Demokratik Haklar Federasyonu
21 Temmuz 2010
Hakim sınıf kliklerinin, temsilcilerinin son dönemde karşılıklı olarak içine düştükleri durum, oldukça ilginç görüntüler de oluşturmaktadır.
Bu görüntülerden, içerisine yuvarlandıkları çaresizliği görebilmek mümkün. Burjuvazinin siyaset yürütücüleri, pragmatizm yanlısı olmaktan asla ve asla taviz vermezler.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın AKP meclis grup toplantısında, anayasa referandumu kapsamında yaptığı ve 12 Eylül Askeri Faşist Cuntası'nın işlediği cinayetleri konu alan konuşması sırasında “gözyaşlarına hakim olamaması” bunun en son örneğidir.
Başbakan Erdoğan'ın sergilediği komedi, bir çok tiyatro sanatçısını kıskandıracak performansta olduğu kadar, AKP'nin ağlamadan sorumlu Devlet Bakanı Bülent Arınç'ın da unvanını alacak tarzdaydı.
AKP hükümeti, adına "açılım" dediği ve esas olarak devrimci demokrat değerlerin içini boşaltarak, bu dinamikleri sistem içine çekip, zararsız hale getirmek demek olan uygulamalarına bir yenisini daha ekledi.
AKP'nin12 Eylül Askeri Faşist Cuntasının, halka ve onun devrimci öncülerine karşı uyguladığı karşı-devrimci terörün yarattığı acıları kendi politik ihtiyaçları için kullanması, iki yüzlü politikalarının ayyuka çıkmış halidir.
12 Eylül 2010'da yapılacak olan ve özünde darbe anayasasını demokrasi sosuyla makyajlama amacı güden referandumda, emekçi halk kitlelerinin, yapılacak olan değişikliklere “EVET” demesi için, onların her türlü değerini kullananlar bu halkı “aptal” yerine koymaktadırlar.
Ezilen milyonların özgürlük mücadelesinin sembolleri olan devrim şehitlerini kullanacak kadar alçalan bu zavallılar, halk kitlelerinin tarihi eylemi ile elbette ki hak ettikleri yer olan tarihin çöplüğüne yollanacaklardır.
AKP'nin 12 Eylül 1980 darbesiyle ve onun anayasasıyla, dayandığı sınıfsal zemin itibariyle en küçük bir farklılığı yoktur.
Ükemiz hakim sınıflarının var olduğu ilk anlardan bugüne değişen her anayasa, ezen sınıfın çıkarına dayalı, ezilen sınıfı ise yok sayan, ezen, yaşam koşullarını ağırlaştırarak çaresizleştiren, teslim alan bir iktidar anlayışı üzerine kurguludur. Dolayısıyla 1924 Anayasası, 1961 Anayasası ve son anayasa olan 1982 Anayasası, aynı sınıfsal çıkarlara dayanmakta, aynı iktidar anlayışının farklı dönemlerdeki ihtiyaçlarına göre 'değişerek' yinelenen (yeni olmayan), birbirini bu yönüyle takip eden anayasal düzenlemelerdir.
AKP hükümeti, 1982 anayasası üzerinde yaptığı değişiklikleri bir devrim gibi göstermekte, bu gelişmeyi demokratik bir düzene gidiş olarak tarif etmekte ve bu değişikliklerin karşında duranları ise demokrasi düşmanı olarak lanse etmektedir.
CHP ve MHP başta olmak üzere bu referandumda “hayır” diyen düzen güçleri elbette ki demokrasi düşmanıdırlar. Onların demokrasi düşmanı olmaları referandumda “hayır” dedikleri için değil, tıpkı AKP gibi, halka düşman olan bu sistemin temsilcileri olmalarından ileri gelmektedir.
Ayrıca sınıflar üstü bir demokrasinin olmadığını ifade etmek gerekir. Yani işçi ile patronun, köylü ile ağanın, halk ile halk düşmanlarının çıkarlarını aynı anda koruyan bir demokrasi yoktur, olamaz da...
İşçinin, köylünün ve tüm halkın özgürlüğünü garanti altına alan halk demokrasisi, biz ezilen milyonların gerçek kurtuluşudur.
AKP, CHP, MHP ve bir bütün olarak yaşamlarımız üzerinde gerici bir hegemonya kuran sömürü ve zulüm düzeni; “Evet” ya da “Hayır” üzerinden1980 askeri faşist cuntasının ürünü olan 1982 anayasasını meşrulaştırma derdindedir.
“Evet” de dense “Hayır” da dense bu gerçek değişmeyecektir. Değişikliklere “evet” dendiğinde 12 Eylül anayasasının özü değişmemektedir ve kısmi değişikliklerle darbe anayasası savunulmuş olmaktadır; “Hayır” dendiğinde ise 12 Eylül anayasası yine savunulmuş olmaktadır. Yani her koşulda darbe anayasası savunulmuş olmaktadır.
Bu sistemle sorunu olmayan, tersine bu sistemden nemalanan halk düşmanı siyasi aktörlerin peşinden gitmek zorunda değiliz. Onların çözüm adı altında ürettikleri, bizim kölelik zincirlerimizin daha da kalınlaştırılması anlamını taşımaktadır.




