dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
Hata
  • JoomSEF: Cache file is corrupted.
Uluslara ve Azınlıklara Gerçek Özgürlük; Bağımsızlık ve Yeni Demokrasi Mücadelesiyle Gelecek!

Demokratik Haklar Federasyonu

30 Haziran 2009

dhflogo2Emperyalizmin dünya genelinde ulusal sorunları “çözme”yi kendisine misyon edindiği, uluslararası güçler dengesinin ulusal hareketleri masaya oturmaya zorladığı bugünkü tarihsel koşullarda, ülkemizin başlıca çelişkilerinden birisi olan Kürt ulusal sorunu kritik bir önem kazanmış bulunuyor.

Bu kritik öneme sahip meselenin bütün yönleriyle ve farklı politik-siyasal öznelerle masaya yatırılması; dost bir güç olan Kürt ulusal hareketinin içerisine girdiği yanlış yönelimin dostane ve yapıcı bir tarzda eleştirilerek düzeltilmesinde küçük de olsa bir etkide bulunulması; uluslararası emperyalist güçlerin ve onların uşağı iktidarların sahte çözüm önerilerinin teşhir edilmesi ve nihayetinde bu sorunun devrimci çözümünün tartışılarak kitlelere taşınması, kuşku yok ki günümüz koşullarının dayattığı yakıcı bir ihtiyaçtır.

Bu minval üzere, Demokratik Haklar Federasyonu’nun 27-28 Haziran tarihleri arasında Ankara’da düzenlediği ve Kürt ulusal sorununu ilk kez bilimsel ve bütünlüklü bir şekilde tahlil ederek Kürt ulusunun kendi devletini kurma hakkını ortaya koyan komünist önder İbrahim Kaypakkaya’ya atfedilen “Ulusal Sorun-Kürt Sorunu Sempozyumu”, biraz evvel sözünü ettiğimiz ihtiyaçlara mütevazı bir katkı sunmayı hedeflemiştir.

Sempozyumun genel manada izlediği olumlu seyir; karşıt görüşler arasında yaşanan fikir çatışmaları; katılımcıların ve dinleyicilerin yürüttükleri tartışmalar ve bu tartışmaların bir sonucu olarak, katılımcıların, oturum aralarda ve sempozyum sonrasında da tartışmalarını sürdürmeleri; yaz dönemi olmasına ve aynı tarihlerde “Çatı Partisi Girişimi” toplantılarının da sürmesine karşın iki gün boyunca sempozyuma gösterilen ilgi, sanırız ki bu mütevazı hedefin yakalanması şeklinde okunabilir.

Yanı sıra, ulusal soruna ilişkin olarak, katılımcılar tarafından yapılan ve belli oranlarda tikel ya da bütünlüklü olarak farklı noktalarda duran yaklaşım, analiz ve çözüm önerilerinin tartışılması vasıtasıyla katılımcılara zengin bir çeşitlilik sunulması; bu çeşitlilik içerisinden komünist perspektifin sıyrılarak öne çıkartılması ise bir başka mütevazı başarı olarak okunabilir.

Kuşku yok ki, sempozyum, Kürt ulusal sorununu çözmek şeklindeki bir pratik iddia ile yola çıkmamıştı, çıkamazdı da… Bununla birlikte, yürütülen fikir tartışmalarının, ulusal sorunun çözümünde rol alacak olan öznelere ve bu öznelerin faaliyetçilerine belirli bir bilinç taşımış, var olan bilinçli yaklaşıma bir tuğla koyabilmiş veyahut da asgari düzeyde bir sorgulamaya vesile olmuştur. Açıktır ki, bu, ulusal sorunun çözümüne –şu an itibariyle- pratik bir katkıyı ifade etmiyor olsa da bu sorunun çözümü için sorgulayıcı bir rol oynayarak teorik manada mütevazı bir katkıyı ifade edebilmektedir.

Sempozyumda kuşkusuz ki birbirinden farklı fikirler ortaya kondu -ki bu bilinçli bir tercih idi. Elbette birbirinden farklı olan ve çatışan bu fikirlerin her biri, şüphesiz ki bir sınıfın –proletaryanın ya da burjuvazinin- damgasını taşıyordu.

Dolayısıyla, sempozyumda ortaya konulan fikirlere bir bütün olarak katıldığımızı söylememiz mümkün değildir.
Ulusal sorunun tarihsel kökeninin, yani onun bir pazar sorunu olarak ortaya çıkışının, insanlığın gelişiminin tarihselliği içindeki kapitalist evrede vücut buluşunun es geçildiği, ulusal sorunun özünün pazar sorunu olmadığına dair bir takım (bizce) anti-Marksist bir yaklaşım masaya çözüm olarak konulmuş ve sınıfın öncü güçlerinden bu anti-Marksist yaklaşımla kucaklaşmaları, sarmaş dolaş olmaları istenmiştir.

Elbette bunda, Kürt ulusal hareketinin gelinen aşamada bir halk hareketi görüntüsü çizmesi ve yine uluslar arası güçlerin gerek fiili ve gerekse de ideolojik saldırıları sonucunda ülkemiz devrimci hareketlerinin bazı ilkesel cephelerini terk etmiş bulunması etkin rol oynamıştır.

Onlarca yıl evvelinden Kaypakkaya yoldaşın alıntı yaptığı komünist önder Stalin, şu saptamasıyla adeta bugün karşı karşıya kalınan bu yanılsamaya ve bu yanılsamanın gerek sınıf hareketi içerisinde ve gerekse de halk kitleleri içerisinde yarattığı ideolojik tahribata dikkat çekmekteydi.

Şöyle diyordu Stalin: “Pazar — işte, genç burjuvazi için ana sorun. Genç burjuvazinin ereği, metasını pazara sürmek ve bir başka milliyetin burjuvazisi ile rekabetten zafer kazanmış olarak çıkmaktır. Kendi ‘öz’, ‘ulusal’ pazarını sağlama bağlama isteğinin nedeni budur.”

Stalin yoldaş isabetle, ulusal hareketlerin ve ulusal sorunun temelinde yatan pazar sorununa dikkat çekmekte ve dil, kültür, ayrı bir devlet hakkı gibi meselelerin, pazar meselesinin üzerinde yükseltildiğini belirtiliyordu. Yine ifade etmek gerekir ki, ulusal sorunun özünde bir pazar sorunu olmadığını öne sürenler, günümüzde ulusal hareketin görüntüde ama sadece görüntüde yakaladığı halk hareketi niteliğinin büyüleyici kara büyüsüne kendilerini kaptıranlardır.

Şu konuda da Stalin yoldaş dünden bugünümüze ışık tutmaktadır adeta: “Her yandan sıkıştırılan, ezilen ulusun burjuvazisi tabii harekete geçer. Kendi halkına hitap eder ve kendi özel davasını bütün halkın davasıymış gibi göstererek bütün avazıyla vatan diye bağırmaya başlar. Kendi ‘vatandaşları’ arasından vatan için bir ordu toplar ve halk bu çağrılara her zaman kayıtsız kalmaz. Burjuvazinin bayrağı çevresinde toplanır. Yukardan gelen baskı onu da ezer ve hoşnutsuzluğuna sebep olur. … Bazen burjuvazi ulusal harekete proletaryayı da sürükleyebilmekte ve o zaman ulusal hareket görünüşte ama yalnız görünüşte bir genel halk hareketi karakteri kazanmaktadır. Ama bu hareket özünde her zaman burjuvazinin damgasını taşımakta ve her şeyden önce burjuvazi için yararlı ve onun tarafından özlenilir bir hareket olmaktadır.”

Sempozyumda ortaya çıkan bir diğer hatalı yaklaşım ise kendisini, sınıf hareketlerinin ulusal harekete yedeklenmesi noktasına varacak beyanlarının bayrak edinilmesini isteyen yaklaşımlar olmuştur.
Kürt ulusal hareketini, Kürt ulusal sorunun yegâne çözücü gücü ve muhatabı olarak tanımlayan bu yaklaşım, ülkemizde Kürt ulusal sorunun çözümü için Kürt ulusal hareketinin desteklenmesi gerektiğini öne sürmektedirler.

Elbette ki bizler, dönemsel taktik politikalar ve yönelimler bakımından ve bizim politikalarımızla, ulusal hareketin politikaları kesiştiği, “örtüştüğü” oranda ulusal hareketin söz konusu politikalarını desteklemeyi görev biliriz.

Ancak bu destek, Kürt ulusal hareketinin desteklenmesi biçiminde algılanamaz ya da böylesi bir destek bir sınıf hareketinden beklenemez. Desteklenen, desteklediğimiz ulusal hareketin demokratik talepleri ve bu demokratik taleplerinin ona kazandırdığı demokratik muhtevadır. Evet, desteklenen ve desteklenecek olan tamı tamına budur. Zira komünist önder Kaypakkaya’nın da Stalin’den yaptığı alıntıyla altını çizdiği gibi, “Bilinçli proletaryanın denenmiş olan kendi bayrağı vardır ve onun, burjuvazinin bayrağı altında safa girmesinin gereği olmaz”. Ve devamla Kaypakkaya şöyle söylemektir: “Milliyeti ne olursa bilinçli Türkiye proletaryası işçi ve köylü yığınlarını kendi bayrağı etrafında toparlamaya çalışacak, bütün emekçi sınıfların sınıf mücadelesine önderlik edecektir.” Bunun ötesinde ulusal hareketin desteklenmesine dönük taleplerin kabul edilemezliği ve kuyrukçuluğu orta yerde çırıl çıplak uzanmaktadır.

Evet, ezilen ulusun dil, kültür, ayrılma hakkını sonuna kadar savunmalı, bunu, genel mücadelemiz içerisinde, teorik ve pratik faaliyetimizin önemli bir parçası olarak ele almalıyız. Evet, ezilen ulusun bu haklı demokratik taleplerini desteklemeliyiz. Ve fakat onun burjuva önderlikli niteliği ve bayrağını elimize alarak dalgalandırmamız beklenmemelidir.

Sempozyumda öne çıkan önemli bir diğer başlı ise ülkemizdeki sınıfsal öznelerin, Kürt ulusal sorununa bugüne değin doğru-yeterli ve gerekli dikkati göstermedikleri, bu sorunu pratik bir politikanın sloganı haline getirmedikleri oldu. Son derece yerinde bir tespit olarak önümüzde duran bu eksiklik, aynı zamanda bir özeleştirinin zaruriliğinin de resmidir.

Kanımızca bu görevin layıkıyla yerine getirilmemesinde sınıfın öncülerinin, proletaryanın bilimsel ideolojisinin gereklerini yerine getirmemeleri belirleyici bir rol oynamıştır. Ve bu eksiklik daha fazla sürdürülemez, kabul edilemez… Tam da bu eksikliğin bir sonucudur ki bugün Kürt ulusal hareketi, Kürt ulusal sorununu çözmek için sahneye çıkabilmiştir.

Sempozyumda yapılan tartışmalar bir başka gerçekliğin daha tartışılmasını sağlamıştır.

Sosyalist bir bloğun olmadığı, burjuvazinin devrimci barutunu tükettiği, emperyalizmin dünyayı sarıp sarmaladığı günümüz tarihsel koşullarında yaşam bulmuş olan ulusal hareketlerin ve bu hareketlerin emperyalizm ya da bir başka gerici güçle dirsek temasında bulunması son tahlilde beklenen bir durumdur. Ve fakat alkışlanabilecek bir tutum katiyen değildir.

Eklemek gerekir ki, herhangi bir ezilen ulusun, ister emperyalist güçlerin isterse de bir başka burjuva-feodal iktidarın çıkarları ile örtüşmesinden ötürü, bağımsız bir devlet kurmaya yönlendirilsin, eğer ki o ezilen ulusun referandumundan ayrılma yönünde bir karar çıkar ise, bu o ulusun kendi kaderini tayin etmesi manasına gelir.
Elbette burada kurulacak devletin emperyalizmle daha başından kurmuş olduğu bağımlılık ilişkilerinden ötürü yarı-sömürge veya sömürge bir niteliğe sahip olacağından, ulusal sorun bir sömürge sorununa dönüşerek yol almaya deva edecektir.

Sempozyumda dikkat çeken bir yan da, Kürt ulusunun özgürce ayrılma hakkının tanınmadığı bir gerçeklik içerisinde, Kürt ulusunun ayrı devlet talebinden vazgeçerek özerk Kürdistan çizgisine geri çekilmesinin özgürce birleşme hakkının kullanılması olarak servis edilmesi oldu. Bunun trajik bir yanılsama olduğunu sanırız belirtmeye gerek yoktur.

Sempozyumda öne çıkan başlıklardan birisi, emperyalizm ve Türk hâkim sınıflarının çözüm ve tarihi fırsat olarak öne sürdükleri şerbete bulandırılmış kurşunların bir çözüm değil, bir ölüm fermanı ve tasfiye planı olduğu idi. Bununla birlikte Kürt ulusal hareketinin gelinen durumda emperyalizmle ve elbette onun yerel uşak iktidarı ile masaya oturmaya, barış imzalamaya hazır olduğu, ayrı devlet kurma hakkından vazgeçtiği ve bunu bizzat bu hareketin önderlerinin beyan ettikleri de öne çıkan diğer önemli başlık oldu. Burada, eşitsizlerin barışından yani ezenden yana bir barıştan söz edildiği gözden kaçırılmamalıdır.

Sonuç olarak;

Demokratik Haklar Federasyonu’nun, ülkemizdeki demokratik haklar mücadelesinin en önemli konu başlıklarından birisi olan “Ulusal Sorun”da; meselenin ülkemizde cisimleştiği “Kürt Ulusal Sorunu” ekseninde ele aldığı sempozyum, konu özgülünde, güncel çok ciddi bir ihtiyaca denk gelmiş ve konunun siyasi özneleri bakımından kayda değer bir panorama sunabilmiştir.

Ülkemiz devrimci hareketleri ve genel devrimci-demokrat-yurtsever kamuoyu nezdinde, “Kürt Ulusal Sorunu”nun kavranışı ve yine ulusal hareket üzerinden, ortaya çıkan pratik-politikalar ölçütünde kazandığı görünürlük, bu panaroma içerisindeki en önemli resimlerden birisidir. Sempozyum, bu bakımdan da ülkemiz devrimci, komünist kamuoyuna ciddi bir durum tespiti de sunabilmiştir.

Görülmektedir ki “Kürt Ulusal Sorunu”; “Türkiyeli devrimcilerin”, “Türk demokrat aydınlarının”, “Türk sınıf hareketlerinin”, artık kendilerinden coğrafi ve sosyolojik hiçbir bağı kalmamış bir başka gerçekliğin yani Kürt ulusal sorununun ve hareketinin, “desteklenmesi” veyahut bu zeminde “görevlerin, ödevlerin yerine getirilmesi” zemininde ele alınmaktadır. Gerek Kürt ulusal hareketi gerekse kendisini bu düzlemde değerlendiren siyasi özneler ya da sempozyumda bir ayrışım kategorisini işaret eden “sınıf hareketleri”, karşılıklı ilişkileri ve sorumlulukların değerlendirilmesini, büyük çoğunlukla, bu somut ayrışımda yapmaktadırlar.

Dolayısıyla ilgili yaklaşım sahiplerinin; ulusal sorunu, yine ilgili bölgede yani Kuzey Kürdistan’da, tamamen “sınıf mücadeleleri” dışında, yerele özgü ve kendilerinin hiçbir bağı bulunmayan bir mesele olarak kavradıkları gerçeği, çok ciddi bir ideolojik kırılmanın açık resmi olarak ortaya çıkmıştır.

Bu resim; üzerinde yaşadığımız siyasi coğrafyanın, millet temelinde yeniden bir sınırlaşmasının somut kabulü ve daha ilginci; bu sınırlaşmanın “Kürt” yakasını, “sınıf mücadelelerinden” bağımsız bir sosyolojik gerçeklik olarak kavramaları ve de ötesinde, sınırlaşmanın “Türk” yakasındaki “sınıf hareketleri olarak”, proletarya mücadelesini diğer yakanın “sınıf zemininden kopuk” mücadelesine endeksleyerek bir tanım aralığına kavuşturmalarıdır.

Tam da bu noktada sempozyum, anti-emperyalist, anti-feodal ve anti-faşist devrimci çizginin, ülkemiz siyasi coğrafi sınırları dâhilindeki her bir karış toprak parçasında, çeşitli milliyet ve inançlardan ülkemiz emekçilerinin, ezilenlerinin; bağımsızlık, halk demokrasisi ve sosyalizm yürüyüşünün tek kurtuluş sancağı olduğu gerçeğini, bilhassa, diğer devrimci ve reformist halk güçleri cephesinde tartıştırması bakımından da önemli bir işlevi yerine getirmiştir.

Kürt ulusal sorunu, Kürt ulusunun “ayrılma hakkına” kayıtsız şartsız sahip olmakla birlikte, çeşitli milliyet ve inançlardan ülkemiz emekçilerinin, emperyalizme ve uşaklarına karşı yürütecekleri mücadele içerisinde, kendi çıkarlarını gözeterek kullanacakları ve böylelikle “bağımsız bir ülkede özgür bir halk olarak yaşama” gerçekliğinde, devrimci bir çözüme kavuşabilecektir.

Demokratik Haklar Federasyonu, kısa bir zaman içerisinde, sempozyumu tüm içeriğiyle birlikte, dönemsel olarak süreci değerlendirmede temel bir başvuru niteliği olabilecek bir kaynak haline getirecek ve kitap halinde kamuoyuna sunacaktır.

Yanı sıra sempozyum, kısa zaman içerisinde bütünlüklü olarak, video formatında, sitemizde de yayımlanacaktır.