dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
Hâkim Sınıflar Cephesinde “Alevi Açılımında Değişen Bir Şey Yok”: İnkâr ve Asimilasyona, Neo-Liberal Politikalarla Devam!

Demokratik Haklar Federasyonu
3 Nisan 2011

dhflogo2Anadolu toprakları yüzyıllardır Alevilere uygulanan çeşitli baskı ve katliam politikalarına tanık oluyor.

Aradan geçen yüzlerce yıla rağmen ülkemiz hala Osmanlı’dan devralınan “ötekileştirme ve yok sayma” zihniyetiyle yönetiliyor. Özellikle kapitalizmin ve emperyalizmin dünya sahnesine çıktığı günden bu yana, farklı inançlar, uluslar ve milliyetler arasındaki ayrımlar giderek derinleştiriliyor ve çoğunlukla da kanlı çatışmalara, katliamlara, asimilasyon politikalarına sürükleniyor.

Ülkemiz de böylesi sahnelere sıklıkla tanık oldu ve olmaya devam ediyor!

Geride kalan yıllar, toprağa düşen canlar ve solan umutlar gösterdi ki bu çatışmalar, katliamlar olmadan dünya gericiliğinin ve onun yerli uşaklarının yaşama şansı yoktur.

Aleviler Ne İstiyor? DHF, Nasıl Bakıyor?

Emperyalizmin boyunduruğu altında kıvranan ülkemizde; işçilerimiz, köylülerimiz, emekçilerimiz bir yandan emperyalizmin ve uşak hâkim sınıfların azgın sömürüsü altında, ekonomik ve sosyal yıkımlarla boğuşurken; emperyalizme olan bağımlılığın başka bir sonucu olarak, bir yandan da sahip oldukları kültürel aidiyetleri bakımından ezilmektedirler.

Bu bakımdan ülkemiz Alevileri, diğer ezilen ulus, milliyet ve azınlık inanç grupları gibi, geçmişten bugüne, sistemli bir şekilde kültürel hak talepleri yok sayılan, zorla asimile edilmeye çalışılan bir toplumsal kesimdir.

Günümüzde ise Aleviler ve temsil ettikleri muhalif kültürel değerler, neo-liberalizmin etkisiyle sahte “demokrasi” ve “özgürlük” söylemleri altında çok daha tehlikeli bir asimilasyona tabi tutulan ve bu yolla da düzen içileşmeye ve emperyalizmin işbirlikçileri olmaya doğru sürüklenmeye çalışılan son derece önemli bir toplumsal kesimi oluşturmaktadır.

İşçilerimizin, köylülerimizin ve emekçilerimizin insanca bir yaşam ve gerçek demokratik bir düzen için yürüttükleri kavga içerisinde; bir inanç biçimi olarak Aleviliğin gerektirdiği en temel, en meşru kültürel hak talepleri için Alevi kitlelerinin, bugün dünden daha diri ve kararlı bir şekilde yürüttükleri demokratik mücadeleleri; hâkim sınıfların ekonomik ve sosyal yıkımlarımız üzerine inşa ettikleri ekonomik, sosyal, kültürel politikalarına karşı sahip olduğu ilerici muhtevayla birlikte ciddi bir gücü işaret etmektedir.

En basit ve yalın haliyle, bir inanç biçimi olarak Aleviliğin ve bu kapsamda somut hak talepleri bulunan Alevilerin, bu kimliklerinden kaynaklanan ve ancak demokratik bir düzenin güvence altına alabileceği en tabi hak taleplerinin; bugünün mevcut devrimci mücadelesi içerisinde de sağ ve sol her türlü yanlış fikrin karşısında savunulması, sahip çıkılması ve bu kitle hareketinin de en geniş emekçi halk kitlelerinin lehine sonuç verecek bir mücadeleye yönlendirilmesi bugünün önemli görevleri arasındadır.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), emperyalist-kapitalist dünya sistemine ve bu sisteme ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri olarak bağımlı burjuva-feodal siyasi iktidara karşı yürüttüğü mücadele içerisinde, ABD ve AB emperyalistlerinin sözde “demokratik kriterlerine” karşı Alevilerin ve mücadele örgütlerinin bilinçli olması gerektiğini bir kez daha önemle işaret eder!

Bunun için, sürdürdüğü ideolojik mücadeleyi yükseltmeyi asla vazgeçilmeyecek bir sorumluluk ve daha gelişkin bir demokrasi için bir görev olarak kavrar!

Bu bakımdan DHF, Alevilerin en temel hak taleplerini (1- Zorunlu din derslerinin kaldırılması; 2- Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması; 3- Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması; 4- Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesi; 5- Hacı Bektaş-i Veli Dergâhı’nın gerçek sahiplerine devredilmesi; 6- Alevi köylerine Cami yapımından vazgeçilmesi); bir inanç biçimi olarak Aleviliğin en meşru istemleri olarak görmekle birlikte, dünya ve ülkemiz koşulları içerinde, bu taleplerle ilgili olarak mevcut siyasi iktidarın istenilen düzenlemeleri hayata geçirme noktasındaki zorunluluklarının tanımladığı “Avrupa Birliği kriterleri” tartışmalarında, önemli bir anlayış farkıyla konuya yaklaşmaktadır.

Bu bağlamda, emperyalist-kapitalist egemen dünya sisteminin ve bu sisteme ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri alanlarda bağımlı ülkelerin; neo-liberalizm dönemi yahut “küreselleşme” olarak da tanımlanan bu süreçte, “kimlik politikaları” kapsamında uğradıkları yıkımlara dikkat etmek önemlidir.

Ülkemizde, Alevilerin, Kürtlerin ve diğer azınlık ulus, milliyet ve inanç gruplarından kesimlerin, yine kendi kimliklerine dayanan meşru hak talepleri olmakla ve bu hakların devlet güvencesi altında tutulma, yaşatılma zorunluluğu bulunmakla birlikte; emperyalist-kapitalist dünya sisteminin, tüm bu kimlikleri kapsayan ve yönlendiren bir toplumsal alan olarak, üretim süreçlerindeki, IMF ve Dünya Bankası gibi mali kuruluşlarıyla yönlendirdiği yeni iktisat politikalarının, sosyal ve ideolojik dayanakları olan yıkım politikalarını yine bu gibi “kimlik siyasetleriyle” işlevselleştirdiği de bilinmektedir.

Bu temel meseleden hareketle;

Türkü, Kürdü, Alevisi, Sünnisi ve diğer azınlık milliyet ve inanç gruplarından bu ülke halkı olarak; hiçbir uluslararası müktesebat yahut hukuka yaslanmadan, bu gerçekliği halklarımız arası bir sopa olarak kullanmadan, kendi öz gücümüzle, fabrikada, tarlada yan yana çalışan kollarımızla, emeğimizle ve yeni demokrasi mücadelemizle aşma perspektifiyle mücadelede birleşmek durumundayız.

Böyle olmadığı koşullarda, emperyalizmi kurtarıcı olarak görmek; onun yıkımdan başka bir şey getirmeyen iktisat politikalarının yanında, halk içerisindeki sosyal çatışmaları derinleştirecek kimlik politikalarını sahiplenmek kaçınılmaz olacaktır.

Bu bakımdan DHF, Alevilerin en meşru hak taleplerini sahiplenmekte; emperyalizme, bürokrat kapitalizme, feodalizme ve faşizme karşı halkın haklı davasını ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda yükseltme çağrısını bu vesileyle bir kez daha yinelemektedir.

AKP Hükümeti ve “Alevi Açılımı”nın Sonu

Son iki yıldır Alevilerin, kendi tarihlerinde bir ilk olarak, bazı büyük şehirlerimizde gösterdikleri kitlesel tepkiler, mitingler ve eylemler; 2 Temmuzlardan, Gazilerden, Ümraniyelerden sonra; bugün, somut hak talepleri etrafında kenetlenen on binlerin haklı mücadelesinin yeni ve önemli bir boyut kazanmakta olduğuna işaret etmektedir.
Tarihi bir ilke de tanıklık eden bu mitinglerde öne sürülen talepler, bugün için, Alevilerin  mücadelesinin de temel çerçevesini ve içeriğini belirlemektedir.

Bundandır ki vitrindeki AKP hükümeti eliyle, ekonomik, sosyal ve kültürel yıkım politikalarını “özgürlük” ve “demokrasi” gibi emekçi halkın değerlerini ikiyüzlüce kullanarak hayata geçirmeye çalışan emperyalizm ve uşakları; “Alevi Çalıştaylarıyla”, “Demokratik Açılım” safsatalarıyla, Alevilerin haklı taleplerini pervasızca sömürmekte, çarpıtarak içini boşaltmaktadır .

Aleviliği, emperyalist-kapitalist dünya sistemine ülkemizin daha fazla entegrasyonunda, “kimlik politikaları” kapsamında bir kaldıraç misali kullanmak isteyen uşak siyasi iktidar; düzenlediği çalıştaylarla, Alevilerin öz iradesini yok saymakta ve Aleviliği tanımlayan en temel talepleri de görmezden gelerek, post-modern ulemalarıyla, diyanetiyle, ilahiyatçılarıyla Aleviliği yeniden kalıba dökmeye çalışmaktadır.

Bu politikaların, ülkemizin yakın tarihi dahi göz önüne alındığında, bütün “hükümetlerce” hayata geçirildiği de ifade edilmelidir.

CHP, DSP, MHP ve diğerleri... Yüzyıllardır süren bu karanlığın günümüzdeki temsilcilerinden birisi ise AKP’dir!

Fakat AKP, Alevilere yönelen gericiliğin mimarı ve tek sorumlusu değildir! AKP sadece bir sonuçtur! Tıpkı AKP’den önceki gerici hükümetler gibi... Tıpkı yarın karşımıza çıkacak olan “yeni gerici odaklar” gibi... Dolayısıyla demokratik tepkilerimizin hedefine AKP’ yi değil; AKP’ yi ve tüm gerici odakları var eden sömürü düzenini koymak doğru olandır.

“Açılım” sürecinin en popüler ayaklarından olan “çalıştaylar”, işte buna en çarpıcı örneği oluşturmaktadır.

Hatırlanacağı üzere, sol-liberal dönek takımının “demokrat” hatta “devrimci” ilan ettikleri AKP, bundan iki yıl kadar önce birden bire tıpkı “Kürtleri” keşfettiği gibi ülkemiz “Alevilerini” keşfetmiş ve bir “demokratik açılımla” mükâfatlandırmıştı(!)

AKP’nin, emperyalizm uşağı siyasi iktidarın son süreçteki yeni yüzü olduğu; yeni dönemsel, bölgesel projelerin bir ürünü olduğu gerçeği; bugün, işçi, emekçi kitle hareketine yönelen azgın zorbalıklarda, Kürt ulusuna yönelen tasfiye ve imha operasyonlarında ve “demokratik açılım” adı altında düzenlenen çalışmalarda sergilenen açık ideolojik niyetlerle bir bir ortaya saçılmış bulunmaktadır.

Bu kapsamda, Alevi kitleleri manipüle edebilmek gayretiyle, başta Alevilerin meşru demokratik örgütlülükleri olmak üzere, siyasi iktidarın resmi ağızlarının ve bu ağızdan konuşan “akademisyenlerin” yan yana getirilmeye çalışıldığı ve hemen hiçbir somut sonucun ortaya çıkmadığı “Alevi Çalıştayı”nın foyası, geçen gün yayımlanan sonuç bildirgesinde de açıkça ortaya çıkmıştır.

Alevi kitlelerin meşru, demokratik kitle örgütlerinin, daha ilk çalıştayda ortaya koydukları 6 talep ortada duruyorken; bu talepleri için yüz binler alanlarda buluşarak iradelerini bir kez daha dosta düşmana göstermişken; gelinen aşamada, yayımlanan sonuç bildirgesinde hemen hiçbir ilerlemenin kaydedilmediği ortadadır.

Alevilerin somut meşru, demokratik hak talepleri yok sayılmakta; “söz verme, dinleme” aldatmacalarıyla demokratik, meşru kitle örgütleri ve temsilcileri resmen kandırılmakta, dalga geçilmekte; Ökkeş Şendiller gibi katliam sorumluları çalıştay dedikleri düzmece toplantılara çağrılarak açıkça Alevilere hakaret edilmekte ve dahası maskenin ardındaki yüz teşhir olmaktadır!

AKP Hükümetinin Alevi Açılımı: Neo-Liberal Gerici Politikalarla Asimilasyona Devam!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla kamuoyuna yayımlanan deklarasyon; hakim sınıflar cephesinden kamuoyuna yayın yapan burjuva-feodal basın tarafından “uzlaşma sağlandı” şeklinde lanse edilirken, ileri gelen Alevi kitle örgütü temsilcileri ise “açılım aldatmacasını” teşhir eden açıklamalar yaptılar ve deklarasyonun tek yanlı bir bildirim olduğunu ifade ettiler.

Yayımlanan rapor, adeta, AKP Hükümeti eliyle hakim sınıfların hayata geçirdiği liberal dönüşüm konseptinin bir yol haritası olarak ortaya çıktı:

Raporda Aleviliğin, muhatapları dışında, Sünni ulema tarafından tanımlandığı görüldü. Alevilik, bizatihi kendisi laikliğe aykırı bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı, bağımlı, tabi bir alt “hizmet alanı” olarak ifade edilmiştir. Hatta daha da ileri gidilerek, kamusal finansmana diyanete bağlı bu Aleviler de dahil edilerek, kendi piyasacı-gerici sistemi içerisinde tanımlanmak istenmiştir.

Zorunlu din dersleri konusunda, Alevilerin taleplerinin değerlendirilmesi bir yana, AKP Hükümeti, ilave din dersleri ekleyerek, ABD ve AB emperyalistlerine biat eden tarikat örgütlenmelerine kamu kurumlarında mürit yetiştirme yönelimini geliştirerek sürdürmüştür.

Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesine ilişkin Alevilerin ileri sürdüğü talep ise hala “tehlikeli” bulunmaktadır (!) Bunun yerine AKP Hükümeti’nin önerisi,  “yereldeki hassasiyetleri de gözeterek” bir park yapmak olarak şekillendi(!)

Alevilerin, ilerici ve demokrat insanların yaşadığı katliamı bu denli açıktan sahiplenen ve Alevilerin değerlerini ayaklar altına alan AKP Hükümeti, Cemevleri konusundaki talepleri ise “Cemevlerinin bir statüye kavuşturulması konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olmamıştır. Ancak bu mekânların birer ibadethane olarak tanımlanması konusunda Alevi olmayan katılımcılar da kaygılarını ifade etmişlerdir” diyerek, varmak istediği sonucu, toplantı bileşenleri üzerinden ifade etmiştir. Özcesi, bu talep de yok sayılmıştır.

İşte AKP Hükümetinin iki yıla yakın süredir bilcümle gerici kalemşorun desteğiyle allayıp pulladığı Alevi Açılımı!

Sorunları Çözecek Yegâne Güç, Çeşitli İnanç, Ulus ve Milliyetlere Mensup Emekçi Halkımızın Bağımsızlık ve Yeni Demokrasi Mücadelesidir!

Gelinen aşamada, bir bütün olarak ülkemiz işçi ve emekçilerinin önderliğinde; güçlü bir halk hareketiyle emperyalizmi ve uşaklarını defedebileceğimiz, gerçekten demokratik bir düzende insanca bir yaşam kurabileceğimiz, üretebileceğimiz, refah içerisinde, kardeşçe yaşayabileceğimiz bir gelecek kavgasında; şimdi daha somut bir zemin üzerinde durduğumuz görülmektedir.

Dün olduğu gibi bugün de emperyalist odaklar ve uşağı yerli siyasi iktidar; bu kudretli kalkışmanın dinamiklerini henüz oluşum aşamasında iken kırmak için kolluk güçlerinin açık şiddetinin yanı sıra, çok yönlü ideolojik saldırı aygıtlarını da devreye sokmaktadır.

DHF, bütün ilerici-demokratik-devrimci güçleri ve duyarlı kamuoyunu, büyük bir aldatmacadan ibaret olan ve Alevilere dönük yeni kapsamlı saldırılar içeren “Alevi çalıştayının” gerçek yüzünü teşhir etmeye çağırır.