dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
DHF'lilere Yönelik İşkence Davasının İlk Duruşması Görüldü

İSTANBUL (02.12.2010) - 1 Mayıs 2009'da DHF ve DGH'lilere yönelik gerçekleştirilen işkenceleri görüntülerle belgelenen işkenceci polis ve amirlerine yönelik açılan davanın ilk duruşması bugün görüldü.

02.12.2010istanbulİşkenceye uğrayan üyelerine destek için davayı takip eden İstanbul DHF örgütlülüğü, "İşkence görüntüleri devletin gerçek yüzüdür" açıklamasında bulundu.

2009 1 Mayıs’ında kaba dayak işkencesinden geçirildikten sonra gözaltına alındıkları kayda bile geçirilmeden karakola götürülüp gözaltında tutulan Öztürk Aladağ ve Naciye Kaplan avukatları aracılığıyla açtıkları işkence davasının ilk duruşması bugün görüldü.

Taksim'de 1 Mayıs 2009 tarihinde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında polislerin işkencesine maruz kalan Öztürk Aladağ ve Naciye Kaplan'ın şikayeti üzerine açılan davanın ilk duruşması bugün görüldü. Beyoğlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen İlk duruşmaya davacılar Öztürk Aladağ, Naciye Kaplan ile tutuksuz yargılanan sanık polisler ve Emniyet Müdürü Gökhan Özsavaş’da katıldı. Demokratik Haklar Federasyonu da davayı takip etti.

Beyoğlu Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 5 polis ve bir polis amiri hakkında 'işkence' ve 'kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak' suçlamasıyla açılan davanın ilk duruşması yapıldı.

Duruşmada tutuksuk 6 sanıktan 4'ünün ifadesi alındı. Dönemin Çevik Kuvvet Şube Müdürü Gökhan Özsavaş, ifadesinde, "Olay sırasında Beyoğlu'nda değildim. Şişli tarafında görevliydim." diyerek kendisini aklamaya çalıştı. Diğer 3 sanık da kendilerine yöneltilen suçu kabul etmedi.

Aladağ ve Kaplan’ın avukatlığını yapan Meral Hanbayat ve Mihriban Kırdök olay gününe ilişkin basından alınan işkence ve kaba dayak görüntülerini mahkemeye sundu. Mahkeme heyeti görüntülerin incelenmesi ve duruşmaya gelmeyen diğer iki şüphelinin getirilmesi talebiyle duruşmayı 17 Şubat 2011 tarihine erteledi.

Göstermelik bir davadan öteye geçemeyecektir

Aladağ ve Kaplan’a destek sunmak ve davayı takip etmek için duruşmaya üyeleri ilen katılan Demokratik Haklar Federasyonu duruşmanın ardından basın açıklaması yaptı.  Bu davanın da diğer davalar gibi göstermelik bir dava olacağını ifade eden DHF İstanbul örgütlülüğü, “İşkence devletin sistematik bir uygulamasıdır. Dönem dönem dozajı düşse de, hiçbir zaman terk edilmeyen bir yöntemdir.” açıklamasında bulundu.

DHF adına yapılan açıklamada şunlara vurgu yapıldı: “Ülkemizde yaşanan son gelişmeler ile ciddi bir bilgi kirliliği yaratılarak, genel olarak halkın bilinci bulandırılmaktadır. Özellikle AKP ile devletin içinde diğer bir etkin güç olan Kemalistler arasında yaşanan iktidar kavgasından kaynaklı olarak yaşanan tutuklamalar, görevden almalar demokrasi sosuna bulandırılarak, devletin demokratikleştiği, insan hak ve hürriyetlerin geliştiği yönünde bir görüntü yaratılmaya çalışılmaktadır.

İnsanlar düşüncelerinden kaynaklı tutuklanmakta

Bu ülkede insanlar hala düşüncelerinden kaynaklı tutuklanmakta, baskı görmektedirler, kendi anadillerini konuşamamaktadırlar, kendi dini inançlarını özgürce yaşayamamaktadırlar. Bu ülkenin hapishanelerinde tutsak olanlar tecrit zulmüyle her gün işkence görmektedirler. İşçiler sendikalaştıkları için, insanca yaşamak istiyoruz dedikleri için işten atılmaktadırlar. Töre ve namus adı altında kadınlar öldürülmekte, failleri ise korunup en az cezaya çarptırılmaktadır. Bu nasıl demokrasidir ki, hayatımızı cehenneme çevirmektedir.

İşkence görüntüleri devletin gerçek yüzüdür

İşkence devletin sistematik bir uygulamasıdır. Dönem dönem dozajı düşse de, hiçbir zaman terk edilmeyen bir yöntemdir. Hatırlanacağı gibi 2009 1 Mayıs’ında kolluk kuvvetlerinin “geçen senelere göre daha ‘makul’ bir ‘şiddet’” uyguladığına, örneğin gaz ve tazyikli su dışında herhangi bir araç kullanmadığına, sahtekârca övgüler dizilirken; duyarlı bir mahalle sakininin kameralarına takılan görüntüler, kolluk güçlerinin pervasız şiddetini ve gerçek yüzünü teşhir ediyordu.

Bugün başlayan göstermelik davadan bir sonuç çıkmayacaktır. Patronların ve ağaların elinde oyuncak olan yargıya güvenmiyoruz, bağımsızlığına inanmıyoruz. Çünkü devlet on yıllardır halka karşı suç işlemekte ve işlediği suçların üstünü örtmektedir. Örneğin; 10 yıl önce “hayata dönüş” katliamında yaşamını yitiren 28 devrimci tutsağın katilleri elini kolunu sallayarak dolaşmaktadır.

Kemal Türkler davası zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle rafa kaldırılmış, katili aklanmıştır. Hrant Dink davasındaki pervasızlık devletin katillerini korumaktaki kararlılığını ve yargının “bağımlılığını” gösteren son örneklerden olmuştur. Yanı sıra düzmece belgelerlerle “KCK üyesi” olmakla itham edilen binlerce BDP’li hala tutuklu bulunmaktadır.

Muğla’da sokak ortasında, polis tarafından katledilen üniversite öğrencisi Şerzan Kurt’un davası da aynı akıbete uğramaktadır. Sadece Deniz Gezmiş’i, Mahir Çayan’ı ve İbrahim Kaypakkaya’yı andıkları için onlarca insanımız yargılanmaktadır. Örnekler uzayıp gitmektedir. Fakat karşımıza çıkan tek gerçek devletin sistematik saldırısı ve çarpıtmaları olmaktadır.

Demokrasinin geliştiğini söyleyenler yalan söylüyor. Bu ülkeye halktan yana bir demokrasi ancak devrimle gelecek. Demokrasi bizim için bir devrim sorunudur. Emperyalizmin uşağı olan faşist hakim sınıflar, halk için asla demokrasi istemezler. İşçilerin, köylülerin temel ittifakı ile tüm halkın kendi iktidarı için verecekleri mücadelenin meyvesi halk demokrasisi olacaktır.