Demokratik Haklar Federasyonu
15 Kasım 2009

Emperyalizmin ve onun uşağı egemenlerin düzeni, dünya halklarını milliyetlere, cinslere, inançlarına vb. parçalara ayırarak ezen ve ezilen ilişkilerini farklı alanlarda var etmeye, bu yolla iktidarını koruyarak güçlendirmeye devam ediyor.
İnsanlığı “kadın ve erkek” olarak net ve keskin biçimde ikiye ayıran, insanların yarısını diğer yarısını ezmeye iten bu çelişki kadınları ikinci sınıf cins olarak belirliyor. Bu öyle bir çelişki ki, tüm temel çelişki ve parçalanmışlıklar içerisinde, kadın hangi kesime dahil olursa olsun, her mahkumiyetin ve ezilmişliğin içerisinde sadece kadına özgü bir mahkumiyet alanı daha yaşıyor.
İşte bu nedenledir ki, hangi sınıfa, milliyete, ulusa, inanca, hangi toplumsal kesime dahil olursa olsun milyonlarca kadın cinsel, fiziksel ve psikolojik şiddete, tacize, tecavüze maruz kalıyor ikinci sınıf cins olarak aşağılanıyor, horlanıyor, küçümseniyor.
Ekonomik krizin dolaysız sonuçları olan işsizlik, yoksulluk, emek ve hak gaspları milyonlarca insanın yaşam umudunu elinden alırken, kadınları ikinci kez vuruyor. Kadınlar işten çıkarılıyor, ucuz işgücü ve ücretsiz aile işçisi olarak sömürülüyor, her türlü sosyal hak ve güvenceden yoksun bırakılıyor.
Bu ülke, sırf Kürt olduğu için yüzlerce askerin tecavüzüne uğrayan, ekmeğine ve emeğine sahip çıktığı için işten atılan ve tehdit edilen, tarlalarda ücretsiz aile işçisi olarak ömrü çalınan, gözaltında-hapishanede işkenceye, tacize ve tecavüze maruz kalan, yoksulluğa mahkum edilerek fuhuşa itilen kadınlara yabancı değil.
Kadınlara yönelik cinsel ayrımcılık bizzat devlet tarafından hayata geçirilmektedir. Devlet, bir taraftan ayrımcı yasaların değiştirildiğini söylerken diğer taraftan bu yasaları farklı biçimlerde bir bir yürürlüğe sokmaktadır. Devlet bu pratikleriyle, tacizcilerin, tecavüzcülerin ve katillerin ‘haksız tahrik’ indiriminden yararlanmaları sağlanmaktadır. Yanı sıra, burjuva medyada kadını cinsel bir obje olarak gösteren cinsiyetçi söylemler artmakta, üçüncü sayfalarda her gün onlarcasına rastladığımız tecavüz ve şiddet haberleri erotik-pornografik birer film gibi pazarlanmaktadır.
Hal böyle olunca son zamanlarda kadınlara yönelik şiddetin korkunç boyutlara ulaşması, her gün onlarca kadının öldürülmesi, öldüresiye dövülmesi, taciz ve tecavüze uğraması, aile içi taciz ve tecavüzlerin insanın kanını donduracak kadar yaygınlaşması şaşırtıcı olmaktan çıkarak bizzat düzenin yarattığı bir kabusa dönüşmektedir.
Her yıl yüzlerce kadın “farklı gerekçelerle” öldürülmektedir! Resmi rakamlara göre 2009’un ilk yedi ayında da 953 kadın öldürülmüştür! Bu ölümleri “sıradanlaştıran”; katilleri- tecavüzcüleri koruyan, teşvik eden; kadınlara ölümü, taciz ve tecavüzü reva gören burjuva- feodal sistemdir!
İşte bu nedenledir ki düzenle en çok hesaplaşması gerekenler yine kadınlardır.
Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), bu bilinçle, kadınlara yönelik her türlü şiddete, baskıya ve sömürüye karşı çıkar. DHF, kadınların örgütlü mücadelelerini toplumsal mücadelenin önemli dinamikleri arasında görür ve sahiplenir.
Çağrımızdır!
Düzenin oyunu olan ‘kadınlık’ ve ‘erkeklik’ rollerini parçalayalım!
25 Kasım 1960’da Dominik Cumhuriyeti’nde hüküm süren Trujillo Diktatörlüğü’ne karşı mücadele yürütürken tecavüz edilerek katledilen Mirabel kızkardeşlerin mücadele bilincini kuşanarak, demokrasi ve devrim mücadelesinde özneleşerek ölümsüzleşen kadınların azmi ve kararlılığı ile 25 Kasım çalışmalarını yaygınlaştıralım. 25 Kasım çerçevesinde yerellerde düzenlenen eylem ve etkinliklere aktif olarak katılalım.



