Kapatma Değil, Siyaset Yapma Hakkı! Tasfiye Değil, Tam Hak Eşitliği!

Demokratik Haklar Federasyonu
15 Aralık 2009

dhflogo2Türk hâkim sınıflarının yok sayarak görmezden geldiği Kürt ulusal varlığı ve Kürt ulusal sorunu, son yılların geriye itilemeyen önemli bir konu başlığı olarak gündemdeki yerini korumaya devam ediyor.

Gelinen aşamada bütün imha, inkâr ve asimilasyon politikalarını boşa çıkartmayı başaran Kürt ulusal devrimci mücadelesinin on yıllara yayılan kavgasının bir kazanımı olarak, “Kürtler”, bugün hâkim sınıflar tarafından da artık yok sayılamıyor.

Ancak “Terör sorunu”, “Güneydoğu sorunu” ve zaman zaman da “Kürt sorunu” olarak adlandırılan “Kürtlerin”, bir ulus oldukları gerçeği, halen imha ve inkârla görmezden geliniyor. Bununla birlikte, Kürt Ulusu'nun devrimci ve demokratik dinamikleri zorla bastırılarak tasfiye edilmeye çalışılıyor.

İşte bu zorla bastırma ve tasfiye planının günümüzde yürütüldüğü proje; önceleri 'Kürt Açılımı' devamında ise 'Demokratik Açılım' ve nihayetinde de 'Milli Birlik Projesi' olarak ele alınmış ve son olarak, DTP'nin kapatılma kararıyla da Kürt Ulusu'nun iradesi hiçe sayılarak, Türk devletinin, Kürt Ulusu'na karşı mevcut yaklaşımı, bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır.

Ülkemiz siyasi iktidarı, emperyalizm menşeli “Demokratik Açılım” süreciyle birlikte, Kürt ulusal sorunu karşısındaki yaklaşımını, “Ya kendi rızanla tasfiyeyi kabul edersin ya da ben seni zorla bastırırım” pratik tutumuyla ifade etmiştir.

Türk hâkim sınıflarının, yeni olmayan, bilakis kuruluşunun harcı olan ve tek ulus, tek dil, tek bayrak anlayışında somutlanan inkâr ve imhaya dayalı katliamcı, faşist uygulamalarının; bugün “açılım”, “demokrasi” vb. kavramlarla, şekere bulanmış zehir misali meşrulaştırılmasına ve AKP eliyle Kürt ulusuna zorla dayatılmasına sessiz kalınamaz.

Sağ'dan sol'dan devşirilmiş liberaller ve bilhassa “sol, sosyalist yazarlarla” güçlendirilen komprador medyanın ideolojik saldırısı eşliğinde; siyasi iktidarın “böl, parçala, imhayı dayat-tasfiyeye razı et” projesine hizmet temelinde sürdürülen “demokratik açılım” projesi, gelenekselleşmiş imha ve inkâr siyasetinin yeni güncel bir biçimi haline getirilmiştir.

Eğer “demokratik açılım” projesi iddia edildiği gibi bunun aksi bir içeriğe sahip olsaydı, imha hedefli askeri operasyonlar sürdürülmezdi.

Kürt Ulusu'nun kendi özgür kimliği, öz iradesi ve kendi onuruyla yaşama hakkı talebi ve mücadelesi; tanklarla, panzerlerle, bombalarla dövülmez, Aydın Erdemler sokak ortasında katledilmez, ırkçı saldırılar kışkırtılmaz, linç kampanyaları örgütlenmez, halklar birbirine düşürülmez ve Kürtlerin iradesi hiçe sayılarak DTP kapatılmazdı...

Kürdün kendi özgür kimliği, öz iradesi ve onurlu yaşam hakkı talebini hiçe sayan “açılımların” ve “çözümlerin” gerçek anlamda ezilen Kürt ulusu lehine bir kazanım olmayacağı artık ortadadır.

Siyasi iktidarın “açılım” adıyla sürdürdüğü bu süreç, Kürt Ulusu açısından bir kazanım getirmediği gibi Kürt Ulusu'nun bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlar da tırpanlanmakta, meşru ve demokratik talepleri bastırılmaya çalışılmakta ve düzen içerisindeki temsil hakkı da yine bizzat düzen vasıtasıyla elinden alınmaktadır.

DTP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması kararının hiçbir meşruluğu olmadığı gibi, siyasi iktidarın bu hamlesinin, Kürtlere karşı “ikna edemediğini yok etme” şeklinde özetlenebilecek geleneksel bir politikasının ürünü olduğu da açıktır.

Tüm bu yaşanan gelişmeler karşısında, geçmişten günümüze, çeşitli milliyet ve inançlardan başta işçiler ve köylüler olmak üzere, tüm emekçilerin ve ezilenlerin demokratik haklar mücadelesinin bir parçası olan Demokratik Haklar Federasyonu'nun; bugünden yarına gerçek demokratik bir düzen ve insanca bir yaşam kavgasında Kürt ulusal sorunu için, başta Kürt Ulusu içerisindeki örgütlü gücü olmakla birlikte, tüm ülkede emperyalizme, feodalizme, bürokrat kapitalizme ve faşizme karşı yükselteceği pratik tutum şöyledir:

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; DTP'nin kapatılması kararını basit bir 'parti kapatma' kararı olarak değil, Kürt Ulusu'nun haklı, meşru mücadelesine yönelik olarak uygulamaya sokulan uluslararası bir saldırının; bütünlüklü bir tasfiye hareketinin bir parçası olarak ele alıyoruz.

Saldırılar karşısında DTP'yle birlikte olmayı, emperyalizmin ve Türk hâkim sınıflarının gerçek yüzlerini ve niyetlerini açığa çıkarıp halk kitlelerine, özelde de Kürt Ulusu'na göstermeyi vazgeçilmez bir görev olarak kabul ediyoruz.

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; İçerisinden geçtiğimiz sürecin özgünlüğü ve devletin saldırıları karşısında DTP ve diğer demokratik-devrimci kurum, parti ve kişilerle ortak bir mücadele hattında saldırıların göğüslenmesini, kazanılmış olan hakların korunmasını ve Kürt Ulusu'nun devrimci demokratik talepleri için mücadeleyi, görev olarak kabul ediyoruz.

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; Türk hâkim sınıflarının Kürt Ulusu üzerindeki her türlü baskı, zulüm ve tahakkümüne ve bu tahakkümün tüm yansımalarına, sonuçlarına, üstünlük ve imtiyazlarına dayalı her türden eşitsizliklere, bilinçli ırkçı-şoven kışkırtmalarla halkları bir birine boğazlatma tehlikesine karşı uluslara tam hak eşitliği ve halkların kardeşliği zemininde mücadele yürütmeyi görev olarak kabul ediyoruz.

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; Kürt Ulusu'nun bütün demokratik hakları için mücadele etmeyi, saldırılar karşısında DTP ve diğer kurumları yalnız bırakmadan gücümüz oranında saldırı altındaki bütün kurum ve alanları ortak mücadele siperleri olarak pratikte ele alırken; Kürt Ulusal Hareketi'nin, Kürt ulusal sorununun devrimci çözümüne ve halkın çıkarlarına hizmet etmeyen politikaları karşısında dostça eleştirmeyi, tehlikeye işaret ederek bu kapsamda ideolojik mücadele yürütmeyi görev olarak kabul ediyoruz.

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; Ulusların tam hak eşitliğine dayanmayan, Kürt ulusunun kendi özgür kimliği, öz iradesi ve onurlu yaşam hakkı talebini yansıtmayan herhangi bir projeyi “çözüm” olarak gören, Kürt Ulusu'nun bu projelere rıza göstermesi çabası içerisinde olan bütün reformist hareketler başta olmak üzere tüm oportünist, tasfiyeci, teslimiyetçi ve sivil toplumcu sağ ve sol liberal siyasetlere karşı ideolojik mücadele yürütmeyi görev olarak kabul ediyoruz.

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; Uluslar arasında tam hak eşitliği kabul edilip sağlanmadan, kısmi ulusal demokratik haklar ve özellikle de 'kültürel haklar' darlığında ele alınan güdük talepler uğruna, Kürt Ulusu'nun kendi kaderini tayin hakkından vazgeçmemeyi ve milli zulümcü tahakkümün hiçbir çeşidini kabul etmemeyi görev olarak kabul ediyoruz.

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; özelde Kürt ulusal mücadelesinin genel anlamda ise devrimci-demokratik mücadelenin bir sonucu olarak elde edilmiş olan söz, eylem ve örgütlenme hakkı başta olmak üzere, kazanımlarımızı korumayı ve Kürt Ulusu'nun bütün demokratik hak ve talepleri için mücadele yürütmeyi görev olarak kabul ediyoruz.

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; Ulusların Kaderlerini Tayin Etme Hakkı'nın tanınmasından hiçbir koşul ve hiçbir şartta vazgeçmeden, zoraki gerici birliklere karşı çıkarak, uluslar arasında tam hak eşitliğine dayalı demokratik birliktelikleri savunmayı ve hâkim sınıfların tasfiyeyi öngören her türlü 'çözüm' projesine, ezilen ulusun bağımlılığını geliştireceğinden hareketle karşı çıkıp, ulusların tam hak eşitliği ilkesine hizmet temelinde ezilen ulusun bütün demokratik hak ve taleplerini desteklemeyi ve bunlar için mücadele etmeyi görev olarak kabul ediyoruz.

Demokratik Haklar Federasyonu olarak; DTP ve Kürtlere yönelik saldırılar karşısında ortak tavır geliştirmeyi, Kürt Ulusu'nun ve hareketinin gerçek dostları olan proletarya ve çeşitli milletlerden halk kitleleri ve bunların temsilcileri ile devrimci-demokratik çözüm noktalarında birleşmeyi ve ortak mücadele geliştirmeyi, Kürt Ulusu'nun iradesini yok sayan her türlü karar ve uygulamaya karşı Kürt Ulusu'nun siyaset yapma hakkını savunmayı, ırkçı şoven kışkırtmaya karşı halk kitleleriyle birleşmeyi ve olası halklar arası bir çatışmaya zemin sunacak hareket ve pratiklerden kaçınmayı, “Kürt ulusunun, azınlık milliyetlerin ve inançların tam hak eşitliği güvence altına alınsın” talebini pratik politikamızın bu süreçteki öne çıkarılması gereken yanı olarak görüp, bu talepler doğrultusunda mücadele yürütmeyi görev olarak kabul ediyoruz.