| İşsizlik ve Yoksulluk Büyüyor, Zamlar Nefes Aldırmıyor! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Bir yandan özelleştirmelerle bu ülkenin halklarının alın terleriyle, ödedikleri vergilerle yaratılan Tüpraş, Petkim, Seka, Tekel, Telekom gibi büyük kuruluşları uluslararası sermayeye peşkeş çeken devlet, öte yandan krizin yükünü halkın sırtına yükleyerek, yaşamı bir ızdıraba dönüştürüyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, iğneden ipliğe her şeye ardı sıra zam yapan devlet, halkın ağzında sıkacak diş bırakmıyor. Fakir fukara, garip guraba edebiyatı yapan, isminde “adalet” ve “kalkınma” kelimeleri olanlar ile multi zengin elit ise keselerini doldurmaya devam ediyor… Kalkınma, gelişme, “muassır medeniyetler seviyesi”ne ulaşma diye diye halkımızın cebindeki üç beş kuruşu, kursağındaki lokmayı çalarak, geleceğini karartmayı sürdürüyorlar… Halka yağmurlu günde su yok! “Kusura bakmayın arkadaşlar, halkta para var” diyen anlayış, halkın en temel ihtiyaç maddelerine fahiş zamlar yapmakta tereddüt etmiyor. Yaşamın olmazsa olmazı su, bu fahiş zamlardan en çok nasibini alan kalemlerin başında geliyor. İstanbul, İzmir, Ankara başta olmak üzere hemen tüm illerde su fiyatlarına büyük oranlarda zam yapıldı. İstanbul’da, geçen yıl kuraklık gerekçesiyle suya zam yapan İSKİ, bu sene barajların yüzde 90'ı dolu olmasına rağmen yüzde 8.5 daha zam yaparken; İzmir Büyükşehir Belediyesi ise yüzde 20 dolayında zam yaptı. Ankara Büyükşehir Belediyesi ise daha da insafsız davranarak su ücretlerini yüzde 75 oranında arttırdı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ise büyük bir aymazlıkla: “Su fiyatında indirim yaptık” diyor. Ulaşım zamları tavan yaptı, yoksul halk taban yaktı Halkın boğazını bir mengene gibi sıkan bir diğer zam ise ulaşım ücretlerine yapıldı. Ankara’da bir yıl içinde ulaşım fiyatlarına yüzde 41.6 oranında zam yapılırken bu oran İstanbul’da yüzde 20 oranında, İzmir’de ise yüzde 50’ye varan oranlarda oldu. Zamlar sonrasında, işi olan ‘şanslı’ yoksullar maaşlarının yol parasına yetip yetmeyeceğini kara kara düşünmeye başlarken, işsiz olanlar ise tüm ömürlerini evlerinde ve yürüme mesafesinde geçirmeye ‘mahkûm edildi’. Doğalgaz değil, doğal zam şampiyonu Enerjide tamamen dışa bağımlı bırakılan ülkemizde, doğalgaz fiyatlarına 2008 başından bu yana yüzde 110 dolayında zam yapıldı. Yaz aylarında doğalgazın evlerde çok az kullanılmasını fırsat bilerek indirim yapan devlet -ki böylece yazın da doğalgaz enerjisi ile çalışan fabrikaların patronlarına ‘kıyak’ yapıyor- doğalgazın yoğun kullanıldığı kış aylarında fiyat indirimini bir yana bırakıp, büyük fiyat bindirimleri yaptı. Soğuk havada fahiş fiyatla doğalgaz yakamayanlar, AKP’nin seçim sürecinde dağıttığı kömürü yakmak üzere yeniden kömür sobasına dönerken, daha şansız olanlar ise yorgan yorgan üstüne örtmekle yetindi. Mum devri başlıyor. Romantizmden değil, zamdan! Ülkemiz yeniden karanlığa gömülmek üzere. Şeriattan, darbeden, gericilikten söz etmiyoruz; elektrik fiyatlarına yapılan zamların yol açacağı bir karanlıktan söz ediyoruz. Evet, sadece 2008 yılında yüzde 56 oranında, 2008 yılından bu yana ise yüzde 70 dolayında zamlanan elektrik fiyatları nedeniyle halk yeniden mum ışığında ya da “löküs” ışığında oturma dönemine geri dönecek gibi görünüyor. Olur da, yapılan zamlardan sonra kira, su, telefon, yiyecek, giyecek, ulaşım gibi giderlerini ve çocuklarının okul masraflarını karşılayanlar bu kez karşılarında yeni bir kara delik bulacaklar: Zamlar ve vergiler sonucunda ziyadesiyle kabarmış ve çarpmaya hazır bir elektrik faturası... Benzin benzin değil, Cumhuriyet Altını “İndirdik”, “Biz indirdik, EPDK zam yaptı”, “Petrol fiyatları tüm dünyada artarken biz nasıl indirelim” tartışmaları arasında sadece 2009 yılında benzin fiyatlarına 10 kez zam yapıldı. 2009’da yapılan toplam zam oranı yüzde 34’leri geride bıraktı, araba sahipleri arabalarını... Arabası olmayanlar da bu benzin zamlarından darbeyi aldılar. Öyle ya bu memlekette benzine zam geldi mi, yiyecekten giyeceğe varıncaya dek her şeye zam gelmesi artık adetten. YÖK kabadayısı üniversite har(a)çlarına yüzde 500 zam yaptı Bin bir yoksulluk ve zorluk içinde ilk, ortaokul ve liseyi bitirip, koşu atları misali sokuldukları üniversite sınavlarında bir üniversiteyi kazanabilenleri artık çok daha zor günler bekliyor. Üniversite kapısına gelmek zor bir zanaat, ama içeri girmek ve orada kalmayı başarmak artık çok daha zor bir zanaat. Zira halkın cebinde metelik bırakmamaya yeminli devlet ve onun üniversite kapılarına diktiği kabadayısı YÖK, üniversite har(a)çlarına yüzde 500 zam yaptıklarını duyurdular ve üniversite kapılarına ‘Halk gençliğine kapalıdır” tabelasını asıverdiler. Köye kaçmayı düşünmeyin sakın Zamdan bunalan ve köyüne dönüp kıt kanaat da olsa kendi yağında kavrulup yaşamayı düşünenler ve toprağını ekip-biçerek geçinmeye çalışan yoksul-orta halli köylülerimiz, devlet sizleri de unutmadı. Gökten sayısız zam düştü, bunların bir kısmı da sizlerin ocağına düştü! Mazot fiyatları aldı yürüdü, dünyanın en pahalı mazotunu tüketir hale geldik. “Ne yapalım, Karakoçan ile tarlayı süreriz” diyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Çünkü gübre fiyatlarına da son bir yıl içinde yüzde 90, sulama fiyatlarına yüzde 40, tarımsal ilaç fiyatlarına ise yüzde 100’e varan oranlarda zam geldi. Peki, işçiye, köylüye, yoksul halka ne geldi İşçiye günde bir simitlik zam, memura yüzde 3.5’lik zam, halka açlık-yoksulluk-işsizlik ve sefalet geldi. Ama artık bıçak da kemiğe geldi. Sustukça zam, sustukça zulüm, sustukça eziyet geldi. O halde artık bu ülkede bizleri soyanları ve onların icraatlarını sorgulama zamanı geldi. Sorgulamak yetmez, konuşmak zamanı geldi. Ama konuşmak da yetmez, kavgayla, dişe diş mücadeleyle bu gidişe bir dur demenin, hepimizin yönettiği bir iktidarı kurmanın zamanı geldi. Kolları sıvayalım, gücümüzü birleştirelim, mücadele edelim, yaratalım ve kazanalım... |





“IMF’ye boyun eğip yarınlarımızı karartmayız, ümüğümüzün sıkılmasına fırsat vermeyiz” diyenler, halkın ümüğünü sıkmaya, yarınlarını karartmaya devam ediyor.