| Radikal Gazetesi'ndeki Yazı Dizisine Cevap: Düzen mi? Devrim mi? |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Bu kapsamda, yaklaşık bir hafta boyunca, ülkemiz siyasal arenasında var olan birçok ilerici, demokrat ve reformist kesim ile bunların yanısıra, AKP hükümetinin finansmanında olmak üzere, emperyalist tekellerin ekonomik ve sosyal yıkım projelerinin halka yutturulmasında ve halk güçlerinin de "içeriden" yani "soldan" zayıflatılıp, çökertilmesinde, kafa karışıklığı yaratılmasında memur edilmiş kimi gazete köşe yazarlarının ve "solla bağlarını kopardıklarını" büyük bir iddia ile ortaya koyan kimi kesimlerin değerlendirmelerine yer verilmiştir. Bu bağlamda, Demokratik Haklar Federasyonu da (DHF), Radikal Gazetesi'nden konuyla ilgili olarak kendisine yöneltilen sorulara, hazırladığı bir belgeyle cevap olmaya gayret etmiştir. Ne ki DHF'nin yazısı; kimi reformist kesimlerin ve liberallerin yazılarına sayfalar ayrılırken; içeriği manüpile edilecek şekilde kısaltılarak, 4 Ocak 2011 (Salı) günkü nüshasında adeta sayfaya iliştirilmiş şekilde yayımlanmıştır. Bu bakımdan kamoyunu, Radikal Gazetesi'nin öne sürdüğü tartışma hakkında DHF'nin görüşlerinin tamamını aktararak bilgilendirmek ihityacı ortaya çıkmıştır. DHF'nin hazırlamış olduğu cevabı aşağıda aktarıyoruz: Düzen mi Devrim mi? Gerek “Ergenekon” sürecinin gerekse 12 Eylül 2010 referandumu sürecinin, kendini sol, sosyalist veyahut devrimci olarak tanımlayan kesimler içerisinde zaten var olan kimi ayrım noktalarını, kimilerince daha görünür hale getirdiği doğrudur. Ancak ayrışmak için öncelikle en genel anlamda da olsa aynı zeminde olmak gerekir. Bu yönüyle bakıldığında, öncelikle, tartışma dizisinin spotunda “solda büyük kapışma” biçiminde ifade edilen torbanın sol bölümünden, Ömer Laçiner, Ahmet İnsel, Roni Margulies, Nabi Yağcı gibi örneklerle işaret edilen anlayışı çıkarmak gerekir. Bu zatların bugün büyük bir hevesle temsil etmeye çabaladığı revizyonizm ile proletaryanın bilimsel ideolojisi arasında ise bir “kapışma” olduğu da doğrudur. Amacı devrimci sınıf hareketini bölüp parçalamak, sınıf bilincini köreltip sınıflar arasındaki karşıtlıkları gizleyerek, devrimci sınıfı burjuvaziye yedeklemek-uzlaştırmak olan bir Truva Atı operasyonu, bir ihanet şebekesidir revizyonizm. Liberal burjuva görüşler sisteminden beslenen revizyonizmin, ataları olan Bernstein’dan bugüne en eski taktiği ise “kızıl bayrağa karşı kızıl bayrak” sallamaktır. Kendilerine Marksist demelerinin, sürekli Marksizmi yenileyerek güçlendirmekten bahsetmelerinin nedeni de budur. Bu şekilde geniş sınıf hareketi cephesinde zemin aramakta ve ne yazık ki kimi kesimler içerisinde Marksizm düşmanı özlerini gizleyerek göz boyayabilmektedirler. Bugün AKP’ye “ilericilik”, “reformculuk” atfeden; statükoya karşı onunla ittifakı önererek pek yeni bir şey söylediklerini sanan bu liberal burjuva bayların, neredeyse bir asır önce “gericilere karşı, ilerici, reformcu burjuvaziyle ittifakı” öneren revizyonizmin eski modellerinden esasta hiçbir farkı olmadığı ortadadır. Yaşadığımız burjuva-feodal sömürü sisteminin devrimci sınıf hareketine ve halk kitlelerine dönük açık saldırısı yanında sinsice ilerleyen ideolojik saldırılarının, günümüz özgülündeki bir çeşididir sadece. Bu kesime bahşedilmiş bir diğer görev ise anti-emperyalizmin “günün gerçekleri” ile bağdaşmayan çağdışı, demode bir nostalji olduğu yönündeki eski hikayeyi, bilimselliği kendinden menkul çalışmalarla hortlatmaktır. Lenin’in deyimiyle “Marx, aynı zevkle, hem, sosyalizmi reddederek bir unvan yapmak isteyen genç bilim adamları ve hem de her türden defteri dürülmüş ‘sistemler’in geleneğini koruyan köhneleşmiş ihtiyarların saldırısına uğradı.” Bu şekilde, günümüzün komünistleri ve devrimcileri de bugün bir kısmı Taraf gazetesine akın etmiş bu nitelikteki burjuva zevat ile aynı saflarda telakki edilmeyi asla kabul etmezler ve bunu bir utanç sayarlar. Esas konumuza geri dönersek, AKP Hükümeti ile karakterize olan son on yıllık dönem, emperyalist-kapitalist dünya sisteminin ihtiyaçları çerçevesinde dayattığı siyasi ve idari yeniden yapılanmanın, ülkemiz hâkim sınıfları eliyle uygulanması zemininde yaşanan iç çatışkılardan beslenmektedir. Bu bağlamda denebilir ki hâkim sınıfların ve emperyalizmin siyasi temsilcilerinden olan AKP, ABD eksenli emperyalist kampın, Ortadoğu ve Asya’ya yönelik hayata geçirilen büyük ölçekli işgal, sömürü ve zulüm projelerinde, ülkemiz içinde ve dışında, etkin ekonomik, siyasal, sosyal ve askeri görevlerle donatılmış bir projenin önemli bir unsurudur. Yaygın kanının aksine, gerek hâkim sınıfların bir diğer siyasi temsilcisi olan geleneksel Kemalist CHP kliği gerekse TSK, yaşanan iç çekişmelere ve belli orandaki direnişe rağmen bu sürecin ayırdındadır ve baştan beri esas üzerinde mutabıktırlar. AKP Hükümeti başbakanı R. Tayyip Erdoğan’ın, CHP’nin aktif çabası ile milletvekili seçtirilmesi ve nihayetinde başbakan olması, öte yandan bahsettiğimiz yeniden yapılandırma sürecinin ana hatlarının çizildiği ünlü Bush - Erdoğan görüşmesinde, dönemin Genelkurmay ikinci başkanının da yer alması sadece üzerinde düşünülmesi gereken küçük birer örnektir. AKP hükümeti, bu tarihsel koşulların bir ürünüdür ve bu hükümetin temsil ettiği hâkim sınıf kliği, emperyalizmin etkin desteği ve yönlendirmesiyle birlikte, burjuva-feodal siyasal arenada, CHP eksenli Kemalist klik ile bir kısım ticaret burjuvazisi ekarte edilerek sürecin baş aktörü, neo-liberal iktisadi saldırının uygulayıcısı konumuna getirilmiştir. Ergenekon davası ve 12 Eylül 2010 referandumu sürecinde daha fazla görünür olan bir ayrışmadan bahsedilecekse bunu, bahsettiğimiz bu sürece dair temel analizlerdeki farkta aramak gerekir. Son 60 yıllık siyasal süreç incelendiğinde görülür ki hâkim sınıflarının siyasal temsilcileri gelip geçicidir, kalıcı olan ise bu süreçler boyunca kendini yenilemeyi başaran burjuva-feodal gericilik olmuştur. CHP’li tek parti faşizminden, çok partili faşizme geçişi CHP’nin demokrasi aşkına bağlamak kara mizah değilse nedir? Oysa bu değişiklik, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı yıllarında, kitlelerin kendiliğinden hareketlerinin kabardığı ve kontrolden çıkma potansiyelini biriktirdiği, CHP’nin tümüyle teşhir olarak yönetemez, devletin ise yönetilemez hale geldiği koşullarda sistem açısından bir yenilenme, emperyalizm açısından ise daha işlevli bir siyasi yapıyı hedefleyen bir yeniden yapılanma olarak işlev gördü. Burada CHP statükocu iken, Demokrat Parti “özgürlükçü” ve “demokrat” kisvesine büründü. Halkın tepkisi Demokrat Parti’ye yedeklenerek sistem yeniden ayakları üzerine dikildi. Bir süre sonra ise Demokrat Parti’ye yönelen halkın kitlesel tepkisi bu kez eski statükocu, yeni özgürlükçü CHP kanalına akıtıldı. Bundan sonraki tüm süreçlerde de büyük oranda bu basit yer değiştirme hareketi ile birlikte halk kitlelerinin tepkisinin ve hatta örgütlü devrimci, demokratik kesimlerin düzen partilerinden birinin arkasına takıldığını görüyoruz. Bugün yine her fırsat kullanılarak suni gündemler etrafında halk kitleleri kutuplaştırılmakta ve iki kardeş hâkim sınıf kliğinden birinin peşine takılmaktadır. Halk saflarındaki kimi devrimci, sosyalist, demokratik güçlerin en son referandum sürecinde yaşadığı zaaf geçmişte yaşanandan çok farklı değildir. Bu süreçlerde ortaya çıkan bu ayrışmanın zeminini oluşturan ise devrimci program ile reformist program arasındaki temel ayrışmadır. Hükümete yedeklenmemek adına (ki bu haklı bir kaygıdır) yönelimini AKP karşıtlığı üzerine inşa eden dostlarımızın fiilen CHP’nin yedeğine düşmesi, reformizmin sistem içi ufkunun kaçınılmaz sonucudur. Demokratik Haklar Federasyonu, ülkemiz yoksul ve topraksız köylülüğünün toprak ve özgürlük mücadelesi ile işçi sınıfımızın devrimci eylemi içerisinde vücuda gelen Demokratik Halk Devrimi çözüm programını 21. yüzyılın emperyalist ekonomi-politikalarının ve ülkemiz uşak siyasi iktidarının yaratmış olduğu yıkım tablosu içerisinde kararlı bir şekilde savunmaya devam etmeye kararlıdır. Demokratik Haklar Federasyonu, demokratik haklar için mücadele zemininde halk düşmanlarına karşı halk saflarındaki tüm demokrasi güçleriyle birliktelik zeminini güçlendirme çabasını sürdürecek, aynı kararlılığı ideolojik ve politik zeminde reformizm ile mücadele kulvarında da koruyacaktır. |





Geçtiğimiz haftadan itibaren, Radikal Gazetesi, "Sosyalist Solda Derin Yarılma" başlıklı bir yazı dizisi yayımlamıştır.