Ana Sayfa Eylül 2009 İskenderun’un Tarım İşçileri: “Emeğe Açılım Yok!”

Demokratik Haklar Federasyonu

İskenderun’un Tarım İşçileri: “Emeğe Açılım Yok!”

HATAY/İSKENDERUN (26.09.2009) - Hatay’ın İskenderun ilçesinde, varoş mahallerden kalkıp sebze toplamaya traktör, kamyon kasalarında veya biraz şanslı olanları panelvan arkasında gelen işçilerle kısa söyleşiler yaparak, yaşadıklarını öğrenmeye çalıştık.

26.09.2009iskenderunBu sırada, yaşantılarını yalnızca onların anlatımlarıyla anlayamayacağımızı gördük. Ve biz de, onlarla birlikte, birkaç gün işe koyulduk.

Kamyonetin kasasında, on onbeş işçiyle birlikte, patlıcan toplayacağımız tarlaya doğru, şafak vakti düştük yola. Her zaman şiirsel bir romantizmle andığımız şafağa, işçilerin sövgüler düzdüğünü görmemiz, şafağa ilişkin bütün estetik duygularımızı öldürecekti nerdeyse.

Bindiğimiz kamyonetteki işçilerin –gariptir ki- hepsi kadındı. Hepsi Kürt’tü ayrıca. Hani şu son günlerde haklarında “açılım” yapılan halkın evlatları… Kadın olmalarının bindirdiği yük de, Kürt olmalarının bindirdiği de, işçi olmalarının bindirdiği de okunuyordu yüzlerinden.

Tarlaya geldiğimizde, işçiler önce kendi aralarında kimin, nereye gideceğini organize ettiler. Bu bitince, herkes, elinde bir çuval, daldı sebzelerin arasına. Biz de, onların arkasından giderek, dolan çuvalları kamyonetlerin alabileceği bir yere taşıyorduk. Bunları işveren alıp, kendi evine boşaltıyor, ekstra masrafı çıkmasın diye de çuvalları geri getiriyordu.

Saat 9 civarında, ilk sırayı tamamlayan işçiler kısa bir kahvaltı yaptılar. Biz de bu sırada yanlarına oturup, hangi konuları konuştuklarını dinliyorduk. İşin zorluğundan bahsediyorlardı, bir de ıslanıp hasta olma ihtimalinden…

Kahvaltı bittikten sonra, giderek daha fazla zorlayan güneşin altında, öğle saatine kadar çalışmaya devam ettik. Yaklaşık 3 ton sebze toplamıştık. Öğle yemeği için işçiler, öbek öbek ayrıldılar. Önceleri bizi tanımadıkları için çekingen yaklaşan işçiler, yemek vakti olunca, bizi de zorla yemeğe oturttular. Yemek sırasında onlarla sohbet etme imkanı da bulduğumuz için, bu anı sabırsızlıkla bekliyorduk zaten.

Bu işin yevmiyesi 17 TL!

Yemek sırasında öğrendik ki, bu işe biçilen yevmiye 19 TL. Fakat 2 TL’si, bizi getiren aracıya gidecek. Böylece elimize 17 TL geçecek. Biz bu ücretin oldukça düşük olduğunu söyleyince, oradaki bir işçi bize karşı çıktı. Fakat onun karşı çıkmasıyla, bütün işçilerin ona karşı çıkması da bir oldu. Hepsi bir yandan, geçimin ne denli zor olduğundan, bu kadar paraya aslında çalışılmayacağından ama mecbur olduklarından bahsetmeye başladılar. Böylece sohbet, “emek-sermaye çelişkisi”ne kadar evrilme imkanı buldu.

Öğle yemeği bittikten sonra, bir süre daha sebze topladık. Sonra da sıra, sebzeleri kasalayıp istiflemeye geldi. Tüm işçiler, sebzeleri çevreleyecek biçimde oturdular. Ve kasaları doldurmaya başladık. Bu kasalar kısa süre sonra, değişik şehirlere, o işçilerin pek çoğunun bir türlü görme imkanı bulamadığı şehirlere doğru yolculuğa çıkacaktı.

Öğle yemeği sırasında, işçilerle kısa sohbetler yaptık. Bu sohbetler, klasik bir röportaj tarzında değildi, olamazdı. Çünkü orada, bir gazeteciden daha fazla, onların mesai arkadaşıydık.

Hayriye: “İşimden memnun olmayıp da ne yapacağım!”

Yaptığımız sohbetlerin ilki, 18 yaşında ve kendi tabiriyle “ev kızı” olan, yani okula gitmeyen Hayriye’yle oldu. Hayriye, okumak istediğini ama babası ve ağabeylerinin buna karşı çıktıklarını anlattıktan sonra, “Ben başarılı bir öğrenciydim. O yüzden öğretmenlerim bile görüştü onlarla. Ama yine de okutmadılar işte” diyor. “Yaptığın işten memnun musun?” sorusuna ise, “Memnun olmayıp da ne yapacağım” diye yanıt veriyor.

Behice: “Fabrika bile lise diploması istiyor”

25 yaşında olan Behice ise, yevmiyeyi çok düşük bulduğunu söyleyerek, geçen sene yaptıkları küçük çaplı grevi anlatıyor. Behice’nin anlattığına göre, bu grev sonucunda kendileri kazanmış ve ücretlerinde bir miktar artış sağlanmış. Behice de, tıpkı mesai arkadaşı Hayriye gibi okumamış. Nedenini sorduğumuzdaysa, önce derin bir iç çekerek, şunları söylüyor: “Maddi imkansızlıklar yüzünden okuyamadık. Sadece ilkokulu okuyabildim. Ama fabrika gibi yerler için lise diploması istiyorlar. Biz de mecbur burada çalışıyoruz.” Sohbetimizde ayrıca, Behice’nin zorunlu göçle geldiğini de öğreniyoruz.

Recep: “Emeğe açılım yok, yapacakları da yok!”

Behice’den sonra, yaz tatilinde çalışmaya gelen 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Recep’le sohbete başlıyoruz. Recep’le biraz daha açık konuştuk ve ona direkt “Emeğinizin gasp edildiğini düşünüyor musun?” diye sorduk. “17 TL gibi sembolik bir ücretle çalışmamız, emeğimizin gasp edildiğinin apaçık kanıtıdır” diyen Recep, “8-10 saat boyunca, 35-40 derece sıcağın altında bayağı zorluk çekiyoruz. Ama eğitim giderlerini karşılamak, okumaya devam edebilmek için mecburuz.” diyerek durumunu anlatıyor.

Devletin emekçilere yönelik bir şey yapıp yapmayacağını sorduğumuzdaysa, şu cevabı alıyoruz: “Her şeye açılım yapsalar bile, emeğe açılım yok! Kimsenin bunu yapacağı da yok!”

Bu sohbetlerden sonra, tekrar çalışmaya koyulduğumuzda, artık sohbetleri aklımızda tutacak halimizin bile kalmadığını anlamış olduk. Ve şaşırdık, onların direncine.

Emeği tanımanın neden önemli olduğunu da, ancak bu haber için onlarla birkaç gün çalıştıktan sonra anlayabildik. Sizin de derdiniz emekle tanışmak ise eğer, bu haberi okumak yetersiz kalacaktır.