| Karalama Kampanyaları ve Tehditler Karşısında Secde Edeceğimizi Sananlar Yanılıyor! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Bu gelişmeleri takip edenler, Dersim’de demokrasi güçlerinin tek aday etrafında ortaklaşamadıklarını, dolayısıyla mevcut durumda DTP’nin Edibe Şahin ve Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) olarak bizim de içerisinde yer aldığımız Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın (DDHD) ise bağımsız aday Murat Kur’u aday olarak belirlediğini bilmektedirler. Dersim’de neden tek aday üzerinde ortaklaşılamadığına ilişkin değişik süreçlerde açıklamalar yaptığımız için yeniden buna ayrıntılı olarak değinmeyerek sadece bir özet yaparak geçmek istiyoruz. Demokrasi Güçleri Arasında Yaşanan “Ayrışma”, Anti-Demokratik Tutum ile Dersim Halkının DDHD Şahsında Ortaya Koyduğu Eylem ve İrade Birliği Arasındaki Tercihte Yaşanmıştır! DHF olarak, Dersim özgülünde yerel seçimlere ilişkin taktik politikamızı oluştururken, bu sürecin demokratik, halkçı yerel yönetimler programımızdan yükselen ve Dersim halkının doğrudan söz sahibi olacağı ve yine Dersim yerelindeki diğer demokrasi güçlerini dışlamadan, bu sürece doğrudan katılımlarını ön gören bir anlayışla ve somut eylem takvimiyle yola çıktık. Süreç içerisinde bu minvalde yaşanan tartışmalarda ve görüşmelerde, taraflar arasında zaman içerisinde giderek netleşen temel iki eğilim ortaya çıkmıştır. Birinci eğilim: “Halkın katılımına ve demokratik halkçı yerel yönetimler anlayışına diyecek bir şeyimiz yok. Ancak bizim merkezi kararımız doğrultusunda adayın bizden, partinin bizden olması tarafımız açısından tartışmaya açık değildir” eğilimidir. Bu eğilim, bizim sürekli olarak eleştirisini yaptığımız, tartışmalarda ve görüşmelerde aşmaya çalıştığımız, DTP’nin de süreç boyunca esnemeden savunduğu tutumdur. İkinci Eğilim: “Biz esas olarak demokratik, halkçı bir program etrafında ortaklaşmayı ve bu programı kimin daha iyi savunacağına kitlelerle birlikte karar vererek, bu zeminde bir ‘aday belirleme’ sürecini doğru buluyoruz” eğilimidir. Bu eğilim, DHF olarak bizim de içerisinde yer aldığımız DDHD’nin temel görüşüdür. Ve DDHD, gerçekleştirilen tüm görüşmelerde, bu temel politika içerisinde belirlenmesi koşuluyla, DTP’nin gösterdiği adaya veyahut da bir başka adayın seçilmesi durumunda ise bu adayın da DTP listelerinden seçime girmesine karşı çıkmamıştır. Ancak bütün çabalara karşın, birinci tavrın sahibi olan DTP’li dostlarımız, “merkezi karar” dedikleri tavırlarından “geri adım” atmayarak gelinen bu aşamaya kadar da kendilerini dayatmışlardır. Evet, bugün Dersim’deki mevcut ayrışmanın temel sebebi özetle budur ve bu bir DTP-DHF rekabeti değil, iki ayrı politikanın tartışmalar sonucunda “doğruluğuna” veyahut da “yanlışlığına” kanaat getiren Dersim halkının somut tercihi ve eylemidir. Söz konusu her iki politikanın “doğruluğunu” veyahut da “yanlışlığını”, gerek sürecin başlangıcında ve gelişiminde gerekse bugünde ve gelecekte Dersim halkı başta olmak üzere, tüm devrimci-demokrat kamuoyu ve geniş kitleler Dersim’de DDHD şahsında yaşanan gerçeğe bakarak doğru sonuçlara varacaktır. Yukarıda kısaca özetlediğimiz iki farklı politikadan eğer “dar grup çıkarları temelinde bir rekabet ve bu temelde gerçekleştirilen bir ayrışma” olarak bahsediliyorsa, o zaman bu “ayrışma”ya vesile olan nedenler, “Dersim halkının kolektif çıkarları” ve yine “Dersim halkının kendi belediyesi özgülündeki acil talepleri” zemininde, objektif olarak değerlendirilmek durumundadır. Dolayısıyla bugün, DTP ve DDHD şahsında somutlanmış bulunan “Benim ‘merkezi kararım’dır. Desteklersen, ‘ortak’ hareket ederiz” ile “‘Merkezi karar’, kurumunuzun kararıdır, dolayısıyla biz, programatik görüşlerimizden kalkınan politikamız doğrultusunda sürecin Dersim halkının inisiyatifiyle, demokratik zeminde tartışılarak karara bağlanmasını ve ancak böylelikle bir ‘ortak’ hareket noktasının bulunmasını doğru buluyoruz” anlayışı ve somut durumu üzerinden yapılacak değerlendirmeler, bu sürece ilişkin söz söyleyen her birey ve kurumu doğru sonuçlara götürecektir. Aksi yaklaşımlar ise bugün “birleşin” diyen bir kısım dostumuzun yaptığı gibi ya subjektif değerlendirmelere yol açacak ya da DTP Milletvekili Şerafettin Halis’in Newroz kutlamalarında sergilediği gibi “karalamalarla ‘siyaset’ yapma”nın ötesine geçmeyecektir. “Duruma Göre Politika Belirlemek”, Omurgasızlıktır! 29 Mart 2009 yerel seçimlerine sayılı günler kala, Dersim özgülünde sürdürdüğümüz çalışmalarımız içerisinde karşı karşıya kaldığımız bu durum, yeni bir olgu değildir. Dönemsel veyahut güncel ani gelişmeler karşısında, dar-kurum çıkarları adına stratejik tespitlerin ve hedeflerin kurban edilebildiği veyahut dost ve düşman tespitinin muğlâklaştırıldığı bir siyasi coğrafyada; yarım asra yaklaşan bir demokratik haklar için mücadele geleneğinin temsilcisi ve devamcısı olan bir kurum olarak, gerek dostlarımızın dönem dönem sergiledikleri bu yanlış politikalarını ve tutumlarını gerekse düşmanın bu yanlış tutumlarından çıkardığı sonuçları bilen, yaşayan, tecrübe eden bir gelenek olarak bugün, karşı karşıya kaldıklarımızı yadırgamıyoruz. Zira biz, herkesin bir siyaset yapış tarzı ve bu siyasete kumanda eden doğru veya yanlış programatik çizgilerin olduğunun da farkındayız. Bugün DDHD şahsında açığa çıkan Dersim halk gerçeğine ve bu gerçeğin üzerinde yükseldiği programatik zemine, “devletin yanında”, “düşman örgütlenmesi”, “AKP’nin bir başka yüzü” gibi nitelemelerde bulunulmaktadır. Demokrasi güçleri arasındaki ideolojik mücadelede başvurulmaması gereken, ancak burjuva-feodallere ait olabilecek bu paslı silahların, bugün dostlarımız tarafından üzerimize doğrultulmuş olmasını da yine aynı zeminde yadırgamadığımızı ifade etmek isteriz. Ancak bu tutumu doğru bulmadığımızı belirterek, dostlarımızın bu tarz yöntemlerle, Dersim halkı adına hayırlı sonuçlar alamayacaklarını da hatırlatmak isteriz. Bugün, DHF olarak siyasi mirasını sahiplendiğimiz demokratik haklar mücadelesinin, 22 Temmuz 2007 milletvekili seçimlerinde desteklediği Şerafettin Halis, açıkça DDHD’yi işaret ederek,‘devletin yanında yer aldığını’ ifade ediyor. Ne için? Karalama siyasetiyle Dersim halkından daha fazla oy almak için (!) Şu halde, Şerafettin Halis, DDHD gerçeğini genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, erkeğiyle Dersim sokaklarında ve alanlarında yüzlerle, binlerle ortaya koyan Dersim halkını ve onun bağrında bir kuvvet olarak DHF’yi, eğer gerçekten de ifade ettiği gibi ‘devletin yanında’ görüyorsa, Dersim’den seçimlere girdiği zaman Dersim halkından ve kurumlarımızdan neden destek istedi? Neden kurumlarımıza gelerek, bizlere teşekkür edip dostluğumuzu, desteğimizi ve bizimle olan dayanışmayı önemsediğini söyledi? Neredeyse sadece 1.5 yıl önce dostluğu, desteği ve dayanışması önemsenen bir kurum, bugün, bir başka “seçim” arifesinde ortaya çıkan ve tam da eleştirisini yaptığımız “rekabet zemininde bir ayrışma” algısıyla bir anda “devletin yanında” ilan edilmektedir. Üstelik DDHD’nin bir bileşeni durumunda olan kurumumuz şahsında, DDHD olarak Dersim sokaklarını ve alanlarını adeta halk şölenine çeviren yüzlere, binlere karşı ve onları da bu asılsız ithamla hedef alarak (!) Bu, siyasette omurgasızlık değil de nedir? Her yeni süreçte, dostu ve düşmanı salt “benim çıkarım” anlayışıyla hareket ederek muğlâklaştırmak değil midir? Hayır! Dostlar. Milyonca kez hayır! Eğer bu anlayış, siyasette bu yöntem, bu omurgasızlık en güçlü silah olsa idi, inanın ki bunu sizden daha ustaca icra eden toprak ağaları ve burjuvazi, emekçi kitlelerin bütün ahlaki ve moral değerlerine hitap eder, bütün kaleleri fetheder ve iktidarını ebediyete kadar yaşatırdı. Ancak insanlık tarihinin engin tecrübeleri bunun tersini onlarca kez ortaya koydu. Ezenlerin ve ezilenlerin amansız mücadeleleriyle örülü olan insanlık tarihi ve bu tarihi ortaya çıkaran emekçi sınıfların ve ezilen ulusların mücadele tarihi, gösterdi ki “halkın çıkarlarını öncelemeyen”, “halkın iradesini tanımayan”, “halkı, tarihin yaratıcı öznesi olarak görmeyen” hiçbir program, hiçbir taktik veyahut politika, “halk adına” hayırlı işlere imza atmamış bilakis halkın kendi çıkarları yönündeki tercihleriyle tarihin olumsuz deneyimler hanesine sürüklenmiştir. 29 Mart 2009 yerel seçimleri kapsamında, Dersim’de, “halkın çıkarlarını öncelemek” ne demektir? 29 Mart 2009 yerel seçimleri kapsamında, Dersim’de, “halkın çıkarlarını öncelemek”: 1) Dersim halkının kendi yerel yönetimine ilişkin acil taleplerini ve doğrudan Dersim halkının katılımını esas alan bir program üretmektir. 2) Bu programı, sebatkâr ve azimli bir çaba içerisinde halkın örgütlü güçleriyle halka taşımak, tartışmak ve halkla birlikte somut mücadele pratiğinin içerisinde yeniden ve yeniden tartışarak, pratiğin muazzam öğreticiliği içerisinde kuvvetlendirmek ve böylelikle daha geniş halk kesimlerine ulaşarak, döne döne bu diyalektik zemini işletmek ve böylelikle halkı, taleplerinin somut programı içerisinde örgütlemek ve onu mücadelenin merkezine taşımaktır. 3) Kitlesel bir sahipleniş ve mücadele pratiği içerisinde gittikçe billurlaşan ve böylelikle, başta ezilenler ve emekçiler olmak üzere, halkın hemen tüm kesimlerince sahiplenilen program doğrultusunda halkın doğrudan katılımını ve sahip olduğu tüm farklı görüşleriyle kolektif irade ve eylem birliğini, demokratik zeminde yaratacak bir kurumsallaşmanın yaratılmasıdır. Yani örgütsel bir düzenlemenin sağlanmasıdır. 4) Yüzlerce fikrin kendisini serbestçe ve herkese ifade edebildiği, bu fikirlerin kitlelerin içerisinde tartışılabildiği ve çoğunluğun, azınlıkta kalan görüşleri de dikkate alarak ortaklaştığı bir zeminde, halkın kendi taleplerine dair ortaya koyduğu bütünlüklü bir gerçeğin yaratılmasıdır. İşte DDHD gerçeği tam olarak budur! DDHD, kişilerin veyahut grupların tekelinde değildir. DDHD, yüzlerce Dersimli’nin katılımıyla yaratmış olduğu Halk Meclisi’yle, tartışmalarıyla, toplantılarıyla ve faaliyetleriyle Dersim halkının kolektif akıl ve irade birliğidir. Dolayısıyla DDHD içerisinde alınan kararlar, dışarıdan belirlemeyle veyahut da yönlendirmeyle değil, tam tersi olarak, her fikrin özgür ve demokratik bir zeminde tartışılarak, çoğunluğun kabulüyle alınır/alınmaktadır. Dolayısıyla bugün, DDHD’nin kendi tartışmalarıyla, DTP’nin anti-demokratik, dayatmacı tutumunu reddetmiş olması ve kendi içerisinden bağımsız bir belediye başkan adayı ile belediye meclis üyeleri adaylarını ve bu adayların hangi partinin listelerinden seçimlere gireceğini belirlemiş olması; bütünlüklü olarak DDHD gerçeğini yaratan binlerin, kendi iradesidir. “Kürt Düşmanlığı” İthamı, DDHD’yi Var Eden Binlerce Dersimli’ye ve Dersim Gerçeğine Yabancılaşmanın Geldiği Son Noktadır! “Devletin yanında yer alma”, “Kürt düşmanlığı yapma” gibi tespit ve düşünceler, sadece Şerafettin Halis’in kendi kişisel tutumu olarak da görülmemelidir. Nitekim geçtiğimiz günlerde kamuoyuna da yansıyan çeşitli beyanlarda ve değerlendirmelerde de Dersim dışındaki çeşitli DTP çevrelerinde, benzer söylemler olduğu görülmektedir. Federasyonumuz, “Kürt illerinde DTP dışında aday göstermek ‘Kürt düşmanlığı’ siyasetine ortak olmaktır ve bilinçli bir yönlendirmedir” yönlü düşüncelerin; ülkemizin demokratik devriminin acil çözümünü bekleyen en önemli meselelerinden olan Kürt Ulusu’nun kendi kaderini tayin hakkı sorununa, “sınıfsal” değil “ulusal-milliyetçi” düzlemde yaklaşan bir programdan kaynaklandığını bilmektedir. Dolayısıyla, siyasi coğrafyamız içerisinde Kürt Ulusu’nun haklı taleplerinin mücadelesini yürüten birey ve kurumlara yönelik olarak, bu gibi ithamlara karşı tutumumuz; sadece Kürtlerin değil, çeşitli milliyet ve inançlardan tüm ülke işçileri ve köylüleri başta olmak üzere emekçi kesimler ile emperyalizmin ve yerli uşaklarının sömürü ve zulmünden zarar gören tüm kesimlerin kolektif çıkarlarını gözeten ideolojik mücadeleyi, devrimci sorumluluk ve bilinçle yürütmektir. Karalama, dayatma ve tehdit gibi hâkim sınıflara özgü tarzlarla değil, somut kitle faaliyeti zemininde aktif ideolojik mücadele sürdürmektir. Kürt Ulusu’nun “ulusal” çıkarlarını esas alan yaklaşımlar; topraksız ve yoksul Kürt köylülüğü ile işçilerinin taleplerini savunduğu kadar, bu “ulusu” var eden toprak ağalığının ve burjuvazisinin de taleplerini gözetmek durumundadırlar. Bundan dolayı bilhassa “Kürt coğrafyası” olarak tanımlanan yerellerde, DTP, ülkemizdeki mevcut siyasi konjonktür karşısında ve yakın geleceğin Kürt ulusal davasına yönelik olarak taşıdığı risklere karşı kayıtsız şartsız bir biat talep etmekte, bu duruşun dışında kalanları ise “Kürt düşmanı” addetmektedir. Burada programatik düzlemde bir fark olduğu açıklıkla ortadadır. Federasyonumuz, içerisinde yaşamakta olduğumuz siyasi coğrafyanın bütününde, yeni demokrasi perspektifiyle faaliyet yürüten bir kurumdur. Bu manada, “yeni demokrasi” kavramı, ülkemiz özgülünde sürdürülen demokrasi mücadeleleri içerisinde son derece manidar bir içeriğe sahiptir. Konu özgülündeki karşılığı ise bu siyasi coğrafya içerisinde yaşayan ve hâkim konumdaki etno-politik kimlikten faklı olarak, ülke tarihinden günümüze ulaşan sosyo-ekonomik gelişmenin güncel sosyolojide yarattığı etno-kültürel sorunlarla karşılık bulan ulusal hak taleplerinin; ancak ve ancak, bu zemindeki sorunların aşılabileceği sosyo-ekonomik gelişmenin koşullarını yaratacak olan anti-emperyalist ve anti-feodal bir emekçi halk hareketiyle aşılabileceği görüşünü savunmaktır. Federasyonumuz tüzüğü ile yayımlamış olduğu bildiriler ve yayınlardan da açıklıkla anlaşılabileceği üzere ülkemizde, mevcut toplumsal gelişmeye ve mücadeleye özgül biçimini veren hâkim çelişki, öncelikle geniş toprak mülkiyetine sahip yerli feodaller ile topraksız ve yoksul köylülerimiz arasındadır. Bundan dolayı, ülkemizde “Kürt sorunu”nun çözümü, topraksız ve yoksul Kürt köylülüğünün, toprak ağalığına karşı mücadelesinden ve bu mücadele dinamiklerinin olumlu yönde ilerlemesine engel olan emperyalist baskılanmaya karşı gelişmektedir. Kürt, Türk, Ermeni, Rum, Çerkez… Hıristiyan, Alevi, Hanefi, Şafi… Kendisini millet kimliğinde veyahut inanç kimliğinde ne şekilde tanımlıyor olursa olsun bu ulusal ve kültürel aidiyetlerin gündelik yaşam içerisinde kendisini ortaya koyduğu ve böylelikle varlığını somutlaştıran hak taleplerinin; ancak ve ancak ekonomik ve sosyal politikada emperyalizmin ve yerli uşaklarının boyunduruğundan kurtulmuş, üretimin ve istihdamın yerli kaynaklarla sağlanarak yine yerli pazarda ucuza ve kaliteli şekilde sunulduğu, halkların kardeşleştiği ve kaynaklardan eşit şekilde faydalandığı bir ülkede yaşam bulacağı tarihsel tecrübelerle sabittir. Federasyonumuz, toplumumuz içerisinde bu demokrasi bilincinin gelişimi için mücadele yürütmektedir. Tam da böyle olduğu içindir ki “Kürt illeri” de dâhil olmak üzere, tüm ülkede “yandaşlı olmakla”, “hesabına çalışmakla” itham edildiği “devletin” zorbalıklarına ve kendi yasalarını dahi ihlal eden yaptırımlarına maruz kalmaktadır. Sadece geçtiğimiz 6-7 aylık zaman diliminde onlarca faaliyetçisi gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Ve şimdiden ifade etmek gerekir ki bu gözaltı ve tutuklama kampanyaları yakın gelecekte daha kapsamlı olarak sürecektir. Kürt ulusal davası, Kürt halkının çıkarlarını savunurken, hele ki bugün, bizatihi ABD ve onun ülkemizdeki uşak iktidarı eliyle kendisine yönelik “tasfiye” saldırıları adım adım geliştirilirken; emperyalizmin ve uşaklarının sadece “Kürtleri” değil bu ülkede kendisini farklı kimliklerde de tanımlayan ezilen milyonları da hedef aldığını ve ancak bu milyonlar gibi Kürt emekçilerinin de ekonomik ve sosyal hak taleplerini temel belirleyen olarak ele alır ve Kürt Ulusu’nun haklı davasını “halkların kardeşliği” şiarına uygun şekilde ezilenlerin talepleriyle birleştirebilirse çok daha güçlü bir direniş mevzisi yaratabileceğini görmelidir. 1989 baharında, Zonguldak maden ocaklarından Ankara’ya yürüyen ve ancak Mengen barikatlarında durdurulabilen; Zonguldak’ı “devlet erk”inden arındıran işçilerin “Zonguldak-Botan El Ele” sloganı ve o dönemin açtığı çığırda büyüyen Kürt ulusunun haklı mücadelesi, bu konuda, tarihimizdeki en önemli örnek olarak durmaktadır. Çeşitli milliyet ve inançlardan ülkemiz emekçilerinin haklı davasını savunan ve bu davanın gelişimi için her türlü bedeli ödeyerek ilerleyen kurumlara karşı geliştirilen politikalar; dönemsel ve an’lık gelişmelerin yarattığı ruh haline indirgenemeyecek ölçüde önemlidir. Federasyonumuz, DTP’li dostlarımızla, ülkemiz üzerine karabasan gibi çöken emperyalist haydutluğun ve yerli zorbalığın karşısında daha güçlü bir demokrasi mücadelesinin yürütüleceğine dair inancını korumakta ve savunmaktadır. Kürt ulusunun haklı taleplerinin demokratik niteliği, bağımsızlık ve yeni demokrasi mücadelemizin başat bileşenlerinden birisidir. Bu kapsamda, federasyonumuz, DTP’li dostlarımızla olan ideolojik mücadelesini, karşılıklı olarak kurumsal hukuka ve iradeye saygı temelinde sürdürme ve öğrenme çizgisinde ilerletecektir. “DTP Karşıtlığı” Tehlikeli Bir Eğilimdir Dersim’de hâlihazırda sürmekte olan yerel seçimler faaliyetleri, Dersim dışında da hatırı sayılır bir kamuoyunun ilgisi ve takibi altındadır. Dersim’de yaşanan gelişmeler ve özellikle kurumsal açıklama ve faaliyetler bu kamuoyu içerisindeki çok farklı eğilimlerce kendi duruşları içerisinden de değerlendirilmektedir. DTP’li kimi dostlarımız gibi bazı bireyler ve gruplar da süregiden seçim faaliyetlerini ve yaşanan ideolojik tartışmaları, oldukça yanlış bir noktadan benzer bir hatayla sürdürmektedirler. Nasıl ki kimi DTP’liler mevcut seçim faaliyetlerini bir “rekabet” olarak görüyor ve bu yanlış bakış açısının sonucu olarak bugün “kendinden olmayanı” “düşman” ilan ediyorsa; DDHD şahsında ilerleyen Dersim halkının haklı mücadelesini ve tercihini de “DTP karşıtlığı” zemininde ele alarak yaygın şekilde işlemeye gayret gösteriyorlar. DHF, mevcut mücadelenin yukarıda izah ettiğimiz üzere, ideolojik zeminde ve halkın çıkarlarını önceleyen, bu çıkarları temsil eden ekonomik ve sosyal hak taleplerini demokratik devrimin siyasal talepleriyle bütünleştirerek, kitlelerin inisiyatifinde ilerleten bir anlayış içerisinde ideolojik zeminde ilerletme perspektifindedir. DHF, siyasi bağımsızlığını her şeyin üzerinde tutar zira bu bağımsızlığın halkın çıkarları için sürdürülen mücadelede temel belirleyen olduğunun bilincindedir. DHF, siyasi bağımsızlığını her şart ve koşul altında korumanın, bağımsızlık ve yeni demokrasi yolunda halkın haklı davasının devrimci bir zeminde ilerletilmesinin varlık gerekçesi sayar. Federasyonumuz, bu kapsamda, programatik zeminde ve faaliyet çizgisinde ortaklaştığı seçim çalışmalarında DTP’de dahil olmak üzere bugün Dersim özgülünde ayrıştığı kimi yapılarla birlikte demokrasi mücadelesi yürütürken; Dersim özgülünde, yazımızın başında izah ettiğimiz programatik görüşler zemininde ortaya çıkan farklılıklardan kaynaklı farklı zeminde süren faaliyeti halkımızla birlikte omuzlamaktadır. DHF, ülke genelinde yeni demokrasi mücadelesini emperyalizme ve yerli uşaklarına karşı yükseltirken, dost-devrimci kurum ve bireylere karşı da onları kazanma perspektifiyle ideolojik mücadelesini sürdürecektir. Halkı kazanmak, farklı görüşlerde olan diğer halk güçlerini de kazanmaktır! |





Önümüzdeki 29 Mart 2009 yerel seçimlerine ilişkin merkezi yaklaşımımızı ve bu doğrultuda sergilediğimiz pratiklerin Dersim özgülündeki her aşamasında almış olduğu boyutu, bu güne kadar ayrıntılı olarak demokratik kamuoyu ve halkımızla paylaştık.