| Siyasi Operasyonlara ve Tutuklama Terörüne Karşı Daha Fazla Örgütlenme! Daha Fazla Mücadele! Daha Fazla Devrimci Dayanışma! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Ekonomik ve sosyal yıkımlara, hak gasplarına, yoksullaşmaya ve kölelik koşullarına mahkûmiyete itiraz eden; siyasal operasyonlara başkaldıran halkın haklı muhalefeti ve mücadelesi, ülke tarihinin en yoğun gözaltı ve tutuklama terörüyle sindirilmek isteniyor! Son iki yıl içerisinde toplamda gözaltına alınan kişi sayısı 5 bine yaklaşan ve 2 binden fazlasının tutuklu durumda olduğu “KCK Operasyonları”, bu tablo içerisinde, özelde Kürt ulusunun haklı ulusal taleplerine genelde ise demokratik ve devrimci halk güçlerine yönelen devlet terörünün kamuoyuna yansıyan en belirgin yüzü olmuştur. Gözaltı ve Tutuklama Furyası Tüm Hızıyla Sürüyor! Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi ve BDP Anayasa Komisyonu üyesi Prof. Dr. Büşra Ersanlı ile yazar ve yayıncı Ragıp Zarakolu’nun da aralarında bulunduğu ve son “KCK Operasyonu” furyasında İstanbul’da ve çeşitli illerde gözaltına alınan 50 kişiden 44’ü, bugün çıkarıldıkları İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuklandılar. Öte yandan, bugün sabah saatlerinde Ankara’da gerçekleştirilen bir operasyonla KESK'e bağlı BES Ankara 1 No'lu Şubesi eski başkanı ve SGK iş yeri temsilcisi Ahmet Turan’la birlikte 7 kişinin sabah saatlerinde evlerine yapılan baskın sonucu gözaltına alındığı bilgisi geliyor. Her hafta, her gün… Sokaktaki polis terörü, yeni kitlesel gözaltı ve tutuklama operasyonlarıyla tırmandırılıyor ve ülke tarihinin en yüksek doluluk oranlarını gösteren hapishanelerdeki siyasi tutsaklar için, devlet, var gücüyle yeni tecrit zindanları inşa ediyor! “1990’lara Geri Dönülüyor” Kandırmacası ve Faşist Diktatörlük Gerçeği Emperyalist-kapitalist dünya gerici sistemine ve özelde de ABD - AB emperyalist kampına göbeğinden bağımlı Türk hâkim sınıfları kimi zaman askeri darbelerle kimi zaman da emperyalistlerin işbaşına getirdiği tek parti hükümetleriyle gerici siyasi iktidarlarını her daim emperyalistlerin yeni çıkarlarına göre yapılandırdılar ve bunun için de halka ve halkın örgütlü öncü güçlerine azgınca saldırdılar. AKP döneminin geri kalan 60’lı, 70’li, 80’li ve 90’lı yıllarda ayıran en önemli farkı; 2000’lerin başında büyük oranda ideolojik ve örgütsel tasfiyeye uğratılmış durumda olan devrimci halk güçlerinin etkisiz ve güçsüz durumlarından faydalanan ve dünyada, ülkemizde kuvvetle esen sağ tasfiyeci, düzen içi, reformist hayallerin perdelediği bu ortamda, “demokrasi”, “özgürlükler” ve “açılımlar” rüzgârıyla uzunca bir süre faşist diktatörlüğün gerici ve zorba yüzünü maskeleyebilmiş olmasıdır! Tıpkı kendisini iş başına getiren ABD’de yaşanan “Obama Baharı” gibi… Açılım sofralarında Erdoğan’ın ve bürokratlarının “ileri demokrasi” nutuklarına alkış tutanlar; AKP’yi, “siyasetteki askeri vesayeti ve devlet organlarındaki CHP’li eski kafa bürokrasiyi temizlediği için”, demokrasi şampiyonu ilan edenler; bugün, efendisinin hoyratlıklarına korkuyla ve utangaçça huysuzlanan uşaklar gibi “1990’lara geri mi dönüyoruz” diye mırıldanıyorlar. Dağınık da olsa, kendiliğinden bir karakter de taşısa yükselen ve fiili, meşru temelde görünür olan işçi ve köylü eylemleri; halk gençliğinin demokratik mücadelesi; kamu emekçilerinin grevlere ilerleyen hareketliliği; TOKİ yağmalarına karşı mahallelerine sarılan yoksul emekçi semtler ve halkın meşru, demokratik hak ve talepleri için direnişe geçtiği her bir mevzi, her geçen günde, artan sömürü ve zorbalığa tezat şekilde gelişip, yaygınlaştıkça AKP hükümeti de aynı ölçüde zorbalığın dozunu arttırıyor! Aslında hiçbir dönem ortadan kalkmayan sokak infazları, işkenceler, kaçırılmalar, tutuklama terörü şimdi daha açık daha yaygın ve daha pervasız şekilde halkın yükselen muhalefetine ve bu muhalefete önderlik için faaliyet gösteren ilerici, demokrat ve devrimci halk güçlerine yöneliyor! Takke Düştü Kel Göründü! Artık AKP hükümetinin, ABD - AB emperyalist bloğunun 21. yüzyıldaki krizlerine ve yükselen Asya ekonomisine karşı geliştirdiği “küreselleşme” stratejisi içerisinde, Türkiye - Kuzey Kürdistan’ın en sorunsuz haliyle ve bağrındaki tüm dinamiklerle birlikte yeniden inşa edilerek eklemlenmesi ve Ortadoğu’da bir ileri karakol haline getirilmesi göreviyle işbaşına getirilen bir operasyon kuvveti olduğu ayan beyan ortadadır. Türk hâkim sınıfları, hükümetinden muhalefetine, ordusundan devlet bürokrasisine kadar, siyasi iktidarın tüm parçalarında, ufak tefek didişmelerin haricinde, emperyalizmin emirlerine göre yeniden konumlanma konusunda net bir şekilde uzlaşmışlardır. “Açılım” ve “ileri demokrasi” paketinden yeni savaş kabineleri, zamlar, yoksulluklar, siyasi terör ve gözaltı - tutuklama furyası fışkırdıkça, sol liberaller ve yönünü yitirmiş, düşmana iltihak etmiş dönekler, efendilerinin günahlarını halka şirin göstermek için bin türlü yalan ve bilinç bulandırma oyununa başvuruyorlar! AKP’nin kumanda ettiği bu faşist kuşatmaya karşı halk güçlerinin ve ezilen Kürt ulusunun tek dayanağı kendi gücüdür. AKP’nin temsil ettiği faşizmin her alandaki saldırılarına, gözaltı ve tutuklama terörüne karşı gelişen ve gelişebilecek kendiliğinden veya örgütlü tepkilerin AKP’nin çift yumurta ikizi olan CHP limanında boğulmak istendiği de görülmelidir.Tarihimiz bu senaryonun örnekleriyle doludur. İlerici, devrimci, demokratik ve yurtsever güçlerin tek seçeneği kendi gücüne güvenmek, daha fazla örgütlenmek, daha fazla mücadele etmek ve devrimci dayanışmayı daha fazla geliştirmektir. |





AKP hükümetiyle birlikte 2000’li yıllara büyük neo-liberal yapısal dönüşüm hedefleriyle adım atan faşist diktatörlük, “küreselleşme”nin gereklerini her alanda devlet zorbalığıyla hayata geçirmeye devam ediyor.