| “Katliamlar”, Halkların, İnsanca Bir Yaşam ve Gerçek Demokratik Bir Düzen Mücadelelerine Karşı Geliştirilen Türlü Gerici Politikaların Tükendiği Yerde Başlar! 16 Mart Beyazıt ve Halepçe Katliamlarını Unutmadık! Unutturmayacağız! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
16 Mart 2009
İşçiler ve köylüler başta olmak üzere, emekçilerin ve toplumun farklı kesimlerinin insanca bir yaşam ve gerçek demokratik bir düzen için mücadeleleri de bu saldırılarda, her zaman için başat hedef haline getirilmişlerdir. Sömürgeciliğe karşı bağımsızlığın, feodal ve komprador gericiliğe karşı yeni demokrasi mücadelesinin en ön saflarında yer alan halkın örgütlü güçleri ve kesimleri işte bu saldırıların boy hedefi halinde tutulmuşlardır. Bu gerçek, günümüzde de tüm çıplaklığıyla devam etmektedir! Geçmişte olduğu gibi bugünde ve gelecekte de insanca bir yaşam ve gerçek demokratik bir düzen kavgası sürdüğü müddetçe; işçiler, köylüler ve tüm emekçiler ile ezilen uluslar ve halk kesimleri haklı kavgalarını sürdürdükleri müddetçe; toplumun farklı kesimleri, demokratik taleplerini örgütlü ve daha gür seslerle haykırdıkları sürece ne “katliamlar” ne de bu saldırılara karşın sürdürülen haklı mücadeleler sonlanacaktır. Yakın tarihimizde yer alan iki önemli “katliam”, bunlara örnektir ve tarih bilincimizi her yılın 16 Mart’ında bir kez daha yineleyerek bizlere ve halkımıza bir gerçeği tekrar tekrar haykırmaktadır! Beyazıt ve Halepçe!... 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nde toplu çıkış yapan öğrencilerin üzerine bomba ve silahlarla yapılan saldırıda 7 öğrenci katledilmiş 41 öğrenci yaralanmıştı… 16 Mart 1988’de Irak hükümetinin, İran ordusunun ilerlemesini durdurmak için Kürtlerin yerleşik olduğu Halepçe kasabasına zehirli gazlarla başlattığı saldırı sonucu çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 5000'i aşkın insan ölmüş, 7000'den fazlası da yaralanmıştı… Hiçbir Katliam, Zaman Aşımına Uğramaz! Sömürü ve zulüm düzenine başkaldıran halkın çeşitli kesimlerinin haklı davası karşısında köşeye sıkışmanın veyahut da en başından engellenmek istenen haklı ve kitlesel mücadelelerin karşısında; siyasal iktidarının “katliam” politikalarının ülkemiz tarihinde de birçok örneği vardır. 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı da o dönemde yükselen devrimci gençlik muhalefetini bastırmak için bizzat devlet tarafından organize edilen onlarca provakasyondan yalnızca bir tanesidir. Katliamın yapıldığı tarihte, üniversitede güvenlik noktası amirliği yapan ve devrimci öğrencileri katliam noktasına yönlendiren, katliam esnasında da failleri kovalayan polislere “dur” emrini veren Reşat Altay’ın terfi etmesi ve yakın gelecekte de adını Hrant Dink cinayeti ve TAYAD’lılara yönelik linç girişiminde adını duyurması, katliamın kimler tarafından organize edildiğinin ipuçlarını da vermektedir. Yine 1978'de Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Askeri Mahkeme'de açılan ve “göstermelik” olduğu, gelinen noktada anlaşılan davada, dönemin Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) İstanbul Şube Başkanı Orhan Çakıroğlu, sonradan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) milletvekili olan ÜOD yöneticilerinden Mehmet Gül, dönemin MHP Gençlik Kolları Başkanı Kazım Ayaydın, ÜOD'li Sıddık Polat ve Ahmet Hamdi Paksoy yargılanmıştı. Mahkemede, Polat 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmış, diğer sanıklar ise "delil yetersizliği"nden beraat ettirilmişti. 1984'te ise tüm sanıklar hakkında "beraat" hükmü verilmişti. Katliama karışan ve sonrasında daha fazla konuşmaması için “ortadan kaldırılan” Zülküf İsot’un ablası aracılığıyla hakkında bilgi verdiği ve olayı beraber gerçekleştirdiğini söylediği polis memuru Mustafa Doğan, Latif Aktı ve Sıddık Polat’ın bir türlü yargılanmaması da davanın “göstermelik” yüzünü aydınlatır niteliktedir. İktidarın son süreçte ezilen kitleler nezdinde katliamların kendisinden bağımsız çeteler tarafından yapıldığı imajı yaratarak bilinç bulanıklığı yaratmaya çalıştığı “Ergenekon” sürecinde, ironik bir şekilde, 16 Mart dosyasının rafa kaldırılması, dava için gösterilen çabayı da anlamsızlaştırmıştır. Egemen güçlerin unuttuğu bir diğer nokta da yapılan hiçbir katliamın ezilenlerin kolektif hafızasından silinmeyeceği ve hesabının sorulacağıdır. Kürt Ulusu’na İmha ve Tasfiye Dayatılamaz! 16 Mart 1988 tarihinde emperyalist politikalar sonucu çıkan Irak-İran savaşında: Emperyalistlerin piyon olarak kullandığı Irak hükümetinin Halepçe kasabasına zehirli gazlarla saldırması sonucu, insanlık tarihinin utançla anacağı bir katliama imza atılmıştır. Katliamda kullanılan silahların emperyalistlerin patentini taşıyor olması ve savaşların emperyalist politikalar sonucu çıkarılması bir kez daha gösteriyor ki emperyalizm, ezilen ulus ve halklara dün olduğu gibi bugün de kan, acı ve gözyaşı dışında hiçbir şey getirmeyecektir! Ezilen ulus ve halkların kurtuluşunun tek yolunun emperyalizme karşı mücadeleden geçtiğini bir kez daha haykırıyoruz! Kürt Ulusu üzerinde, başta ABD olmak üzere, sergilenen emperyalist oyunlar ve tasfiye planları; geçmişten bugüne uygulanan “katliam” politikalarının bir diğer yönüdür. Emperyalizmin ve uşaklarının, çıkarları doğrultusunda katliamlarla veyahut türlü gerici politikalarla yok etmek istedikleri gerçek; Kürt Ulusu’nun haklı davasıdır! Halkların özgürlük ve demokrasi mücadeleleri tarihinden öğreneceğimiz en büyük ders, halkların kendi kaderlerini tayin mücadelesinde yegâne çözüm yolunun kendi emekçilerinin öz iradeleri olduğudur. Yoksul Kürt köylülüğü ve emekçileri, anti-emperyalist ve anti-feodal bir demokrasi mücadelesinde, ülkemizdeki emek ve özgürlük mücadelesiyle kaynaşarak yarının özgür ve gerçek demokratik düzenine ulaşacaktır! Mücadele bilincimizi diri tutan ve örgütlü mücadelemize, sahip oldukları derslerle yön veren 16 Mart Beyazıt ve Halepçe Katliamları’nı unutmadık, unutturmayacağız! |





Asırlardır Ortadoğu ve ülkemiz üzerinde varlığını sürdüren emperyalist tahakküm, tüm bölgede olduğu üzere, ülkemiz emekçi halkının hafızasından da asla silinmeyecek katliamlara imza atmıştır.