TEKEL İşçileri Haklarını “Danıştay Kararlarıyla” Değil, Örgütlü Mücadeleleriyle Kazanacaktır!

Demokratik Haklar Federasyonu
2 Mart 2010

dhflogo2 TEKEL işçilerinin 78 gündür sürdürdüğü onurlu direniş dün Danıştay’ın verdiği kararla ve bugün Tekgıda-İş Sendikasının aldığı kararla “yeni” bir sürece girdi.

Danıştay 12. Dairesi aldığı kararla, “4 Şubat 2010 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı'nın, TEKEL işçilerinin de aralarında bulunduğu geçici personelin, 4-C'ye geçiş için 30 günlük süre içinde ilgili kurumlara başvurmasını öngören hükmünün yürütmesini durdurdu.”

Danıştay’ın aldığı karar “sol, demokratik” bazı kesimlerimiz ve sendikalar tarafından coşkuyla karşılandı ve bu karar yine bu kesimlerimiz tarafından “yargı devlete yeniden sorumluluklarını hatırlatmış oldu”, “hükümetin hukuksuzluğuna karşı adaletin olduğunu gösterdi” cümleleriyle açıklandı.

TÜRK-İŞ’in ve diğer sarı sendikaların, yapısı gereği, Danıştay’ın kararını çarpıtması ve işçilerin bilinçlerini bulandırmaya çalışması anlaşılırdır. Zira TÜRK-İŞ ve benzeri sendikalar, kuruldukları günden bu yana sayısız direnişte gerçek yüzlerini defalarca göstermişlerdir.

TÜRK-İŞ’in bugün açıkladığı karar, 22 Şubat tarihinde sendika ve konfederasyonların aldığı kararın devamıdır ve direnişi hakim sınıfların beklentileri ekseninde sonlandırma üzerine kuruludur. Dolayısıyla bu karar sadece TÜRK-İŞ’in değil diğer sendika ve konfederasyonların da kararıdır.

Danıştay’ın aldığı kararla birlikte TÜRK-İŞ, TEKEL işçilerinin kendilerine yönelen tepkilerini önemli oranda kırmış, direniş alanında adeta “zafer” kazanılmışçasına bir hava estirmiş ve nihayetinde bugün çadırları kaldırarak “direnişi sürece yayıp bitirme” kararını bir kez daha açıklamıştır.

Bu gerçeği çarpıtanların gerçek yüzleri, önümüzdeki aylarda açığa çıkacak sonuçla birlikte, bir kez daha görülecektir.

TEKEL işçilerine Danıştay kararını “zafer” olarak yutturmaya çalışanlar, sınıflar mücadelesinden bir şey anlamayanlardır. Kitlelerin öz güçlerinin hak alma mücadelelerindeki tayin edici rolünü kavramayanlardır.

Demokratik Haklar Federasyonu(DHF), TEKEL Direnişi’nin ilk gününden bu yana, direnişin bir parçası olmaya gayret etmiş ve bu gerçekleri anlatmıştır.

“Yargı” organları bağımsız değildir, hakim sınıfların çıkarlarını korumak için vardır

Sendikalar ve reformist, revizyonist kesimler Danıştay’ı bir anda “işçi dostu” ilan etmişlerdir. Bu kesimler sınıf karakterlerini bu açıklamalarıyla bir kez daha göstermişlerdir.

Sınıflar mücadelesinin devam ettiği günümüz dünyasında “bağımsız yargıdan” söz edilemez. Dahası tanık olduğumuz, karşı karşıya kaldığımız her şey sınıflar mücadelesinin sonuçlarıdır ve her biri belirli sınıfların çıkarlarıyla ilgilidir.

Sömürünün, eşitsizliğin, adaletsizliğin mevcut sistemin temel direkleri olduğu bir ülkede “bağımsız yargımız var” naraları atanlar, iyi niyetli ve saf olmanın ötesinde, ezilenlerin hak alma mücadelelerini sistem içerisine hapsetmeye çalışan iflah olmazlardır.

AKP’yi bir tarafa, “Danıştay’ı ve yargıyı” başka tarafa koyanlar sınıflar mücadelesini çarpıtmaktadır. Bu kesimler açıklamalarıyla burjuva-feodal sistemi kutsamakta ve mevcut sistem içerisinde ekonomik, demokratik hakların kazanılabileceğini salık vermektedir. Dahası “AKP gitsin, sorunlar çözülsün” demektedir. Bu ve benzeri ifadeler koca bir yanılsama ve aldatmacadır.

Danıştay’ın önümüzdeki aylarda o çok beklenen “kararı”, mevcut sistemin gerçeğini görmeyenleri bu yalın gerçekle tekrar tekrar yüz yüze getirecektir.

Danıştay kararının hangi sınıfın işine yaradığını ayaklarımızı yere basarak değerlendirmek zorundayız. Belirleyici olan soru şudur: 78 günlük büyük bir direnişin dağıtılması ve kendiliğindenci bir şekilde sürece yayılması kime kazandırmıştır?

Hakim sınıfların saldırılarına karşı ezilen milyonların çıkarlarını merkeze alalım, birleşelim, kazanalım

Tekgıda-İş Başkanı Mustafa Türkel bugün yaptığı açıklamada “Eylemlere 10-15 günlük bir mola vereceklerini, bu süre boyunca yerellerde sendika şubelerine üye işçiler ile toplantılar yaparak eylemlerin hangi biçimde devam edeceğini tartışacaklarını ve 1 Nisan’da tüm şubelerden bin işçinin yapılan tartışmaları ortaklaştırmak ve eylem takvimini tüm hatlarıyla belirlemek için Ankara’ya TÜRK-İŞ Genel Merkezi’ne geleceklerini” duyurmuştur.

Bugün yapılan açıklamayla birlikte sendika ve konfederasyonların TEKEL direnişini kazanımla sonuçlandırmak gibi bir niyeti olmadığı bir kez daha görülmüştür.

Başta TEKEL işçileri ve devrimci-demokratik güçler olmak üzere, bütün ezilen kesimler, TEKEL Direnişini kazanımla sonuçlandıracak yegane gücün halkımızın örgütlü mücadelesi olduğunu bir an olsun unutmamalıdır.

TEKEL işçilerinin 78 güne yayılan büyük direnişlerinin öğrettiği ders budur! Şimdi işimiz daha zordur ve söylendiği gibi “mücadele daha yeni başlamaktadır.”

Devrimci-demokratik güçler, sendikalardan ve “yargıdan” medet ummamalı ve bu kesimlerin gerçek niteliğini işçi kardeşlerimize bıkıp usanmadan anlatmalıdırlar.

Şimdi TEKEL Direnişini, hakim sınıfların saldırılarına maruz kalan ve kalacak olan, bütün kesimlerin direnişleriyle birleştirme ve alanları kitlesel eylemlerle doldurma zamanıdır. Demokratik haklarımızı ancak ve ancak kendi gücümüzle, örgütlü mücadelemizle kazanabileceğimizi daha yüksek sesle haykırmanın zamanıdır.

Bu zeminden yükselen birleşik, güçlü bir mücadele platformu örgütlenmeden TEKEL Direnişinin ve diğer direnişlerin kazanımla sonuçlandırılması mümkün değildir. Böylesi bir platform örgütlenmediği takdirde, TEKEL direnişi ve diğer direnişler sarı sendikaların sınıf işbirlikçisi tutumları içerisinde eriyip gidecek ve işçi sınıfımızın mücadelesi sistem içerisine hapsedilecektir.

Tam da bu noktada devrimci-demokratik güçler pratiklerini ciddi bir şekilde sorgulamalı, sendika ve konfederasyonların ve burjuva-feodal düzenin gerçekliğini görmelidirler.

78 günlük büyük direnişten öğrenelim, yanlışlardan arınalım ve emek hareketleriyle birleşerek örgütlü mücadeleyi yükseltelim!

Yoksa kazanan sınıf düşmanlarımız olacaktır!