| TEKEL’den UPS’ye… İşçilerin Hak Alma Mücadelesi Sürüyor! Özelleştirme Saldırılarına Karşı Örgütlenelim, Mücadeleyi Büyütelim! |
|
Demokratik Haklar Federasyonu
Emekçilerin, ezilenlerin büyük kısmının manipüle edildiği referandum sürecinde ve yaklaşık bir aydan beridir sergilenen “türban tartışmalarının” tozu dumanı arasında, ülkemiz ve emek gücümüz emperyalistlere peşkeş çekiliyor. AKP hükümeti bakanları, anayasa referandumunda “demokrasi tartışmaları” arasında “kaynatılan” 125. maddedeki değişiklikle birlikte, tam gaz özelleştirme açıklamalarına devam ediyorlar. Ötesinde, bugün, “türban tartışmaları” arasında, işçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin haklı davası gündemden çıkarılırken, yeni hak gaspları ve özelleştirme saldırıları ile çok yakında önemli bir gündeme dönüşecek olan ABD Füze Kalkanı projesi adım adım hayata geçiriliyor. Köprülerimiz, otoyollarımız, vapurlarımız, limanlarımız ve iskelelerimiz, akarsularımız, elektriğimiz, TPAO ve BOTAŞ gibi önemli kamu kuruluşları ve kamuya ait hemen hemen her şey, yeniden düzenlenen “demokratik, özgürlükçü” (!) anayasanın güvencesinde, bugün kriz içerisinde debelenen emperyalistlere peşkeş çekilmeye devam edilecek! Fabrikalarımız kapanacak, atölyeler iflasa sürüklenecek ve işsizler ordusu büyürken, kölelik koşullarında çalışma ve yaşam dayatması hız kazanacak! Ekonomik, demokratik hak taleplerimiz ise düzmece “terör örgütü” operasyonlarıyla, baskıyla, cebirle bastırılmaya devam edecek! Bu Tablo Kaderimiz Değildir! Çözüm, Örgütlü Mücadelededir! Emperyalist-kapitalist sömürü düzeni, ekonomik, siyasi, askeri, kültürel uygulamalarıyla yer küreyi yaşanmaz bir hale getirmektedir. Bu düzenin sahipleri, kendi sınıfsal çıkarları çerçevesinde hayata geçirdikleri politikalar ile işçi, köylü ve diğer emekçi yığınlara hayatı zehir etmekte ve geçmişte bedel ödenerek elde edilen birçok hakkı geri alarak ya da etkisiz hale getirerek saldırılarını boyutlandırmaktadır. Sosyalizmin bir kamp olarak varlığını sürdürdüğü ve dünya ezilen halkları için kapitalizme karşı bir alternatif olarak görüldüğü tarihsel koşullarda, emperyalist ve emperyalizme bağımlı iktidarlar tarafından uygulamaya sokulan sosyal devlet olgusu, miadını doldurmuş ve hızla terk edilmeye başlanmıştır. Devletin, toplumsal hayatın en önemli parçası olan ekonomik alandan çekilmesini şiar edinmiş liberal öğretinin bugün aldığı biçim olan neo-liberal dönüşüm gereği, eğitim, sağlık, enerji, ulaşım vb. gibi temel alanlar, özel sermayenin ellerine terk edilmektedir. İnsan ihtiyaçlarının bu zorunlu biçimleri, bu dönüşüm ile daha fazla kar mantığı güdülerek yönetilecektir. Bu dönüşüm elbette ki sömürücü zorbaların çıkarına iken, geniş halk kesimleri için tam bir yıkım olmaktadır. Bu yaşananlardan işçilerin payına düşenler, düşük ücretle sendikasız, sigortasız ve iş güvencesiz çalışmak olmaktadır. Köylülere yansıyan biçimi ile kotalardır, devlet desteğinin kesilmesidir, tefeciye tüccara mahkûm olmaktır ve nihayetinde üretememektir. Gençler için tam bir geleceksizliktir. Kadınlar için kölelik koşullarının daha da azgınlaşmasıdır. Kısacası hayatımızın yerle bir olmasıdır, çekilmez bir hale sokulmasıdır. Tüm bu yaşananlar doğal olarak karşıtını da doğurmakta ve öfke patlamalarına sebep olmaktadır. Özellikle TEKEL fabrikalarının bir devlet politikası olan özelleştirme kapsamına alınması ve akabinde TEKEL’de çalışan işçilerin 4-C kapsamına alınarak başka kamu alanlarında sözleşmeli işçi statüsünde çalıştırılmasına tepki gösteren TEKEL işçileri, aylardır kararlı bir direniş sergilemişlerdi ve devamında ise sendikal bürokrasinin ihaneti ile direniş, sürece yayılarak etkisiz hale getirilmişti. Yine aynı dönemlerde ülkemizin birçok yerinde işçi direnişleri baş göstermiş ve bu direnişler işçi sınıfının mücadele tarihine not olarak düşülmüştür. Gaziantep’de Çemen Tekstil işçileri, İzmir’de Kent A.Ş. işçileri, İstanbul’da Marmaray, İSKİ ve İtfaiye işçileri ilk akla gelen direnişlerdir. Bu direnişler içinde de yarattığı etki ve mücadele hattı yönünden TEKEL direnişi muazzam derslerle doludur. 1990’lı yıllardan sonra başlayan ve adına “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri süreçle emperyalist kapitalist sistemin savunucuları, “sosyalizmin öldüğünü”, “tarihin sonunun geldiğini”, “kapitalizmin ebedi bir sistem olduğunu”, “sınıf mücadelesinin geçmişte kaldığını” ve “medeniyetler çatışmasının”, “kimlik eksenli mücadelelerin” esas olduğunu vaaz etmişlerdi. Bu kara propaganda dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça da etkili olmuş ve birçok siyasi çevreyi etkisi altına almıştır. TEKEL direnişiyle sınıf mücadelesinin varlığına ve keskinliğine şahit olunması, işçi sınıfına duyulan güvensizliğe büyük bir darbe vurulması, önemli tarihsel bir gelişmedir. Ancak bu büyük direnişin sendika patronları tarafından yenilgiye götürülmesi ise başka bir önemli derstir. Bugün TEKEL işçileri haklı mücadelelerine ısrarla devam etmekteler. İstanbul’da Tek Gıda-İş sendikası önünde çadır açan işçiler, sendika ağalarına karşı tepkilerini örgütlüyorlar. TEKEL işçilerinin bu davası güçlendirilmelidir. İşçi sınıfının bir bölüğü, yani TEKEL işçileri sendikadaki patrona karşı mücadele ederken, diğer bir bölüğü olan UPS işçileri ise, fabrikadaki patrona karşı mücadele etmektedir. Sendikalaştıkları gerekçesi ile işten atılan işçiler, örgütlenme çalışmalarına devam edeceklerini başlattıkları direniş ile anlatmaktalar. Ayları deviren bu kararlı direnişin, son dönemlerdeki işçi direnişlerinin yenilgiyle sonuçlandığı gerçeğini hesaba koyduğumuzda önemi ortadadır. Bu direnişi yönlendiren TÜMTİS sendikasının, genel olarak sergilediği olumlu pratiğin işçilerde yarattığı moral, diğer kayda geçmesi gereken ayrıntıdır. Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), yüzünü sınıfa dönmüş ve bu zeminde nefes alıp veren bir faaliyetin, üretim alanlarında yoğunlaşmanın ve demokratik haklar mücadelesinin olmazsa olmaz iki büyük gücü olan işçi ve köylü kitleleri içerisinde örgütlenmenin gereğine bu önemli ve anlamlı gündem şahsında bir kez daha vurgu yapar, dikkat çeker. Bu direnişlerde genel “destekçi” olma tutumundan sıyrılan, bu direnişleri örgütleyen ve başından sonuna “önderlik” eden bir örgüt olma durumuna evrilmek, günün ödevidir. İşçi sınıfının hak alma mücadelelerinden öğrenmeli ve bu hareketler içinde örgütümüzü sağlamlaştırmalı, halkın devrimci iktidarını kurma mücadelesini büyütmek için görev başına! |





AKP hükümeti ile diğer gerici düzen güçleri arasında “demokrasi yarışına” (!) sahne olan anayasa referandumunun, gerçek yüzü ortaya çıkıyor.