| Ankara Üniversitesi Meclisi Yapılan Basın Açıklamasıyla Gelinen Son Süreci Değerlendirdi |
|
ANKARA (07.12.2008) - DHF'nin de içerisinde yer aldığı Ankara Üniversitesi Meclisi'nin bugün (07.12.2008) saat 14.00'te Mülkiyeliler Birliğinde yaptığı basın açıklamasının metnini aynen yayınlıyoruz.
İlgili kamuoyunun yakından bildiği gibi, Ankara Üniversitesi’nde Yemekhane işçilerinin yaşadığı haksızlıklara bir son verilmesi ve üniversite mensuplarının kaliteli, sağlıklı ve düzenli yemek yiyebilmesi amacıyla yaklaşık iki aydır mücadele ediyoruz. Bu mücadele, işçilerin, DİSK/OLEYİS sendikasının, öğrencilerin ve akademisyenlerin ortak mücadelesidir. Bu mücadele, Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nün yasal sorumluluklarını kabul etmeyerek yemekhanelerdeki yasadışı uygulamaları ve haksızlıkları taşeron şirketlerin bir sorunu olarak görmesi nedeniyle giderek şiddetlenen bir seyir izlemiş ve çaresiz kalan işçilerin yemekhane işgaliyle tüm kamuoyuna mal olmuştur. Direnen işçilerin yeni taşeron şirkette işbaşı yaptırılmasından başka bir talebimizin olmamasına rağmen bir bilgi kirliliği yaratılarak, direnişi örgütleyenlerin kabul edilemez talepler öne sürdüğü iddiaları ortaya atılmıştır. Hatta Rektörlük tarafından akademisyenlere gönderilen bir açıklamada, işçi temsilcileri ile yapılan görüşmelerde, taşeron firmanın istihdam edemediği yemekhane işçilerinin üniversitede temizlik hizmeti veren taşeron firmada istihdam edilmesi için güvence verildiği belirtilerek, hocalarımız yanlış bilgilendirilmiştir. Bizlere böyle bir güvence verilmemiştir. Taşeron şirketin istihdam edemediği işçilerin temizlik firmasında istihdamı için elimizden geleni yapacağız denilerek, bunun için kesin bir güvence vermelerinin mümkün olmadığı da ayrıca vurgulanmıştır. 17 gün süren yemekhane işgali boyunca, sorunun çözülmesi için, öğrenciler, işçiler, akademisyenler ve DİSK yönetimi her yolu denemiş, TAMSOFRA adlı taşeron şirketin ve Rektörlüğün yetkilileriyle görüşmeler yapmak için sayısız girişimde bulunulmuştur. Buna karşılık, konuyla ilgilenen Rektör yardımcıları işi başlarından atmak ve direnişin, sorun çözülmeden sona ermesini sağlamak için her yolu denemişler, taşeron şirket yetkilileri ile görüşmemize engellemek için çaba harcamışlardır. Yemekhane’ye polis baskınının yapılmasından 10 saat önce Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin 149. kuruluş günü kutlamasında Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal TALUĞ ile bir görüşme fırsatı yakalanmış ve sorunlar anlatılarak talebimiz kendisine aktarılmıştır. Rektör, emekten yana bir kişi olduğunu, sorunun çözülmesini ve işçilerin işbaşı yapmasını istediğini ifade ederek, 6 Aralık Cuma günü Şirket yetkilileri ile görüşme yapılması için konuyla ilgili danışmanıyla görüşülmesini istemiştir. Rektör danışmanı Argun Karacabey’le yapılan görüşmede Cuma günü bir toplantı yapılması kararlaştırılmıştır. Bu görüşme işçilerin işe alınacağı umudumuzu artmıştır. Ancak, görüşmenin yapılacağı günün sabahında saat 04.30 sularında polis baskını gerçekleştirilmiştir. Yüzlerce Polis, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nilgün HALLORAN‘ın nezaretinde Cebeci yerleşkesinin etrafını kuşatmış, yemekhanede bekleyenlere herhangi bir uyarı dahi yapmadan zırhlarıyla, silahlarıyla ve gaz bombalarıyla donanmış bir şekilde yemekhanenin arkasındaki demir kapıyı da kırarak içeriye girmişlerdir. Bu baskınla yemekhanedeki işçiler ve öğrenciler elleri kelepçelenerek yaka paça gözaltına alınmıştır. Arkadaşlarımızın gözaltına alınmasından sonra, yemekhane direnişine destek olan öğrencilerin bazıları okul girişinde, bazıları derslerinden çıkarılarak bazıları da Ankara sokaklarında yakalanarak gözaltına alınmışlardır. Gözaltına alınan DİSK/OLEYİS Örgütlenme uzmanı, yemekhane işçileri ve öğrenciler “kamu binasını işgal, zorla ve tehditle çalışmayı engelleme” suçunu işledikleri iddiasıyla savcılık tarafından sorgulanmış ve tutuklanma istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilmişlerdir. Mahkeme arkadaşlarımızı Cuma günü akşam saat 22.30’da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmıştır. Rektörlük, başından beri sergilediği basiretsiz tutumuna ve hatalarına bir yenisini daha ekleyerek, iki aydır bekleyen ve görüşmeler yoluyla çok kolay çözülebilecek olan yemekhane sorununa çözüm bulmak yerine baskı ve şiddet uygulamayı tercih etmiştir. Ankara Üniversitesi’ndeki taşeron şirketlerin işçi haklarını gasp etmesi, aylarca maaşlarını vermemesi, kaçak işçi çalıştırması, düzensiz ve sağlıksız yemek çıkarması karşısında aylarca sessiz kalan Rektörlük yetkilileri, hakkını arayan emekçilere ve onlara destek olan öğrencilere karşı şiddet kullanmak da dahil her türlü yolu denemekte sakınca görmemiştir. Arkadaşlarımızın gözaltına alınmasından sonra, kamuoyunda büyük bir infial oluşmuş ve rektörlüğün üniversiteyi polis işgaline alması ve işçilerle öğrencileri gözaltına aldırması öğretim üyelerimiz, öğrencilerimiz, sendikalarımız, meslek odalarımız, emekten yana siyasi partilerimiz ve diğer demokratik kitle örgütleri tarafından protesto edilmiştir. Baskından sonra gösterilen tepkileri ve uyarıları dikkate almadığı anlaşılan Rektörlük yetkililerinin, yeni gerginlikler yaratacak uygulamalara hazırlandığı duyumları alınmaktadır. Rektörlük, yemekhane işçilerinin mücadelesine destek veren öğrencileri, soruşturmalarla, özel güvenlik görevlileri ve polis baskısıyla yıldırmaya hazırlanmaktadır. Buradan rektörlük yetkililerini bir kez daha uyarıyoruz: Üniversite yönetiminin öğrencileri soruşturmalarla tehdit etmesi daha kapsamlı tepkilere yol açacak ve sorunları daha da içinden çıkılamaz hale getirecektir. Ankara üniversitesinde yürüttüğümüz mücadele, Rektörlüğün her şeyden ve her durumdan para kazanmak için uğraşan taşeronların insafına terk ettiği yemekhane işçilerinin haklarının alınması ve Ankara üniversitesinde kaliteli sağlıklı ve düzenli yemek hizmeti sağlanması mücadelesidir. Ankara Üniversitesi yönetimi gerginliği ortadan kaldırmak ve sorunsuz bir üniversite ortamı yaratmak istiyorsa yapılacak ilk iş direnen yemekhane işçilerinin işbaşı yapmalarını sağlamaktır. Değerli katılımcılar, değerli basın emekçileri, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’n Ankara Üniversitesi’nde polis baskınının yaşandığı gün yaptığı açıklama sorunların kaynağını ortaya çıkarması bakımından ibretlik bir açıklamadır. “Özgür ve Güvenli Üniversite Projesi” olarak adlandırılan projede üniversitelerin ticarethaneye dönüştürülmesine karşı çıkan öğrenciler psikolojik sorunları olan insanlar olarak değerlendirilmektedir. Kurulduğu günden beri üniversitelerin ticarethaneye dönüştürülmesine hizmet etmiş olan YÖK’ün AKP tarafından atanan Başkanı, bu projesiyle üniversitedeki sorunlara hangi anlayışla yaklaştığını bir kez daha ortaya koymuş bulunmaktadır. AKP, hakkını arayan köylüye, taleplerini dile getirmek için meydanlara çıkan işçilere hangi pencereden bakıyorsa YÖK de, üniversitelerde haksızlıklara karşı çıkan öğrencilere, akademisyenlere ve işçilere aynı pencereden bakmaktadırlar. Bugün tüm dünyada ve ülkemizde yaşanan ekonomik krize çare olarak büyük şirketlerin ve bankaların zarar görmemesi için tedbirler alma telaşına düşen AKP Hükümetinin YÖK’ü üniversitelerimizde yaşanan soruna çözüm bulacak anlayışa ve iradeye sahip değildir. Değerli katılımcılar değerli basın emekçileri, Uzun yıllardır aralıksız uygulanan ve bugün AKP eliyle yürütülen neoliberal politikalar, kamu hizmeti anlayışının terk edilmesine yol açmakta ve tüm kamu kurumlarının verdikleri hizmetleri parasal kazanç kaynağı olarak görmelerine neden olmaktadır. Üniversitelerdeki taşeronlaşma sorunu da dahil olmak üzere tüm sorunların çözümü konusunda yapılması gerekenler gayet açıktır: Üniversiteleri ticarethaneye dönüştüren uygulamalar terk edilmelidir. Üniversiteler, öğretim üyelerinin, öğrencilerin ve üniversite çalışanlarının daha fazla kar etmek amacıyla çalıştırıldığı yerler olmaktan çıkarılmalıdır. Üniversiteler, bilim üreten kurumlar olacaklarsa, taşeronlardan; akademisyenlerin ve araştırma görevlilerinin projeler kapsamında çalıştırılarak para için çalıştırılması uygulamalarından vazgeçilmelidir. Taşeronların üniversitelerden sökülüp atılması bu yönde atılması gereken ilk adım olarak ele alınmalıdır. Bizler mücadeleye “Bilim Yuvasında Köle Çalıştırılamaz” diyerek başladık. Ancak mücadele sürecinde görülmüştür ki üniversitelerdeki sorunların tamamı birbiriyle bağlantılıdır ve bu sorunlar ancak ve ancak yönetim anlayışında köklü bir değişim yapılarak çözülebilirler. Bunu sağlayacak güç, küçük bir örneği Ankara Üniversitesinde yaratılmış olan güçtür. Kapitalist sömürü düzenine karşı olan, emekten ve demokrasiden yana mücadele eden ve dağınık halde bulunan, siyasi partilerin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, akademisyenlerin ve öğrencilerin bir araya gelmesiyle yarattığımız bu model tüm ülkede uygulanabilir. Kapitalizmin küresel krizinin yükünün halkımızın sırtından atılması için dağınık halde bulunan halk muhalefetinin birleştirilmesi zorunludur. Üniversiteler bu birleşmeye öncülük etmelidir. Bunun için tüm üniversitelerdeki akademisyenlere, öğrencilere ve işçilere sesleniyoruz. Bilim yuvasında köle çalıştırılamaz. Üniversitelerdeki sömürüye ve kanunsuzluklara sessiz kalmayın, bir araya gelin, karşı çıkın. Ankara Üniversitesinde yaratılmış olan mücadele modeli, tüm üniversitelerde yaratılabilir. Ankara Üniversitesi yemekhane işçileri için yürüttüğümüz mücadele, bundan sonra daha güçlü ve etkili bir şekilde devam edecektir. Öncelikli talebimiz işsiz bırakılan yemekhane işçilerinin bir an önce işbaşı yapmalarının sağlanmasıdır. Bayramdan sonra daha kitlesel ve sonuç alıcı eylemler örgütleyeceğimizi şimdiden ilan ediyor, herkesi mücadelemize destek vermeye çağırıyoruz. Bu mücadelede bizlere destek olan tüm sendikalara, siyasi partilere, meslek odalarına demokratik kitle örgütlerine teşekkürlerimizi sunuyor, halkımızın kurban bayramını kutluyoruz. ANKARA ÜNİVERSİTESİ MECLİSİ |


