Demokratik Haklar Federasyonu
14 Haziran 2010
Hâkim sınıfların, halkımızın haklı kavgasını, sömürü düzeninin sınırlarına hapsetme saldırılarının yoğunlaştığı, reformizmin ve revizyonizmin yükseldiği böylesi tarihsel koşullarda, devrimci-demokratik güçlerin ortak platformlar etrafında bir araya gelmesi önemli ve ertelenemez bir görevdir.
Bu görev hâkim sınıfların saldırılarından bağımsız olarak, halkımızın insanca bir yaşam ve gerçekten demokratik bir ülke, dünya yaratma mücadelesinin omuzlarımıza yüklediği önemli bir sorumluluktur. Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), mücadele platformlarına omuzlarında hissettiği bu önemli sorumlukla yaklaşmaktadır.
Ortak platfomlar etrafında örgütlenmek ve sömürü düzenin saldırılarına karşı demokratik haklar mücadelesini yükseltmek önemli bir görevken, maalesef oluşturulan platformlar devrimci-demokratik güçlerin tutarsız, ilkesiz, sorumsuz, sekter, dar-gupçu vb. olumsuz pratikleri sonucu bir bir dağılmakta ya da işlevsizleşerek anlamını yitirmektedir.
Öte yandan, emperyalizme ve yerli uşaklarına karşı iktidar perspektifini yitiren, bilinci bulanan, gerici güçlere karşı mücadelenin gereğini yerine getirmeyen, getiremeyen ve böylelikle sınıf düşmanlarıyla arasındaki ayrım çizgilerini silikleştiren kurumlar, dostlarına karşı ise dizginsiz bir yıkıcılıkla hareket etmektedir. Bu pratikler de biraraya gelmemenin zeminini kuvvetlendirmektedir.
Sınıf düşmanlarına karşı tutarsız ve ilkesiz hareket edenlerin dostlarına karşı “güç gösterisinde” bulunması, düzene doğru yürümenin en bariz göstergeleridir. Devrimci saflardaki bu kırılmayı da sınıfsal zeminden kopuk, dar, kitle faaliyetinden uzak, içe kapalı faaliyet tarzı bütünlemektedir.
Ortak platformlar, çoğunlukla halkımızın hak talepleri mücadelesinde alternatif olmaktan ziyade, “tartışma platformlarına” dönüşmektedir. Devrimci-demokratik güçlerin onlarca yıla varan “ortak platform” deneyimlerini gözden geçirdiğimizde, bu gerçek apaçık ortaya çıkmaktadır.
Bu deneyimlere baktığımızda, sürekliliği olan uzun vadeli birlikteliklerden söz etmek mümkün değildir. Öyle ki ortak eylem ve etkinlikler, tek tek bileşen kurumlar tarafından dahi önemsenmemekte, içeriği cılız kalmakta ve çoğunlukla kurumların üye ve taraftarlarıyla sınırlı bir “kitleye” hitap etmektedir.
Devrimci 1 Mayıs Platformu'ndan Çekildik
Devrimci 1 Mayıs Platformu, 2005 yılında kurulduğunda, temel yönelim olarak 1 Mayıs'lara devrimci programı daha etkili bir şekilde taşıma ve sendikal bürokrasiye karşı ortak hareket etmeyi belirlemişti.
Platform, 1 Mayıs süreçleri dışında da güncel gelişmelere yönelik politika yürütmeye çalışmış ve platform imzası ile çeşitli eylemlere katılmıştır. Ancak bu eylemlere ortak imza ile katılmanın ötesine geçen bir faaliyet yürütülmemiştir.
Platform, 2010 yılına kadar eksiklikleri olsa da esasta olumlu bir pratik sergilemiştir. Özellikle İstanbul’da devletin Taksim yasağına karşı meşru, militan bir tutum takınılmasında temel belirleyen olmuş ve mücadele tarihimize önemli bir halka eklemiştir.
Bununla birlikte, platformun önemli eksiklerinin olduğunu da ifade etmek gerekir.
DHF, bu eksikleri 2010 1 Mayıs'ı öncesinde ve sonrasında tartıştırmış ve bu eksiklerin giderilmediği takdirde platformun varlık gerekçelerini ortadan kaldıracağını ifade etmiştir.
DHF, eleştirilerini iki temel başlıkta toplamıştır:
1- Sendikal Bürokrasiye Karşı Mücadele, Bizzat Sendikalar İçerisinde Örgütlenmelidir!
Platform bileşenleri, sendikal bürokrasiye karşı mücadele etmeyi önemli bir görev olarak belirlemesine karşın, bu konuda büyük oranda tutarsız davranmışlardır.
Sadece son bir yıl içerisinde dahi sarı sendikaların işçi direnişlerinde kendisini gösteren ihanetleri hatırlanacak olursa, bu başlığın ne kadar önemli olduğu kavranabilecektir.
Platform bileşenleri bu gerçeği bilmelerine karşın, hiçbir somut çalışma yapmayarak eleştirisini yaptıkları cepheyi kuvvetlendirmişlerdir. Dolayısıyla sendikal bürokrasiye karşı mücadele, söylem düzeyinin ötesine geçememiştir.
Kanımızca platformun en büyük tutarsızlığı ve eksikliği de bu olmuştur. Sendikal bürokrasiye karşı mücadele amacıyla oluşturulan platformun faaliyetlerinin esasına böylesi bir çalışmayı koymaması, üzerinden atlanmadan sorgulanması gereken çok temel bir meseledir. Zira özünde devrimci-demokratik kurumların sınıf zemininden ne kadar uzaklaştığını da göstermektedir.
DHF, platform bileşenlerine, sendikalarda bulunan bütün güçleri birleştirerek sendikal bürokrasiye dönük mücadelenin somutlaştırılmasını önermiş fakat büyük oranda karşılık alamamıştır. Ancak şaşırtıcıdır ki platform faaliyetine dair sunulan birçok öneriye, en biçimsel olanları da dâhil olmak üzere, somut yanıtlar verilirken bu gündem sessizlikle geçiştirilmiştir.
Bu bakımdan özellikle platform bileşenlerinden, sendikalarda faaliyet yürüten ve sendikal bürokrasiye yönelik eleştirel tavırda ısrarcı olduğunu söyleyen kurumların, bu gündeme dair herhangi bir öneride bulunmamaları ya da sessiz kalmaları, sendikalarda yürüttükleri mücadelenin niteliğini de açığa çıkarmaktadır. Sendikalarda güçlü bir devrimci faaliyetten bahsetmek mümkün olmadığı gibi, belirli sendikalarda az ya da çok faaliyet yürütenlerin de alternatif somut adımlar atamadığı açıkça ortadadır.
Sendikal bürokrasiye karşı tutarlı, devrimci bir çalışma yürütmeden, sınıfın ve devrimin çıkarlarına hizmet edecek sonuçlar beklemek hayaldir. Bunun en somut örneklerinden birisi de 1 Mayıs 2010’da, Taksim'de yaşanmıştır.
Devrimci 1 Mayıs Platformu'nun çabasıyla yaklaşık 30 kurum bir araya gelmiş fakat bu geniş birliktelik alana gücünü yansıtamamıştır. Çünkü 30 kurum, sendikal bürokrasiye karşı somut hiçbir çalışma yapmamıştır.
Sendikal Bürokrasiye Karşı Tavırsızlık Yeni Değildir
Somut çalışma yürütmemenin gerekçesi, 30 kurum içerisinde yer alan kimi kurumların da büyük oranda “sendikal bürokrasinin” birer parçası haline gelmiş olmalarıdır.
Sendikalarda sahip olunan “koltuklar” üzerinden yapılan “çalışmalar” sınıfın çıkarlarıyla çelişmekte ve devrimci-demokratik güçleri aynı çarkın parçaları haline getirmektedir. Bu gerçeklik, sarı sendikaların elini kuvvetlendirmekte ve onları daha pervasız hareket etmeye sevk etmektedir.
Sonuç olarak, Taksim’de sendikaların dışlayıcı tutumlarına karşı ortak bir irade yakalanamamış ve 30 kurum adına hazırlanan ortak metnin kürsüden okunması talebi dahi geçiştirilerek engellenmiştir.
İşçilerin sendikal bürokrasiye tepkilerini göstermek için gerçekleştirdikleri kürsü işgalinin ardından normal program akışı kesilmiş ve sonrasında kürsüde doğan boşluk değerlendirilerek Grup Yorum sahneye çıkmıştır. 30 kurum imzalı ortak metin de bu şekilde okunabilmiştir.
1 Mayıs alanına esas rengi veren devrimci-demokratik güçlerin, sendikaların dâhil olduğu 1 Mayıs’ın örgütlenişinde ve eylem komitesinde yer alamamaları; devrimci güçlerin bu sene konfederasyonların ortaklaşmasıyla birlikte, geçen senelerden de daha fazla engellemeleri sonucunu doğurmuştur.
Sendikal bürokrasiye dönük mücadele söylem düzeyini aşmadıkça devrimci-demokratik güçler benzer saldırıların hedefi olmaktan kurtulamayacaktır.
2 - Platform Kitle Faaliyetini Esas Almalıdır!
Platformun geçmiş yıllardan bugüne devam eden en önemli eksikliklerinden birisi de kitle faaliyetini esas almaması ve pratik olarak sadece afiş ve bildiri çalışması ile birkaç basın açıklamasıyla sınırlı faaliyet yürütmesidir.
Platform, bu nedenle sendikaların kendi başlarına oluşturdukları kitlelerden kopuk “eylem takvimlerinin” peşinden sürüklenmekten kurtulamamaktadır. Bu eksik sadece Devrimci 1 Mayıs Platformu ile sınırlı değildir. Hem diğer platformlar hem de teker teker bileşenler açısından, aynı eksiklik güncelliğini korumaktadır.
Platformda bu yıl, ilgili gündeme yönelik yoğun tartışmalar sonrası sınırlı da olsa somut bir adım atılarak İstanbul’da belirli emekçi semtlerde ortak eylem ve etkinlikler, söyleşiler örgütlenmeye çalışılmıştır.
Semtlerdeki bu etkinliklere platform dışındaki kurumlar da dâhil edilmeye çalışılmış ancak bu faaliyetler, merkezi olarak takip edilmediği ve yeterince önemsenmediği için genel olarak dar, cılız ve etkisiz faaliyetlere dönüşerek istenilen başarıyı yakalayamamıştır.
Devrimci 1 Mayıs Platformu’nun 5 yıllık pratiği de kitle faaliyeti içerisinde gelişmeyen hiçbir ortak çalışmanın kalıcılaşan ve gelişerek büyüyen bir başarı şansı ortaya çıkaramayacağını bir kez daha göstermiştir.
1 Mayıs 2010'un Akabinde Yaşanan Gelişmeler ve DHF'nin Tutumu
DHF, söz konusu edilen bu iki başlıkta topladığı eleştirilerini platformdan ayrılma gerekçesi yapmadı ve pratik faaliyet içerisinde bu eksiklerle mücadele etmeyi, bu konularda kendisini de geliştirmeyi önüne bir hedef olarak koydu.
Fakat bu tartışmaların sürdürüldüğü aynı toplantıda, Halk Cephesi’nin 1 Mayıs alanında, Devrimci Çözüm’e dönük gerçekleştirdiği saldırıların tartışılmaya başlanmasıyla birlikte, devrimci saflarda bahsini yaptığımız gerilikler kendisini gösterdi ve platformdan ayrılmak kaçınılmaz hale geldi.
Platform, 1 Mayıs öncesi, hâkim sınıfların yoğunlaşan yalan ve çarpıtmalarına karşı oldukça dikkatli ve hassas yaklaşma kararı aldı ve alanda kendi güvenliğinin yanında genel kitlenin güvenliğini de dikkate alarak üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmenin önemine vurgu yaptı.
Bu konu üzerinde önemle durulduğu halde, platform bileşenlerinden olan Halk Cephesi, kortejlerin sıralandığı aşamada ve sonrasında iki kere, temsilcilerinin kontrolü ve bilgisi dâhilinde, Devrimci Çözüm kortejine saldırmış, bu saldırıyı engellemeye çalışan DHF ve Partizan faaliyetçileriyle de gerginlik yaşanmasına sebep olmuştur.
Halk Cephesi, platformun disiplinine uymayan, alınan ortak kararı çiğneyen, devlet eliyle yaratılabilecek bir provokasyona zemin sunan, platformun ortak iş yapma kültürüne riayet etmeyen, kendi başına buyruk hareket eden bir tutum izlemiş ve bu olumsuz tavrı alana yansımıştır.
Halk Cephesi’nin bu tavrı Federasyonumuzla birlikte Partizan, Yeni Dünya için Çağrı, Devrimci Proletarya ve Odak tarafından da eleştirilmiş, Halk Cephesi’nin özeleştiri vermesi istenmiştir. Ayrıca mevcut sorunu, platform bileşenlerinin tümünün değerlendirmesi ve platform adına Halk Cephesi’nden ortak bir özeleştiri talebi olması gerektiği ifade edilmiştir. BDSP temsilcisi, ilk toplantıda olayı görmediklerini, ayrıntıları bu toplantıda duyduklarını ve kurumsal olarak bir yorumda bulunamayacaklarını, kurumsal bir değerlendirme yaptıktan sonra düşüncelerini belirteceklerini ifade etmiş, daha sonra mevcut olayı sol içi şiddet olarak değerlendirdiklerini ve HC'yi eleştirerek özeleştiri vermeleri gerektiğini dile getirmişlerdir.
Yukarıda belirttiğimiz bileşenler dışında kalan kurumlar (PDD, EÖC, Kaldıraç), genel olarak bu gündemin platformun gündemi olmadığını, başka bir platformda değerlendirilmesi gerektiğini, Halk Cephesi’nin “doğru olmayan”, “olumsuz” bir davranışta bulunduğunu, ancak özeleştiri beklentilerinin olmadığını farklı cümlelerle ancak benzer içerikle dile getirmişlerdir. Hatta bu gündemin burada açılmasından duyulan kaygı da belirtilerek platformun gerçekleştirdiği ortak işlerin önüne geçmesine yol açabileceği ifade edilmiştir.
Mevcut görüşlerin aktarılmasından sonra söz alan Halk Cephesi, alandaki tavrını sahiplendiğini ve arkasında durduğunu, her yerde ve her platformda aynı tavrı yine göstereceklerini, saldırdıkları kurumu devrimci olarak görmediklerini, karşı-devrimci olarak değerlendirdiklerini ve tüm devrimcilerin de bu tavra ortak olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Devamla, eleştiride bulunan platform bileşenlerinin “faydacı” yaklaştıklarını, platformu bağlayan bir olayın yaşanmadığını, kendi tavırlarının kesinlikle “güvenliği” tehlikeye atan bir durum yaratmadığını, “kontrollü bir biçimde yapmaları gerekeni yaptıklarını” ve özeleştiri verecek bir durumun olmadığını ifade etmişlerdir.
Halk Cephesi’nin özeleştiri vermemesinin yanında diğer kurumlara yönelik ağır ithamlarda bulunması, eleştirilerini ifade ederken hakarete varan, “devrimci bir tavır” olarak ifade edilemeyecek tarza düşmesi sebebiyle, tekrar eleştirilmesi üzerine, Halk Cephesi gerginliği tırmandıran tarzını çok daha pervasız bir biçimde devam ettirmiştir. Bu tavır karşısında o ana kadar eleştirilere katılmayan kurumlar da Halk Cephesi’ni tarzından kaynaklı eleştirerek platforma özeleştiri vermesi gerektiğini ifade etmiştir.
Halk Cephesi özeleştiri vermediği gibi, mevcut tarzını da sahiplenerek, “bu tarzı özellikle sergilediklerini, devrimci kurumları kendilerine getirmeye çalıştıklarını” ifade etmiş ve aynı tarzını devam ettirmiştir.
Bu yaklaşım üzerine DHF eleştirilerini tekrarlamış, sergilenen tarzın kesinlikle kabul edilemeyeceğini, hele ki “devrimci bir tarz” olarak sahiplenilemeyeceğini, devrimci bir tavır ve tutumla uzaktan yakından ilgisi olmayan bu tutumun, toplam bileşenler tarafından değerlendirilip mahkûm edilmesi gerektiğini ifade ederek, sergilenecek ortak tutumun içeriğine göre platformu değerlendireceğini ifade etmiştir.
Mevcut gündeme dair sonrasında tekrar bir araya gelindiğinde durumun değişmemiş olduğu görülmüş ve federasyonumuz bunun üzerine, platformdan çekildiğini açıklamıştır.
Halk Cephesi, sadece güvenlik açısından değil, Devrimci Çözüm’e dönük “karşı devrimci” tanımlaması ve buna uyarlı pratiği itibariyle de yanlış bir tutum içerisindedir.
Kendileri bir kurumu “karşı devrimci” değerlendiriyor diye bütün kurumlardan aynı tutumu onaylamasını beklemek ve “siz de şiddet uygulayın” demek; yakın zamandaki benzer olaylar hatırlanacak olursa, tam bir tutarsızlık örneğidir.
DTP’nin Halk Cephesi’ne dönük saldırıları ve yine son 2 yıl içerisinde çeşitli kurumların birbirlerine dönük saldırıları karşısında “çözüm ve diyaloğu” ön plana çıkaran Halk Cephesi, saldırıyı kendisi gerçekleştirince “çözüm ve diyaloğu” rafa kaldırmaktadır.
Bu tutarsızlık örneği, devrimci saflardaki savrulmanın son yansımalarından birisi olmuştur.
Eleştirilerimiz sadece Halk Cephesi’nin özeleştiriden kaçınan ve bunu meşrulaştıran tutumlarına değil aynı zamanda Halk Cephesi’ne açık eleştiride bulunmayan, liberal ve faydacı bir yaklaşımla hareket eden tüm platform bileşenlerine yöneliktir.
DHF, ilkesiz ve tutarsız platformlar içerisinde yer almayacak, fakat devrimci-demokratik güçlerin, halkımızın somut talepleri ekseninde, ilkeli ve tutarlı platformlarda bir araya gelmeleri için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmekten de kaçınmayacaktır.




