| Boykot Cephesi Gazi Mahallesi’nde Panel Yaptı |
|
İSTANBUL (04.09.2010) - Boykot Cephesi bileşenleri hazırladıkları çalışma programı kapsamında Gazi Mahallesi’nde boykot gündemli panel gerçekleştirdi.
İlk sözü BDP temsilcisi aldı. BDP temsilcisi “Üç beş ay içerisinde damdan düşer gibi milletin önüne bir anayasa değişikliği konuldu. Buna rağmen yaptığımız girişimler hükümet tarafından bir karşılık bulmadı. Hükümet tüm önerilerimize kulaklarını tıkadı. Ve kendi bildiğini okudu. Bunu da özgürlükler anayasası olarak ilan ediyor.” diyerek, konuşmasının devamında “Örnek olarak seçim barajının temsilde adalet için kaldırılmasını, ya da makul seviyelere indirilmesini istedik, hayır dediler. Biz farklı bir dile, kültüre sahibiz buna dönük bir şey var mı? Hayır. Sadece KCK operasyonlarında binlerce arkadaşımız tutuklandı bunlara ilişkin bir şey var mı? Hayır. Peki, biz bu anayasa değişikliklerinin neyine evet diyelim” dedi. İkinci olarak söz alan ESP temsilcisi ise, anayasa tartışmalarının günlerdir ülkenin politik bir meselesi, gündemi olduğunu, bunun da evetçilerin-hayırcıların yarattığını, devrimcilerin, demokratların ise bu politik sürece boykot cephesinden yanıt olmaya çalıştığını belirtti. ESP temsilcisi anayasa değişikliği üzerinden yaşananların aslında kliklerin iktidar kavgasından ibaret olduğunu, halkların taleplerinde zerre kadar olumlu bir yanının olmadığını ifade etti. Bahçeli’nin “oyunuzun rengi ne olursa olsun mutlaka sandığa gidin kullanın” sözüne atıfta bulunarak. “Bu referandumda aslında sistem kitleleri yeniden kendine bağlamayı hedeflemektedir” dedi. Üçüncü olarak DHF temsilcisi söz aldı. DHF temsilcisi AKP’nin yapmaya çalıştığı anayasa değişikliğini demokrasi, ilericilik gibi kavramlarla maskeleyerek yaptığını bunda da azımsanmayacak bir başarı elde ettiğini, kitleleri ciddi ölçüde etkilediğini, öyle ki bir kısım devrimci, demokrat, ilerici kesimlerin dahi bu yanılsamalı politikadan etkilediğini görmek gerektiğini belirtti. DHF temsilcisi ülkemizdeki siyasi iktidarın tüm kliklerinin dayandığı sınıfsal tabanlarına değinerek “Anayasa referandumu ile toprak ağası ve komprador burjuva sınıflarının temsilcisi olan bu kliklerin bir taraftan klik çıkarları nedeniyle çatışırken, bir taraftan da halkın bağrında gelişen ilerici, devrimci dinamikleri de bertaraf ederek sistemin kendisini tekrardan üreterek, iktidarlarını yeniden tesis etmeye çabaladıklarını” vurguladı. Bugün AKP’nin emperyalist efendisi adına bölgemizde üslendiği uşaklık görevine değinerek, Anayasa referandumuyla AKP’nin emperyalist efendisinden aldığı görevleri daha iyi ve sorunsuz bir şekilde yerine getirmeyi hedeflediğini bundan başka da bir şey olmadığını, CHP ve MHP’nin ise iktidardaki paylarını AKP’ye kaptırma korkusuyla hayır dediklerini belirtti. Ardından 4. Olarak söz alan Partizan temsilcisi, yapılan değişikliklerin 82 anayasasına uygun olduğunu, dolayısıyla referanduma götürülmesinde bir sakınca olmadığını, bizzat 82 anayasasıyla var olan anayasa mahkemesinin kendisinin onayladığını vurgulayarak, “82 anayasası üzerinden bina olan anayasa mahkemesinin onay verdiği bu değişikliklerin yeni bir şey olmadığı bu kararla daha başından belli olmuş oluyor” dedi. Partizan temsilcisi son bir yılda Kuzey Kürdistan’da yaşanan savaşa ve işçilerin emekçilerin maruz kaldığı saldırılara değinerek, 12 Eylül darbesinin yapan ve halka zulmedenlere karşı olduğunu söyleyen AKP’nin, hükümet olduğu son bir yılda neredeyse darbe sürecinde yaşanan saldırıların yaşandığının altını çizerek, gerçek tablonun AKP’nin ikiyüzlülüğünü ortaya koyduğunu söyledi. 5. olarak söz alan TÖP temsilcisi yapılan her değişikliğin çok büyük boyutlarda emekçilerin katledilmesi olarak yaşam bulduğunu belirterek “ bizim Boykot Cephesini kurmadaki amacımız ezilenlerin, emekçilerin cephesini oluşturmaktır” dedi. Anayasa değişikliklerinin sistem temsilcileri tarafından kendiliğinden yapılmadığını, darbeden bu yana kesintisiz bir şekilde bu güne kadar süren emekçilerin ve ezilenlerin mücadelesi sonucu olduğunu, çünkü sistemin halkın sistem dışına çıkmasını istemediğini, bundan dolayı da sistem dışına çıkma eğilimi olan kesimlerin önünü kesmek için bu şekilde bir değişikliği ihtiyaç duyduğunu söyledi. Son olarak DÖH temsilcisi söz aldı. DÖH temsilcisi devletin Kürtlerle yürüttüğü savaşta başarısızlığının sonucu olarak bu değişikliği yapmak zorunda kaldığını söyledi. Sandıktan ister evet çıksın ister hayır çıksın 13 Eylül’de Boykot Cephesi yeni bir demokratik anayasa için mücadele yürütmezse kitlelerin yeni bir anayasa isteminin törpüleneceğini söyledi. Verilen aranın ardından soru cevap bölümünde sorulan sorulara ilk cevap vermek için ilk sözü BDP temsilcisi aldı. “Anayasalar nasıl hazırlanmalı” ve boykot tutumlarına ilişkin gelen sorulara BDP temsilcisi verdiği cevapta “bizler anayasaların toplumsal mutabakatla yapılmasını savunuyoruz. Toplumsal mutabakatla yapılmayan anayasaları bizler zaten savunmuyoruz” dedi. Boykota ilişkin ise “biz, ne kadar boykot, o kadar demokrasi diye bakıyoruz bu boykot çalışmalarına” dedi. “Neden bir anayasa taslağı Boykot Cephesi tarafından hazırlanmadı” sorusuna cevap veren ESP temsilcisi şöyle dedi “bu zaten asgari ortaklıklarla bir araya gelmiş bir cephedir. Devamlılığı da burada olduğu gibi 13 Eylül’den sonrada tartışılacak” diyerek, üstünde ortaklaşabilecekleri bir anayasa taslağı hazırlamalarının pek mümkün olmadığını ifade etti. “Dersim’de DHF neden Boykot Cephesi’nin yaptığı mitinge katılmadı” sorusuna yanıt veren DHF temsilcisi “Dersim’de ki duruma ilişkin bilgim yok. Ancak İstanbul’da yapılacak olan mitinge 1 Eylül dünya barış günü ile birleştirilmesinden dolayı katılmıyoruz” dedi. DHF temsilcisi 13 Eylül’den sonra oluşan bu birlikteliğin devamı ile ilgili gelen soruya ise, Boykot Cephesi bileşenlerinin hepsinin olaylara ve olgulara yaklaşımda aynı frekanstan bakmadıklarını, ittifak politikalarında dar grupçu anlayışların baskın gelerek, birliklerin, dar örgütsel çıkarlara kurban edildiğini söyledi. Türk hâkim sınıflarının, Kürt Ulusal hareketinin dayatmasıyla anayasa da değişiklikler yapmak zorunda kalmıştır” yaklaşımlarına DHF temsilcisi verdiği cevapta “böyle bir baskı, basınç olsaydı, bu basıncı manipüle etmek, basıncı yapan kesimleri aldatmak, avutmak için Kürt sorununa dair ufak da olsa bir değişiklik yapılırdı. Buna dair bir şey yoktur. Dolayısıyla da bu anayasa değişikliklerinin Kürt hareketinin basıncıyla yapılmadığı ortadadır. Anayasa referandumu esas olarak emperyalizmin bölgesel hegemonik politikaları ve emperyalizmin ülkemizdeki uzantıları konumundaki hâkim sınıfların iktidar dalaşından kaynaklıdır” dedi. “Kürt sorunu bu ülkenin baş sorunudur” yaklaşımlarına da cevap veren DHF temsilcisi “biz böyle düşünmüyoruz. Evet, Kürt sorunu bu ülkenin önemli bir sorunudur. Ancak baş sorunu değildir. Biz bu ülkenin baş sorununun sınıfsal kurtuluş mücadelesi anlayışına yaslanan ve demokratik halk iktidarını hedefleyen, ezilen sınıfların sömürüye ve zulme karşı bayraklaştırdıkları sınıf mücadelesi olduğunu düşünüyoruz” dedi. Panel, diğer panelistlerinde gelen sorulara verdikleri cevaplardan sonra sona erdirildi. |




Açılış konuşmasında 12 Eylül’de yapılacak referanduma değinilerek evet-hayır seçeneği dışında boykot cephesinin oluşturulduğu vurgulanarak şöyle denildi “boykot tavrının, “evet” diyenler hayır diyenlere, hayır diyenler ise evet diyenlere yarayacağını söylüyorlar. Bütün bu aldatmacalara hayır diyoruz. Bizim cephemiz düzen kliklerine karşı emekçilerin, ezilenlerin cephesidir” denildi.