| Siyasi İktidar Katilleri Ödüllendirmeye Devam Ediyor: Uğur Kaymaz’ın katilleri de aramızda! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Sömürü düzeninin katilleri, hırsızları, hortumcuları, tecavüzcüleri üreten, teşvik eden ve koruyan yapısı her geçen gün artan sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Sömürü düzeni kendi elleriyle yarattığı “suçları ve suçluları” aklarken sömürü düzeninin saldırıları karşısında “mağdur” olan milyonları ise sonu gelmez saldırıların hedefi haline getirmektedir. Hatırlanacağı gibi polis tarafından öldürülen Baran Tursun’un davası geçtiğimiz ay sonuçlanmış ve Tursun’u öldüren polisler beraat etmişti. Kafası kesilerek öldürülen Münevver Karabulut olayında da siyasi iktidarın sergilediği yaklaşımlar, sömürü düzeninin ezilen milyonları korumak gibi bir derdinin olmadığını gösteren son örneklerden birisi olmuştur. Polisin yetkilerini arttıran “Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’yla” birlikte son iki yıl içerisinde arabada, sokakta, karakolda, evinde tam 53 kişi polis tarafından katledildi. Ezilen milyonlara karşı giriştiği siyasi, ekonomik, sosyal, askeri saldırılarla varlığını sürdüren bir düzende böylesi sonuçlarla karşılaşmak şaşırtıcı değildir. Aksine bu sonuçlar ülkemizin tarihi gerçekleridir. Böylesi bir ülkede, halkı katledenler, devlet tarafından ödüllendirilmekte ve rahatlıkla aramızda dolaşmalarına imkan tanınmaktadır. Sömürü düzeninin “yasaları” tam da bunun için vardır. Sömürü düzeninin bu pratiklerine bir yenisi de 21 Kasım 2004’te babasıyla birlikte evinin önünde katledilen Uğur Kaymaz’ın 18 Haziran’da sonuçlanan davasında eklendi. Siyasi iktidar büyük bir ikiyüzlülükle 12 yaşında bir çocuğun öldürülmesini savunmuş; baba ve oğlunu “terörist ilan etmiş”, “Uğur Kaymaz’ın ellerinde barut izi olduğunu ileri sürmüş” ve sonuç olarak 18 Haziran 2009’da Yargıtay kararıyla polislerin “masum” olduğuna karar vermiştir. Yargıtay'ın kararında, “sanık polis memurlarının eyleminin meşru müdafaa sınırları içinde kaldığı, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, bu nedenle yerel mahkemenin verdiği beraat kararının yasaya uygun olduğu” görüşüne varılmıştır. Kendi yasalarını dahi hiçe sayan gerici bir sistemde elbette Uğur Kaymazlar “terörist” ilan edilecek ve yargısız infazlara kurban gideceklerdir. Tıpkı kendilerinden öncekiler gibi... Siyasi iktidarın Uğur Kaymaz’ın katledilmesinden sonra ileri sürdüğü gerekçelerle on yıllardır ülkemizin dört bir yanında karşılaşıyoruz. Kaymazların evinde silahların bulunduğu, bu silahların daha önce polise yapılan saldırılarda kullanıldığı gibi bir takım “gerekçelerle” yargısız infazlar meşrulaştırılmaya çalışılmakta ve çocuklarımıza kurşun sıkılması dahi “yasal güvence” altına alınmaktadır. Siyasi iktidar göstermelik mahkemelerinde “demokrasicilik” oyunu sergilemekte, adli tıp raporlarını dikkate almamakta, düzmece belgelerle gerçek karakterini göstermektedir. Yaşananlar siyasi iktidarın “demokrasi” ve “özgürlükler” alanında kat ettiği gelişimi göstermektedir. Siyasi iktidarın “demokrasi ve özgürlük” söylemlerinin, ezilen milyonlar açısından daha ağır baskılara maruz kalmaktan başka bir anlamı yoktur. Siyasi iktidarın “demokratik” maskesinin ardındaki gerici - faşist yüz, Uğur Kaymaz davasında, Baran Tursun davasında, KESK’e ve çeşitli demokratik-devrimci kurumlara yapılan saldırılarda kendisini tekrar tekrar göstermiştir. Ezilen milyonlar önümüzdeki süreçte siyasi iktidarın gerici-faşist yüzüyle hayatın her alanında daha fazla karşılaşacaktır. Onun için Uğur Kaymazların katledilmesiyle demokratik-devrimci kurumlara yapılan saldırılar birbirinden bağımsız değildir. Halka karşı yapılan böylesi saldırı ve katliamlarla en temel demokratik hak ve özgürlüklerin savunulması “suç” ilan edilmektedir. Demokratik hak ve özgürlüklerimizin kısıtlanmaya çalışıldığı, yaşam hakkımızın gasp edildiği, katillerin aramızda dolaştığı bir ülkede demokratik haklarımızı sahiplenmek gelinen aşamada zorunluluk haline gelmiştir. Ezilen milyonların kendi sorunları etrafında örgütlenmesi ve haklarına sahip çıkması yaşanan sorunların en tutarlı ve en gerçekçi çözüm yoludur. Ancak böylesi bir mücadele hattıyla siyasi iktidarın azgınlaşan saldırılarına karşı koyabilir; çocuklarımızın yaşama hakkına sahip çıkabiliriz! |





Siyasi iktidar “demokratikleşme” ve “özgürlük” söylemleriyle bir taraftan çeşitli “açılımlar” gündeme getirirken diğer taraftan ise halka dönük saldırılarda teşhir olmuş katilleri ödüllendiriyor.