik durarak harekete geçmişlerdi. Katilleri durdurmaya dönük en küçük bir adım dahi atmayan polisleri protesto eden Gazi halkı, karakoldan açılan polis ateşinin altında kalmış ve Mehmet Gündüz hayatını kaybederken onlarca kişi de yaralanmıştı. Polisin bu saldırısına karşın karakola yürüyüşler durmak bilmemiş, bilakis bu saldırı halkın öfkesini daha da bilemiş, katliamcıların adreslerini daha iyi görmelerine vesile olmuştur. Her sokakta barikatlar kurularak büyük bir direniş sergileyen Gazi halkı ve devrimci evlatlarının büyüyen öfkesi, büyük bir direnişe dönüşmüş ve mahalle günlerce sokağa çıkma yasaklarına rağmen bir çatışma alanı olmuştu. Gazi halkının direnişine Alibeyköy, Güzeltepe, Nurtepe, Kâğıthane ve Okmeydanı’ndan da insanlar akın akın gelerek katılıyor, kitle denizi an be an büyüyor, katliama karşı verilen direniş de böylelikle daha da güçleniyordu… Askerlerin de polise takviye güç olarak devreye girdiği ve halka karşı silah kuşandığı bu çatışmalarda 17 kişinin yaşamını yitirdiği Gazi mahallesindeki halk direnişine ülkenin birçok yerinden destek geliyordu. Ankara’da, Gazi katliamına tepki gösteren ve direnişle dayanışmak için alanlara çıkan kitle de polisin hedefi olup, 36 kişi yaralanırken, direniş bayrağı 15 Mart’ta İstanbul’un bir diğer devrimci geleneğe sahip olan Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde dalgalandırılıyordu. Gazi katliamını kınamak için sokaklara akan binlerce kişi, katilin devlet olduğunu, hesap sorulacağını haykırıyordu. Gazi’de katilleri kollayan, katliama karşı sokaklara akan halka kurşun yağdırarak 15 kişi katleden polisler, 1 Mayıs Mahallesi’nde de aynı kanlı senaryoyu oynadılar. 1 Mayıs halkını tarayan polis, 5 kişiyi katletmiş, 20’den fazla kişiyi de yaralamıştı. Katliam, ilk saldırıların ardından başlayan çatışmalar içerisinde yaratılan ve içinde halkın ve devrimcilerin yer aldığı halk komitesi tarafından öne sürülen; cenazelerin halka verilmesi, sokağa çıkma yasağının kaldırılması, gözaltına alınanların serbest bırakılması ve asker ve polisin bölgeden çekilmesi taleplerinin kabul edilmesinin ardından sona erdirildi. Katliama ilişkin devlet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalar, devletin katliamdaki rolüne ve Gazi - 1 Mayıs mahalleleri halklarının haklı ve meşru direnişine nasıl baktıklarını çıplak bir şekilde ortaya koyuyordu. Dönemin başbakanı Tansu Çiller, “Olay provokasyon olmasa, bu kadar kısa sürede bu kadar insan nasıl toplanabilirdi” diyerek, katliam karşısında Gazi halkının ani ve kitlesel karşı koyuşunu bir provokasyon olarak nitelendiriyor ve katliamın sorumluluğunu da sokağa çıkan halka kesmeye çalışıyordu. Evet, Çiller’e göre her şey ortadaydı: Gazi halkı önce kendisini taramış ve katletmiş, sonra da bunu bahane ederek direniş eylemleri başlatmıştı! Bu açıklamalara hiç de yabancı değiliz. Bülent Ecevit’in günlüklerinden çıkan belgelerde MİT tarafından organize edildiği açıkça ortada olan 1978 yılında Maraş’ta gerçekleştirilen katliama ilişkin dönemin başbakanı Süleyman Demirel, bir gazetecinin, “Sayın Başbakanım, sağ kesimden gelen cinayetlere de, sola karşı olduğunuz kadar karşı mısınız?” sorusuna şu yanıtı vermişti: “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz.” Evet, ne Demirel’e, ne Çiller’e, ne de bir başka devlet yetkilisine milliyetçiler adam öldürüyor dedirtilemedi. Bu katliamların sorumlularından bazıları (Abdul Kadir Aksu, Maraş katliamı sırasında Maraş Emniyet Müdürü idi örneğin) şuan mecliste otururken, diğerleri de ellerini kollarını sallayarak dışarıda dolaşarak yaptıklarından pişman olmadıklarını söyleyerek katliamları ile övünüyorlar. Tıpkı Gazi katliamında yer alan polislerden Adem Albayrak gibi. Albayrak kendisi ile yapılan röportajda, “Gazi’deki olaylar bugün yine olsa, yine aynısını yaparım” derken, katliamda rol alan bir diğer kontra unsur ve MİT’çi Ayhan Çarkın ise TV programlarında Gazi’de dâhil 1000 katliamda yer aldığıyla övünerek İçişleri Bakanlığı’na sesleniyor ve “Ben sizin namusunuzum. Bana sahip çıkın” diyor! 1000 katliama imza atan Çarkın gibi, dönemin başbakanı Tansu Çiller, Oğuz Yorulmaz, Hanefi Avcı, Vali Hayri Koçakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzir, İç İşleri Bakanı Nahit Menteşe de en küçük bir soruşturmayla karşı karşıya kalmadılar, en küçük bir hesap vermediler. Zaten böylesi bir hesap da kendilerinden istenmedi devlet tarafından. Zira tüm bu şahıslar, devletin taşeronu olarak, devletin kendilerine verdikleri rolleri icra etmişlerdi. Katliamı planlayan, örgütleyen, tetikçileri ayarlayan, koruyan, sonrasında halka polis eliyle kurşun yağdıran ve bu polislerini koruyan, ordusuyla halkın önüne dikilen devletin kendisi idi. Doğal olarak yargılayan ve yargılanan devlet olunca, sonuç alınması imkânsız oldu. Daha dün Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de yüzlerce Alevi’yi katlederek kontrol altına almaya, sindirmeye çalışan iktidar, bugün bu saldırısını, birbirinin ardı sıra hazırladığı ve açıkladığı “açılım”larla sürdürmektedir. İktidarın, AKP eliyle hazırladığı ve Diyanet İşleri gibi, Alevileri temsil edecek bir devlet kurumunun oluşturulması, devlet eliyle Cemevleri’nin açılması, Alevi dedelerinin devlet tarafından eğitilmesi gibi hususları kapsayan “Alevi Açılımı”, sözünü ettiğimiz yeni tipteki saldırının en somut ve yoğunlaşmış biçimi olarak karşımızda durmaktadır. Onlarca yıldır Alevi halkının demokratik mücadelesini bitiremeyen, yine onların ezilen inanç kesimlerinden olmaları ve devletin saldırısına en yoğun şekilde uğramaları nedeniyle devrimci güçlere olan yakınlığının önünü alamayan iktidar, Alevi “açılımı” ile Alevilerin devletin güdümüne sokmayı ve böylece Alevilerin demokratik-devrimci dinamiklerini bertaraf etmeyi hedeflemektedir. Ancak halkın belleği tazedir, hiçbir katliam, işkence, zulüm unutulmuş değildir. Gün gelecek, devran dönecektir. Bugünün iktidarı, yarının sanığı olarak tüm kanlı ve kirli icraatlarının hesabını halka verecektir. Er ya da geç, ama mutlaka verecektir! İstanbul 12 Mart Eylem Takvimi 12 Mart 2009, Gazi Mahallesi (İstanbul), Saat: 10.00'da Eski Karakol önünde toplanılacak. 15 Mart 2009, Ümraniye (İstanbul) 1 Mayıs Mahallesi, Saat: 12.30'da PSAKD'de toplanılacak. |





Devletin “Kürt açılımı”, “Alevi açılımı” gibi sahte açılımlarının birbirini izlediği, demokratikleşme yalanını kendisine bayrak edindiği bir süreçte, Gazi katliamının 14. yıldönümüne giriyoruz.