Ana Sayfa Açıklamalar Sömürü ve Zulüm Düzeninin “Yeni Anayasa” Referandumunu Boykot Edelim! Ezilen Milyonların Demokratik Anayasası İçin Yeni Demokrasi Mücadelesini Yükseltelim!

Demokratik Haklar Federasyonu

Sömürü ve Zulüm Düzeninin “Yeni Anayasa” Referandumunu Boykot Edelim! Ezilen Milyonların Demokratik Anayasası İçin Yeni Demokrasi Mücadelesini Yükseltelim!

Demokratik Haklar Federasyonu
12 Temmuz 2010

dhflogo2Aylardır süren referandum tartışmaları, Anayasa Mahkemesi'nin, 12 Eylül Anayasası’nın 26 maddesinde değişiklik öngören rötuşlu kararıyla birlikte, geçtiğimiz günlerde netleşmiş oldu. Buna göre, 12 Eylül Anayasası, 12 Eylül 1980’in 30. yıldönümünde, hükümet ve muhalefet vitrinlerini süsleyen partilerin popüler ifadesiyle: “halka götürülecek” (!)

AKP hükümeti cephesinde, “demokratikleşme, açılım” söylemleriyle sürdürülen ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin askeri, iktisadi ve sosyal yeniden yapılandırmasının önemli dönemeçlerinden biri olarak görülen referandum; CHP, MHP ve diğer düzen partilerince, “AKP karşıtlığı” temelinde ele alınarak, yaklaşan genel seçimler öncesinde, halkın çoğunluğundan yükselen ve esasta da yaşanmakta olan ekonomik krizden istim alan hoşnutsuzluğu, hükümete karşı güçlü bir hamleye çevirme fırsatı olarak gündeme girmiş görünmektedir.

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), kuruluşundan günümüze emperyalizme bağımlılık içerisinde kalan, bu yolla tüm doğal kaynakları ve emek gücü, birikimi sömürülen ülkemizin, emperyalizm uşağı patronlar ve ağalar sultasının; bu sömürü düzenine karşı onlarca yıldır demokratik haklar ve iktidar mücadelesi yürüten biz işçilerin, köylülerin ve diğer ezilen halk kesimlerinin üzerinde azgın bir zorbalık sultası kuran hâkim sınıfların temel dayanağı olan “anayasaların” değil, emekçi iktidarında cisimleşecek olan demokratik halk iktidarı anayasasının ancak ve ancak bağımsızlıkçı, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir karakter taşıyacağına inanır!

Bu evrensel toplumsal koşuldan ötürü, 12 Eylül 2010’da kurulacak olan sandıklar, biz işçilerin, köylülerin, ezilen emekçi kesimlerin ve azınlık ulus, milliyet ve farklı inanç kesimlerinin beklentilerine cevap olmayacak, tersine, bugün meclis vitrinini süsleyen partiler dolayımıyla sürdürülen sömürü ve zulüm düzeninin bekası için yeni bir düzenleme işlevi görecektir.

Mevcut anayasa ve üzerinde değişiklik öngörülen maddelerde halkoyuna sunulacak olan anayasa, işçilerin, köylülerin, ezilen ulus, milliyet ve inanç gruplarının, tüm ezilenlerin acil iktisadi ve sosyal sorunlarına çözüm içermemekte, bilakis bu sorunları yaratan, üreten ve dahası koruyan bir nitelik taşımaktadır.

DHF, bu aldatmacayı fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda, yoksul emekçi semtlerde ve tüm ezilen kesimler içerisinde teşhir etmeyi ve demokratik hakkımız olan “boykot eylemi”ni örgütlemeyi bir görev sayar!

Mevcut Durum ve Referandumun İki Yüzü

AKP hükümeti, 2000’li yıllarla birlikte, dünya halklarının baş düşmanı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) emperyalizminin, uygulamasında yeni nitel bir aşamaya geldiği Büyük Ortadoğu Projesi’nin ülkemiz cephesindeki son derece önemli bir operasyonel kuvveti olarak inşa edildi.

ABD emperyalizmi ve Avrupa Birliği’nin (AB) başını çeken emperyalist merkezler, AKP hükümetiyle birlikte, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbeleri marifetiyle önemli mesafeler kat ettikleri ekonomik ve sosyal imtiyazlar alanı ile bölge politikalarında ve ötesinde; gelişen ve değişen dünya dengeleri içerisinde Ortadoğu’ya yerleşme, yerli sanayi ve tarımı çökertme ile bölgesel askeri güçleri, gelişmesi kuvvetle muhtemel devrimci halk hareketleri üzerine sürme veyahut da halkları boğazlaştırma konseptlerinin operasyon kuvvetlerine dönüştürme, güçlendirme sürecinde son derece önemli mesafeler kat ettiler.

AKP hükümeti, kendi hükümet dönemine değin yapılan özelleştirmelerin toplamından daha fazla olan ve iletişim, ulaşım, madenler vb. stratejik öneme haiz kurumları içeren özelleştirmelere, daha doğrusu ülkemiz doğal kaynaklarını ve emek gücümüzü “peşkeş çekme”, “babalar gibi satma” görevlerine imza attı.

Öyle ki tarım ve hayvancılık sektörlerinde yaşanan yıkım, tarımsal üretimin hâkim durumda olduğu ülkemizi, tarihinde bir ilk olan “ithal et”le tanıştıracak düzeye ulaştı.

Üretici köylülüğün, üretim yaptığı sanayi kollarının özelleştirmeleri ile geri kalan üreticilerin üretim sektörlerindeki yabancı tekellerin ülkeye sınırsızca girişleri, köylülüğün tasfiye sürecini hızlandıran son derece önemli adımlar oldu.

Tütün, şeker, fındık ve çay üreticisi köylülüğümüzün bugün içerisine yuvarlandığı çaresizlik, zarar ve yıkım, işte TEKEL tütün fabrikalarının satışları gibi yaşanan özelleştirmeler ile aynı sektördeki emperyalist tekellere tanınan imtiyazların bir sonucudur.

Eğitim, sağlık, sosyal güvence gibi temel haklar alanında da yaşanan özelleştirme, talan ve hak gaspları, bugün biz işçilerin, köylülerin ve emekçilerin yaşamını zindan eden ekonomik yıkım ve sefalet tablosunu derinleştiren, bir avuç zengini daha da varsıl hale getiren ve işsizler, yoksullar ordusunu katlayan bir tablo ortaya çıkarmıştır.

Parası olmayanın tedavi göremediği, okuyamadığı, sosyal güvencelerinden faydalanamadığı; iş bulabilen şanslı kesimlerin ise düşük ücrete, iş güvencesiz, sigortasız, sendikasız… adeta kölelik koşullarında bir yaşama mahkum hale getirildiği; işçilerin, köylülerin, gençliğin, kadınların ve ezilen diğer kesimler ile Kürt Ulusu’nun haklı, meşru mücadelesinin bugün daha azgın bir zorbalıkla bastırılmaya, sindirilmeye, tasfiye edilmeye çalışıldığı ülkemizde; AKP hükümeti tüm bu süreci “demokratikleşme” ve “açılım” vaatleriyle hayata geçirdi.

“Kürt Açılımı”, “Roman Açılımı”, “Alevi Açılımı”, “Demokratikleşme Süreci”, “Özelleştirme Atılımı”, “Liberal Muhafazakârlık” vb. politikaların hemen tamamı, gelinen aşamada, ortaya çıkardıkları korkunç tabloyla gerçek yüzünü gösterdi:

Ülkemiz hapishanelerinin, tarihinin en fazla doluluk oranına tanıklık ettiği ve daha fazla hapishanenin inşa edildiği günümüzde; sokaklarda devrimcilerin katledildiği, işçi ve emekçilerin dayaklardan geçirildiği, gaz bombaları ve panzerlerle müdahale edildiği, yeni “terörle mücadele yasası” ve kolluk güçlerinin “silah kullanma” yasalarında yapılan değişikliklerle ekonomik, sosyal, siyasal ve demokratik haklar mücadelesinin “anayasal hükümleri ihlal etme pahasına” (!) açık şiddetle bastırılmaya çalışıldığı, sendikaların, odaların, federasyonların ve derneklerin tasfiye edilerek sisteme yedeklenmeye gayret edildiği, ezilen, horlanan, yoksullaşan toplumumuzun, ahlaki ve moral değerlerinden uzaklaştığı ve yozlaşmanın, çeteleşmenin arttığı, bunların sonucunda da etnik boğazlaşmalara daha yakın hale getirildiği bir tablo her gün karşımıza yeni trajik örnekleriyle çıkmaktadır.

Zonguldak madenlerinde neredeyse her hafta yaşanan işçi katliamları, dershane ücretini ödeyemediği veyahut sınavı kazanamadığı için intihar eden çocuklar ve gençler, son dönemde giderek artan bir şekilde gündemimize giren ve devlet bürokrasisi ile yerel feodal unsurların karıştığı tecavüz vakaları, TEKEL işçileri şahsında emek örgütlerinde yaşanan atıllık, teslim oluş ve “ihanet”, UPS işçileri şahsında işçi ve emekçilere yönelik yaşanan saldırılar, işte bugünlerde yaşadığımız onlarca olaydan yalnızca birkaç tanesidir.

İşte AKP hükümeti, “demokratikleşme” ve “açılım” aldatmacası adı altında bu büyük yıkım tablosunu ülkemiz emekçilerine dayatmış ve gözü dönmüş bir zorbalıkla hayata geçirmiştir.

Bu minvalde AKP hükümetinin yeni bir hamlesi olan “Anayasa Referandumu”, ABD ve AB emperyalistlerinin inisiyatifinde yaşanan yeniden inşa sürecinde, diğer hâkim sınıf kliklerinin elinde kalan son mevzileri de düşürme yolunda önemli bir adım olarak gündeme sokuldu.

AKP, bu yolla, bir yandan mevcut sömürü ve zorbalık düzenini yeniden ve “demokratikleşme” söylemi altında meşrulaştırmayı ve daha da güçlendirmeyi hedeflerken beri yandan bugün kendisine engel teşkil eden “Yargıtay” ve mevcut “Yargı hukuku”, üzerinde de kendi “yürütme” yetkilerini kuvvetlendirme hesabı gütmektedir.

AKP’nin amacı ve hedefi ortadadır: Emperyalizme uşaklık, işçilere, köylülere, emekçilere ve ezilen ulus, milliyet ve azınlıklara daha fazla sömürü ve zulüm!

Emperyalist tahakkümün ve baskının altında nefes alıp veren mevcut sistem içerisinde referandumda “Hayır” diyeceğini deklare eden CHP ve MHP ile irili ufaklı diğer düzen partilerinin de itirazlarının, biz işçiler, köylüler, emekçiler ve ezilenler adına bir hayır içermediği açıktır.

Bu partilerden hangileri özelleştirme karşıtıdır? Hangileri ABD ve AB’nin vesayeti dışında hükümet koltuklarında boy gösterebilmektedir? Hangileri anti-emperyalist ekonomi ve sosyal politikalar üretebilmiştir? Bugüne değin hükümet koltukları lütfedilmiş olanlarından hangileri, işçinin, köylünün, emekçinin, ezilenin lehine en ufak bir adım atmıştır?

Sorular uzatılabilir, ancak eldeki tek sonuç, bu temel sorulardan da anlaşılacağı üzere hiçbirisidir!

Ne hükümet cephesi ve peşinde sürüklediği “neo-liberal sağ ve sol” şürekâ ne de sözde muhalefet cephesi ve “AKP karşıtlığı” temelinde siyaset arenasında yer alan kesimler; “Evet” yahut “Hayır”larıyla, ülkemizin içerisinde bulunduğu sömürü ve zulüm gerçekliğinde, halk yararına bir değişime hizmet etmiş olmayacaklardır.

“Evet” de “Hayır” da Emperyalist Tahakkümün Mührü ve Sömürü Zincirinin Halkasıdır!

Mevcut anayasa değişikliğinin, içeriğine ve niteliğine bakıldığında, yukarıda özetlediğimiz tabloyu yaratan temel nitelikleri koruduğu açıkça görülmektedir.

En son 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesi marifetiyle düzenlenen anayasada yer alan ve dahası “dokunulamaz, değiştirilemez, kaldırılamaz” denilen maddelere dokunulmamış, yeniden yapılandırma sürecinin ve AB uyum politikalarının bir gereği olarak sadece rötuşlanmıştır.

Bir kez daha yinelemekte fayda var: AKP'nin “demokratikleşme” maskesi altında meclise sunduğu ve son durumda, onaylanmış bulunan anayasa değişikliği paketi, AKP'nin zedelenen imajını tazeleme; “Kılıçdaraoğlu hamlesiyle” bilhassa devrimci, demokratik, ilerici kurumlara yakın kesimlerde önemli bir oy potansiyeli yaratan CHP’nin bu atağını boşa düşürme ve “demokratikleşme”, “açılım” masallarıyla kandırmaya devam ettiği geniş halk kitlelerinin desteğini de alarak hükümetini sürdürme savaşımının bir parçası olarak gündeme gelmektedir.

Öte yandan, ABD ve AB emperyalistlerinin talimatı ve bilfiil yönlendirmeleriyle gerçekleştirilen “devletin yeniden yapılandırılması” sürecinde, önemli ölçülerde aşındırılan ve geriletilen Kemalist Devlet anlayışı sahipleri ise kendi cephelerinden yine aynı uşaklık anlayışları içerisinde, emperyalist efendilerine yeni yüzleriyle görücüye çıkmakta ve bu referandumu, yeni ve güçlü hamleleri için bir fırsat olarak görmektedirler. Öte yandan, referandumdan “Evet” çıkması ihtimalini de gözeterek, kendileri üzerinde oluşabilecek yeni ve çok daha etkili bir AKP baskısı karşısında da tutunma gayreti içerisindedirler. 

Son süreçte yaşanan gelişmeler bütünlüklü değerlendirildiğinde, AKP'nin geriletilebileceği ve mevcut “hükümet” statüsünün değiştirilebileceği sinyalleri gözlerden kaçmamaktadır.

Bugünlerde AKP hükümeti, yine bir taraftan “mağdurları” oynayarak demokrasi havarisi kesilmekte iken öte yandan da emperyalist efendilerini memnun etmek için çırpınmaktadır. Can havliyle kendisini pazarlayan AKP açısından, önemsiz değişiklikler olmaktan öteye geçmeyen anayasa referandumu, seçim sürecini de belli boyutlarıyla netleştirecek bir veri olacaktır.

CHP, mevcut anayasa değişikliği paketini Anayasa Mahkemesine götürmüş fakat mahkemenin verdiği karardan memnun olmadığını ifade ederek referandumun “halka fayda getirmeyeceğini” ifade etmiştir. AKP ise “darbe anayasasını sahiplenenlerin demokratikleşmeye karşı çıktığını” söylemekten geri durmamıştır.

Görüldüğü gibi düzen partileri, on yıllardır olduğu gibi, bugün de halkçı argümanlar kullanarak geniş kesimleri “demokrasi”, “özgürlük” söylemleriyle kendi yedeği haline getirmeye çalışmaktadır.

AKP ile CHP arasında süren tartışmalar ve son süreçte yaşanan gelişmelerin hepsi “iktidar” olgusuna bağlı olarak gelişmektedir. Sorunun temelinde klikler arası iktidar dalaşının yattığı gün gibi açıktır.

Anayasada yapılması öngörülen değişiklikler mevcut dalaşın bir parçası olmaktan öteye bir anlam taşımamaktadır. Çünkü ezilen milyonların canı, kanı üzerine kurulan sömürü ve zulüm düzeninin yasaları, anayasaları, mahkemeleri, partileri mevcut düzenin ve bu düzenden çıkarı olan kesimlerin çıkarlarını korumak için varolduğu tarihsel tecrübelerle ve bugünün somut gerçekliğiyle sabittir.

Dolayısıyla bu düzenden ezilenler yararına bir fayda, iyileştirme beklemek ülkemizin tarihi ve güncel gerçeklerinden, sosyo-ekonomik yapısından ve siyasal rejiminin gerçek niteliğinden bir şey anlamamaktır.

Biçimsel bir takım değişiklikleri öngören referandum, ezilen halk kitlelerinin ekonomik-sosyal ve siyasal yaşamında değişiklik bir yana, ezilen ulus ve halkların haklarını genişletmekten fersah fersah uzaktadır.

Verili siyasal iktidarın bekası için yapılan bu düzenlemelerle oluşturulmaya çalışılan “yeni” anayasa, ne “demokratikleşme” maskesinin altına gizlenen faşist uygulamaları ne de “şeriat rejimine karşıtlık” kisvesi altında halk kitlelerinin bilinçlerini bulandıran “laiklik” çığırtkanlığını değiştiremez.

Mevcut sömürü ve zorbalık sultasının güçlendirilmesi için her yolu mubah sayan gerici iktidarın çıkarları uğruna gündemine aldığı anayasa referandumu ve süregiden tartışmalar, halkı kendilerine yedeklemek için kullandıkları koca bir aldatmacadan başka bir şey değildir.

AKP ve CHP üzerinden sofraya altın tepside sunulan tartışmalar, hangi biçimde ve nasıl sunulursa sunulsun iki cephesiyle de gerici kulvardadır.

İşçilerin, Köylülerin, Emekçilerin, Ezilenlerin Alternatifini Bağımsızlık ve Yeni Demokrasi Mücadelesinde Yaratalım! Boykotu Yaşamın Her Alanında Aktif Bir Biçimde Örgütleyelim!

Ezilen milyonlar açısından en geçerli ve tutarlı değişiklik, mevcut anayasanın ve bu anayasanın gıdasını aldığı sömürü ve zulüm düzeninin ortadan kalkmasıdır.

Mevcut düzen, biz işçiler, köylüler ve diğer ezilen kesimlerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmediği ve gerçekten demokratik bir düzene evriltilmediği müddetçe, ezilenler lehine olumlu gelişmeler olmayacaktır. 

DHF, bu kavrayıştan hareketle, 12 Eylül 2010’da gerçekleştirilecek referandumu aktif boykot kararıyla karşılayacaktır!

DHF, yürüteceği çalışmalarla birlikte, üzerinde yükseldiği onlarca yıllık deneyim ve tecrübe ile örgütlü işçilerinin, köylülerinin, gençlerinin, kadınlarının, Kürtlerinin, Alevilerinin… özcesi tüm ezilen kesimlerin devrimci demokratik mücadelesine yaslanarak halkın alternatif anayasasını: Yeni Demokratik Cumhuriyet Anayasa Taslağı’nı hazırlayacaktır.

DHF, fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda, okullarda, hastanelerde ve yoksul emekçi semtlerde ilmek ilmek aktif boykotu çeşitli materyalleriyle birlikte örgütleyecek, gücü ve niteliği oranında mütevazı ve fakat azimli, gayretli mücadelesini yükseltecektir!

DHF, ülkemiz demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yer alan tüm devrimci, demokratik ve ilerici kurumları, kitle örgütlerini aktif boykota katılmaya davet eder!

DHF, aynı kararı hayata geçirecek olan ilerici, demokratik, devrimci güçlerin bir araya gelerek hem AKP’nin hem CHP’nin hem de diğer düzen güçlerinin teşhirinin etkili bir şekilde yapılması gerektiğine inanır!