| “En Kötü Hapishane, Beynimizde Kurduğumuz Hapishanedir!” |
|
DERSİM (01.08.2009) - 9. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında, Reina Bê Kafe’de, “F Tipi Hapishaneler ve Tecrit” konulu bir panel düzenlendi. Panele, araştırmacı Cafer Demir, ölüm orucu gazisi Nihat Göktaş, avukat Selçuk Kozağaçlı, avukat Behiç Aşçı, HKM dönem sözcüsü Cihan Kaplan ve Demokratik Haklar Federasyonu temsilcisi Nurten Karataş, konuşmacı olarak katıldı.
Demir’den sonra söz alan Selçuk Kozağaçlı, F tipi hapishanelerin hiçbir hukuksal meşruluğunun olmadığını söyleyerek, sistemin kendi hukukunu dahi çiğnediğinden bahsetti. Bazı müvekkillerinin deneyimlerinden bahseden Kozağaçlı, konuşmasında, ölüm orucu direnişine de özel yer verdi. Kozağaçlı’dan sonra konuşan Nihat Göktaş ise, konuşmasının önemli bir kısmını istatistiki verilere ayırdı. 96 ölüm orucunun bilançosunu ve F tipi hapishanelerde, tecrit altında ölen ve yaralananların geniş bir istatistikî listesini sunan Göktaş, ayrıca kendi yaşadıklarından bahsetti. Göktaş’ın konuşması, zorlanarak yapmasına karşın, izleyenlerin yoğun ilgisiyle karşılandı. Göktaş’tan sonra söz sırası, Demokratik Haklar Federasyonu temsilcisi Nurten Karataş’a geldi. Karataş, Zazaca başladığı konuşmasında, kafenin diğer tarafında okey oynayan gençlerin olduğundan bahsederek, “Bu gençler de bizi dinlemeliydi. Bu gerçek, ancak böyle kavranabilir” dedi. Karataş: “Devrimciler güç kaybederse, ikiyüzlü politikalar güç kazanır” 19 Aralık Katliamı sırasında yaşanan vahşete değinen Karataş, “Şunu bilmek gerekir ki, uygulamalarından dolayı onlar güçlü değil, biz sessiz kaldığımız için onlar güçlü görünüyorlar. Bu ülkede devrimciler, komünistler ne kadar güç kaybederse, onların da ikiyüzlü politikaları o kadar yaşam bulur” diye konuştu. Gerçek hapishanenin dışarıda olduğunu söyleyen Karataş, “En kötü hapishanede, beynimizde kurduğumuz hapishanedir” dedi. Aşçı: “Tecrit, emperyalizmin son dönem politikası” Karataş’tan sonra, söz sırası avukat Behiç Aşçı’ya geldi. F tipi hücrelerin kuruluş tarihçesine değinen Aşçı, “Son dönemde emperyalizmin genel politikasının, kısaca ‘tecrit’ olduğu söylenebilir. Ülkeleri tecrit ediyorlar, örgütleri tecrit ediyorlar, tek tek kişileri, aydınları sanatçıları tecrit ediyorlar. Bunun hapishanelerdeki yansımaları da F tipi hapishaneleri oluyor.” dedi. 19 Aralık’ta diri diri yakılan 6 kadın devrimcinin ailelerinin cenazeleri teşhis edemeyişinin hikayesini anlatan Aşçı, “İşte 19 Aralık’taki vahşet bu boyuttaydı. Ama bugün şunu gururla söyleyebiliyorum, F tiplerine ilişkin hatırlanan şey vahşet değil. F tiplerine ilişkin hatırlanan direniş. Çünkü sürece damgasını vuran direniş olmuştur. Ölüm orucu dediğimiz, o büyük kitlesel, sıradanlaşan kahramanlık damgasını vurmuştur.” dedi.
Okuma yazma bilmeyen kadınların bile ölüm orucuna girdiğini anlatan Aşçı, “Şunu bilmek gerekir: Bu kahramanlık, evet, büyük bir kahramanlık. Ama ulaşılmaz bir kahramanlık değil. Ölüm orucu şehitlerinden biri, belki de sizler olabilirsiniz. Bunu bu kadar çok abartmayın. Kendim bu deneyimi yaşadığım için, bunu bu kadar rahat söylüyorum.” diye konuştu. Ölüm orucu direnişi neticesinde kazanıldığını ifade eden Aşçı, konuşmasının sonunda şunları söyledi: “Evet, kazandık! Sohbet hakkı denen o büyük hakkı kazandık! 10 kişinin günde iki saat sohbet edebilmesi hakkını kazandık. Diyeceksiniz ki, bu kadar büyük bir hak mı gerçekten. Yani 122 tane insan, haftada on kişinin günde iki saat bir araya gelmesi için değer miydi? Bir müvekkilimin ilk sohbete çıkışını anlatarak cevap vereyim. Şöyle anlatıyor: ‘Hapishanede yer olmadığı için bizi hapishane avlusundaki toprak sahada bir araya getirdiler. On kişi bir araya gelince ne yapacağımızı şaşırdık. Hemen birbirimize sarıldık, yerlerde yuvarlandık, sırt üstü uzandık, gökyüzünü seyrettik, bulutları, dağları seyrettik. Sonra birden bire gardiyanlar geldi, iki saatimizin dolduğunu söylediler.’ Düşünebiliyor musunuz? İki saatte tek kelime etmemişler.” diye konuştu. Panel, konuşmaların ardından yapılan, kısa soru-cevap kısmının ardından sona erdi. |





Dersimlilerin yoğun ilgi gösterdiği panelde, ilk olarak, “moderatörlük” görevini üstlenen Cafer Demir söz aldı. Demir, F tipi hücrelerin “tecrit” anlamına geldiğini ifade ederek, bunun insanlığa karşı işlenmiş bir suç sayılacağını söyledi. Demir, ayrıca, konuşmaların arasında söze girerek, konuşulanlar hakkında kendi yorumlarını sundu.
“Bu kahramanlık ulaşılmaz değil!”