dgh-kurultay-banner
yerel-yonetimler-site-yayinda
İsrail Terörü, Yıldönümünde Kitlesel Bir Şekilde Lanetlendi!

İSTANBUL (28.12.2010) - İsrail, iki yıl önce "Dökme Kurşun" adını verdiği ve 1400 kişinin öldüğü, 5300 kişinin de yaralandığı saldırının yıl dönümünde, Demokratik Haklar Federasyo'nun da içinde yeraldığı İsrail'e Karşı Boykot Girişimi, 27 Aralık günü Taksim’de bir basın açıklaması düzenledi.

dhflogo2Taksim Tünel'de biraraya gelen kurumlar basın açıklaması için  Taksim Tramvay Durağı'na kadar yürüdü.

Yürüyüşte sıksık "Katil ABD, Filistinden Defol", "Filistine Özgürlük", "Kahrolsun İsrail Siyonizmi", "Nato'nun Füze Kalkanına Hayır", "Yaşasın Hakların Kardeşliği", "Bıji bıratiya gelan", "Filistin’e özgürlük, İsrail’e boykot" sloganları atıldı.

Galatasaray Lisesi önüne gelindiğinde Breziyalı karikatürist Carlos Latuff bir konuşma gerçekleştirerek, Türkiye'de yaşayan halkların İsrail'i boykot etmek için daha çok nedene sahip olduğunu belirtti.

Latuff, herkese İsrail ürünlerini ve İsrail'e destek veren firmaları boykot etme çağrısı yaptı. Latuff, "Biz sanatçılar olarak İsrail'e karşı boykotun içinde yer alı yoruz. Bunu da kendi sanatımızla  ifade ediyoruz" dedi.

İsrail'le diplomatik ilişkilerin kesilmesi ve ABD ile ortaklığın sona erdirilmesi gerektiğini söyleyen Latuff, "Kahrolsun İsrail!" diyerek konuşmasını sonlandırdı.    

Yürüyüş sonunda, Filistin İçin İsrail'e Karşı Boykot Girişim'i adına Ayça Şebnem Çakır basın açıklaması okundu.

Açıklama şöyle:

İsrail’le tüm ikili ilişkiler kesilsin!

Filistin’e Özgürlük, İsrail’e Boykot!

İsrail, iki yıl önce bugün, Gazze’ye topyekûn bir saldırının ilk bombardımanına başlamıştı. Siyonist devletin dünyanın gözü önünde 22 gün süren bu saldırısı, arkasında 1.400’ün üzerinde ölü ve 5.300’ün üzerinde yaralı bırakarak Gazze’yi bir enkaza dönüştürdü. On binlerce Filistinli evsiz kaldı ve yüz binlercesi okulunu, geçim kaynağını, sağlık hizmetini ve en temel yaşamsal ihtiyaçlarını kaybetti.

Bu saldırı hâlâ sürüyor. Gazze’ye uygulanan abluka dört yıldır sürüyor ve biteceğine dair bir işaret bulunmuyor. Gazze açık hava hapishanesi açlık, işsizlik ve çevre felaketleri gibi sorunlarla cebelleşiyor.

İsrail Siyonizmi, yasadışı yerleşimlere, katliamlara, toprak gasplarına, uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerine devam ediyor. İsrail komşu ülkelere saldırmaktan da geri durmadı. 2006 yazında Lübnan'ın harap edilmesi ve Türkiye'den havalanan savaş uçaklarının Suriye topraklarını bombalaması hafızalardadır. Bu suçlarına karşılık İsrail hiçbir yaptırımla karşılaşmadı. Tam tersine ABD'nin, Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin ve gerici Arap rejimlerinin desteğini almaya devam etti. Askeri ve ekonomik ilişkiler geçici dalgalanmalara karşın ilerletildi. Kimi zaman gündeme gelen diplomatik krizler, sert sözler, sözlü kınamalar bu desteği gizlemeye yönelik bir kılıf olmanın ötesine geçmedi.

Erdoğan geçen ay Pakistan'da şöyle konuşmuştu: “Eğer uluslararası sularda bir yardım konvoyuna denizden havadan birileri saldırabiliyorsa, bunlar bu gücü nereden alıyor? Bunu sormamız lazım.” Biz de soruyoruz o zaman: İsrail'i 1949'da tanıyan ilk Ortadoğu ülkesi hangisidir? Filistin'i, Lübnan'ı harabeye çeviren İsrail pilotlarının eğitim gördüğü Konya Ovası hangi ülkededir? İsrail'in ticaret yaptığı ülkeler listesinde ilk onda olan tek Ortadoğu ülkesi hangisidir? Heron casusluk uçaklarına paraları sayan hangi hükümettir? İsrail’i saldırdığı ülkelerin direnişinden koruyacak Füze Kalkanı’na onay veren hangi hükümettir?

Tayyip Erdoğan, Mavi Marmara gemisine saldırarak 9 insanı katleden ve basit bir özür dilemeyi dahi reddeden İsrail’e bu gücü, bu cesareti verenin kim olduğunu merak ediyorsa Dışişleri Bakanlığı’na, Savunma Bakanlığı’na, TSK’ya, İsrail’le ilişkide olan sermaye gruplarına, örneğin Batı Şeria’daki yerleşimleri finanse eden Denizbank’a bakmalı. Ve bir de dönüp aynaya bakmalı.

İki yıl önce Gazze saldırısı başlatıldığında kınama açıklamaları yapan AKP hükümeti, “ulusal çıkarlar” söylemine sarılarak İsrail’le silah alım anlaşmalarını yeniliyordu. O günden bugüne Türkiye-İsrail ilişkileri sözde gittikçe kötüleşti. Hükümet ve yandaşları Tayyip Erdoğan’ın “Bir dakika” demesiyle övündü. Ancak İsrail’den Heron casusluk uçaklarının satın alınmasında, askeri personelin İsrail’deki eğitimleri sürdürülmesinde, ekonomik ilişkilerin sürdürülmesinde, İsrail’in OECD’ye üye kabul edilmesinde bir dakika dahi tereddüt edilmedi.

AKP hükümeti, ABD’nin de ertelemekten yana olduğu bazı askeri tatbikatların ertelenmesini yaptırım diye yutturmaya çalışırken, olası bir emperyalist-Siyonist saldırı karşısında İran’ın elini kolunu bağlamayı hedefleyen NATO Füze Kalkanı’nın Türkiye’ye kurulmasını kabul etti. Böylece daha ileri bir düzeyde perçinlenen ABD emperyalizmi ve Siyonizm ile işbirliğinin çatışan kanatların üstünde bir devlet politikası olduğu tescil edildi.

Türkiye’nin BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı UNRWA'ya yıllık katkısı sadece 500 bin dolarda kalırken, İsrail ile yıllık ticaret hacmi 3 milyar doları aştı. Bankacılık, tarım, turizm ve enerji alanlarında Türkiye sermayesinin İsrail’le ilişkileri en hareketli dönemini yaşadı. Bu durumda İsrail’in AKP hükümetine borçlu olduğu şey özür değil teşekkürdür.

Ancak, İsrail’e yönelik sözlü bir tepkinin bir karşılığı olmadığı gibi, İsrail’in sözlü olarak pişmanlık belirtmesinin de bir karşılığı olmayacaktır. İsrail 1948’deki kuruluşundan bu yana tırmandırarak sürdürdüğü işgal, sömürgecilik ve apartheid siyasetinden ancak somut yaptırımlarla vazgeçirilebilir. Böylesi bir yaptırım da sözle değil ikili ilişkilerin kesilmesine yönelik somut adımlarla olur. Filistin halkının çağrısıyla İsrail’e yönelik her alanda boykotu savunan bir kampanya 2005’ten bu yana dünya çapında gittikçe yaygınlaşarak örgütlenmektedir. BDS, yani “Boykot, Yatırımların geri çekilmesi ve Yaptırımlar” olarak bilinen bu kampanya, somut bir yaptırım için İsrail ile ikili ilişkilerin kesilmesini talep etmektedir.

Bu çağrıya Türkiye’den katılan bizler de boş efelenmelerin, özür ve tazminat talep etmenin İsrail’i durdurmadığını aksine İsrail’e verilen desteği gözden kaçırmaya hizmet ettiğini görüyor; İsrail saldırganlığını frenlemenin öncelikli koşulunun İsrail ile ikili ilişkilerin kesilmesi olduğunu biliyoruz. Emperyalizme ve Siyonizm’e karşı halkların kurtuluşundan, kardeşliğinden ve barıştan yana tüm güçleri de ilişkilerin kesilmesi çağrısını yükseltmeye, her alanda boykotu yaygınlaştırarak hayata geçirmeye davet ediyoruz.

Gazze ablukasının kaldırılması için

İsrail ırkçılığını durdurmak için

Filistinli mültecilerin yurtlarına geri dönmesi için

Batı Şeria ve Gazze'nin işgaline son vermek için

İsrail vatandaşı Filistinlilere uygulanan ırk ayrımcılığına son vermek için

Filistin ulusunun kendi kaderini tayini için

İsrail'le tüm askeri, ticari, diplomatik, akademik, kültürel ilişkilere son verilsin!

Eyleme Demokratik Haklar Federasyonu, Alınteri, Barış Derneği, EHP, Emek ve Özgürlük Cephesi, ESP, FHDD, Halkevleri, İstanbul Tabip Odası, Kaldıraç, Öğrenci Kolektifleri, Partizan, PDD, Sosyalist Gelecek, Sosyalist Parti, TKP ve destekçi kurum olarak da BDSP katıldı.