dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
“Ölüm Tohumları”nın Geleceğimizi Kirletmesine İzin Vermeyelim! “Ulusal Biogüvenlik Yasa Tasarısı” Geri Çekilsin!

Demokratik Haklar Federasyonu
18 Temmuz 2009

dhflogo2Emperyalist–kapitalist dünya sistemi, elinde bulundurduğu teknolojik üstünlükle, mevcut sömürü düzenini yeni araçlarla geliştirmeye ve insanlığa yeni yıkımlar üretmeye devam ediyor.

Gelinen aşamada, bilimsel ilerleme, doğada var olan türlerin, kendi doğal süreçlerinin dışında genetik kodlarının karşılıklı aktarılabileceği bir aşamaya ulaşmıştır.

Ne ki emperyalist–kapitalist hegemonya, her tür bilimsel ilerlemeyi mevcut piyasa ekonomisi içerisinde kar oranlarının arttırılması ve ezilen dünyanın daha fazla sömürgeleşmesi hedefiyle kullanıma sokmaktadır.

Dolayısıyla, gen teknolojilerinde, insanlığa ve doğaya büyük katkıları olabilecek bilimsel ilerlemeler de yeni yıkımlar olarak ezilen dünya halklarına ve işçi, emekçi kesimlerine dönmektedir.

Ülkemizi de bugün, dünden daha fazla yakından ilgilendiren ve emperyalistlerin direktifleriyle harekete geçen hâkim sınıfların geleceğimizi tehdit eden uygulamalarından birisi de “Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar” için çıkarılması öngörülen yasadır.

Emperyalist–kapitalist piyasa bilimciler tarafından halk kitleleri nezdinde korku uyandırmamak maksadıyla “Biyoteknoloji Ürünleri” olarak adlandırılan ve fakat gerçekte, “Genetiği Değiştirilmiş Organizma” (GDO) olarak bilinen yeni gen teknolojisi ürünleri; tarım sektöründe, genetik açıdan daha sağlıklı ve dayanıklı yeni tohumlar elde edilmesi, verimin arttırılması, daha az tarımsal ilacın kullanılması gibi çeşitli gerekçelerle emperyalist merkezlerde üretilmekte ve bilhassa ezilen dünya ülkelerine pazarlanmaktadır.

Emperyalizmle stratejik uşaklık bağları geliştirmiş bulunan ülkemiz hâkim sınıflarının şu günlerde “Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı” başlığı altında, kamuoyundan gizleyerek yasalaştırmaya çalıştıkları yeni kanunlar da bu yıkımlardan ülkemiz emekçilerine düşen ve hâlihazırda fiili olarak işletilen payın, resmileşen yüzünü oluşturmaktadır.

Dünya ölçeğinde GDO ürünleri, bilhassa tarım sektöründe kullanılmaya çalışılmaktadır. Büyük çoğunlukla tarım ekonomisi ağırlıklı ezilen dünya ülkelerinin ellerinde kalan son derece sınırlı üretim alanlarına da göz diken emperyalizm, GDO ürünü yeni nesil tohumlarla, bu gibi ülkelerdeki tarım sektörünü de tamamıyla dışa bağımlı hale getirmeye çalışmaktadır.

Bu bakımdan, gerek doğal süreçleri dışında genetiği değiştirilen organizmaların yarattıkları çevresel tahribatlar, gerekse başta ezilen dünya halkları olmak üzere tüm dünyaya yayılan yeni sömürü araçları olarak GDO ürünü tohumlar, sadece sömürü taşıyacaklardır.

GDO ürünü tohumların kullanımı, bugün başta Avrupa Birliği (AB) emperyalistleri olmak üzere reddediliyor. Dahası, Amerikan emperyalizminin zorlamaları sonucu GDO ürünü tohumların dünya pazarlarında dolaşımı için uluslararası “hukuk” işletilmek durumunda kalınıyor.

Gelişmiş hiçbir ülkenin GDO ürünü tohumların kendi topraklarında ekimini kabul etmemesinin elbette ki geçerli sebepleri var:

GDO ürünü tohumlarla yapılan ekimlerden sonra, aynı topraklardan bir daha başka bir ürün yetişmiyor; GDO ürünü tohumlardan çıkan bitkiler, kendilerinden beslenen canlılarda da genetik değişime neden oluyor ve kitlesel ölümlere yol açıyorlar; aynı bitkiler, kendi doğal koşullarında birlikte yaşadıkları diğer bitkilere de yaşam hakkı tanımıyorlar ve böylelikle doğal çevrede ciddi tahribata ve değişime neden oluyorlar; yine aynı bitkiler vasıtasıyla, ortaya çıkan yeni tür zamanla kendi ekosistemine de yayılıyor. Örneğin genetiği değiştirilmiş mısır, çeşitli yollarla doğal mısırların da gen haritasını bozarak geri dönüşü olmayan bir süreci tetikliyor. En önemli sebeplerden sayılabilecek bir diğeri de GDO ürünü tohumların sadece tek ekimlik olmalarıdır. Böylelikle aynı tohum ancak o tohumu pazara süren ülkeden, firmadan elde edilebilir hale getiriyor.

Bu gibi sebeplerden, emperyalist ülkeler, zaten sınırlı olan ve ancak uluslararası sermaye kuruluşlarının zoruyla ayırdıkları kısıtlı üretimi daha da kısarken; emperyalizmin genetik laboratuarına çevrilen ezilen dünya ülkeleri ise uşak hâkim sınıfları vasıtasıyla, emperyalizmin daha fazla kar amacıyla geliştirdiği ekonomi-politikalarına peşkeş çekiliyor.

Monsanto, Cargill, Hazera, Pioneer, SQM, KWS, AMC/AGRIMATCO, Fritolay, Limagrain, Golden Westseeds, Syngenta gibi uluslararası büyük tohum şirketlerinin Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi kurumlarla ülkemiz gibi dışa bağımlı ülkelere dayattığı ekonomi-politikaları sonucunda; “Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı” gibi yasalarla, GDO ürünü tohumların, ithali, ekimi, satışı serbest hale getirilmeye çalışılıyor.

Bu yasa tasarısı, meclisten geçtiğinde, ülkemiz ekonomisinin ağırlığını oluşturan tarım sektöründeki yıkımlara bir yenisi daha eklenmiş olacak.

Köylülerimiz, tohumları dahi yabancı şirketlerden almak zorunda kalacaklar ve bu tohumlar kendisini yenilemediğinden, bir sonraki dönem ekimi için yine ancak bu yabancı şirketlere muhtaç duruma düşecekler. GDO ürünü tohumlarla yapılan ekimlerden sonra aynı arazide başka hiçbir bitki yetişmeyeceğinden ya da kalitesi ve genetiği bozulmuş olacağından, başka çaresi kalmayan köylülerimiz, bu sömürü düzeninde zincirlerine yeni bir halka daha eklemiş olacaklar.

Bu gibi ekonomik yıkımlarının yanı sıra, GDO ürünü tohumlardan elde edilen tarımsal ürünlerin insan ve doğal çevreye getireceği tahribatlar da çok büyük bir hızla insanlığı artık tehdit edecek düzeylere ulaşan doğal çevre felaketlerinin bir parçası olarak, geleceğimizi de tehdit eden önemli bir soruna dönüşecektir.

Topraklarımız, geleceğimiz, genetik mirasımız kirletilemez!

GDO’lu ürünlerin ülkeye girişi yasaklanmalı ve tarım, ülke kaynakları seferber dilerek modernize edilmelidir.

GDO’lu ürünlerin üretimi, ekimi ve tüketimi yasaklanmalıdır!

İleri teknoloji, kaliteli ürünün elde edilişinde mevcut emeği en doğru ve en verimli şekilde kullanıma sokmada başvurulan bir araç olmalıdır.

Tarımsal üretime ilişkin her türlü politika, doğrudan tarımla ilgilenen üretici köylünün de katılımıyla belirlenmeli, bu politikaların tamamında üretici köylünün ve halkımızın çıkarları ve geleceği gözetilmelidir.

Herkese sağlıklı, doğal çevrede yaşam hakkı!