Ülkemiz Emperyalizme Parselleniyor; Geleceğimiz Satılıyor!... Dicle ve Fırat Nehirlerimiz, AB ve İsrail Denetimine Verilemez!

Demokratik Haklar Federasyonu
5 Aralık 2009

dhflogo2Her gelen yeni güne, işçiler, köylüler, emekçiler, gençler, kadınlar ve bu sömürü ve zorbalık düzeninin mağduriyetlerini ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda yaşayan ezilenler olarak emeğimizi ve geleceğimizi gasp eden, bizleri yeni kölelik koşullarına sürükleyen gelişmelerle başlıyoruz artık.

Ulaşım, barınma, ısınma, sağlık, eğitim, beslenme gibi zorunlu giderlerimiz, süreklileşen zamlarla birlikte birikimlerimizi hızla tüketirken ve yaşam standartlarımızı kötüleştirirken; emperyalist-kapitalist dünya sisteminin maili krizini üzerimize yıkan patronlar – ağalar sultasının ekonomik paketleriyle ortaya çıkan “ücret dondurma”, “ücretlerin ertelenmesi, ödenmemesi”, “işten çıkarmalar” gibi hak gasplarıyla birlikte yaşadığımız ekonomik ve sosyal yıkımlar katmerleşmektedir.

Beri yandan, tüm bu hak gasplarına, saldırılara karşı emeğimizin gerçek hakkı ve insanca bir yaşam için işyerlerinde, alanlarda, mahallelerde demokratik, meşru eylem hakkımızı kullandığımızda; söz ve örgütlenme hakkımıza sahip çıktığımızda ise “terör örgütü operasyonlarından”, yargısız infazlara, kaçırılmalarla, tutuklanmalarla ve türlü baskı, sindirme politikalarıyla karşılaşıyoruz.

Halkın haklı mücadelesi, bir yandan da türlü ideolojik manipülasyon araçlarıyla, çok yönlü ve güçlü bir saldırıyla da bertaraf edilmeye çalışılmaktadır.

“Demokratik açılım” safsatalarıyla, Kürtler’in, Aleviler’in, Ermeniler’in ve şimdi de Dersimliler’in haklarını savunan(!), sözde “statükoyu yıkan, ezberi bozan”(!), AKP ekseninde kümelenen sağ ve sol liberaller; işçilerimizin ve köylülerimizin doğrudan temsil ettikleri bu kapsamlı emek ve özgürlük kavgasında, bugün, sokaklarda görünürlük kazanan mücadelede önemli kafa karışıkları ortaya çıkarmakta ve mücadelenin hedefini düzen içi, reformist, iktidar perspektifi taşımayan,  uzlaşmacı bir noktaya sürüklemektedir.

İşte tüm bu ekonomik ve sosyal yıkımlar, baskılar ve ideolojik saldırılar altında; ülkemizin parsel parsel emperyalizme peşkeş çekilmesi süreci hızlandırılmakta ve geleceğimiz emperyalist tekellerin doğrudan kontrolüne devredilmektedir.

Dicle ve Fırat’ın Kontrolü AB ve İsrail’de Olacak!

Ülkemiz siyasi iktidarı, “Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik” sürecinin -daha doğrusu masallarının, başlangıcından itibaren, mevcut hükümetleri eliyle bu süreci “demokratikleşme”, “çağdaşlaşma”, “sanayileşme” gibi hedeflerin gerçekleşeceği propagandasıyla, esasta, ABD ve ondan bağımsız olmayan AB emperyalistlerinin ekonomik ve sosyal politikalarının/direktiflerinin harfiyen yerine getirilmesi olarak hayata geçirmiştir/geçirmektedir.

Ekonomik, sosyal, siyasal alanlarda ülkemiz, emperyalist-kapitalist dünya sisteminin dönemsel ihtiyaçlarına uygun şekilde bir yandan Ergenekon gibi operasyonlarla hâkim sınıflar nezdinde yeniden yapılandırılırken, bir yandan da ülkemiz doğal kaynakları ve emek gücümüz emperyalizmin doğrudan kontrolüne devredilmektedir.

İşte bu açık saldırılardan birisi de ülkemiz ile Suriye ve Irak gibi ülkeleri de içerisine alan Dicle ve Fırat Havzası’nı doğrudan ilgilendiren bu iki nehrin ülkemiz topraklarındaki denetimini ele alma projesidir.

Bu proje ilk olarak 2004 yılında, AB ile olan ilişkilerde, AKP hükümetinin “büyük başarı” olarak halklarımızı kandırdığı ve genellikle de bu sürecin “müktesebatı” olarak görülen belgede gündeme getirilmişti. Belgede konuya ilişkin olarak, şu tespit ve değerlendirmeler geçmekteydi:

Ortadoğu’da su, önümüzdeki yıllarda giderek artan biçimde stratejik bir konu haline gelecektir. Türkiye'nin AB'ye katılımı ile beraber su kaynakları ve altyapılarına (Fırat ve Dicle nehir havzaları üzerindeki barajlar ve sulama sistemleri, İsrail ve ona komşu ülkeler arasında su alanında sınır ötesi işbirliği) ilişkin uluslararası yönetimin AB için önemli bir mesele haline gelmesi beklenebilir.

Bu apaçık sömürgeci, işgalci niyet, döneminde, bugün AKP eliyle yürütülen siyasal yeniden yapılanmanın içinde bulunduğu aşama itibariyle yeterli desteği görememiş ancak şimdi, bu emperyalist yağma için koşullar uygun hale gelmiştir.

Dolayısıyla da 10 – 11 Aralık 2009 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan AB Zirvesi’nde, “‘Çevre’ başlığı altında yapılacak müzakerelere geçebilmenin ön koşulu” olan, Fırat ve Dicle Nehirleri’nin kontrolü ve bu yolla tüm bir Fırat ve Dicle Havzasındaki ekonomi-politik, siyasi sürecin, konuyla, coğrafi olarak da alakasız emperyalist merkezlerce tam tahakküm altına alınmak istenmesi, ülkemiz siyasi iktidarınca, hayata geçirilmiş olmaktadır.

AB Emperyalistlerinin ve İsrail’in, Dicle ve Fırat’ın Suyuyla İşi Ne?

Dicle Fırat Havzası, insanlığın uygarlık aşamasına geçişinden günümüze, gerek bağrında yaşayan halklar gerekse de ekonomik ve siyasi yapısı itibariyle hep tarihi öneme sahip bir konumda oldu.

Yaşamakta olduğumuz 21. yüzyılın bu ilk günlerinde de ezilen dünyanın fırtına merkezlerinden birisi olarak, insanlığın geleceğinin şekillenmesi noktasında, yine aynı belirleyiciliğini koruduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

Havzanın kuzeyinde yoğunluklu olarak yaşayan Kürtler ve güneyindeki Araplar; Emperyalizmin doğrudan işgali altında tutulan Irak ile emperyalist tahakkümün ağırlığını ve varlığını her geçen günde arttırdığı ülkemiz ve Suriye kapsamında; bugün dünyada emperyalizmin askeri ve ekonomik saldırı aygıtlarıyla sürdürdüğü hegemonya savaşlarının gerçekleştiği temel alanlardan birisini işaret etmekte ve çok güçlü halk dinamiklerini bağrında taşımaktadır.

Sahip olduğu petrol (dünyanın yaklaşık % 15’i) ve su rezervleri itibariyle de söz konusu hegemonya mücadelelerinin odağında yer almaktadır.

Bu bakımdan, emperyalistler, havzayı besleyen suyun % 85’inin ortaya çıktığı ülkemiz topraklarını, “suyun kontrolü”nün sağlanması bahanesiyle birlikte, bu antlaşmalar çerçevesinde ele geçirmek istemektedirler.

21. yüzyılda geldiğimiz aşamada, insanlık olarak fosil yakıtları ciddi ölçülerde tüketmiş bulunmaktayız. Çoğunluk bilim insanlarına göre de önümüzdeki yarım asırlık zaman dilimi akabinde yeniden ileri teknolojiyle değerlendirilecek su, rüzgâr ve güneş gibi başka doğal kaynaklara yöneleceğiz.

İşte bu bakımdan şimdiden, Ortadoğu gibi büyük ve önemli bir bölge içerisinde sosyo-ekonomik açıdan ve siyasal düzlemde son derece önemli bir rol oynayan Dicle Fırat Havzası kontrol altına alınmak istenmektedir.

Emperyalist-kapitalist dünya sistemi, suyu, şimdiden değeri artan bir “meta” haline getirmiştir ve dünya ölçeğinde yaşanan kirlenme, çölleşme gibi nedenlerden ötürü yakın gelecekte suyu “özelleştirmeler” yoluyla şimdiden tekeline alma gayretindedir.

AB’nin bugün yeniden gündeme getirdiği ve AKP hükümeti eliyle, ülkemiz siyasi iktidarını masaya oturttuğu Fırat ve Dicle Nehirleri’nin kontrolü bu amaca yöneliktir.

Öte yandan, bugün, ABD emperyalizminin doğrudan işgali altında olan Irak topraklarında ve İsrail’in gasp ettiği Filistin topraklarında ve ekonomik, siyasi tahakkümleri altında bulundurdukları tüm bir Ortadoğu coğrafyasında son derece önemli bir doğal kaynak olan suyun; ülkemiz eliyle, sömürü ve siyasal tahakküm mücadelesinin bir parçası haline getirilmesi hesaplanmaktadır.

AB’nin zorlamasıyla İsrail’in ülkemiz su kaynakları üzerinde kazanacağı statü, Başbakan Erdoğan’ın ikiyüzlüce sergilediği “Davos Şovu”na rahmet okutacak bir gayretkeşlikle, Ortadoğu’nun ezilen halklarına karşı yeni bir silah olarak devreye sokulmuş olacaktır. Üstelik Dicle ve Fırat’la herhangi bir toprak ilişkisi bulunmayan bir devletle!

Böylelikle, hâlihazırda işgal altında bulunan Irak haricinde, ülkemizin ve Suriye’nin su kaynaklarının kontrolü, doğrudan AB emperyalistlerinin ve onların Ortadoğu çıkarlarının bekçiliğini her daim üstlenecek olan İsrail’in tam denetimine sunulmuş oluyor.

Emperyalizmin bu açık pervasızlığının kaynağı ise bir kısmında doğrudan askeri işgal altında tutulan ve geri kalanında da uşak siyasi iktidarlarca denetim altında tutulan ve yönlendirilen siyasal tablodur.

İşçi ve emekçilerin güvencesinde kurulacak bir iktidar olmaksızın, ülkemizin, doğal kaynaklarımızın ve onları işleyen emeğimizin bir geleceği de olmayacaktır!

Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi, bugün, dünden çok daha etkin bir mücadele pratiğiyle yaşam bulmak durumundadır.

Her geçen gün, emperyalizm ülkemizdeki varlığını yeni saldırı aygıtlarıyla çeşitlendirmekte ve çok daha güçlü mevziler kazanmaktadır.

Buna karşılık halkın ve halk güçlerinin mücadelesi, tasfiyecilikle, iktidar perspektifi yitirmiş sınırlarla ve bilcümle reformist akımla havuzlanmaktadır.

Emperyalist tahakkümü kırmak ve geleceğimizi kazanmak için örgütlenelim!

Mücadelemizi, fabrikalarda, atölyelerde, okullarda, hastanelerde, mahallelerde… Yaşamın üretildiği her alanda örgütlenerek, örgütleyerek, halkın iradesini program ve örgütle inşa ederek mücadelemizi yükseltelim!