dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
Tuncelili Kemal, Dersim’e "Terörü Bitirmeye" Geldi (!)

DERSİM (26.08.2010) - Dersimli’nin Dersimli olarak bildiği amma ve lakin kendisinin “Türkmen ve Akşehirli” olduğunu söyleyip, "olsam olsam ancak Tuncelilili olurum" dercesine, Dersim demekten ısrarla kaçınan Kılıçdaroğlu, “memleketindeydi”.

dhflogo2Onur Öymen’nin “Dersim’de analar ağlamadı mı” sözleriyle alevlenen 1938 tartışmaları sonrası Dersim'de söylediklerini Ankara’da unutan Kılıçdaroğlu, Seyit Rıza Parkı’nda kitleye hitap etti.

Tarihin bir ironisi mi, basit bir tesadüf mü bilinmez ama Seyit Rıza şahsında, katledilen tüm Dersimlilerin karşısına çıkıyordu Kılıçdaroğlu.

Van’da, Batman’da, Bingöl’de yaşadığı hüznü, Dersim’de atmaya geliyordu.

Hüzün öylesine derindi ki İstanbul’dan, İzmit’ten, Diyarbakır’dan, Elazığ’dan, Erzincan’dan Ankara’dan araçlar, otobüsler düşürülmüştü yola. Günler öncesinden CHP bayrakları ve pankartlarla donatıldı şehir. Can havliyle koşturuyordu ensesi kalınlar, açıklamalar yapıp partilerinin neferi olduklarını haykırıyorlardı. Rantın kokusu ulaşmıştı bir kez burunlarına, durmak yasaktı onlara.

Bir yana devletin ve CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal’in pankartını, bir yana 1938’de daha doğmamış ve Oğuz Tüklerinden olduğunu söyleyen ikinci Kemal’in pankartını büyük bir gururla asıyorlardı.

Yoldaşlarının, dostlarının, hemşerilerinin, ana karnında süngülenen çocukların kemiklerine basıldığını hissetti Seyit Rıza. Elazığ Buğday Meydanında asılmaya götürülürken Mustafa Kemal’e hitaben söylediği rivayet edilen sözleri tekrarlamak istercesine, çığlığını sessizliğine gömerek izliyordu bu manzarayı.

Her ne kadar Dersimli olmadığını ispatlamak için olmadık teoriler üretse de dinlemekte fayda vardı ikinci Kemal’i. Umut bu ya, bir kasetle CHP’nin başına gelen ve tarihin dile gelip acılarını haykırdığı böylesi bir ortamda en azından Dersim’de söyleyip Ankara’da unuttuğu sözleri hatırlardı belki.

Hayal Kırıklığı…

Bayraklar dağıtıldı hayırlı, altı oklu, yıldızlı hilalli. Hazırlıklar tamamdı. Beklenen an gelmişti. İkinci Kemal sahnedeydi. Toplananlar için her sözü önemliydi. Hayır diyeni de, boykot diyeni de, acaba ne söyleyecek diyeni de ordaydı. Etrafında pervane olan ensesi kalınları alarak arkasına başladı konuşmaya ikinci Kemal.

Dersimliler, "Dersim seninle gurur duyuyor" dedikçe ezberletilmişçesine, söylese koltuğu elden gidecekmişçesine itinayla ve ısrarla kaçtı Dersim demekten. Sadece bir defa atılan slogan sonrası ağzından kaçtı Dersim kelimesi. Kelimenin ağızdan firar ettiği öylesine belli oluyordu ki acemice toparlamaya çalıştı. Konuşması boyunca bu bir defalık hatayı örtmek, unutturmak için onlarca defa Tunceli dedi. Her Tunceli, hayal kırıklığını büyüttü Dersimliler’in. Miting alanını, umduğunu bulamamış biri edasıyla yavaş yavaş terk edenler oldu. Ama umutla bekliyordu Seyit Rıza. Yarım saate yakın konuşmasının sonuna geldiğinde "Sesteğinizi almaya geldim, destek verin evinize iş, aş götüreceksiniz"i defalarca tekrarlamak dışında iki şey söyledi…

Munzur… Genel AF…

Bu iki şeyi süsleyerek anlatıyor şimdi medya. "Munzur da barajları hep beraber engelleyeceğiz" cümlesini öyle bir söyledi ki, insanlar yanındakine dönüp Munzur mu dedi diye sormak zorunda kaldılar.

Nasıl yapacağını söylemediği, "evinize iş aş götürecekseniz" cümlesini defalarca kullanan ikinci Kemal’in, Dersim için onur ve yaşam kaynağı olan Munzur meselesine utanırcasına değinmesi başka bir hayal kırıklığıydı.

“Oy verin genel af getirelim” dedi, cümlenin böyle eksik kalacağını sonradan fark etmiş olacak ki arkasına “terörü biz bitireceğiz”i ekleyip derin bir nefes aldı.

Şimdi oturmuştu taş gediğine.

Peki nasıl bitirecekti “terörü” onu da söylemedi. Ama anladı Dersimliler. İkinci Kemal’in duyup adına da “terör” dediği şeyi TC’nin nasıl bitirdiğini iyi biliyorlardı.

1938’den kalmaydı yaraları sızım sızım sızlayan.

1994’lerden kalmaydı yaraları hala kanayan. Yakılan evlerinden hala duman tütüyordu. Bu defa o kabul etmese de, hemşerisi kabul ettikleri biri gelmiş, yine “terörü bitireceğini” vaaz ediyordu. Bu daha çok kanattı yaralarını. Büyüdü hayal kırıklıkları.

1938… O da ne, Ben Doğmamıştım ki…

Evet, doğmamıştı ikinci Kemal. Birinci Kemal kurduğu devletin kurucu partisi CHP’yle sefere çıkmıştı Dersim’e. O dönemi yaşamış bir Dersimli’nin ikinci Kemal gelmeden söylediği “hard survi, asme berzvi”  cümlesiyle anlattığı 38’e dair tek kelime etmedi Kılıçdaroğlu.

O dönem yaşamıyordu ve dahası ikinci Kemal’in lügatinde Dersim diye bir şey yoktu. Katledilenler Dersimli’ydi. Ama o ısrarla Oğuz boylarından gelme Tunceliliydi. Anlaşılmaz bir şey yoktu ortada. Kemalist ideolojiyle eğitilmiş ve son derece nitelikli devlet terbiyesi almış birinden başka ne beklenebilirdi ki. Ama umut işte… Bazen dipsiz bir kuyuda hayal kırıklığının adı oluveriyor.

İstifa Edenler Geri Döndü; Ne Değişti?

Mütahitler, işadamları bilcümle ensesi kalınlar CHP’ye geri döndü. Bunda bir beis yok. Eşyanın tabiiyeti gereği, yaşamın şaşmaz yasaları işliyordu. Tilki kürkçü dükkanına geri dönüyordu. Ama Onur Öymen’in sözlerinden sonra istifa eden seçilmişler de vardı geri dönen.

Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, Pülümür Belediye Başkanı Mesut Coşkun ve Nazimiye Belediye Başkanı Cafer Kırmızıçiçek.

Neden geri döndüklerine dair bir ipucu aradık titizlikle. Ama nafile, usta bir katilin titizlikle işlediği bir cinayet sonrasını andırıyordu manzara; kanıt yoktu. ‘Geçtik işte’ gibi bir şeydi fotoğraftan okunan.

“Dersim İkinci Kemal’le gurur duyuyordu” ama O Dersimlilerin gözlerine bakarak Tunceli diyordu, ısrar ve inatla.

Ne oldu peki, inkar etse de en azından Tuncelili olduğu aşikar Kılıçtaroğlu’nun gelişi yeterli miydi dönmeye. O zaman neden bu oyun.  Çıkıp açık yüreklilikle iki kelime etselerdi. Şu nedenden dolayı istifa ettik, şimdi bu nedenlerden dolayı geri dönüyoruz. Açıklama bekliyoruz...

“Doğmamış” Kılıçdaroğlu’na Dersim 38’den Mektup Var!

Sabırla, umutla dinlemişti Seyit Rıza ve 38. Belki iki kelam eder ; 38’in acılarına bakarak yaşamamışta olsa ö dönem için bir şeyler söyler diye. Karşılarında CHP’nin altı okuyla ikinci Kemal vardı. İşliyordu doğanın yasası. Zulmün, acının mimarı ve kurucusu bir partinin başında kim olursa olsun gerçeğin değişmeye hiç niyeti yoktu. Umuduna çığlığını boğduran tarih ayağa kalktı, acılarından ve onurundan süzülen sesiyle haykırdı:

“BEN SENİN HİLELERİNLE BAŞ EDEMEDİM BU BANA DERT OLDU. AMA BENDE SENİN ÖNÜNDE DİZ ÇÖKMEDİM BU DA SANA DERT OLSUN.”