Demokratik Haklar Federasyonu
19 Ocak 2010
Hâkim sınıfların baskı ve sindirme politikalarına, TÜRK-İŞ’in sınıf işbirlikçisi tutumlarına rağmen TEKEL işçilerinin 37. güne ilerleyen direnişleri, bugün başlayan açlık greviyle birlikte, olanca kararlılığıyla sürüyor.
Öte yandan 17 Ocak’ta Ankara’da gerçekleştirilen ve tüm engelleyici tutumlara rağmen on binlerin katıldığı miting, TEKEL direnişinin yeni bir sürece girdiğini de göstermiştir.
TÜRK-İŞ, işçilerin kararlı, direngen ve cesur tutumlarıyla ilerleyen her aşamada, TEKEL direnişini hâkim sınıfların emrettiği çerçevede, kırmaya ve bitirmeye çalıştığını hiçbir somut adım atmayarak tekrar tekrar göstermektedir.
TÜRK-İŞ, 17 Ocak mitinginden hiçbir somut sonuç çıkarmayarak işçilerin morallerini bozmaya, direnişi zayıflatmaya ve böylelikle hiçbir kazanım elde etmeden direnişi bitirmeye çalışmaktadır.
Hâkim sınıflar ve TÜRK-İŞ cephesinden 17 Ocak mitinginden arda kalan sonuç bu olmuşken; TEKEL işçileri cephesinden ise sonuç, “Ölmek var, dönmek yok!” şiarının bir kez daha haykırılması ve daha ileri düzeyde direnişin sürdürülmesi olmuştur.
TÜRK-İŞ, 17 Ocak Mitinginin Örgütlenmesi Sürecinde Bu Tavrını Açıkça Sergilemiştir
TÜRK-İŞ, 17 Ocak mitingiyle ilgili hemen hemen hiçbir çalışma yürütmemiş ve “sembolik” düzeyde bir katılım göstermiştir. TÜRK-İŞ ve diğer sendikalar, ülkenin birçok yerinden araç kaldırmamış, araç kaldırılan illerde ise sınırlı bir kesimin taleplerini karşılamıştır. Mitingine katılmak isteyen önemli bir kesim ise TÜRK-İŞ’in bu tutumundan kaynaklı, Ankara’ya gidememiştir.
TÜRK-İŞ, miting alanında, TEKEL işçilerinin beklentilerini karşılamayacağını söylemiş ve işçilerin söz hakkını engellemiştir. İşçilerin sendika ağalarına tepki göstermesi üzerine ise, sendika ağaları, çeşitli iş kollarına üye olan binlerce işçiyi alandan çekmiştir.
TEKEL işçileri TÜRK-İŞ’in bu tavrını protesto etmiş ve konuşmaların yapıldığı platforma çıkarak tepkilerini dile getirmişlerdir.
Sendika ağaları ve burjuva medya, TEKEL işçilerinin bu haklı tepkisini TEKEL işçilerinin eyleminin “hedefinden saptığını” söyleyerek karşılamışlardır. Bir aydan fazla bir süredir büyük fedakârlıklarla, emeklerle, son derece haklı ve meşru bir zeminde ilerleyen direnişe tek satır ayırmayanlar, yaşanan haklı tepkiyi, TEKEL Direnişi’ne karşı bir anti-propagandaya çevirmeye kalkışmışlardır. "Sendika binasının işgal edildiği" yönünde yapılan haberlerle, TEKEL direnişinin meşruiyeti zedelenmeye çalışılmıştır.
Sendika ağalarının ve burjuva medyanın bu beyanları on yıllardır bilenen bir tavırdır. Böylesi açıklamalarla TEKEL işçilerine artan halk desteği zayıflatılmaya ve direniş bin bir türlü yolla bitirilmeye çalışılmaktadırlar.
Açıkça ifade edilmelidir ki TEKEL işçileri, sendika ağalarının “sınıf işbirlikçisi” tutumlarına karşı meşru-demokratik haklarını kullanmışlardır. Sendikalarına sahip çıkmışlardır!
Alanda da işçiler, kendilerine ait olan kürsüye çıkarak ve TÜRK-İŞ binasına girerek doğru olanı yapmışlardır! Bu doğru tavrın TÜRK-İŞ’i ve burjuva medyayı aynı oranda rahatsız etmesi direnişin doğru yolda ilerlediğini gösteren son örnek olmuştur.
TEKEL işçilerinin meşru-demokratik tepkilerini destekleyen devrimci-demokratik kurumlar, sendika ağaları tarafından “işçilerin eylemini bölen” kesimler olarak hedef gösterilmiş ve TEKEL işçileriyle devrimci-demokratik kurumlara üye işçiler, emekçiler arasındaki birlik, zayıflatılmaya çalışılmıştır.
17 Ocak öncesinde gerek hâkim sınıfların gerekse de hâkim sınıfların kuklası olan TÜRK-İŞ’in TEKEL direnişini “bitirmek” için başvurduğu çeşitli yol ve yöntemler hatırlanacak olursa, TEKEL işçileriyle devrimci-demokratik güçler arasındaki birliği “kırma” yöneliminin mahiyeti daha çıplak bir şekilde görülebilecektir.
TEKEL Direnişi Önemli Bir Dönüm Noktasına Gelmiştir
Ya TEKEL işçileri ve devrimci-demokratik halk güçleri direnişi zafere taşıyacaktır ya da hâkim sınıflar bu direnişi boğacaklardır!
Özellikle 17 Ocak’ta yaşananlar, hâkim sınıfların direnişi kırmak için çeşitli provokasyonlara girişeceğini de açıkca göstermektedir.
Gelinen bu kritik aşamada, başta ilerici, devrimci, demokrat güçler olamak üzere tüm emek ve demokrasi güçleri, TEKEL işçisinin haklı mücadelesi ekseninde birleşmek ve bu direnişin geniş halk kitleleri nezdinde yaratmış olduğu olumlu tepkiyi iradi bir müdahale ile ülkenin her yerelinde alanlara dökebilmek ve tüm emekçileri, ezilenleri bu zeminde harekete geçirmek göreviyle karşı karşıyadır.
Birleşe Birleşe Kazanacağız!
Hâkim sınıflar ve TÜRK-İŞ, direnişi kırmak için ellerinden geleni yaptılar, önümüzdeki günlerde de daha fazlasını yapacaklar.
Sergilenen 36 günlük direnişi bu aşamaya TEKEL işçilerinin kararlı duruşları getirmiştir. Hâkim sınıfların saldırıları, TÜRK-İŞ’in sınıf işbirlikçisi tutumları işçilerin kararlı duruşu karşısında geriletilmiştir. İnanıyoruz ki TEKEL direnişi aynı kararlılıkla ilerleyecek, hâkim sınıflara ve TÜRK-İŞ’e rağmen başarıya ulaşacaktır!
Başta TEKEL işçileri olmak üzere tüm devrimci-demokratik güçleri, daha zorlu bir mücadele süreci beklemektedir. Bu aşamadan sonra TEKEL direnişi tüm güçler açısından merkezi, planlı, programlı, kitlesel ve kararlı bir mücadeleyi talep etmektedir.
Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) olarak bütün devrimci-demokratik güçleri başta Ankara’da olmak üzere, ülkenin dört bir yanında TEKEL direnişiyle dayanışma platformları oluşturmaya ve TEKEL işçilerinin inisiyatifinde direnişi başarıya ulaştırmaya çağırıyoruz.
Tüm yerellerimizde ortak platformlar oluşturarak TEKEL direnişini ülkenin dört bir yanına taşımalı, AKP’yi ve TÜRK-İŞ’i kuşatarak direnişi başarıya ulaştırmalıyız.
Gelinen aşamada TEKEL davası ülke davasıdır! TEKEL’in kavgası yoksulun, emekçinin kavgasıdır!
Unutmayalım ki TEKEL direnişinin başarıyla sonuçlanması, diğer hak alma mücadelelerine de örnek teşkil edecek, mevcut işçi, kamu emekçisi hareketlerini birleştirecek ve hâkim sınıfların korkularını daha da büyütecektir.
Hâkim sınıflar cephesinden TEKEL direnişini bitirmeye yönelen çeşitli saldırılar, TEKEL direnişinin yaratacağı sonuçlardan duyulan korkudan ileri gelmektedir.
Öyleyse hâkim sınıfların korkularını büyüterek, yiğit TEKEL işçilerinin “Ölmek var, dönmek yok!” kararlığıyla direnişi zafere taşımak en temel görevimiz olarak bilince çıkarılmalıdır.