| Sömürü ve Zulüm Düzeninde Değişen Bir Şey Yok! Bağımsızlıkçı, Demokratik Bir Anayasa ve İnsanca Bir Düzen için Çözüm: Halkın Haklı Kavgasıdır! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Dün akşamdan bu yana burjuva medya, satılık kalemşorlar, bilcümle liberal şüreka, “referandum sonuçlarını” değerlendirmeye koyuldu. Kâh AKP’nin kâh CHP’nin başarısından bahsettiler. BDP’nin Kürt illerindeki boykot çalışmasının zora ve baskıya dayalı olduğunu fakat Kürt sorununun hükümet tarafından ciddiyetle ele alınarak “demokratik açılımın” devam ettirilmesi gerektiğini vurguladılar. Ülke genelinde “sandığa gitmeme oranının” yüksek olduğunu, bunun üzerine düşünülmesi gereken bir konu olduğunu ve AKP - CHP şahsında açığa çıkan çatışmanın devam edeceğini söylediler. Hâkim sınıflar cephesinde öne çıkan yaklaşımlar böyleyken, durum işçiler, köylüler, emekçiler, ezilenler açısından nasıl değerlendirilmelidir? Bu süreçten, ABD marifetiyle hükümet koltuklarına oturtulan ve ülkemiz için Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında emperyalist kuvvetlerce biçilen ekonomik, sosyal ve siyasal yeniden yapılandırma sürecinde aktif görev verilen AKP’nin temsil ettiği klik kazançlı çıkmış olmakla birlikte; geride kalan “hayırcı” kliğin ise emperyalizmle olan uşaklık ilişkileri bağlamında sadece yeni süreçte rol alamayacakları, en azından bir dönem daha kesinleşmiş görünmektedir. BDP’nin özellikle Kürt illerinde kendisini hissettiren boykot çalışması ile Yeni Demokrasi güçlerinin de yer aldığı devrimci, demokratik kuvvetlerin boykot kampanyalarının toplamında açığa çıkan % 23’lük bir oran; çeşitli milliyet ve inançlardan işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilenlerin ve onların politik örgütlerinin kendi güçlerine yaslandıkları oranda hâkim sınıfların yok sayma, sindirme politikalarını boşa çıkarabileceğini bir kez daha göstermiştir. Hâkim sınıflar, özelde Kürt illerinde açığa çıkan ve genel anlamda da “anlamlı bir katılmama oranı” dedikleri bu durumu; “tehlikeli bir kopuş”, “ayrı durma hali” olarak nitelendirmiş ve önümüzdeki dönemde yine işçiler, köylüler, emekçiler başta olmak üzere Kürt ulusunun, Alevilerin ve diğer ezilen kesimlerin haklı taleplerini “demokratik açılım” safsatalarıyla, TÜSİAD ve MÜSİAD’ın durumdan memnun önerileriyle birlikte, yeni ekonomi paketleriyle düzene yedeklemeye çalışacaklarını, daha yoğun ve sinsi saldırılar devreye sokacaklarını ilan etmişlerdir. Bu bakımdan biz işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilenlerin, demokratik haklar mücadelemizde ve bununla birlikte bir emekçi iktidarı için olan mücadelemizde ise ideolojik, politik ve örgütsel birliği, kuvveti güçlendirmenin, yaygınlaşmanın, örgütlenmenin ve ilmek ilmek sabırla mücadeleyi örmenin dışında, değişen yeni bir koşul olmamıştır. Hiç şüphesiz, AKP şahsında somutlanan iş başındaki mevcut gerici burjuva-feodal kesimin, diğerlerine karşın sağladığı bu siyasi üstünlük ve özellikle de IMF ve DB gibi emperyalist tekellere ve özelleştirme saldırılarına karşı mücadelede, rötuşlu anayasada hayata geçirilecek olan değişikliklerle birlikte hâkim sınıfların elini daha da kuvvetlendiren değişiklikler, yeni dönemde biz emekçilerin ve ezilenlerin önüne daha azgın sömürü ve zorbalık politikaları olarak gelecektir. Ülkemiz hemen her dönem benzer süreçlere tanık olmuştur. Hâkim sınıfların yalanlarının, aldatmacalarının, içi boş vaatlerinin ezilenlere baskı ve zulüm olarak döndüğü sayısız süreç yaşanmıştır. Şimdi, ezilenleri yine böylesi bir dönem beklemektedir. Kuşkusuz AKP hükümeti, halka yönelik bu saldırgan politikalarda, özellikle açılım safsatalarında daha pervasız olacaktır. AKP hükümetinin ve çevresinin, şimdiden “yeni yol haritaları hazırlama” telaşı içerisinde olduğu gözlemlenmektedir. Sömürü ve Zulüm Düzeninde Değişen Bir Şey Yok! Bugün ortaya çıkan tablo, bilhassa “hayırcı” cenahın, AKP hükümetine karşı olan propagandasında, biz emekçilerin, ezilenlerin geçmiş acılarını, geleceğe dair umutlarını ve beklentilerini ikiyüzlü söylemleriyle kuvvetle işlediği gerçekler: 12 Martlar, 12 Eylüller, hapishaneler, zorbalıklar, katliamlar, ölümler, halklar arası boğazlaşmalar, yoksulluklar, yolsuzluklar, işsizlikler, hak gaspları, gerici eğitim sistemi vd. tüm olumsuzluklar, ülkemizin Emperyalizme olan tarihsel bağımlılığının diyetini ödeyen ülke gerçeğimizin sonucudur. Şimdi, emperyalizme, AKP eliyle halklarımıza daha kapsamlı bir şekilde ödetilecek olan ise dünden daha “demokratik” olmayacaktır. Ülkemiz hala emperyalizme bağımlıdır! Ülkemiz hala ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel politikaları itibariyle doğrudan emperyalist merkezlerin dönemsel ve bölgesel kanlı senaryolarının bir parçasıdır! Ülkemizde hala işçiler ve toplumun farklı kesimlerinden emekçiler karın tokluğuna çalışmakta, asgari ücretle yaşam savaşı vermekte, önemli bir kesimi de kölelik koşullarına mahkûm çalışmaktadır. Ülkemizde hala topraksız ve yoksul köylülük gerçekliği vardır! Ötesinde, AKP dönemi uygulamaları ve sıradaki tarım politikalarıyla dışarıdan et ithal eden, tahıl stokları tartışılır hale gelen ülkemizde üretici köylülük hızla tasfiye edilmektedir. Ülkemizde hala tarım üretimi, devlet politikalarıyla engellenmekte ve orta köylülük hızla yoksullaşarak, tarım arazileri işlenmeyerek, kent mekânlarında yeni işsizler ordusu çoğalmaktadır! Ülkemizde hala, emeğinin hakkını arayan işçi, borçlarını ödeyemeyen köylü, demokratik hakkını arayan öğrenci gençlik, ikinci sınıf insan muamelesinden ve toplumsal baskıdan kurtulmaya çalışan kadın, “söz, eylem ve örgütlenme” hakkını savunan ve uygulayan halk güçleri, azgın bir zorbalık politikasının kurbanları haline getirilmektedir! Sokaklarımız gaz bombalarıyla, plastik ve “sahici” mermilerle, panzerlerle, copla, kalkanla zulmün açıkça kol gezdiği zindanlara çevirtilmiştir! Ülkemizde hala sokak ortasında infazlar, uydurma gerekçelerle tutuklamalar ve dahası onlarca devrimcinin hayatına mal olan “tecrit” ve hapishaneler gerçekliği vardır! Ülkemizde hala demokratik haklar için mücadele, birçok toplumsal kesim için yaşamsal bir zorunluluk halindedir! İşçiler, iş güvenceli, sigortalı, insanca çalışma için; köylüler, kooperatifler, yeni üretim alanları ve nitelikli teknik donanım için; işsizler, iş için; gençlik, bilimsel, demokratik eğitim ve iş – gelecek güvenceleri için; kadınlar, toplumun her alanında özgür ve eşit bireyler olabilmek için; uluslar ve azınlıklar, demokratik ve ulusal, kültürel hak talepleri için… Nihai anlamda, tüm bu demokratik taleplerinin gerçekleşebileceği ve güvence altına alınacağı demokratik halk iktidarı için, ülkemizde hala bir devrimci mücadele gerçekliği vardır! Ülkemizde hala, “demokrasi sorunu” tüm boyutlarıyla bir “yeni demokratik devrim sorunu”dur! Şimdi Halkın Örgütlü Güçleri ve Öncüleri, Dünden Daha Zorlu Mücadelelere Hazırlanmalıdır! Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), düzen içi bir pazarlık yahut iyileştirme maksadıyla değil, doğrudan emekçi kitlelerin bilimsel gerçekleri temelinde bir boykot politikası belirlemiş ve anayasa konusunda, emekçilerin savunabilecekleri tek seçeneğin de kendi anayasaları olduğunu ifade etmişti. DHF, bu politikasının mantıki sonucu olan bir anayasa taslağı da hazırlayarak, örgütlü işçileriyle, köylüleriyle, gençliğiyle, kadınlarıyla, emekçileriyle, ezilenleriyle ilmek ilmek ördüğü mütevazı ancak inatçı ve kararlı çalışmasıyla, bu önemli mevziiyi tüm emekçilere ve ezilenlere ulaştırdı. Köylerde, yoksul mahallelerde, atölyelerde emekçilerle buluşan örgütlü DHF’li emekçiler ve ezilenler, gerçekleştirdikleri toplantılarda, panellerde, eylem ve etkinliklerde ve kitle faaliyetlerinde sabırla, inatla demokratik bir halk iktidarı için daha güçlü bir demokratik haklar mücadelesini anlattılar. Hâkim sınıfların referandum aldatmacasını teşhir ederek, demokratik haklar ve iktidar mücadelesinin elinde önemli ve değerli bir mevzi olan Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı’nı kitlelere taşıdılar. Yeni Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasa Taslağı, bu minvalde, biz işçilere, köylülere, emekçilere ve ezilenlere, iktidar pesrpektifiyle yürütmekte olduğumuz demokratik haklar mücadelemizde yol göstermeye devam ediyor. Şimdi, örgütlü halk güçlerinin önündeki iki temel görev durmaktadır: mevcut örgütlülüğü daha da kuvvetlendirmek ve daha yaygın örgütlenmek. Boykot kampanyasının örgütlü halk güçlerine sağladığı tüm kitle ilişkileri öncelikli olmakla birlikte, DHF bünyesindeki tüm çalışmalarda yoğunlaşmak; örgütsel politikada derinleşmek, yaygınlaşmak ve örgütlenme ilkeleri bağlamında kuvvetlenmek ile daha yaygın kitle faaliyetlerinde durmaksızın devam etmek, günün ve yakın geleceğin en ciddi ihtiyacıdır. Referandum sürecinden elini kuvvetlendirerek çıkan AKP hükümeti çevresinin, IMF ve DB gibi emperyalist mali teşkilatların acı reçetelerini uygulamada göstereceği gayretkeşliğin artacağı gerçeğine göre konumlanmak ve buna bağlı tüm hak mücadelelerinde dünden daha güçlü yer alabilmek, destekçi değil önder, öncü olabilmek bu ihtiyacın gerekçesidir. Öte yandan, 2000’li yıllarla birlikte başta örgütlü halk güçleri olmak üzere, halkın haklı mücadelesine yönelik ideolojik ve politik tasfiye saldırılarının, bu referandum dönemeci sonrasında daha da tırmanacağı gerçeği de yine bu ihtiyacın bir diğer önemli gerekçesidir. Yeni demokrasi perspektifiyle ilerleyen demokratik haklar mücadelemiz, gerek ideolojik saldırganlıklarla gerekse de “terör örgütü operasyonları” gibi düzmece belgelere dayalı gerici saldırılarla mücadele ederken, yine ancak emekçi halkın örgütlü gücüne ve bu gücün niteliğine yaslanarak ayakta kalacak ve dahası yeni ileri mevzilere yürüyebilecektir. İşte bu esas içerisinde DHF’ye düşen rol, demokratik haklar mücadelesinin ideolojik ve politik mücadele bayrağının daha sıkı bir örgütçülük içerisinde hayata geçirilmesidir. Halkın haklı davasının kesintisiz, güçlü, gelişen, ilerleyen dinamik kuvveti olmak için örgütlenelim! Köylerde, atölyelerde, fabrikalarda, yoksul emekçi mahallelerinde yoksulun, emekçinin haklı kavgasını örgütleyelim! |





Üzerine büyük fırtınalar koparılan ve AKP’sinden CHP’sine, MHP’sinden diğer düzen partilerine dek, yurdumuzu ikiyüzlü politikalarıyla karış karış dolandıkları, emekçi halkımızın acılarını, umutlarını istismar ettikleri bir başka seçim dönemi daha, dün gerçekleştirilen anayasa referandumuyla birlikte sonlandırılmış oldu.